şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
15833 entry daha
  • size kafatasınızın içinde aslında birbirinden ayrı bilince ve zekaya sahip iki farklı beyin taşıdığınızı söylesem? bu cümle şu an size garip gelebilir ama izin verin açıklayayım.

    dünya üzerindeki her insanın beyni, aslında iki tanedir. beyninizi oluşturan iki yarım küre, sizi ‘siz’ yapan özellikleri paylaşır ve her biri bu görevin yarısından sorumludur. görüşünüzü ve buna bağlı olarak hareketlerinizi ikiye bölüp paylaşırlar ve sizi bu şekilde kontrol ederler. sol yarım küre vücudun sağ tarafının, sağ yarım küre de sol tarafın kontrolünden sorumludur.

    normal şartlar altında beyin, iki yarım küre arasındaki sinirler aracılığıyla iletişim kurar. böyle durumlarda biz iki beynimiz olduğunu anlamadan, sanki tek bir beyin tarafından yönetiliyormuşuz gibi sorunsuz bir hayat süreriz. ancak bu bağlantılar kesilebilir. bir zamanlar epilepsi hastalarını tedavi etmek amacıyla uygulanan bu yöntem, bize beynin hiç tanık olmadığımız bir yönünü gösterdi. ikinci beynimizi.

    kafamızın içindeki ikinci ‘biri’

    beyin, fiziksel olarak tam ortadan ikiye bölündüğünde bile başlangıçta sorunsuz olarak çalışmaya devam ediyordu. her yarım küre kendi üzerine düşen görevi aynı şekilde yerine getiriyor ve bunları yaparken bir yandan da onu kontrol eden yanındaki beyne tüm olayları rapor ettiğini düşünüyordu. fakat zamanla bazı insanlarda ufak tefek aksaklıklar çıkmaya başladı. sağ elleriyle aldıkları kıyafetleri sol ellerinin beğenmediği durumlardan şikayetçi olmaya başladılar. öyle ki, sol eller genel olarak hemen her şeye muhalefet olmaya meylediyor, bu durum da epilepsi hastaları için çekilmez bir durum haline geliyordu. bu durum üzerine yapılan çalışmalar sırasında tanık olunanlar ise hayli garipti.

    öncelikle şunu tekrar edeyim; beynimizin sol tarafı dünyayı sağ gözümüzden görür ve vücudumuzun sağ tarafını kontrol eder. konuşma merkezimizin bulunduğu sol yarım küremiz de sağ gözümüz üzerinden bizi yönetir. sağ beynimizde böyle bir merkez bulunmadığı ve yanındaki küreyle iletişemediği için tamamen dilsizdir ve kendini diğer beyne -ve dolayısıyla bize- ifade edemez. yani şöyle özetleyebiliriz, sağ beyne (yani sol göze) bir obje gösterip sol beyne (yani sağ göze) ''ne görüyorsun?'' diye sorduğumuzda kişiden alacağımız cevap: ''hiçbir şey?!'' olacaktır. çünkü konuşma merkezinin olduğu beyin hem gerçekten bir şey görmemiştir hem de diğer beyinden ‘bir şey gördüğü’ yönünde sinyal almamıştır.

    farklı bir örnekle durumu daha da karmaşıklaştırabiliriz. hastamız sol eliyle (sol beyninden gizli olarak) bir eşyayı tutup sağ eline verirse, akabinde de biz bu hastaya ''o eşyayı neden tutuyorsun?'' diye sorarsak sol beyin, en iyi yaptığı şey olan 'mantıklı bir açıklama üretme' görevini yerine getirir ve sağ elin tuttuğu eşyayla ilgili bir hikaye uydurur. mesela bu obje bir rubik küpse ''ben hep bunlardan bir tane çözmek istemişimdir'' şeklinde, o objenin oraya nasıl geldiği hakkında hiçbir fikri olmadığı halde kendince mantıklı bir açıklama yapma ihtiyacı hisseder.

    aslında beynimiz yalan söylemez. sadece bir savunma mekanizması olarak bazı şeylerin neden olduğunu söylemek sol beynin işidir. ‘açıklama üretme’ işini üstlenen sol beynimiz, karşılaştığı olaylar için yeterli ön bilgiyi alamadığı durumlarda, çözüm olarak geçmiş tecrübelere dayanarak bir hikaye ‘uydurur’. yani aslında bunu sağlıklı her beyin yapar ve üzerine düşünürseniz sizin de yaptığınızı fark edeceksiniz.

    başka bir deneyde ayrılmış beyinlere sahip hastaların iki eliyle aynı anda yazı yazabildiği, çizim yapabildiği ve bunları ‘aynı anda’ ve ‘muntazam’ bir şekilde yapabildiği görülmüştür. üstelik beyinler birleşikken böyle yetenekleri olmadığı halde. veya ''en sevdiğin renge ait bir objeyi seç'' komutuna iki farklı renkle karşılık verebilir bu iki beyin.

    şimdi biraz toparlarsak, beynimizi ortadan ikiye böldüğümüzde iki farklı beynimiz oluyorsa, bu aslında bizim şu an kafatasımızda ‘başka bir bilinc’e daha sahip olduğumuz anlamına mı geliyor? veya beyinleri bölünmüş insanların hangi beyni ‘gerçekten’ onun kendi beyni?

    konuşan beyni seçmek kolay, çünkü kendini ifade edebiliyor ve başından geçen her şeyle ilgili bir fikri var. bu durumu da süslü hikayelerle destekleyebilir. fakat oralarda bir beyin daha aynı soruları duyuyor, aynı şeyleri görüp aynı -ya da benzer- tepkileri (kendince) veriyor. ayrıca mesela sağ beynimizin, sol beynimizin yapamadığı bir özelliği var. yüzleri sadece sağ beynimiz tanıyabiliyor. o sol beyinle iletişim kurmadan annemizi, babamızı ve daha önceden tanıdığımız hiçkimseyi tanıyamayız. dünya üzerindeki her insan yabancıdır. her zaman.

    şimdi de tüm bu bahsettiklerimiz üzerine bir teori üretelim.

    mesela bu ‘iki beyin olayı’ aslında ‘kesme işlemi’nden sonra oluşmadı. yani bizim ayrı bir bilince, zekaya sahip sağ beynimiz, her insanda her zaman böyleydi. sadece ‘başka bir seçeneği olmadığından’, kendini bize çok da fazla ifade edemediğinden bir çeşit gizli yoldaş oldu. sol beynin kontrolüne boyun eğdi ve onun komutlarını ve ‘uydurma hikayelerini’ sessizce dinleyip durdu. yani eşit şartlarda yaşamaya başladıkları bu yolda konuşma yeteneğine sahip olan sol beyin daha çok hayatın merkezinde kendine yer buldu, sağ beyin de buna razı oldu.

    şu an bu yazıyı kafanızın içinde okuyan iki kişi var. ikisinin de bu yazı hakkında fikirleri var ve sol beyniniz, (her zaman yaptığı gibi) ya bu yazıyı sonuna kadar reddedip size ''`ya ne saçma şey, olur mu öyle iki beyin falan? bir taneyim ben ve bu hep böyleydi`'' şeklinde şeyler söylüyor ya da sağ beyninizden gelen sinyalleri dinleyip ''acaba olabilir mi?'' demeye başlıyor.

    yani özetle, asgari şartlar sağlanmış iki beyinli hastalar, vücutlarını yöneten iki farklı beyniyle de duyabilen, anlayabilen, hatta cevap verebilen iki kişiyle yaşıyor. beyniniz tamamen size ait değil. siz, iki kişisiniz.

    not: bu yazı, şurada daha önce bahsettiğim hücrelerimizle ilgili yazının devamıdır. okumadıysanız bir de oraya göz atmanızı tavsiye ederim. :)
23741 entry daha
hesabın var mı? giriş yap