şükela:  tümü | bugün
  • size fenerbahçe tarihinde yeri çok ayrı bir kişilikten bahsetmek istiyorum. hemen hiç kimsenin ismini bilmediği ama fenerbahçeli sporcularının ve çalışanlarının hayatlarına bir şekilde dokunmuş, samandıra tesisleri'nin çaycısı hüseyin'den, ya da diğer adıyla "olmaz mı hüseyin"den bahsetmek istiyorum.

    hüseyin 1999 yılında eşi ve 2 bebeği ile birlikte istanbul'a yerleşmiş ve bir tanıdığı vasıtası ile fenerbahçe tesislerindeki çay ocağında çalışmaya başlamıştı. hayata daima pozitif bakan hüseyin, kısa sürede hem çalışanların hem de tüm sporcuların sevdiği ve de sempati beslediği bir kişi olmuştu.

    tesislere herkesten önce gelir ve çay ocağını açardı. neden erkenden geldiğini sorduğumuzda "kapıdan ilk giren "çay var mı?" diye sorduğunda yok dememek için," diye cevap verirdi.

    hüseyin'i diğer tüm çaycılardan ayıran özellikleri vardı. gördüğü herkese selam vermesi ve bunu yaparken devamlı gülümsemesi kalpleri ısıtırdı. hiç unutmayız, tuncay şanlı çok takılırdı hüseyin'e. "hüseyin çay var mı?" diye sorardı. hüseyin hiç aksatmadan hep aynı cevabı verirdi: "olmaz mı tuncay bey".

    tuncay’dan sonra bayrağı alex almıştı. hüseyin’in “olmaz mı alex bey” cevabı takım içinde bir espri kaynağıydı.

    alex’in gidişine en çok üzülenlerden birisi de o olmuştu. yapacak bir şey yoktu. fenerbahçe takımı bir oyuncudan büyüktü.

    herkese beyli hanımlı konuşurdu. ailesi onu okutamamıştı ama zaten saygı sadece okulda öğrenilecek bir şey de değildi. hüseyin saygıda asla kusur etmezdi.

    hayata karşı hep olumluydu. bunun en büyük örneğini 3 temmuz sürecinde göstermişti. aykut kocaman ile birlikte samandıra'da düşen yüzleri kaldıran, moralleri yükseltmek için canla başla çalışanların başında geliyordu. o dönemler geride kaldıysa hüseyin'in emeği asla yadsınamaz.

    çayı tavşan kanı yapardı. bir içtiniz mi başka hiçbir çayı beğenemezdiniz. "insan yaptığı işte en iyi olmalı," derdi. "gidip başka yerde daha iyi bir çay içerseniz üzülürüm."

    futbolculara da nasihat ederdi. özellikle de gençlere. "çalışın, en çok siz çalışın. allah çalışana güç kuvvet verir."

    arada rahatsızlanırdı hüseyin. "havalardan herhalde," derdi. en yorgun olduğu, en rahatsız olduğu anlarda bile herkese gülümserdi. meğer kansermiş hüseyin. bizim moralimiz bozulmasın, performansımız etkilenmesin diye söylememiş bize. o kadar da değer verirdi fenerbahçe'ye. personel müdürü durumu öğrenince çağırmış, tedavi için yardım edeceklerini söylemiş. reddetmiş. "parayı altyapıdaki çocuklara verin bana vereceğinize," demiş. olay hüseyin'e sürekli takılan, onu çok seven aziz yıldırım'ın kulağına gitmiş. bizzat çağırmış odasına hüseyin'i. kulüp olarak tüm tedavi masraflarını karşılayacaklarını söylemiş. "allah razı olsun başkanım," demiş hüseyin. "allah korusun ama bana bir şey olursa karım çalışır didinir bakar çocuklarıma, beceriklidir. sadece çocukların fenerbahçe'de top oynamaları için yardımcı olursanız bana yeter."

    aziz yıldırım kati reddetmiş. en iyi hastanede tedavi olacağını, en iyi doktorlara görüneceğini, çocuklarının en iyi okullara gideceğini söylemiş. iletişim bilgilerini almış ve personel müdürüne talimatları vermiş.

    hüseyin'in hastalığı ilerleyince tesislere gelmez olmuştu. sporcular anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. o geçen sene kaybedilen maçlar işte tam da o döneme denk gelmişti. tesislerde o günlerde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. herkesin bir gözü çay ocağındaydı, hüseyin geldi mi diye bakıyorlardı.

    işin aslını öğrenen sporcular sonunda hep beraber hastaneye gitmeye karar verdiler. moral vermek için. tüm sporcuları yatağının başucunda gören hüseyin'in gözleri dolmuştu. öksürük krizine girmeden önce "en büyük fenerbahçe" diyebilmişti. durumu iyi değildi, fark etmiştik. maalesef o geceyi çıkartamamıştı hüseyin. bir fenerbahçe efsanesi olarak cennete gitmişti. bize desteğini cennetin en güzel köşesindeki vıp tribününden yapacaktı.

    fenerbahçe yönetimi hüseyin'in vefatının ardından her gün çalıştığı çay ocağının kapısına onun anısına "olmadı hüseyin" yazan bir tabela asmıştı. anısı sonsuza dek tesislerde yer alacaktı.

    bugün samandıra'dan içeri girdiğinizde hemen sağ tarafınızda göreceğiniz takım fotoğraflarına yakından bakarsanız hemen hepsinde elinde çay tepsisi ile gülücükler saçan hüseyin'i görebilirsiniz. tüm fenerbahçe camiası için yeri hiç unutulmayacak bir kişilik olmuştur hüseyin.

    hüseyin'in iki oğlu da bugün fenerbahçe altyapısında fenerbahçe'nin başarısı için ter döküyor. biz onların kadıköy'de sahaya çıkacakları günü dört gözle bekliyoruz.

    nur içinde yat hüseyin, olmaz mı?

    edit: "gerçek mi bu?" diye sorular geliyor. benzer hikayeler için: (bkz: gurlino'nun kisa hikayeleri)

    edit 2: ihtiyaç doğduysa net belirteyim: hikaye elbette kurgu. sözlükte yazdığım diğer tüm hikayeler gibi. olumlu/olumsuz tüm geri dönüşler için teşekkürler.
5 entry daha