şükela:  tümü | bugün
16891 entry daha
  • hiv kapıp da kendiliğinden iyileşen adam ve aidsle savaştaki önemi

    hiv bulaştığında vücuttan asla tamamen atılamaz diye biliriz değil mi? doğru da biliriz, ama doğruluğunun %100 olduğu konusunda şüphe uyandıran ve nedense medyaya çok az yansıyan bir durum var. bu durum berlin hastası olarak anılan kişinin durumu değil, ingiliz andrew stimpson'ın durumu.

    andrew stimpson gay bir genç, erkek arkadaşından hiv kapıyor ve 2002 yılında yaptırdığı üst üste üç testin de pozitif gelmesiyle hiv kapmış olduğu kesinleşiyor. stimpson'ın hikâyesindeki sıradışılık da buradan sonra başlıyor. doktorlar kendisine hastalığın henüz erken bir evrede olduğunu ve tedaviye başlamasına gerek olmadığını söyleyip yalnızca kendine genel anlamda iyi bakmasını öneriyor. stimpson bunun üzerine alkolü kesiyor ve düzenli vitamin kullanmaya başlıyor. bir süre böyle geçtikten sonra da tedaviye başlamasını gerektiren bir durum olup olmadığını öğrenmek için bir daha doktora gidiyor, virüs yükünün ne kadar arttığını belirlemek için yapılan testteyse bir tuhaflık var: virüs yok! doğrulamak için yapılan testlerde stimpson'ın o an itibarıyla kanında hiv taşımadığı kesinleşiyor. 2002 yılında hiv+ teşhisi konan adam 2003 yılında hiv- görünüyor.

    gerek stimpson'ın gerekse doktorların ilk aklına gelen önceki testlerle ilgili bir sıkıntı olduğu. hemen araştırılıyor ve bu testlerin sonuçları doğrulanıyor. hepsi de gerçekten pozitif çıkmış. testlerin bozuk olması gibi bir olasılık son derece düşük olsa da var. ancak bu da sıkıntıyı gidermiyor, çünkü bu testlerin yaptığı şey kanda hiv antijeni aramak. burada çok bilimsel olmadan düz mantıkla yaklaşarak bile görülebilecek bir sorun var: bozuk testin olan bir şeyi arayıp da bulamama olasılığı olabilir. peki ya olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme olasılığı? teknik olarak bu da mümkün, ancak bu tarz testlerde yalancı pozitif, yalancı negatife göre son derece ender görülen bir hata. nitekim stimpson'ın kliniğin kendisine hatalı test sonucu verip onu boş yere korkuttuğu şikayeti de testlerin doğru sonuç verdiği kararının verilmesiyle sonuçsuz kalıyor.

    bu da olayı gerçek bir muammaya dönüştürüyor. an itibarıyla akla en çok yatan teori andrew stimpson'ın kaptığı virüslerin zayıf olduğu ve bu nedenle antijen açığa çıkarmalarına karşın hastalık yapmayı beceremeden ölmüş olmaları. eğer durum buysa virüsün nasıl o hâle geldiğini anlamak aids tedavisinde çığır açabilir. stimpson'ın vücudunun virüse karşı antikor üretmeyi bırakmış olması gibi bir olasılık da teknik olarak mümkün, ancak medyayla en son 2012 yılında konuşan stimpson'ın şu an itibarıyla hâlâ en ufak bir sağlık sorunu olmaması bu olasılığı da ciddi biçimde düşürüyor. ingiltere'deki gizlilik ilkeleri dolayısıyla stimpson'ın bu dönemde antijen ya da antikor yerine virüsün kendisini arayan pcr testinden yaptırıp yaptırmadığına dair kesin bir veri yok, ancak klinik kayıtlarında olmadığı için tedavi olmadığı biliniyor ve yine bu kayıtlarda olmayışı tedavi olmamasına rağmen bu süre zarfında kliniğe gitmesini gerektirecek kadar ciddi bir sağlık sorunu yaşamadığını gösteriyor. bu da çok büyük bir olasılıkla stimpson'ın gerçekten hiv+ olmadığını gösterir nitelikte. son teori de stimpson'ın düzenli olarak az miktarda hiv'e maruz kalması nedeniyle bunun bir nevi aşı vazifesi görüp hiv'e karşı bağışıklık geliştirmesini sağlaması ve bağışıklık sisteminin virüsü yenmiş olması. hiv gibi zarflı bir virüs olan hepatit b'ye karşı kazanılan doğal bağışıklıkta buna benzer bir durum söz konusu olması, ve kenya'da net bilimsel açıklaması yapılamayan bir nedenle bir türlü hiv kapmayan bir grup hayat kadını olması bu son teoriyi de biraz heyecan verici bir noktaya getiriyor. ki olay buysa ve bunun mekanizması çözülürse bu da çağın vebasının defterini dürebilir.
526 entry daha