şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
17662 entry daha
  • vücudumuz ve hastalıklarla ilgili birkaç bilgi:

    kuduz hastalığı taşıyan bir hayvan sizi ısırdığında ya da tırmaladığında cildiniz kanamamış olsa bile hastalık size bulaşabilir. çünkü kuduz virüsü vücutta sinirler boyunca ilerler. virüsün illa kana karışması şart değildir. yüzeysel bir çizik bile hastalığın bulaşması için yeterlidir.

    pek çok bulaşıcı hastalık nekahat döneminde, yani hastalığın belirtileri henüz başlamadan başkasına bulaşır. yani siz grip olduğunuzda "aman hastalığım başkasına bulaşmasın" diye maske takmanız, insanlardan uzak durmanız pek fayda etmez. çünkü siz hasta olduğunuzu fark etmeden önce çoktan hastalığı birçok insana bulaştırdınız zaten.

    kuduz hastaları sudan korkmaz, su içmekten korkar. çünkü hastalığın erken döneminde yutkunmayı sağlayan kaslar etkilendiği için hasta yutkunurken boğazında çok şiddetli bir ağrı hisseder. bu yüzden su içmek istemez. kendi tükürüğünü yutmak da acı verici olduğundan ağzındaki salyaları yutamaz. kuduz hastalarının ağzından salya akmasının sebebi budur. hemşire veya hasta yakını elinde bir bardak suyla geldiğinde o suyun kendisine zorla içirileceğini bildiğinden hasta tepki gösterir. bu da kuduz hastalarının sudan korktuğu şeklinde yanlış anlaşılmaya sebep olmuştur. onlar sudan değil, suyun kendisine içirilmesinden korkarlar.

    hastalandığımızda ateşimizin yükselmesi, pek çok virüs ve bakterinin yüksek vücut sıcaklığında ölmesi nedeniyle vücudumuz tarafından geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır. böyle durumlarda ateş düşürücü ilaç verilmesinin sebebi ise vücudun işini zorlaştırmak değil, beynimizin yüksek sıcaklıktan etkilenerek havale geçirmesini engellemektir. özellikle küçük çocukların beyinleri bu konuda hassastır.

    havale geçirmek vücut sıcaklığının çok fazla yükselmesinden değil, hızlı yükselmesinden kaynaklanır. eğer vücut sıcaklığı çok hızlı yükselirse kişi 38 derece ateşle de havale geçirebilir. ama sıcaklık yavaş yavaş yükselirse 40 derece ateşle de havale geçirmezsiniz.

    hastalandığımızda kendimizi halsiz hissetmemizin sebebi, vücudumuzun enerji tasarrufuna gitmesidir. çünkü vücut hastalıkla mücadele ederken çok fazla enerji harcar. dolayısıyla sizin de gereksiz yere enerji harcayarak işini zorlaştırmasını istemez. çünkü enerji, vücut için kıymete binmiştir artık. işte bu yüzden vücudunuz sizden istirahat etmenizi ister. hastayken üzerinize çöken yorgunluk, halsizlik bundan kaynaklanır.

    dondurucu soğukta ayak parmaklarımızın kangren olmasının sebebi, vücudun iç organların ısısını korumak istemesinden kaynaklanır. kan akışı, cilde yakın bölgelerde ciddi ısı kaybına neden olur. dolayısıyla ortam ısısı düştükçe cilt altı kan damarları büzüşerek ısı kaybını azaltır, ayrıca daha fazla enerjiye ihtiyaç olduğundan iç organlara giden kan damarları genişler. ortam sıcaklığı kritik bir seviyeye düşünce de, cilt altındaki kan damarları tamamen kapanır ve ayak parmakları, burun, kulak gibi uç organlarda kan akışı durur. oksijen ve diğer gerekli maddelerden mahrum kalan bu dokulardaki hücreler de ölünce doku çürür. buna kangren denir. aşırı soğukta burnumuzda ve kulaklarımızda yanma hissetmemizin sebebi, bu dokuların oksijensiz kalmasından kaynaklanır. dokular oksijensizlikten ölünce de artık hiçbir şey hissetmeyiz.

    öte yandan sıcak ortamda vücut, sıcaklığı düşürmek için cilt altındaki kan damarlarını genişletir. böyece dış ortama yakın cilt altı damarlarda dolaşan sıcak kan, ısısını kaybederek soğur ve soğuyan kan vücudun derinliklerine doğru aktıkça vücudu soğutur. yani burada cilt altı kan damarları bir nevi soğutucu radyatör görevi üstlenir. sıcak banyoda cildimizin kızarmasının sebebi budur. cildimizin kızarıklığı, cilt altındaki kan damarlarının genişleyerek büyük miktarda kanı cilde yakın yerlerde dolaştırmasından kaynaklanır.

    çölde yaşayan hayvanlar da vücut sıcaklıklarını düşürmek için bu yöntemi kullanır. örneğin afrika fillerinin kulakları asya fillerinden daha büyüktür ve bu kulaklar kağıt gibi incedir. çünkü onlar kulaklarını bir radyatör gibi kullanarak vücutta dolaşan kanı soğutup vücut ısısını kontrol ederler. fillerin sıcakta kulaklarını sallamalarının sebebi budur. köpekler de bunun için dillerini kullanır. köpeklerin dilleri de bu yüzden kağıt gibi incedir. yorulan bir köpeğin oturarak dilini dışarı çıkarıp hızlı hızlı nefes alıp vermesinin sebebi, efor nedeniyle artmış vücut sıcaklığını düşürmektir. burada köpek hızlıca hava soluyarak hem vücudun artmış oksijen ihtiyacını karşılar, hem de dilin üzerinde hızla sirküle olan hava, dilin damarlarında akan kanı soğutarak vücut ısısını düşürür.

    gelgelelim sıcağa en iyi uyum sağlayan hayvan insandır. insanların bu başarısının anahtarı ise terlemektir. evet, terlemek tabiatta yalnızca insanların ve atların yapabildiği bir şeydir, diğer hayvanların bazılarında da kısmen ter bezleri bulunuyor olsa da hiçbirinde bu sistem isnandaki kadar gelişmiş değildir. terleme sayesinde cildimize pompalanan ter sıvısı buharlaşırken ortamın ısısını alır ve cildimizi soğutur. yüzümüze sürdüğümüz kolonyanın bizi serinletmesinin sebebi de budur. alkol uçucu bir maddedir, çabuk buharlaşır ve buharlaşırken ortamdan ısı alır, dolayısıyla cildimizde serinlik hissederiz. vücudumuz ıslakken üşümemizin sebebi de budur.

    insanoğlu tabiatta en yavaş koşan canlılardan biridir, ama aynı zamanda en uzun mesafe koşan canlılardan da biridir. örneğin bir at, ara vermeden en fazla 10 km dörtnala koşabilir. atı 10 km'den daha fazla koşturmaya zorlarsanız at çatlayıp ölür. oysa bir insan hiç durup dinlenmeden tek seferde 40 kilometre mesafe koşabilir (standart maraton koşusu 42 km'dir). insanların bunu başarmasının başlıca sebebi terleyerek vücut ısısını sabit tutabilmesidir. insanlar av yakalamak için diğer yırtıcılar gibi hızlı koşamaz ancak uzun kondüsyonu sayesinde av hayvanlarını yorulana kadar kovalar ve sonunda av hayvanı tamamen yorulup pes edince işini bitirir. bu kadar uzun mesafeleler koşabilmeyi terleme fonksiyonuna borçluyuz.

    insanların normal doğum yapması zor ve risklidir. tabiatta diğer tüm hayvanlar kendi başına rahat doğum yaparken insanlar bunu çoğu kez yardımsız başaramaz ve birçok kadın doğum yaparken ölür. bunun sebebi, sürekli beynini kullanarak zekasını geliştiren insanoğlunun, büyüyen beyni nedeniyle daha büyük kafatasına sahip oluşudur. büyük kafatası doğum kanalından geçerken zorlanır. eski insan fosilleri de bu teoriyi desteklemektedir. eski kafataslarında kafa küçükken çeneler büyüktür. çıkarılan kafatası günümüze ne kadar yakın zamana aitse, kafa kısmı o kadar büyük, çene kemikleri de o kadar küçüktür. günümüzde bir insanın normal yolla doğum yapması risklidir. sağlık bakanımız istediği kadar "sezeryan gereksizdir" diyerek normal doğumu teşvik etse de, malesef gerçek budur. tabi sezeryanın da kendince başka riskleri vardır (o da bir ameliyattır neticede).

    bu bilgiler copy-paste değil, alın teridir. eser sahibinin izni olmaksızın çoğaltılıp paylaşılabilir. ne de olsa bilgi paylaştıkça değer kazanır.

    edit: değerli katkılarından dolayı mu9857 ve kaboa'ya teşekkür ederim.
16347 entry daha