şükela:  tümü | bugün
51 entry daha
  • bazen yalnızca ego, bazen de gereklilik yüzünden ortaya çıkan bir durumdur. kadınların ne konuda acımasız olduğunun nedeninin altına gerçekten bakılması gerekiyor. çünkü ben de iş dünyasında acımasız olan kadınlardan biri olabilirim. ama önce iş dünyasındaki acımasız kadınları çeşitli gruplara ayıralım:

    1. bir şekilde iş dünyasında bir yere gelmiş ama iç dünyasında başarısız olan kadınlar

    bunlar ego manyağı işte. hele bir de üst düzey yöneticiyse sıçtınız. pek de parlak olmayan bir aşk ve seks hayatı kadınları sinirli yapıp, çevresine terör saçmasına neden olabilir. bir de etrafında da sevilmeyen biriyse, o sevgi açlığını doyurmadıkları için çevresinden intikam almaya yönelik onları hayattan bezdirme işine girişebilir. çoğu kadında sorunları akılcı, mantıklı yoldan çözme tekniği benimsenmediği için, birbirlerine olan tavırları da tamamen içgüdüsel, haliyle biraz da ilkel yöntemlerle oluyor. "sevmiyorsan git ısır" yöntemi gibi. onlar da diş gösteriyorlar. aynı zamanda birilerine emir verme, onlara dediğini yaptırabilme normalde toplumun ona biçtiği ayrıcalıklar değilken, bunu yapabilmek onların ruhunu besliyor. herkeste biraz kral olma isteği oluyor zaten. halbuki kendinden başka birçok şeyin sorumluluğunu almak bence kötü bir şey, neyse.

    2. başlarda biraz afallayıp, deneyimleri sonucu acımasız olmaya itilmiş kadınlar

    bu benim işte. sorumlu olduğum bir kurum ve yöneticileri olduğum bir grup insan var. en başta hepsiyle dost olma, hepsine rahat davranma yolunu seçmiştim çünkü içimden gelen buydu. insanların rahat ve mutlu oldukları yerlerde daha verimli çalıştıklarını zannediyordum. aslında hâlâ öyle düşünüyorum ama her zaman değil. bir süre sonra iyi niyeti kötüye kullanma, işleri savsaklama, seni takmama, fazla rahatlama, mesaisinde bir dakika bile çalışmış olmama vs. sorunlar baş gösterdi. peki bunu nasıl çözersin? insan gibi konuştum, yapılması gerekenleri kibarca rica ettim, ilk bir-iki gün tamam, sonra tekrar salıvermeler... ondan sonra da insan sinirleniyor tabii. resmen isviçre çakısı gibi olmuştum, en çok mesai yapan, en çok işi yapan, en ufak şeyden en büyük şeye kadar uğraşan ben olup çıkmıştım. yorgunluktan eve gitmek gelmiyordu içimden, iş yerinde yatasım geliyordu, o derece. sonra sinirlendim tabii, dedim sizin topunuzun...!!! acil toplantı. sinirli, birazcık yüksek sesli bir şekilde söyledim: "bundan sonra size mario gibi canlar vermeyeceğim. bir sıkımlık canınız var, ister harcayın, ister harcamayın. yemin ediyorum bir kez daha görmezden gelmeyeceğim hiçbir şeyi, bunun affı da, bahanesi de yok. kimseyi zorla çalıştırmıyoruz burada, çalışmayacaksanız defolun gidin. burada herkes sorumlu olduğu görevleri yerine getirmek için maaş alıyor. hiçbir iş yapmıyorsunuz, ben de size maaş ödemeyeyim bakalım, o zaman kıyameti koparırsınız ama. çalışacaklar kalsın, çalışmayanlar çalışmamaya devam ederse zaten günleri sayılı, ona göre planlarını yapsınlar." çat.

    şimdi, olayları buraya getirene kadar her yolu denedim. tüm insancıl yöntemleri denedim gerçekten, seminerleri izledim, araştırdım, kitabını bile okudum. ama bu insanoğlu denilen, yavşak, puşt, çıkarcı, bencil yaratık kolayını buluverdi mi umursamıyor hiçbir şeyi. sonra ben de disiplini elden bırakmamak için o rolü sürdürmeye mecbur kaldım, öbür türlü bir bok yapmıyorlar çünkü. herkese acımasız değilim ama. benim iyi niyetimi hiç kötüye kullanmamışlar var mesela, onlara çok iyiyim ama bazı dinsizlerin hakkından imansız olarak gelinmesi gerekiyor.

    3. yavşak iş arkadaşları yüzünden acımasız olan kadın

    şimdi, türkiye'de dünyaya kadın olarak gelmek zaten maça 1-0 mağlup başlamak gibi bir şey. aileniz süper olsa bile, dışarıda hayatta kalmak için bear grylls'den hayatta kalma teknikleri falan öğrenmek gerekiyor. her erkeğe potansiyel tecavüzcü, tacizci demiyorum ama, inanın şu istanbul'da çoğu kadın kendi hayatında her gün en az bir kez tacize uğruyor. gözle, sözle, temasla... ofiste güzel bir şey giyseniz bütün gün gözler sizin üzerinizde ama beğenir bir halde değil, beğenen ama iğrenç bir bakışla. hatta güzel bir şey giymenize bile gerek yok, dışarıdan gelecek saldırılara karşı her an hayatta kalmaya çalışan ürkek ceylan gibisinizdir. mesela benim en sinir olduğum erkek tiplerinden biri yakınlık algısını kaybetmiş erkektir. her insanın vücudunun dışında 30-40 santimlik bir hayali alan düşünün. işte o alan sizin özel alanınızdır. e bir maile bakarken ya da bir şey söylerken götünün dibine kadar girerse bir insan, kadınlar da savunma alır tabii. işte bu puştlardan nefret ediyorum. yüz yüze dahi konuşsan adam o kadar yakınına giriyor ki, arada 20 santim falan kalıyor. gel ağzıma gir istiyorsan, yuh. öküz. haliyle, her gün bu tür şeylerle karşılaşınca kadın da kendini durmadan diken üstünde hissediyor. mad men izleyenler bilirler. ofisteki diğer kadınlarla ilgili o yavşak herifler ne dedikodular yapıyordu. bu da şu an pek farklı değil. haliyle, bir kadın birlikte çalıştığı insanlardan böyle gözle, sözle bir taciz görmüşse eğer bence onları dövse bile yeridir, acımasız olmuş çok mu?

    genelleme yapıyorsunuz tamam da, önce bir düşünün, neden bazıları böyle? birkaç mantıksal çıkarım yapın, sonuca ulaşacaksınız.
24 entry daha