şükela:  tümü | bugün soru sor
21 entry daha
  • *1 mart 1958 günü şiddetli lodos nedeniyle izmit açıklarında batmış gemidir. japon sahillerinde batan ertuğrul gemisinden sonra türkiye denizcilik tarihinin bilançosu en ağır deniz kazasıdır.

    yolcularının büyük bir çoğunluğu ortaokul, lise erkek ve kız sanat enstitüsü öğrencilerinin oluşturduğu vapurun son seferi, facia ile sona ermiştir. gemi körfezin karşı tarafına servis yapmakta ve gölcük, değirmendere, karamürsel gibi lise bulunmayan yerleşim alanlarından öğrencileri izmit lisesine götürüp getirmekteydi. denizde saatler süren can pazarı sonrası yetişkin ve öğrenci olmak üzere yüzlerce insan ölmüştür. izmit halkı ve balıkçıların çabası ile denizden günlerce ceset çıkarılmıştır. ilk gün çıkarılan ceset sayısı 143'dür. bazı kaynaklar 300 bazıları ise 500'ün üstünde yolcu ile seferin başladığını söylüyorlardı. ancak 300 kişinin ölümünden bahsediliyordu. öğrenci kayıpları ancak pazartesi günü izmit lisesi ve endüstri meslek liselerinde yapılan yoklamalar sonrası anlaşılabildi.
    yakınlarını geri versin diye bir çok insan körfez kıyısında günler boyu bekledi. gemi kaptanı için "denize atladı, kendini kurtardı" denildi ancak günler sonra cesedi karaya vurdu.

    *ölen öğrencilerin bir çoğu gölcük dumlupınar mahallesindeki 1 mart faciası mezarlığına defnedildi.

    *bu kazadan sonra "gölcük barbaros hayrettin lisesi" kuruldu.

    *kaza sonrasını en iyi görüntüleyenler kazım ertek ve ünlü fotoğrafçı ara güler'di. güler'in fotoğrafları times ve paris match'da yayınlandı. ayrıca, olay gazetecilerin belgelerinden yararlanılarak 04 ve 07 nisan 2002 tarihlerinde ntv'de belgesel olarak yayınlandı.

    ----------
    gemi kaptanı "mehmet aşçı"

    kaptanın cesedi kazadan bir buçuk hafta sonra et ve balık kurumunun ağlarına takılmıştır. mesleğe 30 yılını vermiş kaptanın cesedi arar gemisinin 5. defa deniz dibine attığı ağdan 13:21'de çıkartılmış, ceset gemiye çıkartırılırken geminin bayrağı yarıya indirilmiş; geminin kaptanı 3 acı düdükle meslektaşını selamlamıştır.
    torba şeklinde toplanan ağın içinde oynaşan canlı balıkların arasında mehmet kaptanın cesedi kaskatı olarak çıkarılmıştır. üniformasının sarı düğmeleri iliklidir. elleri, gözlerini kapatmak istercesine yüzüne doğru kıvrılıp kalmıştır. ayakkabısız ayaklarında siyah çorapları durmaktadır. sol elinde evlilik yüzüğü vardır. cebinden 160 kuruş, bir çakı ve sarı lacivert bir tespih çıkar. kaptanın saati tam 14:00'de durmuştur.

    petrol iskelesinden çıkarılan ceset devlet hastanesine götürülür. iç cebinden çıkan defterin arasında bulunan kağıt parçasında şu satırlar zorlukla okunmaktadır :

    "esselamün aleyküm ey ulu derya
    sana selam eyledi nuh ile yahya
    sen bir ulu deryasın
    senden uludur mevla"

    ----------

    üsküdar vapurunun özellikleri;

    148 gros ton
    64 net ton
    gövde çelik saç
    uzunluk 33.1 m
    genişlik 6.6 m
    su kesimi 2.1 m
    350 beygir gücünde 3 silindirli buhar makinesi
    ----------

    *üsküdar vapuru 1901 yılında almanya'da inşa edilmiştir. geminin dış kaplamaları (demir, sac kısmı) 57 yaşında olup bize satılalı 31 sene olmuştur. kaynaklarda 31 yaş sebebi budur.

    --- alıntı ---
    faciadan kurtulan hikmet ağaçkoparan şöyle anlatıyor...

    o tarihte ben, izmit sanat enstitüsü'ne gidiyordum. okul o zaman da bugünkü yerindeydi. 3. sınıfa gidiyordum. değirmendere izmit arasını vapurla gidip gelirdik. o zamanlar kara yolu bu kadar güzel değildi ve kara ulaşımı daha kısıtlıydı. 1 mart 1958 cumartesi gününe rastlamıştı. o zamanlar cumartesi yarım gün okul vardı. hafta sonu olduğu için istiklal marşı merasimi sonrasında, müdür muavini konuşma yapardı. o gün konuşma biraz uzun sürdü. vapur 12.30 da kalkıyor, saat 12.00 da çıkmamız gerekirken 12.15 te serbest bıraktılar. bir fırtına başladı ki inanılmaz. demir yolu boyunca koşa koşa gidiyorum, ağaçlar devrilecek gibi… vapur iskelesine vardığımda vapur insanların binmesi için iskeleye uzatılan küçük iskeleyi almış, halatları çözmüş gidiyordu. iskeleye 7 dakika erken gelmeme rağmen vapur kalkması gereken saatten 7 dakika erken kalkmıştı. fırtına çıkıyor diye… bindik vapura gayet normaldi. biliyorsunuz, o zaman buharlıydı "çaf çuf çaf çuf " sesler arasında 72 numara üsküdar vapuru… ve vapur hareket etti. ben alt katta oturuyordum. seka'nın önlerine gelmiştik. şangır şungur alt katın camları kırılmaya başladı, üst kata çıktım.

    o gün beden eğitimi dersi olduğu için çantamda eşofmanlarım ve ayakkabılarım vardı. millette ve arkadaşlarımda bir telaş başladı. can yeleklerini almaya çalışıyorlar, koşuyorlar. bense gayet sakin ve soğuk kanlıydım. o zaman çok zayıf sportif bir yapım vardı. kendi kendime niye acele ediyorlar bunlar falan diye düşündüm. biletçi kamil vardı , "korkmayın bir şey olmaz yavaş yavaş gideceğiz böyle" dedi. kaptan köşkünden çan sesi geldi ve gemi aniden sol tarafa doğru yatmaya başladı. yukarıdan bir gürültü koptu. kaptan köşkü kopmuştu. kaptan köşkü kaptanla birlikte denize uçtu. gemi idaresiz kalınca dümen sol tarafa döndü, sol tarafa doğru battı. sürgülü bir kapı vardı dışarıya açılan, sağa çekersen kapanıyor sola çekersen açılıyor. gemi sola yatınca kapı açıldı, ardından içeriye sular doldu.

    dünya önce masmavi sonra yeşil oldu, kahverengiye döndü ve simsiyah oldu. geminin dibe oturduğunu hissettim. o anı çok iyi hatırlıyorum. ciğerlerimin patlayacak gibi olmuştu. oradan nasıl olduysa allah'ın hikmeti o kapıdan daldım, yukarı çıktım yukarısı kaptan köşkü orası uçmuş açık… oradan suyun üstüne çıktım ama suyun üzerine çıkarken hani bir denizaltıdan füze atarsın ya, aynı o şekilde roket gibi denizin üzerine fırladım. ayaklarımın denizden kesildiğini hissedecek kadar son sürat çıktım. burnumdan ve kulaklarımdan kan geldiğini hissettim, yüksek basınç sebebiyle… sonra pof diye denizin içine düştüm. sağa sola baktım denizin üstü insan doluydu. deniz öyle bir çalkantılı ki bir bakıyorsun kavaklıyı görüyorsun biraz sonra seka'nın arkasındaki dağları görüyorsun, tam bir can pazarı.30 metre kadar ileride kaptan köşkünün parçasını gördüm. üstünde aletler vardı, karmakarışık yüzerek üstüne çıktım. gölcük'ten aynı okula gelen nuri adında bir arkadaş vardı. yine okuldan turgut ve çiğdem isimli arkadaşlar da oradaydı. çiğdem bir süre sonra kendini denize attı, herhalde soğuktan donmuştu. turgut ta çiğdem diye bağırarak onun arkasından kendini denize attı. gözümün önünde oldu ve sonradan bulunan cesetlerde ikisi de çıkmadı. bir ara kaptanı gördüm, yüzerek kaptan köşküne giderken… sizi kurtaracaklar, hiç merak etmeyin bir şey yok battık işte falan dediğini hatırlıyorum. kaptan köşkünün üzerine tırmandığımda kolumdaki saate baktım 12.59 da durmuştu. uzaktan bir karaltı gördüm, denizaltı silueti olduğunu anlamam uzun sürmedi. uyandığımda geminin içindeydim. astsubaylar bana çay veriyordu. halat atarak beni gemiye almışlar hiç hatırlamıyorum. saat 17.30 gibi olmuş. denizaltı iskelesinde geminin içinde uyandığımda çalışan makinelerin gürültüsünü hatırlıyorum. titreyerek uyandım. ne oldu bize diye soruyordum etrafımdakilere. yazışmalar, tutanaklar ve gereken her şey bittikten sonra evdekiler beni teslim aldı.

    --- alıntı ---

    ***üsküdar faciası için yazılmış bir şiir***

    derinliklerden gelen ses

    sabahın kızıllığında kalkmıştım
    eğilip kulak ver ne diyor anne
    irfan kucağına yeni yeni akmıştım
    tuzlu su gönlüme gir diyor anne…

    gülün gölgesine gönül sermeden
    genç yaşımda muradıma ermeden
    son defacık gözyaşımı vermeden
    elveda demeden gel diyor anne…

    sabah gelecek ışığı yaktı
    zalim felek hırçın perdeyi taktı
    köhne vapur beş dakka önce kalktı
    yaşım derya oldu sil diyor anne…

    saçımın telini saz yapıyordum
    susuz güle su olup akıyordum
    gül bağına bir mektup yazıyordum
    yazım kumda kaldı al diyor anne…

    okulumdan kaç tanesi eksildi
    sıramıza kara isim yazıldı
    hayallerim bahar ile yaz idi
    ağlama yaramı sar diyor anne…

    azrailin sesi yıldırım gibi
    başı duman tuttu derin der gibi
    son sözümü diyemeden yarabbi
    sularda yaşımı gör diyor anne…

    kitabım denizlerde gezer oldu
    ruhum kitaplar arasında soldu
    varlığın yuvana biricik koldu
    yavrun derinlikte okuyor anne…

    beyazlarla dolu saçın solmasın
    pencerene doğan güneş solmasın
    tanrı böyle kara günler yazmasın
    yavrun balıklara yem diyor anne…

    ey yavrusu için çırpınan eller
    mezar kuyusunda taş olan seller
    gözümün yaşını taşıyan yeller
    son defacık üsküdar'la elveda
    bu sese kulağın ne diyor anne…

    ***
    daha geniş bilgi için;

    (bkz: tarihte gölcük)
    (bkz: kocaeli tarihi)
    (bkz: akşam gazetesi) 13 mart 1958
    (bkz: hürrem güner) 2 mart 1958
3 entry daha