şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • izâhı/tarifi/tanımı (i.n.k.* muvacehesinde): boşluk hâli; varlığın aşağıdan (dünyâdan) yukarıdan (üst âlemlerden) ve etraftan (bulunduğu kademedeki varlıklardan) gelen her türlü tesirden (etkiden) tecrit edildiği (soyutlandığı), insanların -beyin cevherine bağlı, bedenli hâldeyken, yâni sathî/yüzeysel zaman idraki ile- anlamasının mümkün olmadığı kadar derin, esaslı ve derûnî bir yalnızlık hâli.

    diğer bâzı lisânlardaki muadilleri: latince ‘spatium’, modern ingilizce ‘space’

    ***

    “(…) böylece düşe kalka bir hayât içinde, beden imkânları (olanakları, potansiyelleri, güçleri) çeşitli yollarda kullanılarak tüketilir. nihayet (sonunda) beden hastalanır, ihtiyarlar, işe yaramaz hâle gelir. varlık, o bedenin kifayesi (yeterliliği) hududunun (sınırının) üstündeki imkânlara sahip vasatlarda (ortamlarda) inkişafına (gelişimine, evrimine, keşfine) devam etmek zorunda kalır. bu takdirde (ölçütte) gene vazifelilerin yardımlarıyla eski beden terk edilir. varlık bir üst kademenin (basamağın) şartlarına çıkartılır.

    bunun için varlık, ölüm hâdisesiyle (olayıyla) dünyâdan ayrılır. o andan itibaren, yâni spatyoma geçişinin ilk anlarında ona kendi rûhundan gelen tesirler müstesna (hariç), etrafından gelen bütün tâli (izleyen, yan) tesirler kesilir. o varlık yalnız kendi varlığı içinde tecerrüt etmiş (soyutlanmış) hâlde yapayalnız bırakılır. bu hâl, bir insanın bir odada kapatılıp onun bütün duyu organları ortadan kaldırıldıktan sonra her şeye karşı, hattâ kendi bedenine karşı dahi duygusuz olarak orada terk edilmesine yakın bir duruma benzer. yakın diyoruz çünkü spatyom hayâtı bundan daha çok derin ve derûnî bir yalnızlığı ifade eder. şu hâlde spatyom hayâtı varlıklar için bir mekân değildir. onların mekânı o anda yalnız kendi varlıklarıdır. binaenaleyh (dolayısıyla) varlığın oraya ilk intikalinde (naklinde, geçişinde) ne dünyâ ile, ne dünyâ üstü ile, ne etrafındaki kendisi gibi diğer varlıklarla irtibata (bağlantıya) geçmesi, konuşması, görüşmesi mümkün olmaz. onun çevresiyle olan bütün münasebetleri (oranlanmaları, ilişkileri) kesilmiştir. bunun, hem o varlığın ağır bir egoizma içinde bulunmasından mütevellit (doğan) tabiî (doğal) sebepleri, hem de biraz aşağıda söyleyeceğimiz diğer zaruretleri vardır. bu hâl, spatyomda lüzumlu olan bir müddet (zaman uzunluğu) kadar devam ettikten sonra etraftan gelmeye başlayan tesirlerle ortadan kaldırılır ve varlık bu tesirler sayesinde uyanan idrakiyle, etrafını ve hüviyetini, ihtiyaçlarını tanımaya başlar.

    ***

    ölümü müteakip (takiben), varlık bittabî (tabiatıyla, doğal olarak) serbestleşir ama vazife plânının bütün hazırlık tatbikatını (uygulamasını, uyumlanmasını) dünyâda henüz ikmal edememiş (tamamlayamamış, eksiksizleşirememiş) ise insanlık safhasını bitirmiş sayılmaz. binaenaleyh her ne kadar bedenden ayrılmış ise de o varlık, gene bir insan mertebesinde (derecesinde) bulunmaktadır. zîra (çünkü) ne olursa olsun, yarım kalmış işini bitirmek üzere o tekrar dünyâya dönmek zaruretindedir. ve oradaki hazırlık tatbikatlarını ikmal edinceye kadar onun meskeni dünyâ olacaktır, mâşerî (toplumsal, toplu) plânda insanlık!..

    işte oraya intikal eden, daha doğrusu ölünce bütün tesirlerden tecrit olunan insan varlığı, spatyomda bir müddet geçirmek mecburiyetinde kalır. bunun da mühim (önemli) sebebi vardır. bir varlık, dünyâ hayâtına ait plânının tatbikatını yaptıktan sonra o tatbikat sırasında kazanmış olduğu şeylerin muhasebesini (hesaplamasını, değerlendirmesini) yapmak, onları tamamıyla kendisine sindirmek ve mâl etmek (menkul/taşınır değeri hâline getirmek) ihtiyacındadır. bunun için de bir müddet onun, inzivaya çekilmesi (köşeye çekilmesi, yalnızlaşması), kendi öz bilgilerine dönmesi, yâni son dünyâ hayâtında elde ettiği bilgilerle eski bilgilerini karşılaştırarak onların muhasebesini yapması gerekir. evvelce söylemiştik ki insanlar dünyâda kazandıklarını uykuları esnasında şuurdışlarına atarak orada biriktirmektedirler. işte, ölümü müteakip varlığın, etraftan irtibatlarını keserek tam bir tecerrüt hâline girişi, onun bu bilgileri rahatça hazmedebilmesi için lüzumlu ameliyeleri (işlemleri) yapmasına imkân verir. şu hâlde spatyom hayâtı varlık için derin ve esaslı murakabe (denetleme) ve muhasebe anıdır. ve bütün bir dünyâ devresi boyunca devam eden insan hayâtının aralarına ölüm denilen fasılaların (araların, aralıkların) sokuşturulmasının bir sebebi de bu imkânı temin etmek (güvencelemek) içindir.

    burada kıyas bilgilerinin en mükemmel (eksiksiz, tam) tatbikatı yapılır. zîra varlık bu sırada çevreden gelen realitelerle rahatsız edilmez ve serbestçe çalışan vicdan mekanizması, birikmiş olan bütün bilgilerin acı veya tatlı kıyaslarını yapmak ve onların neticelerini öz varlığa mâl etmek fırsat ve imkânlarını bulur.

    işte bu ameliyeye yardım etmek için ölümü takip eden anlarda dışarıdan gelen tesirlerin hepsi kesilir. idrakini işgal edebilecek ve dışarı çekecek hiçbir tesir ona gönderilmez. vazifeliler buna mâni (engel) olurlar. bununla beraber gene o, vazife plânının tam bir kontrolü (inzibatı, zaptetmesi) altında bulunmaktadır. eğer aşağıdan kendisine bâzı tesirlerin gelmesi onun muhasebesi ve murakabesi için lüzumlu görülürse ancak vazifelilerin müsaadesi ve kontrolü altında bu yapılabilir. yâni istediği zaman meselâ (örneğin) ölen (x.), dünyâda kalan dostu (a.) ile temasa geçemez. (x.)’in o sıradaki murakabe ve muhasebesine ait faaliyetlerle (etkinliklerle) ilgili olan çok ince hesaplara göre bu işe ya müsaade edilir veya edilmez. müsaade edilmeyince de onun insanlarla temasa geçebilmesini hiçbir kuvvet sağlayamaz.

    spatyoma geçmiş bir varlık ilk zamanlarda diğer kendisi gibi varlıklarla da irtibata geçemez. yukarıdaki kayıtlarla bu da müsaadeye bağlıdır. zîra orada keyfî hiçbir şey yoktur. her şey vazife plânının hesaplı, kitaplı kontrolü altında cereyan eder (akar, geçer).

    hayâtta iken nasıl en ince ihtiyaç ve zaruretler hesap ediliyorsa, ölüm ötesinde de en lüzumlu işlerin icapları öylece yerine getirilir.

    spatyoma geçen varlık, dünyâdan ve etraftan tesirler almayınca, zaruri olarak kendisinde mevcut olan (bulunan) imajların (imgelerin) intibalarıyla (izlenimleriyle, bilgileriyle) başbaşa bırakılmış olur ve onların içinde yaşamaya başlar. bu hâl çok derin ve kuvvetli bir rüyâ gibidir. fakat bu yaşayış zevk için değil, ıstırap (sıkıntı) çekmek için de değildir. bu sırada zevkler ve ıstıraplar mevcut olsa bile asıl gaye dünyâda elde edilmiş olan kazançların –kıyas bilgileriyle- varlığa mâl edilmesidir. işte orada inkişaf mekanizmasının, vazife plânının kontrolü altında tam bir serbestlikle işleyişi varlığı çoğu zaman ıstıraplı olan kıyas bilgileriyle cebrî (zorunlu) sentez ve analizlere sürükler. bu sırada kıyasın tesirlerini hafifletici çevre tesirleri mevcut olmadığından, kıyastan mütevellit acı duygular dünyâdakinden binlerce defa artmış olarak varlığı tazip ederler (azaplandırırlar). ve bilgiler de ancak bu derece şiddetli bir hesaplaşmadan sonra hazmedilip öz bilgi hâline geçebilirler. bu suretle bütün neticeler alınır.bu hesaplaşma sırasında varlık için çok şaşırtıcı durumlar hâsıl olabileceğinden (oluşabileceğinden) bu varlığın teşevvüş (karışıklık, bulanıklık, *confusion) hâli deriz. bu murakabe ve muhasebe, dediğimiz gibi her vakit ve hattâ çoğu zaman rahat ve sakin olarak geçmez. bilhassa (özellikle) ilk intikal devrelerinde ekseriya (çoğunlukla) huzursuzluk, şiddetli ıstırap, azap ve ağır teşevvüş hâlleriyle müterafık olur (yoldaş olur, refakatinde olur). muhasebe ve murakabenin zaruret ve icaplarına göre az çok rahat hâller de görülebilir. bâzen cehennem azabı yaşatacak derecede gürültülü de olur.

    ***

    bu suretle spatyomda bir sürü teşevvüş geçirip kazançlarının muhasebesini yaptıktan ve bilgilerini sindirdikten sonra varlığa yukarıdan tekrar yardımcı tesirler gelmeye başlar. etraftan da tesirler alır. bütün bunlar sayesinde teşevvüşten kurtulur, kendisini ve etrafını tanır ve genişlemiş olan idrakiyle geleceği düşünmeye başlar. kazanç ve kayıplarının derecesini takdir eder (ölçütler), eksiklerini tamamlamak için tekrar dünyâya dönmek ihtiyacını duymaya başlar. eğer onun bu ihtiyacı yerine getirilmek icap ediyorsa bunu takdir eden vazifeliler yükseklerden gelen direktiflerle (yönergelerle) ona derhal yardım etmeye hazırlanırlar. ve dünyâda kendisine en lüzumlu ve faydalı olacak ferdî (bireysel) ve mâşerî (toplumsal) plânının, varlıkla beraber tanzim (düzenlenme) ve tertip edilmesine koyulurlar. o, bu plâna istekle bağlıdır. zîra selâmetinin (sağlığının, sağlamlığının) ancak bu plânın tatbikatıyla sağlanabileceğini takdir etmiş bulunmaktadır. binaenaleyh dünyâda bu plâna sâdık kalacağına söz verir ve bu sözle, evvelce izah ettiğimiz (açıkladığımız, aydınlattığımız) şekilde dünyâda bedenlenir. bedenlenince tekrar sathî zaman (yüzeysel zaman, lineer zaman) hâkimiyeti (egemenliği) altına gireceğinden, kendisinde kürevî zaman idrakine ait zenginlikler silinir. ve hepsi şuuraltına atılır. sathî zamana tâbi olan idrak yeni şartlar içinde dünyâda yaşamaya başlar. işte onun dünyâda, plânını tatbik ederken spatyomdan kalan intibalarıyla beraber, vazifelilerin yardımları destek olacak ve bu plânın tatbikatında rehberlik yapacaktır.

    böylece hayâtlar birbirini takip ederek insanın her gelişinde öz bilgilerinin ve idrakinin artmasıyla vicdan mekanizmasındaki realitelerin üst taraflara kayması imkân ve zaruretleri artar. vicdan muvazeneleri (dengeleri, ölçüleri) artık üst kademelerde kurulmaya başlayacağından, ölümden sonra spatyomdaki muhasebelerin de acı tarafları yavaş yavaş kalmaz. burada bir kaide (temel) vardır: idrakler ne kadar genişlemişse spatyomdaki tecerrüt hâli müddeti o kadar kısalmış olur. zira orada yapılması icap eden muhasebe işleri o kadar sür’atle (hızla) ikmal edilir.”

    ilâhî nizam ve kâinat/#67444035 (dünyânın yaklaşan devre sonuna yönelik olup insanlığın -insan hâlindeyken- erişebileceği son realite bilgileridir)