şükela:  tümü | bugün
314 entry daha
  • önedit: değerli arkadaşlar, yazının en başında "yazdığım her şey mutlak doğrudur şeklinde bir iddiam yok" yazmışım. hepsi tamamen kendi tecrübelerime dayanarak yazdığım şeyler. burada sanki akademik bir çalışma yapmış, makale yazmışım gibi yazdıklarım üzerinden bana laf sokmaya çalışmayın. "orası yanlış burası yanlış hebele hübele" diyorsanız doğrusunu yazın amk. yeter ki bana mesaj atmayın artık.

    ---------------------------------------------------------------------

    ekşi sözlük tarihinin los angeles hakkında yazılmış en ayrıntılı entrysine, hatta en ayrıntılı gezi rehberine hoş geldiniz. bu şehre gitmeyi düşünenler veya gitme hayali olanlar atsınlar fava. şehir hakkında sorusu olanlar özelden ulaşsın. fakat şunu belirteyim; yazdığınız sorunun cevabı entry'de bulunan bir şeyse direkt entry numarasını atarım. gerçi trump türk vatandaşlarına da ban getirirse bu yazdıklarımın birkaç seneliğine bir anlamı kalmayacak ama olsun, sonuçta trump da gidecek bir gün.

    bu şehirde epey uzun vakit geçirdim, dolayısıyla kendi tecrübelerimi ve önerilerimi paylaşacağım. yazarların katılmadığı düşünceleri olabilir, özel mesajdan hakaretler yağdırmaktansa entry olarak doğrularını yazsınlar diyorum onlara da. daha önce karşılaştığım bir durum çünkü. yazdıklarım yanlışsa ve siz daha iyisini biliyorsanız düzeltin, benim "yazdığım her şey mutlak doğrudur" şeklinde bir iddiam yok.

    başlayalım;

    öncelikle şunu söyleyeyim, ben bu şehre gitmeden önce bu başlıktaki tüm entryleri okudum. gidinceyse bambaşka bir şehirle karşılaştım. dolayısıyla ilk tavsiyem, dünyadaki herhangi bir şehre gidecekseniz ekşide yazılanları okuyun ama çok takılmayın. hatta hiç takılmayın. örneğin los angeles hakkında sayfalarca çok tehlikeli yazılmış. gitmeden önce "ulan ben manyak mıyım seçe seçe bu şehri seçtim yaşamak için" dedim, fakat alakası yok be kardeşim. los angeles'ın turistik yerleri türkiye'nin her şehrinden on kat daha güvenli. güvenlik meselesini takmayın kafanıza.

    bildiğim ne varsa yardırıyorum şimdi, zaman zaman edit olarak aklıma gelenleri de ekleyebilirim;

    - öyle avrupa gibi güzel binaların olduğu, tarihi eserlerin bulunduğu bir yer beklemeyin. öyle new york gibi bir yer de beklemeyin. sikimsonik bir latin amerika şehrine benzeyen bir yerle karşılacaksınız. dolayısıyla los angeles'ın turistik hiçbir değeri olduğunu düşünmüyorum. yani görmezseniz hiçbir şey kaybetmeyeceğiniz bir şehir. eğer amerika turu falan yapıyorsanız burayı atlayın direkt, onun yerine new york'a gidin, new orleans'a gidin, san francisco'ya falan gidin. hatta miami bile görmeye değer ama kanımca los angeles'ın görmeye değer hiçbir yeri yok.

    he "sen niye gittin o zaman amını siktiğimin" diye soracak olursanız, ben amerika'da uzun vakit geçirecektim ve planlarıma uyan tek şehir burasıydı (konumu itibariyle).

    - los angeles tek bir şehir değildir. 88 tane küçük şehrin birleşimidir. bu küçük şehirlerin hepsinin kendi belediyesi, polisi, itfaiyesi falan vardır.

    buna genelde los angeles county denir ve insanlar los angeles dediğinde bu kocaman county'yi kasteder aslında. bunun nüfusu 18 milyon civarıdır.

    eğer şehirdeki bir los angeleslıya "los angeles'a nasıl giderim" derseniz, size downtown'ı gösterecektir. yani aslında los angeles denilen şehir sadece downtown bölgesi kabul edilir, onun nüfusu da 3 milyon. tabi bu durumu sikleyen olmaz genelde. los angeles denince hep county kastedilir.

    - los angeles, ispanyolcada "melekler" demektir. "melekler şehri" demek değildir. melek kelimesinin ispanyolca tekili angel, çoğulu angeles şeklindedir. başındaki los kelimesi ise tekil eril artikel olan el kelimesinin çoğul versiyonudur.

    los angeles kelime anlamı olarak melekler demek olduğu için los angeles'a "melekler şehri" denir. ingilizcede de city of angels denililir bunun için.

    - los angeles'ın iki şekilde telâffuzu var, biri "los encılıs" şeklinde, diğeri ise "los encıliiiiz" şeklinde. bunların ikisi de doğrudur, hangisinin doğru olduğu konusunda bir görüş yoktur.

    fakat şöyle bir gerçek mevcut: hiçbir amerikalı "los encıliiiiz" diye telâffuz etmez, hepsi "los encılıs" der. o uzatarak telâffuz edenler %99,99 ingilizler oluyor veya ingiliz ingilizcesi konuşmak için kasım kasım kasılan yabancılar öyle telâffuz ediyor.

    ingilizlerin de ana dili ingilizce sonuçta, fakat bir şehrin kendi yerli insanı ona "los encılıs" diyorsa elin ingilizinin okyanus ötesinden gelip onu "los encıliiiiz"e çevirmesi saçma bana kalırsa.

    hangisinin doğru olduğu konusunda bir görüş yok fakat bana sorarsanız doğrusu los encılıstır. sonuçta şehrin yerlileri böyle diyor. elin ingilizinin elin los encılıslısından daha iyi bilecek hali yok ya ehehehehe

    - öyle yeni ingilizce öğrenmişlerin kasım kasım kasındığı gibi kasılarak "eeeelllleeyyy" demeye falan çalışmayın, direkt "los encılıs" deyin. merak etmeyin, dövmüyorlar.

    hele hele türkçe konuşurken konuşmanın arasına los encılıs demek yerine "eelllleeyyy" diye sıkıştıranlar olmuyor mu, ağızlarını sikesim geliyor.

    - şehri gezmeye karar verirseniz tahminimce 2-3 gün yeterli olacaktır. eğer şehirdeki her boku göreyim, görmediğim turistik bir şey kalmasın, los angeles benden sorulsun diyorsanız bir hafta on gün ayırın.

    - şehirde gezmek için üstü açık araba (convertible) kirâlamanız şart! eğer normal araba kirâlarsanız polis turist olduğunuzu öğrenirse yüklü miktarda ceza kesiyor. boşu boşuna ceza ödemeyin. basın parayı üstü açık araba kirâlayın.

    şaka bir yana, bu şehri normal arabayla gezen turist görmedim ben arkadaş.

    - şehirde toplu taşıma sik gibi. dolayısıyla araba şart. eğer araba kirâlamakla uğraşmak istemiyorsanız uber kullanın. yüzlerce kez kullandım, fiyatları inanılmaz uygun. hele kısa süreli kalacaksanız araba kirâlamadan daha ekonomik.

    - araba kirâlamak için bulup bulabileceğiniz en uygun siteyi yazıyorum size, bu kıyağımı unutmayın: www.relayrides.com

    bu sitenin olayı şu: los angeles'ta yaşayan bir vatandaş arabasını kullanmadığı zamanlarda onun üzerinden para kazanmak istiyor. dolayısıyla arabasını bu site üzerinden kirâlıyor.

    yani bu siteden kirâlayacağınız arabalar bir araba kirâlama şirketinin arabası değil, sıradan bir vatandaşın kendi arabası olacak.

    bu durumun bazı dezavantajları da mevcut. örneğin eğer pahalı bir araba (maserati falan) kirâlamak isterseniz en az 30-35 yaşında olma şartı oluyor genelde. değerli arabası olan insanlar arabalarını çoluk çocuğun eline vermiyor.

    arabayı alabilmek için sahibinin evine gidiyorsunuz haliyle. dolayısıyla araba seçerken teslim yeri size çok uzak mı kontrol edin.

    ayrıca sitedeki arabaları kirâlayabilmek için en az 23 yaşında olmak gerekiyor. 23 yaşın altına araba kirâlıyorlar mı tam emin değilim. belki kirâlayan vardır tek tük.

    bu siteyi arkadaşlarım defalarca kullandı, hiçbir sorunla karşılaşmadı. gidip de araba kirâlama şirketlerine yüzlerce dolar dökeceğinize bu siteyi kullanın.

    - şehirde gezilebilecek, herhangi bir turistik değeri olan her bölgeyi sıralıyorum şimdi;

    hollywood, santa monica, malibu, universal city, san marino, westwood, beverly hills, venice beach, downtown, valencia, long beach, pasadena ve santa catalina adası

    eğer 2-3 gün geçirecekseniz gezeceğiniz yerler sırasıyla şu şekilde olmalı: hollywood, beverly hills, santa monica ve venice beach.

    şimdi bu bölgelerde teker teker neler yapılır anlatıyorum:

    - benim los angeles'ta yaşadığım, en sevdiğim yerden başlıyorum

    hollywood: burasi bana gore los angeles'in en guzel bolgesi. buradan otel ayarlarsaniz durum soyle olacak;

    * toplu tasima ile sahile gitmeniz en asagi 2 saat surecek. dolayisiyla santa monica ve venice beach'i ayri ayri gezmeniz gerekebilir veya sabahtan erken kalkip gitmek de bir cozum. araba varsa sıkıntı yok.

    * universal studios'a cok yakin. metroyla hollywood/highland istasyonundan 10 dakikada varirsiniz. universal studios'a metro ile gitme imkânı varken arabayla gitmeyin, daha uzun sürer. metro en güzel çözüm.

    * toplu tasima ile downtown'a gitmeniz otobuse binerseniz trafiğe göre degismekle birlikte yaklasik 45 dk surer. metroya binerseniz 30-40 dk surer. araba varsa 20 dk sürer.

    * beverly hills'e otobusle 30 dk civari surer. araba varsa 15-20 dk.

    burada cok fazla evsiz gorursunuz. turist cok yogun oldugu icin para kazanma dusuncesiyle buraya gelirler. zarar verenini görmedim. hatta evsizlerden bazılarıyla kanka olmuştum. normalde zenci olmayan birinin zenciye "nigga" demesi inanılmaz büyük hakaret olarak algılanır ama ben bu evsizlerden birine "nigga" diye sesleniyordum, o kadar samimi olmuştum yani :d başka biri dese sikerdi büyük olasılıkla.

    ara not: zenciler birbirine hep "nigga" veya "homie" diye hitap ederler. fakat zenci olmayan birinin zenciye "nigga" demesi çok büyük hakarettir. hani bizim ülkemizde arkadaş çevresinde en yakın arkadaşını "orospu çocuğu" veya "piç" diye çağırırsın fakat bir insanın onu küfür anlamında kullanması kötü bir şeydir ya, işte aynı o durum ehehehehehe

    burayı arabası olmayanlar okusun: havaalanina shuttle vardir. hollywood/vine metro istasyonuna cok yakin. ıstasyonu arkaniza alinca saginizda kaliyor, 30 saniye falan surer duragina gitmek. duraginda ucreti ve saatleri yazar. yanlis hatirlamiyorsam yetiskin icin 9 dolardı fiyati. fakat ben bu shuttları bir kere havalimanından hollywood'a gitmek için kullandım, yaklaşık 1 saat geç geldi. ayrıca sadece kredi kartıyla ödeme yapılıyor bu shuttlelarda.

    havalimanına ulaşmanın en mantıklı yolu uber. hollywood'dan havalimanına yaklaşık 12-13 dolar tutuyor. eğer taksi isterseniz 50-55 dolar tutar. shuttle ise dediğim gibi 9 dolar, fakat çekeceğiniz o eziyete değmez, inanın bana. uber kullanın.

    los angeles'in cogu bolgesinde sokaklarda insan gormekte zorlanirsiniz cunku herkes araba icinde yasamaktadir. fakat hollywood sokaklarinda insan gorebileceginiz nadir yerlerdendir.

    buraya gelmeden once internette okuduğum gezi yazılarında hollywood bulvarı için birkaç yerde ''hayal kırıklığı'' dendiğini gördüm. herhalde bunu diyen insanlar bulvarda hayatin anlamini bulmayi bekliyordu. güzel kardeşim benim; sikimsonik bir bulvarı göreceksin altı üstü, "hayal kırıklığı" nedir ulan? sana kim kardashian'ı görmeyi mi vaat ediyordu bu bulvar? hayatın anlamını mı bulacaktın burada? buraya hayal kırıklığı diyenlere koca bir siktiri çekiyorum öncelikle.

    hollywood'a gelince gidilecek yer direkt hollywood bulvari'dir. bu bulvar uzerinde yerlerde unlu insanlarin isimlerinin yazdigi yildizlar vardir. burada sevdiginiz sanatcilarin yildizini aramaya calisabilirsiniz. yalniz bu bulvar cok uzun ve uzerinde 2000'den fazla yildiz var. eger aradiginiz kisi cok unluyse cok populer bir noktaya konulmustur ve bulmaniz zor olmaz. eger cok bilinmeyen biriyse aramayi denemeyin derim. ben hic unlu birinin ismini aramadim bulvarda fakat arada bir yururken gozume david bowie ve bryan adams carptiginda hemen fotografini cektim :) yildizlardan yerde olmayan bir tanesini kodak theatre'in orada gorebilirsiniz. muhammed ali'nin yildizidir bu. ısmi peygamber ismi olduğu için ismine basılmasını istememiştir o yüzden onunki yere konulmamıştır, duvara asılmıştır.

    hollywood bulvari uzerindeki en onemli turist atraksiyonlari tcl chinese theatre, kodak theatre ve el capitan sinemasidir. gordugunuz gibi ucu de sinema ve tiyatro. tcl chinese theatre onunde yerde unlulerin el ve ayak izlerini gorursunuz. cok fazla unlu yoktur ama burada. kodak theatre'in ise merdivenlerinde genelde herkes fotograf cekinir. film promiyerleri oldugu zaman bu uc atraksiyondan birinde olur. film galalari oldugunda hollywood bulvari'nin yaklasik 400 metrelik bir kismi trafige kapatilir. kodak theatre'in yaninda alisveris merkezi gibi bir bolge var. yani kapali bir yer degil ama bir suru magaza var. guess, victoria secret gibi. kodak theatre'in ikinci katindaki balkondan hollywood yazisi cok guzel gorunuyor fakat fotograf cekinince fotografta cok belli olmuyor. yani gormek isterseniz gidin ama fotograf makineniz cok super ust duzey bir sey degilse hollywood yazisiyla fotograf cekinmek icin yakinina gitmeniz gerekecek.

    hollywood bulvari uzerinde sinir bozucu derece cok fazla hollywood turu satan insan var. yaklasik 5 dakikada bir ''hollywood turu ister misiniz?'' diye soran insanlarla karsilacaksiniz. ısterseniz katilabilirsiniz ama benim tavsiyem katilmayip kendi kendinize gezmeniz. tadini ancak kendi kendinize cikartabilirsiniz. ayni zamanda cok sayida insan ''kisilik testi ister misiniz?'' diyecek. bunlara da kibarca tesekkur edip gecin.

    bir suru hediyelik esya dukkani var. burada onemli nokta ilk gordugunuz dukkanda bir sey almamaniz. milyon tane dukkan var ve bazilari sirf konumlari nedeniyle daha populer. sattiklari sey diger dukkanlarla bire bir ayni fakat daha pahali, cunku konumlari turist atraksiyonlarina cok daha yakin. memlekettekilere hediyelik esya alacaksaniz doguya dogru yuruyun ve epey uzaktaki dukkanlardan alin. maksimum 20 dakika yurursunuz. cok daha ucuzlar. hollywood uzerindeki hard rock cafe'den de hediyelik esya alabilirsiniz fakat cok pahali. buradan sadece kendinize hediyelik esya almanizi tavsiye ederim :)

    unlu bulvar sunset bulvari'nin bir kismi da hollywood'da. bu bulvar uzerindeki unlu olan yer sunset strip bolgesi ve bu bolge malesef hollywood icinde kalmiyor, beverly hills icinde kaliyor. bulvarin hollywood icinde kalan kisminda amoeba music isimli bir dukkan var. muzikle ilgilenen biriyseniz harika bir yer. dunyadaki her turlu muzik ve neredeyse her sarkicinin albumlerini bulabilirsiniz. cokca sayida plak da satiliyor. konumu ise sunset bulvarinin vine caddesi ile kesistigi yere 2 dakika yurume mesafesinde. sunset ile vine'in kesistigi yere giderseniz amoeba yazisini gorursunuz. sunset strip bolgesine gitmek isterseniz sunset bulvari uzerinden 2 numarali otobuse binebilirsiniz. ucla'e dogru gider bu otobus. hep sunset bulvari uzerinden devam eder. sunset strip bolgesine geldiginizi anlamak icin etraftaki binalara bakmaniz yeterli. baktiniz ki gece kulubu, bar ve luks otel sayisi artiyor, bilin ki sunset strip'tesiniz.

    vaktiniz coksa hollywood'da unlu bir mezarlik olan hollywood forever cemetery'ye gidebilirsiniz. santa monica bulvari ile vine caddesi'nin kesistigi noktadan santa monica bulvari uzerinde doguya dogru yururseniz 5 dakika icinde ulasirsiniz. acikcasi burasi hakkinda pek bilgim yok ama mezarlik cok guzel yani daha guzel bir mezarlik olur mu bilmiyorum. ben meksikali bir adamin cenaze torenine denk geldim adamlar gitar falan calip sarki soyluyorlardi adamin olmesine seviniyorlar mi uzuluyorlar mi belli degil :d belki de onlarin gelenekleri oyledir. bu mezarliga hollywood bulvari uzerinden yurumeye kalkarsaniz yarim saat civari surer. fakat guzeldir, ilginç bir mezarlıktır, vaktiniz olursa tavsiye ederim gormenizi.

    hollywood'un en cok fotografi cekilen yerine gelelim. hollywood yazisi. oncelikle yurumeyi sevmeyen biriyseniz araba kiralayacaksiniz. bu yaziya toplu tasima ile ulasim yok. toplu tasima ile bir yerde inip en asagi 1 saat yurumeniz gerekecek. yazinin 100-150 metre kadar yakinina yaklastiriyorlar. yazinin arka kismindaki tepeye de cikabilirsiniz. fakat ben o kadar dibine gidilmesine gerek olmadigini dusunuyorum. ben hollywood bulvari uzerinden 222 numarali otobuse bindim. bir yerde indim ve daglarin etegine kurulmus cok guzel mahalleler icerisinden gecerek yaklasik 1,5 saat yurudum. harika bir deneyimdi cunku icinden gecilen mahalleler cok guzeldi. daha sonra vardigim lake hollywood park isimli parktan harika gorunuyor yazi. burada bir suru fotograf cektim. bu yaziya ulasmanin bircok yolu ve uzaktan da olsa guzel gorunumunun oldugu bircok yer var. benim tercihim lake hollywood park'a gitmekti. tavsiye ederim. daha sonra brezilyalı arkadaşların ısrarıyla yazinin tepesine kadar gittim. tepesinden cok guzel bir los angeles manzarasi goruyorsunuz. tepesine gitmek icin sunset ranch hollywood'a gideceksiniz. buradan sonra her yer toprak. arabanız olsa da buradan sonra yürüyeceksiniz. yaklasik 1 saatlik yurumeyle yazinin tepesine ulasabilirsiniz. yaniniza bolca su ve güneş kremi almayi unutmayin. eğer fantastik bir deneyim isterseniz at kirâlayabiliyorsunuz. malum at çiftliği sonuçta orası.

    hollywood'da bir diger turist atraksiyonu griffith observatory. buraya ulasim icin sunset bulvari uzerinde 2 numarali otobuse bineceksiniz. bu otobus bir yerlerde adini hatirlamadigim metro istasyonunun dibinden geciyor. o metro istasyonunun orada inince haftasonlari saglanan shuttle mevcut. haftaici buraya ulasim nasil olur bilmiyorum. haftasonu dash isimli shuttle servisi mevcut. bu shuttle servisi 50 cent sadece fakat herkes bahsis de olsun diye 1 dolar veriyor. bu gozlemevinden los angeles'a bakabilirsiniz. cok guzel goruntuler elde edebilirsiniz. gozlemevini de gezebilirsiniz. giris ucretsiz. ıcinde ilgin seyler var. galileo'nun teleskobu falan var. bir odada da her elementten bir parca toplayip kaba koyduklari bir bolum var, epey ilginc. gunes sistemi hakkinda bilgiler veren, gezegenleri anlatan bir suru yer mevcut. ıcinde bir yerde de kilise cani gibi saga sola sallanan bir top var. bunun ne oldugunu orada gorevli birine sormanizi tavsiye ederim cunku ben unuttum :d shuttle servisiyle ilgili uyarayim: ben tam 45 dakika servis bekledim. baska bir gun giden alman arkadasim da 40 dakika beklemis en sonunda sehre kendisi yurumus. los angeles'ta toplu tasimanin bu icler acisi hali beni uzuyor :/

    bir diger aktivite ise runyon canyon park'a gitmek olabilir. bu park hollywood bulvari'na cok yakin. bu parkta tepeye kadar yuruyebilirseniz los angeles'i tepeden izleyebilirsiniz. bana kalirsa burada goreceginiz goruntu griffith observatory'de goreceginizden daha guzel. gunesli bir gunde gitmenizi tavsiye ederim. ayni zamanda spor da yapmis olursunuz. parka spor amacli gelen bir suru insan var.

    ayrıca hollywood bulvarına çok yakın "magic castle" diye bir yer var, ilginç bir yere benziyor fakat ben gitmedim. neden gitmedim onu da bilmiyorum hala.

    he bir de madame tussauds müzesi var. giriş için öğrenci indirimiyle 25 dolar ödemiştim. müze çok güzeldi, fakat 25 dolar ödemeyi hak ediyor mu bilmiyorum. yine de turist atraksiyonu dedik gittik. ayrıca çıkmadan önce de 4 boyutlu sinema izliyorsunuz, yaklaşık 20 dakika sürüyor ve bunun için ek ücret alınmıyor. müze biletine ödediğiniz paraya dahil. şimdi ne yalan söyleyeyim, bu müzeyi görün hakkaten beğendim ben. çok da üzülmüyorum verdiğim paraya. hatta şimdi düşündüm de, hak ediyor lan o parayı. verin gitsin abi.

    eğer "film endüstrisinin kalbine gelmişim, bir film izleyelim los encılısta zaten süper ingilizce biliyoruz, altyazısız da anlarız biz o filmleri" diyorsanız bildiğim iki sinema var. biri dünyanın en ünlü sineması olan tcl chinese theatre, diğeriyse archlight. archlight'ın bir numarası yok ama buna film izlemeye giden arkadaşım steven gerrard'ı görmüş yan koltuğunda. adamla film arasında 15 dakika konuşmuş. herif bildiğin 1,5 ay sıkılmadan tekrar tekrar bunu anlattı amk. kusasım geldi artık, "sikerim gerrard'ını" diye isyan ettim defalarca.

    ben iki kere tcl chinese theatre'da film izledim. film bileti 20 dolar. yani 60 lira. hatta bugünün dolar kuruyla 80 lira ediyor. şimdi diyeceksiniz "bir film için 80 lira mı verilir amk" diye, haklısınız, verilmez aq. ama orası los encılıs ama orası holivud. ülkene döndüğünde arkadaşlarına "ben dünyanın en ünlü sinemasında tom kuruz filmi izledim" diyerek hava atacaksınız ehehehehe

    alman arkadaşımla gittik, filme girdik. salon abartmıyorum, 1000 kişilik falan. hiç abartmıyorum. wikipediadan bakın. salonun tasarımı harika, çok güzel, süper.

    dalyarrağın teki geldi, yarım saat teşekkür etti bu sinemada film izlediğimiz için sonra sinemanın tarihini anlattı, ayrıca dünyada sadece 5 tane sinema salonunda bulunan özel bir teknoloji ile filmi izleyecekmişiz, teknolojinin adı şöyle: "imax laser 3d"

    bildiğin altın rengi kaplama bir gözlük veriyorlar girişte. ama gözlüğün camları da altın rengi bir filmle kaplı. gözlüğü takınca bilimkurgu filmlerinde gözlerini kaybetmiş, son teknolojiyle yapılmış bilgisayarlı termal gözlük takmış adamlara benziyorsun.

    film başladı, ben anlamadım neresinde lazer var diye. film boyunca bildiğin 3 boyutlu filmden hiçbir farkını göremedim. yok lazermiş yok dünyada sadece 5 sinema salonunda varmış vs vs.

    siktir olm, bi sik yok senin o pazarlama harikası olan güzel tasarımlı, sik kadar perdesi olan ti si el çayniiizz tiyedırında.

    ha bir de bu amerikan halkının dangalakça bir özelliği var, filmde espri geçince alkışlıyorlar. he tamam kardeşim o perdenin arkasında yönetmen bekliyor zaten senin alkışlarını da duyup çıkışta kapıda bekleyip sana teşekkür edecek.

    uçak inince pilotu alkışlayan adamlar bile bunlardan daha mantıklı.

    hollywood kısmı bu kadar.

    şimdi gelelim universal city'ye. buradaki iki atraksiyon var, biri universal city walk denen alışveriş bölgesi, diğeriyse universal studios.

    universal studios bana kalırsa açıkça *para israfı*. ben bileti indirimle 77 dolara almıştım, o zaman dolar kuru 2.6 idi ve hayatım boyunca verdiğim en boş paraydı. bu parka eğer hollywood film sektörüne inanılmaz bir ilginiz yoksa *gitmeyin*.

    ha "ben paramı çöpe atmayı seviyorum bizde para bok" diyorsanız, o zaman tam bir gününüzü buraya ayırmanız lazım. biletler eskiden 85 dolardı, şimdi artmış olabilir. evet, tek günlüğüne burayı gezebilmek için vereceğiniz para bugünün kuruyla 85x4=340 lira.

    tam 340 lirayı, bu sikimsonik parkta bir gün geçirebilmek için vereceksiniz (ki bilet fiyatı artmış da olabilir, bilemiyorum).

    340 liraya avrupa'ya gidiş dönüş uçak bileti alırsın olm?!?! neyse.

    bu parka ulasmak icin metronun kirmizi hattina binip universal city istasyonunda inmeniz gerek. ıner inmez cok yakinda parka giden bedava shuttle var. buna bineceksiniz.

    park sabah 8 civarinda aciliyor. eglence parklarina mutlaka sabahtan gitmeniz gerekiyor. dunyanin neresinde olursa olsun. yoksa 1 dakikalik eglence icin 2,5 saat (abartmiyorum) sira beklersiniz. ha ben beklerim derseniz orasi ayri. fakat beklemeyi secerseniz yaniniza gunes kremi bolca alin. kavrulacaksiniz cunku.

    sabah 8'de park acilir acilmaz giderseniz ilk yapacaginiz sey studyo turuna katilmak olacak. bir otobusle studyoyu gezdirecekler. filmlerin cekildigi yerleri gosterecekler, sahte new york'un icinden falan gececeksiniz. sahte meksika kasabalarindan, kovboy filmlerinin cekildigi yerlerden gececeksiniz. daha sonra otobus bir tunele girecek ve platformun uzerine cikacak. burada size otobuse binmeden once verilmis 3d gozluklerinizi takacaksiniz ve king kong izleyeceksiniz, otobus de bu platform uzerinde oynayacak. ılginc bir 3d deneyiminiz olacak. daha sonra hizli ve ofkeli atraksiyonu var. otobus yine bir platforma cikacak ve 3d olarak hizli ve ofkeli filminin icinde olacaksiniz. bu da ilginc bir deneyim. fakat 77 dolar etmez.

    daha sonra farkli atraksiyonlara gidebilirsiniz. parktaki bazi atraksiyonlarda single rider bolumu var. ılla ki ailenizdeki insanlarla yan yana gitme gibi bir isteginiz yoksa ve farkli vagonlara binmeyi kabul ederseniz single rider bolumunde cok az sira bekleyerek binebilirsiniz. biz arkadaslarla boyle yaptik. yoksa o kadar sira siksen cekilmez abi.

    atraksiyonlardan jurassic park'ta cok islanacaksiniz. bastan asagi her tarafiniz su olacak. ona gore gidin. ıslanmayi azaltmak istiyorsaniz biniste yagmurluk gibi bir sey veriyorlar. biz malesef olay bitince fark ettik.

    the simpsons ilginc bir atraksiyon. oldugunuz yerdeki koltuk oynuyor sadece ama roller coaster'da gidiyormussunuz gibi hissediyorsunuz.

    en hizli roller coaster the mummy, o da cok kisa ve ''hizli'' degil. ancak 5 yasindaki cocuklari korkutur herhalde.

    ayrıca şimdi harry potter atraksiyonu da açılmış. o ilginç olabilir bak. ayrıca ben gittiğim zaman harry potter'ın hediyelik eşya dükkanı da vardı. harry potter filmlerindeki neredeyse her malzeme var burada, fakat ateş pahası. örneğin asa almak isterseniz 36 dolar, çapulcu haritasından isterseniz 30 dolar, anahtarlık alayım deseniz en ucuzu 20 dolar civarı vs. parayı saçmak isteyenler için güzel mekân.

    yalan da değil şimdi, bir ara çok gaza geldim dedim "ulan şu asadan alayım" diye, tam gidip 36 dolar bayılacakken arkadaş dedi "olum o tahta parçasına 100 lira vereceksin, emin misin" diye. vazgeçtim anasını satıyım.

    kitabın hardcore fanı olan brezilyalı arkadaşa baktım, adam gitmiş asa almış, harita almış, atkı almış, hırka almış. adam bildiğin gidip 200 dolar harcayıp çıktı dükkandan. vay babasını... gerçek fan dediğin böyle bir şey oluyor herhalde.

    shrek 4d icin cok fazla sira beklersiniz. bildiginiz 3 boyutlu sinema arada bir yuzunuze su fiskirtiyorlar. bana kalirsa bununla vakit kaybetmeyin. ultra boktan. buna girerseniz cikinca harcadiginiz vakit icin muhtemelen aglayacaksınız. cocuk sayisi epey fazla oldugu icin bu atraksiyon icin en asagi 50 dakika sira bekleyeceksiniz.

    waterworld isimli atraksiyon ise sinema seklinde tiyatro. bu guzel iste. ıngilizce biliyorsaniz cok guzel, bilmiyorsaniz da tavsiye ederim.

    bir atraksiyonda ise sinemadaki ozel efektlerin nasil yapildigini anlatiyorlar. ılginc, fakat beklemeye degmez diye düşünüyorum. ayrıca iyi düzeyde ingilizceniz olması gerek. yoksa bi sik anlamazsınız.

    parka bol bol su getirin. bir sise su 4 dolar. evet, bildiğiniz 500 ml pet şişe su için bugünün dolar kuruyla 16 lira para ödeceksiniz. yemek yemek isterseniz en asagi 15-16 dolar.

    bu parktan cikip ayni gun tekrar girmek isterseniz biletinize damga bastirmaniz gerek cikista. cikinca yakinda olan universal city walk denen bolgeye gidip magazalar gezebilirsiniz.

    bence tamamen vakit kaybi. sinemaya, filmlere cok cok ozel bir ilginiz yoksa ve cocugunuz yoksa gitmeye degmez. fakat cocugunuzu eglendirmek icin gidebilirsiniz.

    kisiden kisiye de degisir tabi. ben roller coasterlari seviyorum, boyle yavasca giden veya oldugu yerde oynayan cakma roller coasterlari degil. belki de siz seversiniz ama cokca para odeyeceksiniz aklinizda bulunsun.

    şimdi gelelim valencia'ya. diyeceksiniz "bu bölgede ne var" diye, bu bölgede şu ana kadar gittiğim en güzel, en harika, en efsane eğlence parkı var dostlar.

    gelip de "ama o roller coasterlarda can güvenliğin yok, çok tehlikeli onlar, nasıl biniyorsun onlara yeeeeaaaa, ölürsün abi yeeaa sakın yeeeaaa" diye böğürecekler siktirsin. onlar kaydırsın aşağıya.

    parkın ismi "six flags magic mountain"

    evet kardeşim, o parktaki en korkunç roller coaster da dahil olmak üzere hepsine bindim.

    hayatimda gittigim en iyi eglence parkiydi. su ana kadar universal studios hollywood ve disneyland paris'e gittim. ayrica kucuk capli birkac tane daha eglence parkina gittim. six flags'ten daha iyisi olabilir mi hayal bile edemiyorum. efsane.

    en guzel ozelligi, bilet fiyati ucuz. verdigin paranin hakkini fazlasiyla aliyorsun. bilet fiyati 35 dolar idi yanlis hatirlamiyorsam.

    universal studios için çöpe attığım 77 dolardan sonra buna ödediğim 35 dolardan sonra "500 dolar da olsa ödenir" dedim.

    hayatım boyunca ödediğin paranın hakkını bu kadar veren bir atraksiyon dünyanın hiçbir yerinde görmedim.

    bu parkin tek dezavantaji biraz fazla uzakta olmasi. los angeles'i ben hep ikiye ayiririm, daglarin arkasi ve onu diye. daglarin onu dedigim yer sehrin bilinen yerleri, hollywood, beverly hills'in falan kaldigi taraf. daglarin arkasi ise hicbir turistik ozelligi olmayan normal mahalleler. ıste six flags de daglarin arkasinda epey uzakta valencia denen sehirde kaliyor. ulasim cok zor. mutlaka araba kiralayin. kiralayamazsaniz downtown'dan otobus kalkiyor fakat ulasim zor.

    her eglence parkina gibi buraya da sabah en erken saatte gelin. ogle saatinde gelirseniz 1.5 dakikalik roller coaster a binmek icin 2.5 saat bekleyebilirsiniz ve bu yuzden her seyi deneyemeyebilirsiniz.

    parkin acilma saati 10 idi yanlis hatirlamiyorsam. acilis saatini ogrenin ve acilista kapida olun. buna ragmen kalabalik goreceksiniz. bolca gunes kremi alin yaniniza. gunes acayip yakacak.

    sort giyin, kot giyerseniz acayip zorlanirsiniz. mumkunse canta getirmeyin.

    canta getirirseniz cogu roller coasterda binmeden once koyacaginiz bir yer bulunuyor. bunlara oradaki gorevliler sahip cikiyor ama ne kadar guvenilir bilemem. bazi yerlerde locker var. bir saatten sonrasi parali. onlara da koyabilirsiniz.

    cebinizde mumkunse telefon olmasin, roller coasterlarin %90 i ters donuyor. cebinizden dusebilir.

    simdi parktaki roller coasterlari arkadaslarimla birlikte bindigimiz siraya gore sayacagim. bunlar tamamen benim fikirlerimdir. benim sevdigim bir tanesini siz sevmeyebilirsiniz veya sevmedigimi cok sevebilirsiniz.

    panik atak hastasiysaniz veya kalp probleminiz varsa sakin gitmeyin. tum roller coasterlarda en onemli kural, boynunuzu olabildigince geriye dogru bastirin. boynunuzu duzgun yaslamazsaniz zarar gorebilir ve hic de iyi olacagini dusunmuyorum.

    baslayalim;

    superman

    parka girer gitmez buna gittik. yaklasik 7-8 saniye suruyor. parka acilir acilmaz giderseniz buna binin. onun disinda olur da parka gec giderseniz gitmeyin. toplam 6-7 saniyelik bir sey icin 1 saat sira beklemek cok sacma. degmez. ha ben illa beklerim derseniz orasi ayri.

    yaklasik 170 km hiza cikiyor. geriye dogru gidip tepeye cikiyor sonra tepeden yine 170 km hizla asagiya dusuyor. boynunuzu cok siki yaslayin.

    biz bu roller coaster a ilk binenlerdik. hic sira falan yoktu. surus bittikten sonra alet bozuldu ve yerimizden kalkamadik cunku bizi koltuga kilitleyen tutan seyler acilmiyordu. bu yuzden 15 dk civari bekledik. en sonunde kufur etmeye basladik ki bize istedigimiz herhangi bir roller coaster a hic sira beklemeden binebilecegimiz soylendi. harika oldu. herhangi bir roller coaster sirasinda 2.5 saat beklemektense burada oturarak 15 dakika beklemeyi kim tercih etmez ki. ıstedigimiz saatte istedigimize gidebilecegimiz soylendi ve isimlerimiz alindi.

    ninja

    ılginc bir deneyim. oturdugunuz koltuk yukaridan tutuluyor. guzeldi.

    tatsu

    harika harika harika inanilmaz super. baska kelime bulamiyorum. acik ara parktaki en iyi olan. koltuga oturduktan sonra koltuklar sizi yere bakacak sekilde duruyor. anlatilacak gibi degil, yasamak gerek.

    apocalypse

    uzak durun. parkin en boktan yerinde olmasi ve onunde az kisinin beklemesi boktanligini gosteriyor. berbat otesi. boyun yaslanacak bir yer de yok. boynum kirilacak sandim. buna sakin sakin sakin binmeyin. ınanilmaz derecede berbat.

    revenge(veya boyle bir seydi. ısmini tam hatirlayamadim)

    yesil renkli bir roller coaster. cok ilginc. ben binemedim. bel fitigi olanlar denemesin yaziyordu. o yuzden korktum ama sonra cok pisman oldum ulan ne olabilir ki en fazla keske binseydim diye. bunun ozelligi ayakta gidiyor olmaniz. evet ayakta gittiginiz roller coaster. ne kadar korkunclu degil mi? :d (bkz: korkunçlu)

    batman

    simdi bunu sevenler illa ki olacak. acikcasi ben sevmedim, berbatti. fakat vaktiniz bolsa deneyin.

    scream

    harika. bildigin normal roller coaster, birkac kez de ters donuyor. epey zevkli ve korkunclu :d sirada beklerken bundan cikan iki araba "nasildi?" diye sordum, "so fuckin horrible don't do it" dedi ama kim durur ki :d korkmaya geldik zaten parka. harikaydi. mutlaka deneyin.

    twisted colossus

    buna binmedim. yeni acilmis. binen arkadaslar uzun surdugunu(3-4 dakika) ve guzel oldugunu soyledi

    x2

    en korkunclu olani. parkta bundan daha cok korkutan yok. harika. sira beklemeden binme hakkimizi buna kullandik. ıyi ki de kullanmisiz. en cok sira beklenen roller coaster buymus. ınanilmazdi.

    her ne kadar korkmam ben diyorsaniz deyin, buna binince ne kadar korkusuz olsaniz da korkacaksiniz. oturdugun koltuk takla atiyor yahu. hayatimin en korkunc ve ayni zamanda en eglenceli, en iyi bir dakikasiydi. baslayinca ilk 15 saniye sorun yoktu, geri geri yavas yavas tepeye cikiyordu. en sonunda tepeye cikti. dedim nolcak. oturdugum koltuk takla atip yere dusmeye basladi icimden "hasiktir boyle roller coaster mi olur lan" diyip bildigim tum kufurleri ederken yine takla atti. hakkaten ilk basta acayip korktum ama oyle boyle degil ayni zamanda da inince inanilmaz eglendigimi hissettim. ılk takladan sonra kufur ederken ayni zamanda da egleniyorum boyle bir duygu yok yani nasil anlatsam bilmiyorum yasanir ancak. korkarken eglenmek ancak boyle bir parkta ogrenilir. ınince hayatimin en iyi bir dakikasi olduguna karar verdim.

    full throttle

    parkin en unlu roller coaster i. epey hizli. gayet de iyi. fakat x2 dan sonra hicbir korkunc yani yok, sadece egleniyorsunuz korkma tarafi yok :d superdi. deneyin.

    revolution

    denemeyin. cok eski. kimse yok sirasinda da zaten. frenleri bir garip. ne kadar guvenli bilemem. hizli desen cok hizli degil (olmasin da zaten). ani fren yapabiliyor cok sinir bozucu.

    sonuc olarak mutlaka deneyin diyeceklerim;

    full throttle, x2(mutlaka mutlaka), tatsu ve scream

    denemeyin diyeceklerim;

    revolution, apocalypse(sakin ha) ve batman(deneyebilirsiniz de, bence denemeyin).

    eger kaliforniya'ya geldiyseniz ve bu parka gitmezseniz cok sey kaybetmis olursunuz. bir saglik sorununuz yoksa mutlaka ama mutlaka gidin.

    gelelim dunyaca unlu beverly hills`e. dunyanin en pahali bolgesi. hele burada bulunan rodeo drive dunyanin en pahali alisveris caddesi.

    simdi buraya nasil ulasilir? harita gerekecek. telefonunuza indirin veya harita edinin.

    hollywood`daysaniz santa monica bulvari uzerinden 4 veya 704 numarali otobuse binip civic centera gelince inin. yakin zaten hollywooda, cok uzun surmuyor.

    otobusten inince civic center bolgesinde beverly hills city hall`u gorursunuz. turkcesi belediye binasi. yapi ilginctir, etrafinda fotograf cekinebilirsiniz.

    burada 9/11 aniti vardir. 11 eylul olaylarinda yikilan bir binadan parca vardir. bununla fotograf cekinen insanlar vardi. alti ustu bir demir parcasi neyiyle bu kadar fotograf cekinilir anlayamadim. parcanin dibinde saldirida olen insanlarin bir kisminin adi yazar.

    buradan sonra gezilecek yer rodeo drivedir. beverly hillste evsiz sayisi cok cok azdir. bir tane ya gorursunuz ya gormezsiniz. o da sokakta yatmaz, dilenir sadece. sokaklar inanilmaz temizdir.

    rodeo drive`a dogru yuruyun. bu caddeye gelince havayi hissedeceksiniz. pahali arabalar, luks marka magazalari doludur. bu caddede bir magazada el yapimi telefonlar dikkatimi cekti. tanesi $25000 civariydi yanlis hatirlamiyorsam. ayrica bir magazanin vitrininde gordugum yuzuk (ki vitrindekilerin en ucuzlarindandi) tam $195000 idi. gorunce vay anasini diyor insan. bu caddenin mimarisi de cok guzeldir. tamamen avrupada hissedersiniz kendinizi.

    bu caddenin bir kisminin bire bir aynisi gta 5te de modellenmis. gta 5teki ilk soygun gorevi burada hatta. bir mucevher dukkanini soyuyorsunuz. oyunda gorulen sokaklarda dolasmak super bir his. eger bir gta faniysaniz bu caddeye ugramaniz gerek.

    burada epey vakit gecer. magazadan bir sey almayacaksaniz bile bakin. alisveristen nefret eden ben bile erkek halimle vitrinden milyar dolarlik kadin yuzuklerine baktim. ılgisini cekiyor insanin bu kadar pahali seyler.

    ılginizi ceker mi bilmiyorum da beverly hills`te cok unlu cupcake yapan yer sprinkles cupcake vardir. burada cupcake atm var. gorunce yuh dedim cupcake`in bile atm sini yapmis adamlar. ekrandan seciyorsunuz, kartinizi okutuyorsunuz sonra raftan secip veriyor. cok orijinal bir fikir. epey yagli olsa da tadi cok guzel. herhalde bir tanesinde 800-900 kalori vardir. fakat denemek gerek. tanesi $4.25

    buradan sonra gidilecek son yer beverly hills yazisidir. rodeo drive`a yakindir ama 10 dakika civari yurumeniz gerek. burada herkes fotograf cekinir. benim cok ilgimi cekmedi ama tabi geri kalmadim cekindim ben de fotograf.

    beverly hills`te bir seyin farkina varacaksiniz. santa monica bulvari uzerindeyken kuzeye dogru giden tum yollar saga dogru kivrilir. yani hicbir yolun sonunu goremezsiniz. bize beverly hills`i gezdiren adam bunu unlulerin evlerinin baglantisini tamamen normal dunyayla kesebilmek icin yaptiklarini soyledi. bu yollarin uzerinde milyar dolarlik evler vardir. unlulerin evlerini gezdiren turlar satan insanlar var. bence cok gereksiz. unlunun kendisini gormek istersin anlarim da evini gormek istemeyi aklim almiyor. bunun icin para odemeyi hele.

    zaten sans eseri baska bir gun sunset bulvari uzerinde ilerlerken steven spielberg`un evini (onun evi oldugunu amerikali arkadaş söyledi) gordum ve zaten caliliktan ve kapilardan ev cok az goruluyor. yani bu turlara para dokmek gereksiz bence. yine de kafaya koyduysaniz yapin tabi. fakat hayal kirikligina ugrayabilirsiniz.

    bir de malibu bölgesinde bulunan malibu sahili var. çok ünlü, neden bu kadar ünlü hiçbir zaman da anlamadım. oraya toplu taşıma ile ulaşım çok zor, muhakkak araba lazım. ben gitmedim, fakat giden arkadaşlarım pek bir numarası olmadığını söyledi. yine de gidip de çok beğenen, öve öve bitiremeyen bir kitlenin mevcut olduğu da göz ardı edilemez bir gerçek.

    westwood isimli bölgede de görülebilecek tek yer eğer ilginizi çekiyorsa ucla (university of california at los angeles). çok güzel mimarîlere sahip binalarla dolu epey büyük bir kampüsü var. fakat westwood'da bunun dışında göreceğiniz bir yer yok. westwood biraz ingiltere'yi andırıyor, öğrencilerin yaşadığı bir bölge genelde. hatta westwood'a kapalı havanın olduğu bir gün giderseniz kendinizi ingiltere'de sanabilirsiniz, o derece. eğer üniversite görme gibi bir hedefiniz yoksa direkt atlayın westwood'u.

    şimdi santa monica ve venice beach'e gelelim.

    burasi sahil bolgesidir. santa monica ve venice beach alt alta. fakat santa monicadan venice beache yurumek isterseniz yaklasik 1 saat suruyor. ben tavsiye ederim. venice beach icin otobuse binmek gereksiz bence. sahil kenarindan yuruye yuruye gitmek daha zevkli.

    downtown`dan buraya ulasmak isterseniz 704 veya 4 numarali otobuslere binin. bu otobusler hollywooddan da gecer. fakat 4 numarali otobus ile downtowndan gitmeye kalkisirsaniz en asagi 2.5 saat surer. abartmiyorum. mumkunse 704 numaraya binin. downtown`dan tahmini 1.5 veya 2 saate yakin surer. hollywood`dan binerseniz 1 saate varirsiniz.

    santa monica`yi benim arkadaslarim cok seviyordu. ben acikcasi cok da fazla sevmiyorum. tamam sahil deniz falan iyidir de bana kalirsa venice beach daha eglenceli.

    santa monica`da gezilecek tek yer var. third street promenade isimli unlu bir alisveris caddesi var. epey de uzun. burada epey vakit harcanir zaten. daha sonra isterseniz sahile gidersiniz.

    burada dikkat edilecek bir sey var, sahil bolgesinin havasi ic kesimlerden genelde 10 dereceye kadar soguk olabilir. ornegin hollywoodda hava 30 dereceyse santa monicada 25ten fazla degildir, 20den de az degildir.

    santa monica`da bir de iskele var. bu iskele uzerinde forrest gump filminden hatirlayacaginiz bubba gump shrimp co. var. ınanilmaz kalabalik oluyor. gidecekseniz rezervasyon yaptirin. baska turlu yer bulamazsiniz. ıskelenin oralarda donme dolap da var.

    genelde iskelenin girisindeki santa monica yazisi altinda fotograf cekiniyor insanlar. bu iskele chicagodan baslayip los angelesta biten route 66`in sonu. bu yuzden burada bunla ilgili bir suru buzdolabi magneti ve anahtarlik satiliyor.

    bu iskelenin bire bir aynisi gta: san andreas ve gta 5te de var. hatta san andreastaki bir yaris gorevi burada bitiyor. bilgisayar oyunlarindan gordugum yerleri gezmek cok guzel bir duygu :)

    daha sonra venice beach`e yuruyun. venice beach cok guzel bir yer. fakat fazla turistik. etrafta yerel insan yok. herkes turist ve asiri kalabalik. yolda bir suru manyak var fakat eglenceliler. bazilari el hareketi cekerek geziyor bazisi bagirarak sarki soyluyor. burasi hediyelik esya icin en uygun yer fakat asiri derecede pahali. sorf dersi almak isterseniz sorf dersi veren dukkanlar da var. parasini oduyorsunuz size tahtayi verip grup halinde sorf dersi veriyorlar. burada ilginc bir nokta da muscle beach. burada spor aletleri mevcut. bir de basketbol sahasi var (american history x filminden hatirlarsiniz burayi). cok unlu basketbol takimlarinin scoutlari ara sira buraya oyuncu avina geliyormus. burada kesfedilmis unlu basketbolcular varmis.

    yakinlarda kaykaycilarin artistlik yaptigi bir yer de var. fakat o biraz sahilin ic kisminda yani kuma girmeniz gerekecek.

    sahilde isiniz bitince haritadan kanalli bolgenin neresi olduguna bakin. venice canals diye gecer. bu bolgede hep kanallar vardir ve uzerinde de evler vardir. kisa ve kucuk kopruler doludur. cok guzel bir yer. fotograf cekinmek icin ozellikle. genelde insanlar yazlik olarak kullaniyorlarmis bu evleri. haliyle fiyatlari da pahali.

    şimdi de downtown bölgesine gelelim;

    bu bolgeyi cok fazla sevmiyorum. los angeles havasi yok burada. hafiften new york`u (ki nefret ederim) andiriyor. binalar hep buyuk binalar ve bir suru gokdelen var. los angeles`ta gokdelen bulunan tek bolge burasi.

    burasi sehrin kalbi denebilir. cogu otobusun son duragi bu bolgede. cok unlu union station da burada.

    los angeles şehrinin bir merkezi yoktur ama merkez derseniz direkt downtown anlaşılır, ki bu bölge 3 milyon nüfusu olan, başlı başına bir şehirdir. daha önce dediğim gibi, los angeles denilen yer 88 tane şehrin birleşimi.

    eger los angeles geziniz iki gunluk falan olacaksa buraya gelmekle ugrasmayin derim. hollywood, beverly hills, santa monica ve venice beach`i gezseniz yeter. fakat zamaniniz bolsa gezebilirsiniz.

    buraya hafta sonu gelmeyin. çok ıssız oluyor. etrafta da hep tehlikeli gorunen zenciler ve evsizler dolaniyor. hafta sonu bir kez gittim buraya ve los angeles`ta kendimi guvende hissetmedigim tek yerdi. hafta ici de gittim fakat hafta ici normaldi, kalabalikti. dolayisiyla hafta ici gidilmesini tavsiye ederim.

    tehlikeli olmasinin nedeni inanilmaz derecede pis, evsizlerin yasadigi ve cok tehlikeli insanlarin bulundugu skid-row bolgesinin burada olmasi. downtown`dayken bu bolgeye sakin gitmeyin, uzak durun. los angeles icinde gelismemis bir afrika ulkesine gelmis gibi hissedersiniz.

    bu bölgede hotel cecil isimli bir otel var. bu otelin lanetli olduğu söyleniyor. nedeni ise bu otelde kalan bazı insanların garip şekillerde ölmüş olması. örneğin bunlardan en ünlüsü elisa lam'ın ölümü. youtube'a yazarsanız videosu hemen çıkacaktır. onun dışında öldürüldükten sonra ağzına batman filmindeki joker gibi gülen yüz şeklinde kesikler açılan biri de olmuş. bunun dışında 1-2 ölüm daha gerçekleşmiş. özellikle elisa lam'ın esrarengiz ölümü sebebiyle bu otelin lanetli olduğuna inananlar var. fakat otel şu anda tamamen başka insanlar tarafından işletilmekte ve yenilenmiş. üstelik çok da ucuz, geceliği 50-60 dolar civarı. los angeles'ta bulabileceğiniz en ucuz otel diyebilirim. fakat ben olsam kalmazdım, downtown bölgesindeki bir otelde kalmak yanlış diye düşünüyorum, şehirdeki turist atraksiyonlarına olan uzaklığı ve hafta sonu olan korkutuculuğu nedeniyle.

    bu bolgede sozde bir suru turistik atraksiyon var ama hepsinin ici bos. nedenlerini yazacagim. sirayla baslayalim:

    union station

    bana kalirsa bir numarasi yok, siradan bir tren istasyonu fakat bircok filmde gozuktugu icin insanlar burayi ziyaret ediyor. eger cok ilginiz varsa gorun fakat fotograf cekilecek bir yani yok. los angeles`tan kalkan trenlerin kalkma noktasi burasi. bazi otobuslerin de son duragi burasi.

    olvera street

    los angeles`in en eski caddesiymis. bana kalirsa cok sisirilmis bir yer. bir kere cadde inanilmaz kisa. caddeyi bastan sona gecmek 15 saniye ya suruyor ya surmuyor. ıcinde bir suru hediyelik esya dukkani var. ayrica restaurantlar mevcut. bir tane de kilise koymuslar. bana kalirsa kilise disinda gezilesi bir yeri yok. orada birkac fotograf cekmelik yer var. gerisi bos.

    little tokyo

    ıste burasi ilginc ve gezilesi. burada japanese american national museum var. giris $15. ben gezmedim. onun disinda turistlere ayrilmis bir cadde var. ıcinde cok ilginc seyler japon oyuncakcisi, manga satan yerler vs. burada yaklasik 1.5 saat harcadim. buraya gelmeye calisin mutlaka.

    burayi gezenlerin %90`i japon turistler. japon turistler disinda gezen cok az. diger ulkelerden gelen turistlerin cok ilgisini cekmiyor herhalde. bence mutlaka gorulmesi gereken bir yer.

    chinatown

    seyahat rehberlerinde turist atraksiyonu olarak geciyor diye yazdim. bombos. ıcinde hicbir ama hicbir sey yok. cok cirkin binalarla dolu bir yer. vakit harcamayin derim.

    grand central market

    bildiginiz bizdeki pazar. bu ulkede insanlar ve buraya gelen avrupali turistler pazar gormedigi icin burasi ilginc geliyor. burada sakin taco yemeyin. yedim az kalsin kusuyordum hayatimda yedigim en mide bulandirici seydi. artik yagindan miydi neydi bilmiyorum tadi igrenc otesiydi.

    burada cok ilginc seyler var. kiloyla kurutulmus karides falan satiyorlar mesela.

    gidip gorulesi bir yer. fakat gitmezseniz de bir sey kaybetmezsiniz.

    staples center

    burasi basketbol hayranlarinin gezecegi yer. ben icine giremedim, mac var dediler bileti olmayani almiyoruz dediler. normal geziliyor mu onu da bilmiyorum.

    the last bookstore

    cok guzel ve ilginc bir kitapci. ıki katli bir yer ve ikinci kati harika. mutlaka ama mutlaka gidin. cok eski kitaplar satiliyor. hem de sifir. ornegin adamlar 1960`ta basilmis bir dergiyi oldugu saklamis satiyorlar. ıkinci el degil yani. cok ilginc seyler mevcut.

    echo park (tam downtown sayilmaz aslinda fakat cok yakin)

    los angeles`taki en guzel yerlerden biri bana gore. tabi kisiden kisiye gore degisir. benim sevdigim sey bu parktan downtown`daki gokdelenlerin guzel bir goruntu olusturmasi. yani parktan bakinca downtown cok guzel gorunuyor. eger los angeles`ta cok uzun sure kalacaksaniz ugrayin, yoksa vakit kaybi.

    şimdi şehirde birbiriyle alakasız birkaç yeri art arda yazacağım;

    long beach

    gezmezseniz bir sey kaybetmezsiniz. bunu dememin sebebi, sehrin diger turistik yerlerine cok uzak, yani gidebiliyorsaniz gidin ama gidemezseniz bir sey kaybetmezsiniz. turistik bir yer degil zaten. yine de gidecekseniz, gezilecek iki yer var,

    waterfront bolgesi (burada dunyanin en buyuk yolcu gemisi queen mary 2 vardir, queen mary 1 nerede derseniz onu da hamburg limaninda gormustum) (bkz: hamburg)
    naples ısland

    bana kalirsa ikisi de guzel yerler fakat naples ısland cok daha guzel. ıtalyan mahallesi olsa gerek etraf ıtalyan bayragi dolu. naples da zaten bizim napoli diye bildigimiz sehrin ıngilizcesi. güzel bir yer naples island.

    burada second street vardir. kanallari gezdikten sonra bu cadde uzerinde dolanabilirsiniz. fakat ubercinin dedigine gore aksamlari burasi harika oluyormus. gunduz takilinca cok eglenmeyebilirsiniz. bu cadde uzerinde harika bir ıtalyan dondurmacisi var. porsiyonlari inanilmaz buyuk. gaza geldim buyuk alayim dedim bitirmek 1 saate yakin surdu ve catlayacaktim neredeyse. paylasayim arkadasla desem paylasilacak bir sey degil :d kurek gibi elim bile kucuk kaldi yaninda.

    pasadena

    burasi sehrin dogusunda kaliyor. buraya toplu tasimayla ulasmak zulum gibi. hollywood`dan 180 veya 181 numarali otobuse binerseniz 1.5 saat suruyor. eger 780`e binerseniz daha cabuk varirsiniz. metro en mantiklisi, hollywooddan kirmizi hatta binip union stationda inip altin rengi hatta gececeksiniz. yine uzun suruyor.

    burada gorulecek uc yer var. birincisi pasadena city hall. pasadena belediye binasi yani. guzel bir yapi. ıkincisi ise old town bolgesi. burada cadde uzerinde alisveris yapabilirsiniz. pasadena`nin en unlu yeri ve insanlarin buraya gelmesinin tek nedeni bu cadde.

    ucuncu ve en guzel yer ise huntington library and gardens. aslinda burasi san marino bolgesinde ama ben pasadena'dan yuruyerek gectim, pasadena sayilir aslinda. buraya hafta ici ogrenci icin 19 dolar hafta sonu ise ogrenci icin 21 dolar verip girebiliyorsunuz. cok guzel ama cicekler bitkiler ilginizi cekiyorsa gidin. en ilginc bolumleri desert garden ve japanese garden. hatta bonzai sergilenen bahcesi bile var. epey buyuk bir yer. cok guzel.

    hayvanat bahcesi

    hayvanat bahcesi seviyorsaniz gidin. cok da bir ozelligi yok. ulasim nasil hicbir fikrim yok. biz arkadasla uber kullanarak gittik. giris ucreti ogrenci $20. bana kalirsa degmez o paraya ama cocugunuz falan varsa gitmek isterse gidilir ancak diye dusunuyorum.

    hayvanat bahcesindeki hayvanlarin normalinden cok yavrulari dikkatimi cekti. hangi hayvan olursa olsun yavrusu acayip sevimli :d

    bu hayvanat bahcesi hayatimda gittigim ilk hayvanat bahcesiydi diyebilirim. yaklasik 5 yasindayken ataturk orman ciftligine de gitmistim ama hatirlamiyorum bile hic.

    buraya gittikten sonra hayvanat bahcelerine olan fikrim tamamen degisti. buralar bildigin hayvan hapishanesi. bir daha siksen gitmem boyle yerlere.

    e simdi "bunu bastan akil edemedin mi" derseniz, insan merak ediyor be kardesim...

    california science center

    buraya gri hat gidiyor. otobusun gri hatlisina bineceksiniz downtown`dan. burasi ilginc bir yer uzaya gonderilen endeavour roketini sergiliyorlar. cok ilginc seyler var fakat bence en ilginci ımax. burada ısrail`in kudus sehriyle ilgili 45 dakikalik ımax belgeseli izledim. cok guzeldi. bu ımax deneyimini yasayin derim. cok da ucuz zaten, muzeye giris ucreti dahil $6 mi ne tuttu.

    santa catalina adası

    bu adaya ben gitmedim. çünkü bu adaya gidebilmek için san pedro denen şehre gitmek lazım. hollywood şehrinde yaşayan biri için de san pedro ebesinin amında kaldığı için ve ayrıca bu adaya gitmek çok mâliyetli olduğu için vazgeçtim.

    adaya gitmek için yaklaşık 150 doları gözden çıkarmanız lazımmış. san pedro'dan feribotla veya küçük uçakla geçiş yapabilirsiniz. uçak elbette ki çok daha pahalı.

    adayı isviçreli arkadaşlar bisikletle gezmişti. fotoğraflarına baktım, pek bir numarası yok gibiydi. gitmediğime pişman değilim.

    bildiğin bizim bodrum'a benzeyen bir yer. hatta bodrum'un meksikalılaşmış versiyonu diyeyim, en güzel öyle ifade edilir :p

    gezi rehberi kısmı bu kadar. şimdi de los angeles, kaliforniya ve amerika hakkında birkaç ilginç bilgi vereyim;

    - bu ulkede saglikli beslenmeyi unutun. amerika demek; yag, tuz, seker demek. her sey inanilmaz derecede yagli tuzlu veya sekerli. obezite oranina hic sasirmamak gerek.

    - amerika'daki her şeyin bedeni büyük. örneğin türkiye'de large t-shirt giyerken amerika'da aldığım t-shirtler genelde medium beden idi.

    - çoğu restaurantta "fountain soda" vardır. yani istediğiniz kadar doldurabilirsiniz. bitince gidin tekrar doldurun, utanmayın. bir kez parasını verdikten sonra isterseniz 100 bardak alın bir şey diyemezler. tabi yanınıza şişe götürüp şişeye doldurmayın :d

    - bazı tuvaletlerde (çoğunda) pisuvarlar arasında duvar yoktur. görünce çok şaşırmayın.

    - herhangi bir restauranttan içecek istediğinizde genelde bardağın yarısını buz ile doldururlar. eğer içececeği kendiniz dolduruyorsanız şanslısınız.

    - starbucks'larda su bedavadır. susadığınız zaman herhangi bir starbucks'a girip su istediğinizde verirler. eğer suyunuz bol olsun istiyorsanız buz eklenmemesini belirtin. yoksa bardağı buz ile doldurup iki yudumluk su koyuyorlar.

    - restaurantlarda bahsis vermek gerekiyor. ısin ilginci, bahsisi kredi kartiyla odeyebiliyorsunuz fakat bunu belirtmeniz gerek. tam emin degilim de garsonlar maas almadiklari icin bahsis vermek gerekiyormus. vermezseniz bir sey olmaz herhalde de ayip olur ya da arkanizdan kufur falan edilir :d zaten fatura onunuze geldigi zaman verilecek bahsis miktari bile yaziyor. ornegin %15 bahsis vermek isterseniz su kadar para verin, %20 bahsis vermek isterseniz su kadar para verin seklinde. garson da bu bolumu (bazi yerlerde) yuvarlak icine alir ve "thank you" yazar. bahsis vermeyi ihmal etmeyin. vermeyince ne oluyor bilmiyorum. su ana kadar 4-5 kez bahsisli yerde(yani restaurantda) yedim.

    - amerika'da kredi kartlarına şifre sorulmaz. adam alır kartınızı direkt geçirir, siz üzerine verilen fişe imza atarsınız. bu imzayı da her zaman attırmazlar. örneğin 25 dolara kadar olan alışverişlere genelde imza attırılmaz. daha fazlasına attırılır. mesela starbucks'a gittiniz diyelim. yaklaşık 5-6 dolarlık içecek aldınız. kasiyer sizin kartınızı geçirir hemen size verir. şifre de girmezsiniz imza da atmazsınız. san francisco'dayken $373 dolarlık otel ücretini kartla ödedim ve yine şifre sorulmadı, sadece imza attırdılar. yani bu amerika'da pos cihazında şifre sormak diye bir şey yok. belli bir miktarın üzerindeki harcamalara imza attırıyorlar sadece.

    bu yüzden restaurantlarda güvenilir yerler değilse kredi kartınızı garsona vermeyin. bazen garson sizin kartınızı alır, parayı çekip kartınızı size geri getirir. fakat o kartı alan garson kartınızın fotoğrafını çekerse yandınız. o yüzden güvenilir yerler hariç sakın kartınızı garsonla göndermeyin.

    demem o ki, amerika'da sizin kartınızı ele geçiren kişi istediğini alabilir. yani kredi kartınıza dikkat edin. kaybederseniz sonuçları çok kötü olabilir. çalınan kartınızdan harcanan paraları geri almak için hırsızın attığı imzaların sizin imzanız olmadığını falan kanıtlamanız gerekebilir. kısacası başınız derde girer. kartınıza çok dikkat o yüzden. kaybederseniz hemen arayıp iptal ettirin.

    - amerika'da 3-4 dolarlık şeylere bile kredi kartı uzatmaktan çekinmeyin. ayıp falan olmaz. marketten aldığı 1 dolarlık suyu bile kredi kartıyla ödeyeni var.

    - subway'de yemek yiyecekseniz, $20 doların üzerindeki banknotları kabul etmiyorlar. haberiniz olsun. buraya gidip de $50 uzatırsanız almazlar.

    - yanınızda $100'lık banknot sakın taşımayın. gideceğiniz yerlerin %90'ınında bu parayı bozamayacaklarını söylerler. çok az yerde bozarlar. ben amerika'ya giderken yanımda $500 götürmüştüm ve 5 tane $100 banknot halindeydi. bunları bozdururken çok sıkıntı çektim. bizim ülkedeki gibi düşünün, 200 tl'lik banknotu her yer bozuyor mu kolay kolay? burada da bire bir aynı durum.

    - los angeles yaz mevsiminde brezilyalı doluyor. bizim ülkede nasıl tatillerde bodrum'a gitmek meşhursa bu brezilyalılar için de los angeles'a gitmek meşhur herhalde. öyle böyle değil her taraf brezilyalı dolu.

    - los angeles'ta tüm şehir dümdüzdür. dağların yamaçları sadece, doğal olarak, dağlıktır. onun dışında şehir içinde downtown bölgesi hariç yokuşa rastlama olasılığı çok düşüktür.

    - burada otobus soforlerinin %90 i kadin. hep kadin sofore denk geliyorum erkege iki kez denk geldim. ulkemizde tum taksi otobus dolmus servis soforleri erkek oldugu icin biraz ilginc geliyor :d hic mi hic tacize ugrama durumu falan da yok. cunku insanlarda polis korkusu var. bizdeki gibi kadinlari kolay kolay taciz edemezler. ayrıca otobuslerde kameralar var ve otobus soforune saldirmanin en asagi $10000 para cezasi ve hapis cezasi oldugu yaziyor.

    - karşıdan karşıya geçerken dikkat edin. los angeles'ın "arabaların insanları en fazla ezdiği şehir" olma rekoru var. araba çarpması yüzünden ölen insan sayısında dünya lideri. karşıdan karşıya geçerken tedbirli olmakta yarar var.

    - etraf psikolojik problemleri olan insanlarla dolu. yolda kendi kendine bagirip cagiran mi dersin gelene gecene kufur eden mi dersin kendini buyucu sanan mi dersin her cesit deli mevcut.

    - evsiz sayisi cok fazla. ben dogma buyume ankaraliyim, cok dilenci gordum ama evsize, sokakta yatip kalkana cok az rastladim. gerci kesin vardir ankara'da da ama ben rastlamadim. burada her sokakta garanti 5-6 kisi var. los angeles'in guzel iklimi sebebiyle buraya dolduklarini dusunuyor insanlar. sokakta yatip kalkan bir insan icin kuzey daha zor olurdu tabi. evsizlerden bazilarinin psikolojik sorunlari var. yanindan gecerken bagirip cagirabilir veya "cantani nerden aldin" falan gibi sorular sorabilir. hic cevap vermeyip gecin. cogu yasli insan ve zararsiz. eger bir evsiz sizi takip etmeye baslarsa yolunuzu degistirin ve kalabalik caddelere gidin. bazi evsizlerin cok orijinal yazilari var. mesela bir tanesi "eski karimin daha iyi bir avukati vardi" yazmisti gorduklerimin en orijinaliydi. evsizlere para verip vermemek size kalmis ama ben tavsiye etmiyorum. nedeni ise su: bir evsize para verdikten sonra biraz ileride baska bir evsiz "ona var da bana yok mu" diyor. biraz ileride yine ayni durum. yani bir tanesine para verince eve donene kadar hepsine para vermeniz gerekebilir cunku sizi takip edip israr edebilirler, arkadasimin basina geldi.

    - unlu bulvarlarda unlu olmaya calisan insanlar goreceksiniz. genelde zenci rap sarkicilar bunlar. sizin elinize kendi albumlerini tutusturmaya calisacaklar. sakin almayin. bedava derlerse de almayin, sonra para istiyorlar.

    - burada 1 centleri(yani pennyleri) hediyelik esyaya donusturebilirsiniz. yol uzerinde kucuk makineler var bazi yerlerde. 25 cent koyuyorsunuz bir de penny koyuyorsunuz makine o pennyyi ezip uzerine degisik sekiller basiyor. pennyler hicbir ise yaramadigi icin boyle bir sey icat etmisler.

    - hollywood bulvari uzerinde bir suru super kahraman kiligina girmis, sizinle fotograf cekinmek isteyecek insan var. en asagi $3 veriyor insanlar. belli bir ucreti yok, ne kadar verirseniz. bazilari ucret belirleyebiliyorlar. onceden sorun. en cok da spider-man var. cogunun kostumu yirtik ve eski. ısiklarda bekleyip karsidan karsiya gecen spider-man gorunce guluyorum nedense komik geliyor sanki filmdeki gibi ag atip ucmasi gerekiyor gibi hissediyor insan :d gerci ag atacak uzunlukta bina yok burada :d

    - los angeles deprem bolgesi oldugu icin evlerin binalarin %90'i tahtadan. sehirde cok az gokdelen var. bu yonu en sevdigim yani. new york gibi gokdelen dolu yerlerden nefret ediyorum. binalarin hepsi kisa, cogunun boyu 4 metreyi gecmiyor. gokdelen ararsaniz downtown bolgesinde 20 tane falan var. en uzunu us bank tower. gta 5 oynadiysaniz orada maze tower diye geciyor bire bir aynisi.

    us bank tower isimli gökdelen, tüm amerika kıtasının en uzun gökdelenlerinden biri, hatta abd'nin batı yakasının en uzun gökdeleni. ben gittiğim zaman yoktu ama şimdi us bank tower'ın tepesine bir gözlem balkonu/terası açmışlar. yani bu gökdelenin tepesinden tüm şehri izleme imkânınız mevcut. ayrıca bir de kaydırak yapmışlar, belli bir kata kadar çıkıyorsunuz, sonra o kattan cam bir kaydırakla binanın dışından bir alt kata kayıyorsunuz. anlatması çok zor, o yüzden youtube videosu vereceğim.

    - ınternette cok abartilmis cok tehlikeli cok tehlikeli yok bir seyin calinacak yok uzaylilar kaciracak seni hamile birakacak vs. korkacak hicbir sey yok. bati los angeles'ta, santa monica, venice beach, beverly hills, hollywood gibi yerlerde (ki turist atraksiyonlarin %95 i bu bolgelerde) ve dogu los angeles'ta; pasadena'nin old town'a yakin yerlerinde cok rahat gezebilirsiniz. aksam vakti hollywood'da biraz dikkatli olun da yine de buralar los angeles'in diger kisimlarina gore cok daha guvenli. los angeles'in baska kisimlarina giderseniz sokakta insan gormezsiniz. sadece evsizler olur. bu bolgelerde arabasindan cikip da sokakta yuruyen insanlar gorebilirsiniz. hele santa monica'daki 3rd street promenade ve hollywood bulvari insan kayniyor. guneyde olan compton bolgesi los angeles'in en tehlikeli bolgesi, uzak durun. gta san andreas'taki grove street, compton'da gercek bir cadde. gitmeyi cok istedim ama compton cok tehlikeli oldugu icin cesaret edemedim. otobuste deliler bagirirsa size anlarsaniz bile anlamamis gibi yapin bir sure sonra vazgecerler bagirmaktan. onemli bir uyari; eger otobuste cok az insan (2-3 kisi falan) varsa bınmeyın. otobuste guvenlik kamerasi var ama otobuse binen tipler cok korkutucu tipler. genelde evsizler ve tehlikeli adamlar kullaniyor otobusu. yani illa ki basiniza bir sey gelecek diye bir sey demiyorum ama sadece bir uyari, basiniz rahat olsun diye. metrodan da gece gec saatlerde uzak durmak gerek diye dusunuyorum. otobusteki gibi cok az insan oluyor aksam vakti, sorun olabilir.

    yani oyle bir sehir dusunun ki icinde milyon tane ruh hastasi ve evsiz var ve toplu tasimayi kullananlarin %99 u da bu insanlar. bu yuzden bu konularda uyardim. los angeles tam bir araba sehri. bizim ulkemizde asgari ucretle calisan herkesin arabasi oldugunu dusunun. yani burada araba acayip ucuz bir sey ve herkeste var. bizim ulkemizde bmw 3.20 parasiyla burada 4.20 hatta 5.20 alabiliyorsunuz. honda civic parasiyla, hatta daha ucuza, ustu acik ford mustang alabiliyorsunuz.

    - los angeles'taki en uyduruk arabalar honda, toyota ve hyundailerdir. bizim ülkemizde normal sınıfta nitelendirilen arabalar. etraf ford mustang doludur. ondan sonra en popüler araba tesla ve jaguar markalardır. çok sayıda maserati de görürsünüz. beverly hills'e giderseniz ferrari, lamborghini dolu görürsünüz.

    - los angeles'ta şehrin yarısı parmak arası terlikle geziyor. film galalarinda bile uzerlerine elbise giyip altina parmak arasi terlik giyiyorlar. siz de gitmeden mutlaka terlik ve şort götürün. kot ve normal ayakkabıyla dayanılmaz bu şehirde.

    - yolda normal gozukmeyen biri size bir sey sorarsa, sizinle konusmaya calisirsa konusmayin, cevap vermeyin, israr ediyorsa yolunuzu degistirin.

    - herkesin evcil hayvanı vardır. hatta evsizlerin bile var.

    - abd'de karşılaştığım fantastik şeylerden birkaçını yazıyorum: metro istasyonunda mastürbasyon yapan kadın görmek, otobüste seyahat ederken yarım saat sohbet ettiğim meksikalı adamın kendini büyücü zannedip belli hareketlerle bana büyü yapmaya çalışması, otobüsün içerisinde kimseyi siklemeyip esrar içen zenci (en çok buna gülmüştüm), sokaktan geçen herkese el hareketi çeken zenci, iğrenç sesiyle santa monica'da mikrofon ile uptown funk şarkısını söyleyerek insanların kulaklarını siken zenci, sokakta yürürken bana durduk yere threesome teklif eden kızlar (en harikası buydu ehehehe), taco bell'de otururken travestilerden tek gecelik ilişki teklifi almam (merak etmeyin arkadaşlar, direkt türkçe siktir çektim bunu duyunca), bana sokakta durduk yere "you fuckin motherfucker" diye defalarca bağıran cadı kılıklı yaşlı teyze ve daha yaşadığım fakat buraya şimdilik yazamayacağım binbir çeşit fantastik olay.

    - "amerikalıların hepsi obez" diye dalga geçmenin lüzumu yok. bu ülkede yaşayan her insanda obez olma potansiyeli var. ancak çok iradeli biri olup ağzınızı tutacaksınız ve az yiyeceksiniz veya benim gibi günde minimum 2.5 saat yürüyüş yapacaksınız da obez olmayın.

    - los angeles'ta kaldığım süre boyunca hava hiç sektirmeden sabah 15 derece, öğlen 35 derece, akşam da 24-25 dereceydi. akşamları hava harika. öğlen biraz rahatsız ediyor çok sıcak. sadece 2 gün yağmur yağıp fırtınalar koptu onda da san francisco'daydım zaten.

    - insanı çok sıcakkanlıdır. özellikle de meksikalılar. bizim hani söyleyip söyleyip vicdan mastürbasyonu yaptığımız bir şey vardır: "150000 tane ülkeye gittim ama türk insanı kadar sıcakkanlı, yardımseverini görmedim" diye. herkes kendi içinde bunun %100 yalan olduğunu bilir fakat aşırı milliyetçi hatta ırkçı duyguları izin vermez buna inanmaya. türkler kadar ayrışmış, birbirinden nefret eden insanlardan oluşan başka bir ülke varsa bana söyleyin. afrika'daki kabileler bile böyle ayrışmamıştır lan. bu sözü duyunca otomatik siktiri çekiyorum.

    - sohbet ettiğim bir arap bana "namaz kılmıyorsan kâfirsin" demişti. iki hafta sonra bu çocuğun las vegas'ta kulüp kulüp gezdiğini, uyuşturucunun kökünü kuruttuğunu duydum. isviçreli bir çocuk da "sen dün gece ne içmiştin dostum kafan iyiydi" dedi. bu arap, hayatımda gördüğüm, bir insanın yobazlıkta gelebileceği en son noktaydı. dalyarrağın 4 tane kız arkadaşı varmış hepsine de "en çok seni seviyorum" diyormuş, böyle de mal mal hayatını anlatıyordu bir de yolunu yordamını evini barkını kabilesini siktiğimin pislik orospu çocuğu.

    - arada bir ortalıkta bağıra bağıra türkçe küfür eden veya kadınlar için "şu göte bak oyşh" diye bağıra bağıra sapıklık yapan çakallara rastlayabilirsiniz. ne de olsa insanlar türkçe anlamıyor diye bağıra bağıra söylüyorlar bunları. uzak durun. onun dışında normal türkler de çok fazla. özellikle santa monica'da bir sürü türk turiste rastlayabilirsiniz.

    - los angeles havalimanı'na indiğim zaman bavulumu beklerken yanımda ahmet çakar'ı gördüm. dört hafta sonra tanıştığım bir türk ile muhabbet ederken muhabbet döndü dolaştı şuraya geldi:

    ben: havalimanında ahmet çakar'la karşılaştım.
    arkadaş: ben de dwight howard'ı gördüm.

    burada yaşadığım ezikliği anlatamam hahahahhasksahldakjiadlkjlkj yarım saat güldüm bu diyaloğun üzerine :d

    - bilmem kaçınız denemişsinizdir, hani hanımeli bitkisinin ucunu kopartıp içinden çıkan bal içilir ya, işte onu yapayım dedim. çok sevdiğim bir şey çünkü. güzel bir hanımeli görünce üzerinden 3-4 tane kopartıp balını içtim.

    brezilyalı bir çocuk videoya almak istedi bu olayı.

    meksikalı olan da "zehirleneceksin" dedi.

    etrafta da minimum 4-5 kişi sanki tarihin en büyük sihirbazlığını yapıyormuşum gibi izledi.

    bu da böyle bir anımdır :d

    - los angeles'taki son haftamda hollywood bulvarı üzerinde michael jackson kılığına girmiş, insanlarla fotoğraf çektiren bir adamla tanıştım. ismi "jovan" idi. hatta internet sitesi de vardı: www.dancingthedreamproductions.com

    bu abimiz harvard üniversitesi'nde tiyatro bölümünü okumuş, aslen haitili fakat 9 yaşındayken taşındığı miami'de büyümüş biri. üniversite sayesinde hem ingiltere'de hem de rusya'da uzun zaman geçirmiş, yanlış hatırlamıyorsam 1 yıl civarındaydı.

    fakat kadere bak sen, adam harvard mezunu olmasına rağmen doğru düzgün bir iş bulamıyor. hem de los angeles gibi sinema endüstrisinin kalbi olan, sokaktan adam çevirerek "filmimde oynamak ister misin?" diye sorular sorulan bir şehirde... şu ana kadar sadece çok küçük yapımlarda çalıştığını söyledi.

    her gün yaklaşık 6-7 saat hollywood bulvarı üzerinde michael jackson kılığında gelen turistlerle fotoğraf çektiriyor. ben tabi ki de bedava çektirdim adamla samimi olduğum için :d

    her gün yaklaşık 2 saatini makyaj yapmaya harcıyormuş.

    adamla muhabbet epey samimileşti. yaklaşık 2-3 saat muhabbet ettik. en sonunda dayanamadım sordum, "bunu birine sormak ayıp ama bu işi yaparak ne kadar para kazanıyorsun?" diye. adamın cevap vermeden önce "hiç ayıp değil, sana söyleyeyim" dedi.

    adam günde yaklaşık $300 para kazanıyormuş. yani bir ayda $9000... bugünün kuruyla aylık 36000 türk lirası... adam üzerine dedi ki "şu karşıda gördüğün dükkanlarda çalışan insanların hepsinden daha fazla para kazanıyorum. üstelik sadece fotoğraf çektirerek"

    adamın bir emek harcadığı yok. cadde üzerinde duruyor, insanlar gelip fotoğraf çektirmek istiyor, fotoğraf başına $3 ücret alıyor. adamın yaptığı tek şey fotoğraf çekinmek.

    işin ilginç kısmı ne biliyor musunuz? adam mutlu değil... yaptığı işten nefret ediyordu. tek isteği bir an önce kurtulmaktı.

    buradan çıkarılacak hayat dersi: ayda 36 bin tl para kazanıyor olsanız bile sevmediğiniz bir işi yapıyorsanız mutsuz olursunuz.

    bu yüzden eğer bu yazımı okuyan henüz üniversiteye geçmemiş arkadaşlarımız varsa onlara önerim ilerideki mesleklerini, okuyacakları bölümü dikkatli seçmeleri. sevmediğiniz bir bölümü seçerseniz hem okuması zor olur, hem de mezun olduktan sonra yapacağınız işte mutlu olamazsınız.

    ek olarak şunu da söyleyeyim. ben bu adamı çok sevmiştim. adama aynı bulvar üzerinde kedi kadın kılığında gezinen bir kıza aşık olduğumu söylemiştim. fakat kızı los angeles'tan ayrılmadan önce bir daha görememiştim. adam kıza ınstagramımı vermiş, bir de artık üzerine neler söylemişse kız benim ınstagram'da attığım her fotoğrafı beğeniyor :d adamın dibisin be jovan... :d

    şimdi konudan çok saptık herhalde, biraz da amerika'da yemekten bahsedelim;

    umami burger

    cok da super degil. hamburger epey kucuk ve pahali. patates kizartmasi asiri derecede tuzlu. catallari cok agir ve garip bir sekilde kalin, tutmasi kullanmasi zor oluyor. ayrica pahali ve restaurant oldugu icin bahsis de birakmaniz gerekiyor.

    puanim: 5/10

    ın n out burger

    bunun için direkt (bkz: in-n-out burger/@capetonian)

    puanim: 10/10

    juicy burger

    hollywood bulvari uzerinde vasat denebilecek bir yer. fiyati normal, 8-9 dolar civari.

    puanim: 4/10

    hard rock cafe

    buna san francisco'da gittim. epey pahaliydi. yemegin pahaliligindan cok bahsis garip geldi. los angeles'ta %15 bahsis isterlerken burada %20 istediler. menuleri guzel. ıcinde et olan bir sey soyleyecekseniz iyice pismis olmasini belirtin. biz turkler icin bunlarin et anlayisi cok ters. neredeyse cig yiyorlar eti. patates kizartmasi hayatimda yedigim en guzel patates kizartmasiydi. chilli fries istedim ben aci biberli baharatli cok guzel bir kizartma geldi. cok pahali ama boyle bir yeri de denemis oldum. dunyanin bircok yerinde bu kafeden var ve standartlarinin degistigini dusunmuyorum. her yerde ayni guzelliktedir yani. ıcinde hediyelik esya dukkani da var. ugrayin derim.

    puanim: 7/10

    mc donald's

    berbat. berbat otesi berbat. bizim ulkemizdeki mc donald's'lar cok cok cok daha guzel. mc donald's kendi memleketinde nasil bu kadar berbat oluyor anlamadim. ınsanlardan kime sorsaniz mc donald's'tan nefret ediyor.

    fakat cok ucuz. yaklasik 2.5 dolara 3 kofteli cizburger yiyebilirsiniz. tabi mideniz dayanirsa.

    puanim: 1/10

    el pollo loco

    buna benzer bir markayi breaking bad'den hatirliyorum. ismi los pollos hermanos idi galiba. turkce anlami "cilgin tavuk". cok ucuz degil. yaklasik 8 dolara tavuklu salata almistim. tadi epey guzeldi ama salata malzemeleri ne kadar yikanmistir bilmiyorum. yine de yedim, guzeldi. hep tavuk satiyorlar. bir suru urunleri var.

    ılginc bir siparis sistemi var. ın n out'taki gibi icecegi kendiniz dolduruyorsunuz fakat burada polis yok. evsiz biri girip icecek calabilir rahatca. siparisi verince elinize bir alet veriyorlar. o alet sarki calmaya baslayinca siparisiniz hazir anlamina geliyor. biraz urkutucu sekilde titriyor. masaya biraktim aleti 3 dakika sonra birden titremeye basladi asiri titriyor tirstim :d tum masa titredi :d mumkunse elinizde tutun :d

    puanim: 7/10

    cheesecake factory

    millet buraya niye oluyor bitiyor bir turlu cozemedim. yani ne ozelligi var anlayamiyorum ki. buradan cok daha guzel restaurantlar var ama hangi sehirde bu restaurantin onunden gectiysem onunde kilometrelerce kuyruk oldugunu gordum. ınanilmaz olsa gerek herhalde. hem los angeles hem san francisco hem san diego'da onunden gectim, durum ayni. burada normal yemek yemedim (normal yemekleri inanilmaz herhalde). sadece cheesecake yemek icin gittim. san francisco'dakine gittim. rezervasyon yaptirmak gerekiyor. telefonda rezervasyon kabul etmiyorlar. gidip yaptirmaniz gerekiyor. uygun masa bulununca da telefonunuza mesaj gonderiyorlar. cheesecake`i cok gec getirdiler. bir dilimi 7 dolar. cok da numarasi yoktu. yani normal bir cheesecake idi. ınanilmaz pahali. sirf buraya gelmisken bunu da dene dedi arkadasim diye gittik beraber.

    puanim: 5/10

    taco bell

    direkt (bkz: taco bell/@capetonian)

    puanim: 7/10

    subway

    bizim ulkemizdekilerden farkli olarak burada domuzlu sandvicler cokca var. dana etli olan da var ama az, cok az. muslumansaniz tavuklu sandvice kaliyorsunuz. pahali biraz. en kucuk sandvic 6 inch ve fiyati 8 dolar. bir icecek alsaniz 2 dolar. fakat subway'i neredeyse her yerde bulabilirsiniz. cok fazla var. tavuklu sandvic disinda bir musluman'in yiyebilecegi dogru duzgun bir sey olmadigi icin cok sevmedim burayi. turkiye'deki subwayleri daha cok seviyorum.

    not: ıngilizceniz kotuyse tavsiye etmem. hamburgercilerde direkt menu adini soyluyorsunuz adam veriyor ama burada bin cesit soru soruluyor uzunlugu ne kadar olsun isitayim mi icine sundan bundan koyayim mi ne koyacaksam soyle gibisinden. hele sandvici hazirlayan aksani berbat meksikaliysa durum vahim.

    sushi q

    burasi meshur bir yer degil. los angeles'a gelirseniz sunset bulvari'nin cassil place ile kesisimine cok yakin. cin yemegi restauranti. bizim dil okulundakiler cok seviyor burayi. ben de sevdim. calisanlari guleryuzlu yemekleri guzel.

    ılk kez susi yedim burada. tavuk susi yedim. cok da fena degildi ama cubukla yemek zor oldu. catal istemeyi unutmustum eve gelince paketten cubuk cikti. zorlandim. bunlarin cok yenen beef bowl diye bir yemegi var. bildiginiz bizim pilavin uzerine dogranmis dana eti konulmus. uzerine de soya sosu dokmusler. tadi cok guzel. bir turk'un rahatca yiyebilecegi bir yemek. etli pilav yani. tavuklusu da var. aci sos dokunce daha da guzel oluyor.

    fiyati da cok pahali degil. restaurantda bedava su var. o yuzden icecek almayin derim. yine de icecek alirsaniz beef bowl yaklasik 8 dolar tutuyor.

    not: ben buradan yediğim yemekten dolayı bir kere zehirlendim, 3 gün ölümüne kustum, 4 kilo verdim 3 günde. hayatımın ızdırabını çektim. he nereden biliyorsun oradaki yemekten zehirlendiğini diyecek olursanız 7/24 benle takılan alman kankam da o gün zehirlendi.

    lakin yaptıkları yemeklerin hakkını vermek lazım, zehirlenme ihtimalini de göz önünde bulundurup gidilebilir ehehehehehe

    puanim: 8/10

    new york pizzacilari

    simdi herkesin zevki farklidir. ben peynirden nefret ederim. yedigim zaman da olur, mesela hamburgerin icinde. mesela salatanin uzerine az biraz serpilmisse. bu yuzden bu cok meshur olan new york-ıtalyan pizzacilardan nefret ediyorum. acayip de pahali ustelik. bir kez gittim bir daha olsem gitmem. genelde koca bir dilim pizza satiyorlar. cok meshurlar. pizzanin uzerindeki malzemelerin %90 i kokan yagli yagi akan kasar diger %10 u da diger malzemeler. ıgrenc otesi. ben kiymali biberli sandvic aldim 9 dolar tuttu ve 2 isirikta biten bir sandvic. cok pahaliydi. pizzalarinin da %90 i domuz etli, uzerinde dana eti olan pizzalar yok hic. ya domuz etli ya da full kasar dolu pizzalar var. bir koca dilim 7-8 dolar herhalde tam emin degilim. yagli kasarli pizza seviyorsaniz tavsiye ederim. ben kokan yagli peynirden nefret ettigim icin sevmiyorum. peynirin kokusu 5 metreden geliyor buruna, igrenc.

    bunlardan her yerde gorursunuz ve cok pahalidirlar. calisanlari genelde ıtalyanlardir.

    puanim: 2/10 (herkes nefret edecek diye bir sey yok. seveni cok var.)

    smoke's poutineries

    buraya gidene kadar poutine ne demek bilmiyordum. poutine; herhalde fransiz yemegi olsa gerek, patates kizartmasinin uzerine gravy sos ve peynir dokulmus bir yemek. dolayisiyla burada da bu yapiliyor. yani patates kizartmasinin uzerine gravy sos dokuyorlar ve peynir koyuyorlar. bu en standart menu. mesela ben chicken ınfierno aldim. ınfierno ıspanyolcada cehennem demek. epey acili bir sey yani. patates kizartmasinin uzerine gravy sos+peynir(koydurmadim)+mangal tavuk+jalapeño+aci sos+kirmizi biber koyuyorlar. fiyat olarak cok pahali degil, orta boy 8 dolar tuttu. tadi epey guzeldi cok begendim.

    hayatim boyunca yedigim en sagliksiz sey budur herhalde. bir daha gitmeyi dusunmuyorum acikcasi. patates kizartmasi zaten sagliksiz, uzerine gravy sos koyunca ekstra sagliksiz bir sey oluyor. ha tadi harika orasi ayri. denemenizi tavsiye ederim. 9 tane poutine alirsaniz onuncusu bedava.

    puanim: 7/10

    urban masala

    hollywood bulvari uzerindeki muthis hint restauranti. hollywood bulvari uzerinde doguya dogru ilerlerseniz goreceksiniz. hint yemekleri cok baharatli oluyor. ben baharatli yemeklere bayildigim icin cok seviyorum burayi. tavuk kori isterseniz pilav uzerine kori soslu tavuk koyup veriyorlar. harika bir tadi var. fakat cok baharatli yemekleri cok sevmiyorsaniz bulasmayin derim. harika otesi yesil renkte (herhalde yesil biberden yaptiklari icin) bir aci soslari var. hem cok aci degil hem de degisik bir aromasi var.

    fiyat los angeles sartlarina gore cok pahali degil. bir sise su ve tavuk kori alirsaniz 9 dolar tutuyor. los angeles sartlarina gore gayet uygun.

    puanim: 10/10

    mel's diner

    yemekhane usulu bir yer. tepsi aliyorsunuz, tezgaha dizilmis yemeklerden istediginizi seciyorsunuz ve kasada oduyorsunuz. tam amerikan tarzi restaurant paso hamburger patates kizartmasi falan var. sogan halkasi epey guzel. cok degisik, ilk basta yanlislikla kalamar mi aldim zannettim. cok guzel, gercek sogan halkasi.

    fiyati cok pahali. yaklasik 13-14 dolardan asagi bir sey alamazsiniz. bir sise su bile 3 dolar.

    puanim: 6/10

    california pizza kitchen

    vasat diyebileceğim bir restaurant. fiyatları aynı tarz restaurantlarla aynı, yani çok lüks veya çok kötü bir yer değil, orta. burada acılı tavuklu pizza yedim ve giderseniz de bundan yemenizi tavsiye ederim. güzeldi. limonatası da iyiydi.

    puanım: 7/10

    johnny rocket's

    hamburgerci. burada yemek yemedigim icin yorum yapamayacagim. ben sadece oreolu milkshake denedim. gayet de guzeldi. fiyati 6 dolardi. fakat burada bahsis de birakmaniz gerekiyor. fast-foodcu ama restaurant tarzinda, garson falan var yani. kıbrıs'ta da bir şubesi varmış, fakat türkiye'de yok malesef.

    puanim: 7/10 (milkshake`i icin)

    calle tacos

    los angeles'ta yayınlanan bilmemne dergisi/gazetesi tarafından los angeles'ın en iyi balık tacolarını yapan mekan seçilmiş. hollywood bulvarı üzerinde yolun sağ tarafında şehrin doğusuna doğru yürüyün görürsünüz. urban masala'nın biraz ilerisinde. önünden zibilyon kere geçtim, dedim "ulan bi deneyelim burayı da" diye.

    bilmiyorsanız söyleyeyim, her meksikalı'nın söylediği bir söz vardır: "gerçek taco sokak tacosudur" diye. yani tacoyu en iyi yapan yerler genelde arabalarıyla sokak sokak gezen seyyar tacoculardır. bu mekan da biraz o havayı vermeye çalışmış. dükkanın içinde otobüs bozması bir mutfakları var.

    birkaç kere gittim buraya. her gittiğimde başka şeyler yedim. ilk gittiğimde üç tane dana etli taco aldım. açıkçası etler inanılmaz kuruydu. kayış gibiydi. üzerine bir ton salsa sos dökünce ancak boğazdan gidiyor. fiyatını hatırlamıyorum ama los angeles şartlarında makul fiyatları olan bir restaurant.

    ikinci gittiğimde balık taco alayım dedim. madem los angeles'ın en iyisi seçilmiş deneyeyim dedim. parmesanlı balık taco geldi. tadı güzeldi, fakat ben peyniri pek sevmeyen biri olarak zor bitirdim. hani parmesan konduğunu bilsem parmesansız isterdim ama bir şekilde yiyip bitirdim. fakat balığı güzeldi yalan yok.

    bir kez daha gittiğimde bu kez nachos yiyeyim dedim. nachos bildiğiniz üzere peynirli olur. hatta epey peynirli. peynirden nefret eden biri olarak sırf her şeyi denemiş olmak için bunu da deneyeyim dedim. tadı süperdi :d peyniri kokmuyordu. farklı renklerde cips parçaları, tavuk parçacıkları ve bilimum malzeme vardı içinde. porsiyon da çok büyüktü. hepsini bitiremedim, o kadar söyleyeyim yani.

    bu mekanda yiyeceğinizi aldıktan sonra bir de küçük bir masa üzerinden sos alabiliyorsunuz. orada salsa sos var, guacamole sos falan var. açıkçası ben bu sosları yediğim yemeklerden daha fazla seviyordum.

    bir de jarritos diye bir içecekleri var. iki üç farklı çeşidi var ama ben en çok hint hurmalı jarritos'u sevdim. gidince "tamarindo jarritos" derseniz verirler. tamarindo meyvesi türkçeye hint hurması veya demirhindi diye çevriliyor. bu içeceğin tadını çok seviyordum. mutlaka nachos+tamarindo jarritos yiyin burada.

    puanım: 8/10

    yogurtland

    yogurt deniyor ama yogurt degil bildigin dondurma. buraya girdiginizde bir kap aliyorsunuz icine istediginiz aromali dondurmadan istediginiz kadar dolduruyorsunuz uzerine de bir seyler serpiyorsunuz ve kasada kabinizin agirligina gore para oduyorsunuz. harika bir yer. yarim kap dondurma alsaniz fiyati 5 dolar falan tutuyor. fakat epey guzel. kabi agzina kadar doldurursaniz 9 dolar tutuyor. tabi kabi agzina kadar dolduramam bitirmek ayri bir basari :d

    puanim: 9/10

    ihop

    buraya los angeles'tan ayrılacağım gün kahvaltıya gideyim dedim. los angeles'taki ilk günlerimde araplar tavsiye etmişti. fakat pahalıdır diye hiç gitmedim, zaten kahvaltıyı paso corn flakes yiyerek geçiriyordum. dedim bari bu güzel şehirdeki son günüm, güzel bir kahvaltı edeyim ne kadar pahalı olursa olsun.

    fiyatı epey tuzluydu, fakat kahvaltı güzeldi. hatta 10 numara diyebilirim fakat çok ağır. yani mideniz kaldırmayacaksa hiç bulaşmayın derim.

    ayrıca rezervasyonla gidiliyor. rezervasyonsuz giderseniz "git 15 dakika dolan sonra gel şimdilik boş masa yok" diyorlar. hatta girişinde bekleme salonu bile yapmışlar insanlar masa boşalmasını beklesin diye.

    yaklaşık 10 dakika bekledim, sonra masa boşaldı. tek kişi olunca daha çabuk masa bulursunuz fakat kalabalıksanız biraz daha beklersiniz.

    restaurant tarzı olduğu için garsona bahşiş bırakmak zorundasınız. benim yediğim şeyi söyleyeyim: krep ve bir bardak portakal suyu.

    yani krep + bir bardak portakal suyu + bahşiş toplamda 20 dolara yakın tuttu. türk parasıyla 60 lira bayıldım kahvaltıya ama hakkını vereyim çok güzeldi bir de "kaç kez gelecem buralara" mantığıyla gittiğim için parası çok içimi acıtmadı.

    krep derken öyle sıradan krep değil. inanılmaz kalorili. beyaz çikolatalı krepler düşünün. bu beyaz çikolata parçacıklı kreplerden 4-5 tane üst üste konulmuş, üzerine ahududulu sos dökülüp bir de krem şanti sıkmışlardı. çok ağır bir kahvaltıydı, hatta hayatımda yaptığım en kalorili kahvaltıydı diyebilirim. bitirmekte zorlandım, öyle söyleyeyim.

    fakat servis biraz yavaştı, geç geldi. bir portakal suyu istedim getirmeleri 10-15 dakika sürdü. oradan 1-2 puan kırılır belki.

    kısacası: paranız varsa gidin, kaçırmayın. güzel mekan.

    puanım: 9/10

    döner king

    rezalet ötesi bir mekan. los angeles'ta hollywood bulvarı üzerindeydi. bu kadar ünlü bir bulvar üzerinde türk lokantası görünce gireyim dedim. hatta yabancı arkadaşlarımı da götüreyim dedim. toplam 4 kişi gittik 2 brezilyalı bir alman bir de ben.

    brezilyalılardan biri döner almak istemedi. nugget aldı. çok beğendi. diğer brezilyalı da ne aldı hatırlamıyorum ama döner almadı. yediğine de "eh işte" dedi. alman olan da tavuk döner aldı "kötü" dedi. haklıydı da.

    içeri girer girmez baktım kasiyer kız türk'e benziyor, hemen türkçe konuştum. kız mısırlıymış meğersem. anlamadı ne dediğimi, sonra ingilizce "ben türkçe bilmiyorum ama buranın sahipleri türk onlar biliyor" dedi.

    ben de döner pilav aldım.

    çok kötüydü. döner dediğin şey döner falan değil. türkiye'de marketten alınan dönerden bile daha kötü. pilav desen pilav değil, bildiğin %95'i yağ olan tam haşlanmamış sert pirinç tanelerinden oluşan bir lapa.

    bir de çok pahalı yahu. yaklaşık 14 dolar mı ne para bayılmıştım. ağlayacaktım neredeyse.

    böyle şeylerin bizim ülkemizi, türk yemeklerini en güzel şekilde temsil etmesi gerekirken bu nedir? zaten dükkanda müşteri de yoktu başka. bu gidişle zor bulur müşteri.

    kısacası: uzak durun.

    puanım: 2/10 (iki puanı da brezilyalı arkadaşımın nuggetları çok beğenmesine veriyorum)

    sea side grill

    santa monica'daydı bu da. bir şavurma yiyeyim dedim. iğrençti. tavuk etinden yapılmış şavurma yoktu bir kere orası bir eksi. mecbur dana etinden yapılmışı aldım.

    et kayış gibiydi, çiğnenmesi zordu ve kıkırdak gibi şeyler vardı üzerinde artık ne olduğunu bilmiyorum. midem bulandı bitiremedim.

    inanılmaz da pahalıydı aferdersiniz ama kol gibi girdi desem yeridir. şavurma tabak + kola 20 dolar mıydı neydi. çıkarken ağlayacaktım neredeyse ödediğim para için. döner king bile daha iyiydi dedim daha sonra. hayatımda hiçbir paraya o kadar üzülmemiştim.

    uzak durun.

    puanım: 1/10 (en azından tabaktaki salata güzeldi)

    rock bottom restaurant & brewery

    long beach'te gittik buna da alman kankamla.

    daha çok içki mekanı, bar havasında ama yiyecekler de iyi. hamburger söyledim, 14 dolar tuttu. fiyat pahalı ama hamburger güzeldi. garson kız güleryüzlüydü.

    fakat mekanın eksiği var: arkada sürekli bir müzik çalıyor ve repertuar berbat. yani bilmiyorum rock müziği de çok severim aslında ama bunlar bula bula en kötü müzikleri bulmuşlar. yemek yerken eziyet çektim resmen, o kadar kötü.

    hamburger güzeldi ama hani inanılmaz değildi. lezzetliydi ama çok abartmamak gerek. bir burger bar ya da ın n out burger değil tabi. repertuardan puan kırıyorum.

    puanım: 8/10

    kitchen & grill

    hollywood bulvarı üzerindeki yunan restaurantı.

    bunun ırkçılıkla alakası yok, yanlış algılanmasın ama bu yunanlar bizim her şeyimizi çalmış lan. markete gidiyorsun, yoğurt desen "yunan yoğurdu", cacık görüyorsun "tzatziki" yazan bir şey, dönerciye gidiyorsun yunan döneri, baklava görüyorsun yunan baklavası, lokma tatlısı görüyorsun "lokmatus" diye isim koymuşlar yunan tatlısı diye yediriyorlar.

    çal babam çal bu nedir yahu? sinirini bozuyor insanın bir süre sonra.

    peki bunları dememe rağmen bu restauranta niye gittim? alman arkadaşım "ben denemiştim güzeldi" dedi, o an da açtık ve değişiklik olsun diye bir kereliğine deneyeyim dedim. yunanlar nasıl yapıyor acaba bakayım dedim.

    sadece et döner ve içecek aldım. fiyatını hatırlayamıyorum malesef ama 10 dolardan pahalı tutmuştu.

    ne yalan söyleyeyim, adamlar güzel yapmıştı. hele döner king'in yanında bu adamları alkışlarım, o derece.

    adamlar çalıyor ama güzel yapıyor en azından. kendinizi bir yabancı olarak düşünün. hem döner king'de hem de burada döner yeseniz dönerin kime ait olduğunu düşünürsünüz? ben olsam yunanlara ait olduğunu düşünürdüm.

    herneyse, dönerin altındaki pide (ingilizcede "pita" diyorlar) çok kalındı. hani bildiğimiz lavaş değil, çok daha kalını ekmeğe yakın yani. fakat üzerine döktükleri kendilerince cacık sandıkları sos iyiydi.

    üzerine cacık döktüklerini sanıyorlar ama daha çok mayoneze sarımsak az biraz yoğurt ve dereotu katılmış gibiydi. cacık dediğin sıvı olur, bu kadar katı olmaz. bir de içinde hıyar olur, bunda o da yoktu.

    dönerin eti de lezzetliydi, kalın kesilmişti.

    yani bir kereliğine denedim. açık fikirli bir insanımdır çünkü, adamlar her şeyimizi çalıyor diye gitmem diye de düşündüm aslında birkaç kere ama arkadaşım ikna edince gideyim dedim.

    puanım: 8/10

    frog

    yogurtland ile ayni mantik. fakat daha pahalisi. bana kalirsa yogurtland cok cok daha guzel. aroma cesidi yogurtland`de daha bol ve daha ucuz.

    puanim: 7/10 (yogurtland`in iki kati pahali oldugu icin)

    şimdiyse los angeles'taki bildiğim marketler hakkında birkaç genel bilgi vereyim;

    oncelikle amerika'da posetler paralidir. bu yuzden surekli kalacaksaniz kendinize kumas bir market torbasi almanizi oneririm. her seferinde ayri ayri poset parasi vermeyin.

    amerika'da cogu markette self check-out denen sey vardir. yani kasiyerle hic ugrasmazsiniz, direkt makineler mevcut oradan aldiklarinizi kendiniz okutursunuz, makineden de parasini odeyip gidersiniz. bizim ulkemizde de migros'ta gormustum boyle bir seyi. migros disinda hicbir markette gormedim.

    ıcinde domuz bulunduran seyler almak istemiyorsaniz aldiginiz seyin uzerindeki "ingredients" bolumune bakin. bunun icin burada kucuk bir sozluk yazayim:

    ham: kiyma olarak cekilmis domuz eti. (hatta "hamburger" kelimesini kullanirken dikkat edin. ham domuz eti kiymasi oldugu icin hamburger deyince, dusuk ihtimal de olsa, insanlar sizin domuz etinden yapilmis hamburger istediginizi dusunebilir. bunun yerine "burger" kelimesini kullanin. hos, amerika'da hicbir yerde koftesinde domuz eti olan hamburgere denk gelmedim ama illa ki vardir bir yerlerde.)

    bacon: domuz pastirmasi

    canola oil: kuzey amerika'da yetisen bir bitkinin yagi. yani yag olarak bundan yaziyorsa domuzla bir alakasi yok. türkiye'de de kullanılıyormuş zaten.

    vegetable oil: isminden de anlasilacagi uzere bitkisel yag. domuzla bir alakasi yok.

    olive oil: zeytinyagi.

    gelatin: kimsenin farkina varmadigi sey. herkes direkt yukarida yazdigim kelimelere bakar ama buna hic dikkat etmez. genelde kahvaltilik gevreklerde, sekerlerde ve marshmellowlarda gorursunuz bunu. jelatin isminden de anlasilacagi uzere. kesin bir sey diyemeyecegim ama bu jelatin buyuk olasilikla domuz jelatinidir. yani dindar biriyseniz bunlara hic bulasmayin derim.

    amerika'da marketlerde satilan seyler bizim ulkemizdekilere oranla ekstra yagli, tuzlu veya sekerlidir. buna da dikkat edin. amerika'daki ilk gunumde bir fistik ezmeyi alayim dedim, turkiye'deyken yedigim fistik ezmesinden 10 kat daha yagli cikti, yiyemedim. o kadar yagli yani dusunun.

    cips seviyorsaniz cok sanslisiniz cips cennetine dustunuz. cipslerin binbir cesidi mevcut. bizim ulkemizde en pahali cips olan pringles burada en ucuz cips konumunda. ayrica binbir cesit turu var. gecen gun "tavuk taco" aromalisini yemistim. tadi guzeldi. ulkemizde niye bu degisik cesitler satilmiyor merak ediyorum. pringles cipsler genelde $2 civarindadir yani 6 tl ediyor bugunlerin kuruyla. diger cipsler genelde $3 dolar civarlarindadir. cok pahali gelebilir, fakat paketlerin boyutunu gorunce anlayacaksiniz. "kettle brand" isimli markanin uzerinde "tuzlu ve biberli" yazan versiyonunu denemeden donmeyin.

    bu ulkedeki sularin da tadi ve kokusu cok farkli. bana kalirsa igrenc. fakat susuz yasayamayacaginiz icin mecbur iceceksiniz. burada herhangi bir marka, hic fark etmez, ilk kez su ictiginizde tadi kotu gelebilir. fakat korkmayin, birkac kereden sonra tadina alisiyorsunuz. hic fark etmiyorsunuz bir sure sonra. marka olarak luks marka evian vardir fakat ben ulkemizde de bulunan aqua fina ve nestle markalarini tercih ediyordum. bunlarin tadi biraz daha normal. amerika'daki yedinci haftamda zehirlenmistim ve vucuduma cok su almam gerekiyordu. zehirlendigim icin de midem inanilmaz bulaniyordu, bir sey icesim de gelmiyordu. bu sulari her ictigimde ardindan kusuyordum. yani anlamiyorum neden ama bu ulkedeki sularin tadi cok cok kotu. hasta oldugum zaman sularin kokusu bile midemi bulandiriyordu. dusunun, suyun kokusu var yani. herkesin damak tadi farklidir, kimisi suyun tadini bile fark etmeyebilir, orasi ayri. fakat suyun tadi igrenc gelirse anarsiniz beni.

    meyvelerin cogu taneyle satilir. gorunce sasirmayin. oyle bizdeki gibi alayim kiloyla posete doldurayim olayi yok. eger kiloyla almak isterseniz file icinde satilanlardan alin.

    gazeteler marketlerde satilmaz, sadece walgreens'te gordum. alacaksaniz ya walgreens'ten alacaksiniz ya da sokaklarda yururken yol uzerinde gazete satan otomat gibi seyler vardir, oralardan alirsiniz. bu seylere parasini atarsiniz ve size asagidan gazete verir.

    trader joe`s

    genelde herkes seviyor burayi. urunlerinin tazeliginden ve urunlerini genelde kendisi urettiginden dolayi. pahalidir. bir suru cesit limonatasi var, deneyin derim. limonata yapmayi biliyorlar hakkaten. en sevdigim ahududulu limonata oldu. narli limonata ise igrencti. kahvaltilik gevrekleri de super. en harikasi cikolata ve bademli olani. onun disinda vanilyali olani da guzel. kahvaltilik gevrek alacaksaniz kesinlikle buradan alin. pahalidir fakat tadi diger marketlerdeki gevreklerden cok cok daha guzel.

    bu marketten meyve alirken dikkatli olun. gece gunduz fast-food yedigim icin bir kere de kursagimdan faydali bir sey gecsin dedim ve buradan bir elma alayim dedim. aldigim 1 tane elma tam $1 idi. yani bir elmaya 3 tl verdim. bizde o paraya 1-2 kilo elma alirsin.

    pavilion's

    burasi en cok gittigim market. mecburiyetten. urun cesidi fazla ayrica hem inanilmaz buyuk hem de diger marketlere nispeten daha ucuz. urunlerinin tazeligi hakkinda iyi bir sey diyemeyecegim. gecen koskoca bir rafta son kullanma tarihi gecmis tortillalar gordum. buradan bir sey alirken son kullanma tarihine cok dikkat edin. birkac kez yanlislikla tarihi gecmis urun alinca aklim basima geldi. amerika'daki son gunlerimde fark ettim ki bu markette satilan seylerin %80'inin tarihi gecmis. bir de bu tarihi gecmis seylerin bazilarini indirime sokup satiyorlar. cok dikkatli olun.

    bu markete cok geliyorsaniz "club card" alin. bu kart ile urunler cok indirimli oluyor. ornegin bir urun alana ikincisi %50 bedava gibi. kart ucretsiz tamamen.

    rite aid

    burasi meksika marketi herhalde. emin degilim tam. calisanlarin hepsi meksikali. musteri kitlesi de genellikle meksikali. eczanesi de mevcut. fiyatlari pavilion's ile asagi yukari ayni. para bozdurma ihtiyaciniz olursa buralara ugrayin. hic mirin kirin etmeden para bozan tek bu marketi gordum.

    walgreens

    cok pahali. urun cesitliligi cok. eczanesi mevcut, buyuk avantaj. donmus yogurt falan da alabiliyorsunuz dondurma gibi istediginiz aromalardan sikip kasada oduyorsunuz. ıcecek de ayni. bardak aliyorsunuz icine istediginiz icecekten doldurup kasada oduyorsunuz. "frozen raspberry lemonade" yani donmus ahududulu limonatasini mutlaka denemenizi tavsiye ederim. fantastik bir sey, hem asitli, hem ahududu aromali hem de cekilmis buzlardan olusan bir limonata. cok degisik orijinal bir sey. pastanesi de var. buraya sabahlari giderseniz harika taze doughnutlari var. buradan doughnut alirken bir kadin bana "taze doughnut yiyorsun, amerika'da cok kolay bir sey degil bu" dedi. doughnut nedir bilmeyenlere de soyle anlatayim, inanilmaz yagli ve cok sekerli bir kucuk simit gibi dusunun. bunun cok guzel aromalilari var, cikolatalisindan tut ici ahududu sosla dolu olana kadar.

    san francisco'da market street uzerinde on metrede bir bunlardan var. nasil bir anlayis aklim almadi. bir marketi yaparsin, bir cadde uzerine birden fazla koyarsin tamam da 10-15 metrede bir ayni marketten koymak nedir? icerigi farkli olsa neyse diyecegim, hepsi birbirinin aynisi. amerikalilar 10 metre fazla yurumesin mantigiyla yapmislar herhalde.

    urun cesitliliginin fazla olmasi nedeniyle gittim cok kez. genelde kalabalik olur.

    7/11

    bu marketin ismi sabah saat yedide acilip gece onbirde kapanmasindan geliyor. burasi da walgreens ile ayni mantik (icecek olayi falan) fakat eczanesi olanini gormedim. fiyatlar normaldir.

    whole foods market

    amerika'da gordugum en pahali market. her sey ates pahasi. bu markete sadece cok sevdigim ızlanda yogurdu skyr'i almak icin girdim cogu kez. bazi subelerinde yiyecek icecek de satilir. mesela san francisco'dayken market street uzerindeki bir subesine sabah girmistim ve taze sicak sicak corba satiyorlardi. kaba alip kendiniz koyuyorsunuz, kasada oduyorsunuz.

    urunleri cok tazeymis, oyle diyorlar. yine de acil isiniz yoksa ugramayin derim. asiri pahali. fakat her seyin en guzelini bulabileceginiz yer burasi.

    son olarak, amerika'da bir suru market var. ben sadece kendi gittiklerimi saydim. bu saydiklarim los angeles'ta en unlu olan marketlerdir. bir suru baska markete denk gelirsiniz, fakat bunlardan alisveris yaparsaniz yazdiklarim umarim isinize yarar.

    simdi de los angeles'in kanayan yarasi toplu tasimadan bahsedecegim. bunun yaninda uber ve taksiye de deginecegim.

    los angeles'ta toplu tasima cok kotu. mumkunse araba kiralayin, yasiniz tutuyorsa. araba kiralamak icin 21 yas siniri var. ayrica 25 yasin altindaysaniz bazi sirketler ekstra ucret uygulayabiliyor. genelde mustang kiralama cok meshur.

    los angeles'ta toplu tasima neden kotu? cunku herkesin arabasi var. sehrin nufusu 18 milyon ve sehirdeki araba sayisi 18 milyon. kisi basina bir araba dusuyor. araba ucuz, benzin ucuz ve bu sayede herkesin arabasi var. ornek vereyim, bizim ulkemizde bmw 3.20'nin en ozelliksiz modelini (hicbir sey eklenmemis halini) alabileceginiz paraya burada v8 motorlu ustu acilan (ulkemize arada bir galerilere gosterim amacli getiriyorlar, fiyati 300 kusur bin lira civari) ford mustang alabiliyorsunuz.

    bizim ulkemizde bmw, mercedes, audi veya porsche sahibi insanlara zengin gozuyle bakariz. burada bu arabalara (her modeli degil tabi) sahip olmak bizim ulkemizde honda, opel sahibi olmak gibi. normal sayiliyor. burada ust duzey arabalar sokaklarda bolca gorebileceginiz maserati, lamborghini ve ferrari gibi ultra luks arabalar. jaguar da cok populer. benim en sevdiklerim ise maseratiler. tek kelimeyle harika araba. bir tanesini kazadan sonra gordum arabanin sahibi kadar icim sizladi guzelim arabaya.

    kimlerin arabasi yok? evsizlerin, ehliyet alacak yasa gelmemis genclerin ve turistlerin. bu yuzden otobuslerde evsizler, ehliyet alacak yasa gelmemis gencler ve turistler disinda baska insan gorme olasiliginiz dusuk olur genelde. cok kalabalik otobus hatlarinda meksikalilarla dolar otobus. geneli ulkede kacak yasamaktadir ve bu yuzden araba alamamaktadir. meksikalilari tipinden cok rahat anlayabilirsiniz, bir kisi cekik gozlu ve esmerse %99.99 meksikalidir. ha guneydogu asyalidir falan diyen olur, onlarin tipi daha farkli, meksikalilar o kadar cekik gozlu degil.

    simdi deneyimlerimi paylasayacagim, herkese ayni sey olmak zorunda degil. bu satirdan sonra yazacagim her sey tamamen kendi gozlemlerimle ulastigim genellemelerdir.

    los angeles'ta toplu tasima kullanmak icin tap card almaniz gerek. bu karti metro istasyonlarindan alabilirsiniz. kartin fiyati 1 dolar ve icine yukleyip yukleyip kullaniyorsunuz. cimrilik etmeyin, ben parayla oderim demeyin. karti alin. parayla odemek istediginizde makine para ustu vermez. ornegin 5 dolar sokarsaniz otobus soforune $3.25 bahsis vermis olursunuz. ayrica kartiniz olmadan metroyu kullanamazsiniz, ki bana kalirsa metro otobusten daha iyi bir ulasim sekli.

    toplu tasima ucreti genelde $1.75'tir. otobuse ve metroya binince odeyeceginiz para bu. epey pahali yani.

    bir haftalik sinirsiz kullanim olan tap card almak isterseniz $25 fiyati var. metro kullanirken 2 saat icinde tekrar kart basarsaniz aktarma oluyor. bu iyi bir ozellik. ornegin hollywood'dan pasadena'ya gidecekseniz o kadar uzun yolu sadece $1.75'e kat etmis oluyorsunuz.

    otobus

    otobusun iki turu vardir. rapid ve local. eger rapid olanina binerseniz (kirmizi renktedirler) gideceginiz yere cok daha hizli ulasirsiniz, cunku cok az dururlar. eger local olanina binerseniz (turuncu renktedirler ve rapidlere gore sayica cok daha fazladirlar) gideceginiz yere varmak zulume donebilir cunku dakika basi dururlar.

    ornek vereyim: santa monica bulvari uzerinden sahile gideceksiniz diyelim. hollywood yakinlarindaysaniz 4 numarali turuncu otobuse (local) veya 704 numarali kirmizi otobuse (rapid) binmeniz gerek. eger 704'e binerseniz sahile gitmek tam bir saat suruyor. trafik normalse tabi. eger 4'e binerseniz 1.5 saat veya daha fazla suruyor.

    cok yogun olan hatlarin otobusleri genelde 20 dakikada bir gecer. digerleri 40 veya 45 dakika. yakici gunesin altinda 45 dakika otobus beklemek nasil bir eziyet anlatilmaz yasanir. tam 3 kere yaklasik 50 dakika otobus bekledim. yapacak bir sey yok. otobusu kacirdiniz mi yandiniz. bu yuzden los angeles'in toplu tasimasi berbat. ankara'da bir otobus kacirirsin maksimum 15 dakika olaganustu durum olsa yarim saat beklersin. burada 20 dakikadan az otobus beklerseniz sukredin. tam zamaninda duraga varmissiniz demektir.

    otobuslerde manyaklar dolu olur. size bagiran cagiran olabilir, akli dengesi yerinde degildir. cevap vermeyin, bakmayin da. cok az insan olan otobuse binmeyin.

    metro

    otobuse nazaran daha iyi bir ulasim sekli. metroyu 15 dakikadan fazla bekledigimi hatirlamiyorum. simdi metronun iki turlusu var. biri yerin ustunden gidiyor (tramvay yani) digeri yerin altindan. bazisi hem yerin ustunden hem altindan gidiyor.

    metro hatlarinda cok bir tehlike hissetmedim. hatta hic mi hic tehlike hissetmedim. gayet guvenli gibi gozukuyor. tehlikeyle ilgili tek uyarim var. mavi renkli hatta binmeyin. cunku bu hat los angeles`in en tehlikeli, suc orani cok yuksek ve tehlikeliligiyle un salmis bolgesi compton`dan geciyor. ben hic binmedim, bunu uyari uzerine size aktariyorum. belki de o kadar tehlikeli degildir.

    arada bir metroya binen bazi zenciler $1`a kucuk su satmaya calisiyorlar. almayin, cunku ayni suyu markette yarisi fiyatina alabilirsiniz. ben satin alanini da hic gormedim ama satabiliyorlar demek ki deniyorlar.

    ocak 2016da hollywooddan santa monicaya metro hatti acildi. los angelesa gidecek turistler icin bayram gibi bir sey bu. cunku otobusle hollywooddan santa monicaya bir saatten cabuk ulasmak imkansiz.

    bazi metro istasyonlarinda turnike yoktur. bu istasyonlar tramvay istasyonlari veya yerin uzerinden giden (viyaduk gibi) trenlerin istasyonlaridir. burada kartinizi basip basmadiginizi kontrol eden yok fakat evsiz adam bile kartini basiyor. bu cok dikkatimi cekti. ne kadar fakir olsalar da, hatta cogu akli dengesi bozuk olsa da durust en azindan. turkiye`de boyle bir sey olsaydi istismar edilirdi diye dusunuyorum.

    taksi

    simdi bu sehirde bizim ulkemizdeki gibi taksi duraklari yok. sehirde taksi gormek de zor zaten. sehirde taksi duraklarini (durak derken bizdeki gibi durak binasi falan yok, sadece 3-4 taksi yol kenarinda arka arkaya dizilmis) sadece cok unlu bulvarlarda (ornegin aksamlari hollywood bulvarinda ve wilshire bulvarinin beverly hills`te kalan kisminda) bulabilirsiniz. bu yuzden bu sehirde taksiyi sizin aramaniz gerek. ıngilizceniz kotuyse biraz zorlayabilir diye dusunuyorum. ben hic taksi kullanmadim, fakat ıngilizcesi kotu olan ve taksi kullanan arkadasim oldu.

    taksilerde kredi kartiyla odeme yapabilirsiniz. fis de veriyorlar. bir de buradaki taksicilerin hepsi gps kullaniyor. taksiler genelde taksicilerin degildir, taksicilere kiralanmis arabalardir. uzerinde yaziyor.

    taksiler inanilmaz pahalidir. ornegin hollywood bulvari`na yakin bir yerden havalimanina gitmek $56 tutuyormus. yola haritadan baktik 26 km gosteriyor. yani 26 km yola $56 bugunun kuruyla yaklasik 168 lira verilir mi yahu. tamam burasi yurt disi sehir pahali ama baska alternatifler var. ornegin uber, asagida yazdim. ayni zamanda burada belirteyim, havalaanina lax flyaway isimli shuttle var. kredi kartiyla odeme yapiyorsunuz. nakit kabul edilmiyor. fiyat $8. fakat bu shuttle`i bir kez kullandim (san francisco donusu) ve hic memnun kalmadim cunku 1 saate yakin gecikti. yaklasik 1 saat bekledik havaalaninda. union station ve van nuysa gideni cok sik geciyor ama hollywooda geceni nedense gelmedi bir turlu.

    taksilerde bir de bahsis vermek zorundasiniz. dunyanin en sacma en geri zekalica isi bana kalirsa. restaurant desen garson senin isini goruyor, yemek parasi restauranta gidiyor sonucta. bahsis verirsin, anlarim. takside bahsis nedir ya? adam orada araba suruyor, araba surdugu icin yaktigi benzinin 150 kati kadar para veriyorsun, paranin %90`i zaten adama kaliyor bir de uzerine bahsis veriyorsun.

    sonuc: taksiye binmeyin. ha ultra supersonik zenginseniz ve parayi cope atmak isterseniz binin tabi. fakat o kadar zenginseniz asagida anlatacagim uber ile mercedeslere binmek daha akil kari.

    uber

    uber bir taksi sirketi. fakat birbirinden bagimsiz suruculeri var. los angeles`taki toplu tasima izdirabindan bazen kurtariyor. cok iyi bir sey. telefon uygulamasi. ınternet gerektiriyor. bu yuzden eger internet paketiniz yoksa denemeyin derim. sanirsam ulkemizde ıstanbul`da da varmis.

    uber`in ozelligi, taksinin ceyregi fiyatina olmasi. harika. simdi telefonunuza bu uygulamayi indiriyorsunuz. kredi karti numarasi da girmeniz gerek. uygulamayi indirince hemen kullanmayin. uygulamayi daha onceden indirmis birini bulun. veya internetten arastirin. uygulamaya sahip olan herkesin bir promo kodu vardir. bu kodu kullanirsaniz, uber`i ilk kullanisinizda $20 bedava kazanirsiniz. ornegin gideceginiz yere $30 tutuyorsa sizden $10 kesilir. fakat sadece ilk kullanim icin. ayrica sizin kodunu kullandiginiz kisi de $20 bedava kazanir.

    benim promo kodum: basue89

    ben uber kullansam da kullanmasam da siz bu kodu girince $20 bedava kazanacaksiniz. ben turkiye'de oldugum icin bana gelecek $20`in bir ozelligi olmayacak ama en azindan siz kullanabilirsiniz.

    promo kodunu kullandiktan sonra araci seciyorsunuz. eger iki kisiyseniz uber pool sececeksiniz. gideceginiz mesafe asiri uzun degilse. eger 2-5 kisi arasiysaniz uber x, eger 6 veya 7 kisiyseniz uber xl sececeksiniz. daha fazlasini aliyorlar mi bilmiyorum. fakat gideceginiz mesafe cok uzunsa iki kisi de olsaniz uber x sececeksiniz. eger luks araba gelsin mercedes`e falan bineyim derseniz uber lux.

    araci secince konumunuzu seciyorsunuz ve gitmek istediginiz adresi giriyorsunuz. uber pool ise odeyeceginiz fiyati request butonuna basmadan gosterir. sizi alan araba hangi yoldan giderse gitsin bu fiyati odersiniz. fakat uber x veya digerleri ise fiyati gostermez, gittiginiz yolun uzunluguna gore fiyat belirlenir.

    request butonuna bastiktan sonra sizi gelip alacak sofor ve arabasinin marka modeli ve plakasi gorunur. bundan sonra araci bekleyeceksiniz.

    bence gayet guzel bir sistem. havaalanina taksi $56a giderken uber $13a gidiyor. ınanilmaz.

    defalarca kullandim, soforler genelde guleryuzlu ve sohbeti guzel. hele san francisco`da bir tanesine bindim, koltuklarina masaj aleti koymus muzik calarken bir yandan sirta falan masaj yapiyordu, cok iyiydi :d

    uyari: uber pool secince siz iki kisi binseniz bile soforun yol uzerinde baska birini daha alma hakki var. yani acil bir isiniz varsa kesinlikle pool secmeyin. baska yolcu alirsa yol uzayacak cunku. uber x daha pahali olur ama gecikmezsiniz.

    simdi diyeceksiniz bunlar varken taksiciler isyan etmiyor mu? ediyor. hem de cok isyan ediyorlar. ornegin los angelesin havaalani ubera izin vermiyordu eskiden, fakat cok istek olunca daha sonra izin verdi. artik havaalaninda uber kullanabiliyorsunuz. fakat havaalani da kar etsin diye ek ucret kesiliyor. yani havaalanina giderken ek ucret yok fakat donuste ek ucret odeyeceksiniz.

    arabada (uber arabasinda) giderken diger yolcu "hala taksi kullanan var mi?" deyip guldu :))

    alman arkadasim hamburg`da bir ara uber yuzunden taksicilerin cok isyan ettigini ve uber`in kaldirildigini soyledi. fakat sonra yine uber kullanimina izin vermisler. orada komik olan sey ise uber surucusu olabilmek icin taksici lisansi gerekiyor dedi. yani uber normal insanlarin surucusu oldugu bir sey. normal biri neden isi gucu birakip meslegi taksicilik degilken lisans almakla ugrassin ki. bu da uber`i yasal olarak bitirmenin bir yolu herhalde almanyada. umarim amerikada hep uber boyle kalir :))

    turkiye'de de yasaklandi bildigim kadariyla taksiciler isyan etti diye.

    veeee los angeles hakkında ekşi sözlük tarihinin en ayrıntılı yazısında/entrysinde sona gelmiş bulunmaktayız. hatta bu ekşi sözlük tarihinin yazılmış en ayrıntılı şehir rehberi bile olabilir. yazarken kıçımdan ter aktı, orası ayrı. yine de birilerine yardımcı olabilecekse bu yazı, emeklerim boşa gitmemiş demektir.

    birkaç kişiye bile faydası dokunursa ne mutlu bana. soruları olanlar özel mesaj ile bana ulaşabilir, fakat dediğim gibi eğer sorunuzun cevabı burada varsa entry'ye yönlendirilirsiniz, emeğe saygı biraz. biz yazdık siz de okuyun.

    edit: @deucehigh nickli yazar arkadaşımız bana birkaç ekleme yaptı, onları da buraya koyayım:

    lax'te uber kullanmak mümkünmüş. siz yolcu olarak los angeles'a geldiğinizde alt kattan, yani gelen yolcu katından çıkıyorsunuz. oraya uber çağırılamıyor. fakat üst kata, yani giden yolcu katına çıkarsanız oraya uber çağırmak mümkünmüş.

    ayrıca compton hakkında: "compton : gündüz çok da korkulacak bir yer değil. ilk geldiğim zamanlar eşimle bir dükkan ararken yanlışlıkla daldık buraya. dükkanın yeri buradaymış aslında. gündüz pek bir sıkıntısı yok, yaşlı zencilerle geyik falan yapabilirsin ama akşam nasıl olur bilemem. aynı şekilde inglewood'da gündüz görülebilir ama gece kesinlikle uzak durmak gerek. ilk geldiğimiz zamanlar zenci bir arkadaşa anlatmıştım compton ve inglewood gezimizi adam direk "dostum ben burada doğdum ama ben bile hayatımda hiç gitmedim" demişti. :). ayrıca blue line'ı bir ara her hafta sonu kullandım compton'dan 2-3 durak önce iniyordum ama yine de bir sıkıntıyla hiç karşılaşmadım. "

    market olarak da ralphs, meksika marketi food4less ve rakı bulabileceğiniz ermeni marketi jon's'u önerdi.

    edit2: araba kiralamak için alamo.co.uk sitesi de uygunmuş
235 entry daha

hesabın var mı? giriş yap