şükela:  tümü | bugün
10 entry daha
  • her ne kadar romandan uyarlama bir filmi romandan bağımsız değerlendirmek sakıncalı olsa da –zira zannımca görselliğin tek yönlü ve alımlama çeşitliliğine ve bu ölçüde yoruma göreceli olarak daha az yer bırakması düşünüldüğünde, okuma eylemi ile, öznelliğimizde, bizzat kendimiz tarafından yarattığımız imajınasyonlarla ortaya çıkan hissiyat çok daha zengin ve yoğundur- bu hikaye film versiyonunda en azından benim için çok acı bir hikayedir ve cinsiyetçi bir yorumu barındırır. bu acı betty’nin seçiminden – ya da bu şekilde seçmek zorunda kalışından ileri gelir. tabii bu seçim bilinçli bir seçim değildir. betty gündelik hayatın sıradanlığında kendi sürekliliğini kendi normalliğini kurmakta “başarısız” olur. halbuki bunun için çok istekli, çok eylemlidir. ama nedense kuramaz. başkalarının yarattığı ve dayattığı sürekliliği değiştiremez, kıramaz. ve bu durumun yarattığı acıyı ve öfkeyi şiddete dönüştürür. bu şiddet en basit tabak kırmalardan, etrafı yıkıp yakmalardan başlar, insanlara saldırmalara varır, büyür büyür ve çaresiz betty en sonunda şiddetini kendisine yöneltir. evet betty birilerini rehin almamış, birilerini öldürmemiş, başını büyük belalara sokmamış, en şiddetli eylemlerden geri durmuştur. bu yeterince potansiyeli olmadığından ya da istemediğinden değil ama bu aşamada onu dizginleyen yatıştıran ve ona bir normallik/süreklilik ve sevgi sunan zorg’un varlığından ileri gelir. peki bu arayış, betty’nin çabası, kendini gerçekleştirmek ve kendi doğrultusunda gitmek gibi basit düzeyde varoluşsal bir ihtiyaçtan mı ileri gelmektedir? belki biraz ama tamamıyla değil. betty’de daha yoğun olan başka bir şey, bir tepkisellik, bir hiddet, bir öfke vardır. onun normalliğini bozan. bunu ise filmin başında birkaç replikte belirtilen betty’nin erkeklere olan kızgınlığına bağlayabiliriz. çünkü betty’deki kopuş noktası yada birikimin ipuçları en azından filmde sadece buralarda verilmektedir. erkekler yada belirli erkekler –eski patronu, kitabı yayınlamayan editörler- onun için hep engeller yaratmış, hep sorun çıkarmıştır. ama ya zorg? zorg ise onu başka bir düzeyde anlamış, sorunlarını gidermiştir. bu yüzden çabaları hep zorg içindir. işte bu yüzden bence bay ve bayan izleyiciler arasında bu hikayeye duyulan hissiyatlar çok farklıdır. en azından ben betty’e yada betty’yi kurgulayan yazara beslediğim büyük kızgınlığı bu şekilde açıklayabiliyorum. betty arzuları ve öfkesiyle kendini yavaş yavaş sonlandırırken işi gene zorg bitirmiştir. yine erkeklerin dünyasında zorg sevgisinden ve muhtemelen betty’ye iyilik yaptığını mı düşünerek betty’yi noktalamıştır. yine “en cesur”, en “direk” tepkiyi, kendi doğrusunda zorg vermiş, betty’nin eyleme dökemeyerek yada eylemini yönlendiremeyerek kendisine yönelttiği şiddetini zorg kendi şiddeti ile sonlandırmıştır. zorg’a kızmalı mıyız? belki evet belki hayır. ama jean jacques beineix’e kısmen philippe djian’a ise tamamen kızmalıyız.
93 entry daha