şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • heyecanla bekliyoruz.

    döndükten sonraki sendromlu pazartesi editi:

    çok güzel bir rüya gördüm ve uyandım.

    güler yüzlü tatlı mı tatlı bir ekip tarafından karşılandık. hemen elimize vitaminler, omega 3 ler, üzerinde "pusulan bulutlar olsun" yazan bileklikler ve "yeşili sev ayıyı öp" yazılı t-shirtler tutuşturuldu. o an itibariyle çok tatlı bir organizasyonun içinde olduğumu hissettim. kamp yapmayı seven ve doğu karadeniz bölgesine aşık biri olarak orada olmak çok heyecan vericiydi.

    çadırımızı kurmamıza, yer bulmamıza yardım ettiler. yer kalabalık bir kamp için yeterli. kocaman bir ceviz ağacının altına kurulduk. ceviz de topladım tabi ki.

    öğünlerimiz gayet yeterli ve lezzetliydi. kahvaltılarda hiçbir eksik yoktu. peynir, zeytin, domates, salatalık, yumurta, poğaça, simit, gözleme, bal, pekmez.. akşamları her gün farklı bir restoranta götürüldük, yöresel yemekler yedik. muazzamdı. kamp alanında tuvaletler yeterliydi, temizdi. yanımda kadınlar için ayakta işeme aparatı getirmiştim, hiç kullanmadan geri getirdim. duş yoktu fakat kahvaltıdan sonra, yürüyüşe çıkmadan evvel dereye girip buz gibi tertemiz sularda yıkandık. saçlarımı da orada edindiğim dünya tatlısı bir arkadaşa ördürdüm her sabah. yürüyüş esnasında terlediğimde ensemin açık olması epey rahatlattı beni.

    yürüyüş demişken.. her gün farklı muhteşemlikte rotalara yürüdük. bazen orman içinden, bazen patika yollardan, şelalelerden, uçurum kenarlarından ve çoğunlukla bulutların üzerinde.. uzun uzun.. yayla yayla.. köy köy.. hayatımda gördüğüm en güzel patika yollardı. asla kolay parkurlar değildi ama yazarken bile derin nefes alma ihtiyacı duyduğum güzellikteydi. her akan suda durup buz gibi sularından içtim. şu zamana kadar bir çok ülke, şehir gezdim. fotoğraf çekmeyi çok severim. gittiğim hiçbir yer beni karadeniz kadar fotoğraf manyağı yapmadı. çekmelere, paylaşmalara doyamadım. zamanı hapsetmek için çok fazla sebebim vardı. aldığım yorumlara bakılırsa bıktırmamışım, aksine mutlu etmişim takip eden arkadaşlarımı.

    yürüyüş parkurları kolay seçimler değildi. tırmanma da vardı, dimdik daracık bir yoldan aşağı inme de, düşme de, ıslanma da.. 2. gün 5 buçuk saat yürümüşüz mesela. sanki o kadar yürüyen biz değilmişiz gibi akşam kamp dönüşü yatana kadar horon oynadık bir de. tulumumuz kemençemiz hiç eksik olmadı. dev kamp ateşimiz sabaha kadar yandı. alkol satışı da vardı. her akşam başka başka müzisyenlerle eğlendik. 2. akşam pinhani geldi. o sinan kaynakçı ne yetenekli adammış öyle. tulum ve kemençe çalabiliyormuş, haberimiz yokmuş. pinhani severim fakat çok fazla tanınmamış olan yerel müzisyenler de apayrı mutlu etti beni. artık erdem akın ve mehmet kutanis isimleri eklendi mesela play listime. var olsunlar. mehmet kutanis sadece ıslık çalsa o da geçerli. yerel sanatçıları da destekleyen böyle festivallerin olması çok sevindirici. müzik demişken bir de şelaleisimli kime ait olduğunu bilmediğim hareketli bir karadeniz şarkısı var. sanırım rizeliler çok seviyor, nereye gitsek bangır bangır o çalıyordu. bir süre sonra bize de bulaştı hatta kamp marşımız oldu. son gün artık ezberlemiş, hep bir ağızdan söylüyorduk.

    hala bacaklarım ağrıyor. acısı bile güzel, bana o 3 günlük rüyamı hatırlatıyor.. 6. ayına girmiş bir hamileyim; ne o yürüyüşlerde ofladım, ne de fırtına deresinde rafting yapmaktan çekindim. sisini bile özledim. tereyağının kokusu hâlâ burnumda. ortan köyünde ağaçtan topladığım kara yemişlerle ara öğün yapacağım birazdan. tatil anlayışımın tam olarak bu olduğunu bir kez daha anladım. hayatıma damgasını vuran bir 3 gündü.. doğa çok güzel.. oralarda pazartesi yok, trafik yok, öfke hiç yok.. doğadayken insanlar da huy değiştiriyor.. daha yardımsever ve nazik oluyorlar. kamp yapmak insanı kendi özüne ve birbirine daha çok yaklaştırıyor. normal hayatta da hep böyle olabilsek, bu dünyada beraber yaşadığımızın farkında olabilsek ne de güzel olurdu.
7 entry daha