şükela:  tümü | bugün
  • silahlı olayın özeti; ben, 26 haziran 2004 tarihinde aynı soyadını taşıdığım akrabalarımın kendi aralarında çıkan bir kavgayı ayırmaya çalışırken, 55 - 56 yaşlarındaki x.x. isimli bir akrabamın kavgayı ayırmama öfkelenip o sırada üzerinde taşıdığı ruhsatsız silahıyla batın bölgeme (5-6 saniyelik arayla) iki el ateş etmesi sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde ağır yaralandım ve acilen kaldırıldığım hastanede yaklaşık 8 saat boyunca ameliyat edildim. bu ameliyat sırasında sol böbreğimi, dalağımı ve safra kesemi kaybettim. ayrıca karaciğer ucu, mide ve bağırsaklarımdan da cerrahi tamir uygulandı. sonuç itibariyle aynı hastanede 2 hafta boyunca yatarak tedavi gördüm ve 25 gün iş göremezlik raporuyla taburcu edildim.

    (silahlı olaydan önceki süreçle ilgili entarimin uzunluğuna göre çok kısa açıklama: ben silahla yaralandığım sırada henüz 24 yaşında, genç, sağlıklı ve herkes gibi kendi istikbali için hayat mücadelesi veren bir insandım. en azından lise eğitimimi tamamlamış, askerlik görevimi yerine getirmiş ve gerek askere gitmeden önceki süreçte, gerekse askerden terhis olduktan sonraki yıllarda çeşitli işlerde ''sigortaya kayıtsız'' şekilde çalışarak meslek öğrenmiş ve aileme yük olmadan kendi paramı kazanmıştım. buradan önemle belirtmek isterim ki, türkiye istatistik kurumunun mart 2017'de yaptığı araştırmaya göre türkiye'deki çalışan nüfusun yüzde 31'3'ü halen sigortasız şekilde çalışmakta yahut ça-lış-tı-rıl-mak-ta-dır! buyurun geçen yıl açıklanan tüik raporu ve buyrun bu da linki. bu husus göz önüne alındığında sanırım benim 1997 - 2003 yılları arasında sigortasız şekilde çalışmış olmamın kusur sayılacak bir yanı yoktur. kaldı ki tüik'in verilerine bakarsanız benim çalıştığım yollarda ülkedeki kayıt dışı istihdam oranın yüzde 51 - 52 civarında olduğunu görebilirsiniz. hem türkiye'de benzin vardı da biz mi içtik amk! demek istediğim şu ki, ben silahla yaralanmadan önce her ne kadar sigortalı bir iş bulamasam da en azından meslek öğrenmiş ve aileme yük olmadan yıllarca kendi paramı kazanmıştım. ayrıca 2004 yılının temmuz ayında yapılacak olan kpss sınavına da kayıt olmuş, fakat sınavın yapıldığı gün silahlı yaralanma nedeniyle halen hastanede yatarak tedavi gördüğüm için bu sınava bile katılamamıştım ( sınava giremediğimin ispati.. ) sanırım bu sınava kayıt olmam bile benim kendi geleceğim için bir şeyler yaptığımın göstergesidir. ayrıca ben henüz 15 yaşında, lise son sınıf öğrencisiyken staj eğitimim nedeniyle 01.10.1995 tarihinde işe başlamış ve okuldan mezun oluncaya kadar sgk'nın 5xxxxxxxxxx796 sicil numarasına kayıtlı olarak makina üretimi yapan bir firmada çalışmıştım. buyrun bu da ilk işe giriş tarihi. bütün bunların yanı sıra ben, tapuları dedeme ait olan ve babama, amcama, kuzenlerime, biradelerime ve bizzat şahsıma maddi gelir sağlamamız için emanet ettiği tarım arazilerinde de mevsimlik işlerde çalışarak yıllık ortalama 7.000 - 8.000 tl civarında para kazanmakta idim. fakat silahla yaralandıktan sonraki süreçte doğup büyüdüğüm bu toprakları terk etmek durumunda kaldığım için benim payıma düşen bu tarlalar biraderimin geçim kaynağı olmuştu. zira benim husumetim olan şahıslarda o bölgede yaşadığı için tekrar yaşanması muhtemel silahlı bir olayı önlemek amacıyla ya o deveyi gütmem ya da o diyardan gitmem gerekti. yazımı gereğinden fazla uzatarak hepten çekilmez bir hale getirmek pahasına bütün bunları neden anlattım biliyor musunuz..? çünkü üzerime atılan bir takım iftiralar nedeniyle bu ülkenin adli makamları tam 6 yıldır şahsıma şizofreni hastası bir insanmışım ve hayatım boyunca başkalarının bakımına muhtaç bir halde yaşamışım gibi muamele yapmakta ve yasal haklarımı hiçe sayarak beni yavaş yavaş intihara sürüklemektedir. üstelik elimde şizofreni hastası olmadığımı ve başkalarının bakımına muhtaç bir halde yaşamadığımı ispatlayan adli tıp raporları, sağlam raporu ve kapı gibi vesayet davası kararı olduğu halde. buyrun arkadaşlar üşenmeyip bunları da paylaşıyorum; bu belge avukatın şizofreni hastası olduğumu iddia etmesi sonucu 4 gün boyunca psikiyatri servisinde yatarak aldığım üç profesör, bir doçent onaylı adli ehliyetle ilgili raporum... şu da avukatın yine şizofreni hastası olduğumu iddia etmesi sonucu hakkımda açılan vesayet davası kararı.... ve şu belgede de davalarım sırasında aldığım ve avukatlarımın da çok iyi bildiği adli tıp raporum ki bu raporda psikiyatrik inceleme yapılmış ve ruhsal olarak sağlam olduğum tespit edilmiştir... valla utanmıyor sıkılmıyor askerlik terhis belgemi, lise diplomamı , sürücü ehliyetimi vs' yi de sizlerin takdir ve görüşlerinize peşinen sunuyorum. çünkü bazı yazar arkadaşlar ''kısıtlı olabileceğimi ve bir takım detayları eksik ifade ettiğimi belirtmişler. emin olun asla öyle bir şey yok. kaldı ki ben 13 yıldır hiç kimsenin bakımına ihtiyaç duymadan tek başına yaşayan bir insanım.)

    ceza davası süreci ve sonucu: ben hastaneden taburcu olduktan sonra müşteki sıfatıyla bulunacağım ceza davasında tarafımın haklarını savunması tavsiye üzerine ..... barosuna kayıtlı e.a. isimli avukatla görüşerek anlaştım ve 2004 yılının temmuz ortalarında bu avukata vekalet verdim. ayrıca ceza davası için tarafımdan talep ettiği 2.000 tl bedelindeki avukatlık ücretini de dava başında peşin olarak ödedim.

    sonuç itibariyle ceza davası 2005 yılında sonuçlandı ve tarafımı silahla ağır yaralayan sanığa kasten öldürmeye teşebbüs, ruhsatsız silah bulundurmak ve adaleti yanlış yöne sevk etmek suçlarından dolayı toplamda 11 yıl 6 ay hapis cezası verildi. (sanık şahıs silahlı olaydan sonra kolluk kuvvetlerine teslim olmuş ve o gün ölme ihtimalimi güvenerek beni kendi oğlunun vurduğunu beyan etmiştir. dolayısıyla ki adaleti yanlış yöne sevk etmek suçunu da bu şekilde işlemiştir.)

    sanık bu karara itiraz ederek ceza dosyasını yargıtay'a gönderdi ve yerel mahkemenin kararı temyizen bozularak sanığa 10 yıl 6 ay hapis cezası verildi. ceza davasının kararı.

    bu arada ceza davasının kesinleşmiş kararına göre katılan (bu ben oluyorum) kendisini bir avukatla savunduğu için sanıktan 2.000 tl alınarak katılana verilmesine diye bir hüküm var. fakat e.a. isimli bu avukat bahsi geçen bu 2.000 tl'yi sanıktan aldı mı, yoksa almadı mı doğrusu o kısmını hiç bilmiyorum. ve bu konuyu tartışmaya açmakta istemiyorum. çünkü bu paranın avukatın hakkı olduğunu söyleyenler de var. müvekkilin hakkı olduğunu söyleyenlerde...

    tazminat davası süreci:

    ben sanık şahsa yerel mahkemece 11 yıl 6 ay hapis cezası verildikten sonra temyiz sonucunu beklemeden tazminat açmaya karar verdim ve bu davayı açmak için e.a. isimli avukatla yeniden görüşerek anlaştım.

    avukatla yaptığımız sözlü anlaşmaya göre ben tazminat davasının açılmasını ve devamını sağlamak için kendisine 2.000 tl nakit para verecektim. oda bu parayı harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak kullanacaktı. fakat tazminat davası için kendisine ödemem gereken vekalet ücretini ise bu defa peşin olarak değil, dava sonunda lehime hükmedilen tazminatın yüzde 10'u oranında verecektim. (100.000 tl kazanırsam avukatıma 10.000 tl verecektim yani.)

    kısaca özetlemek gerekir ise ben 2005 yılının sonunda harç ve ihtiyati tedbir masrafları olarak 2.000 tl bedelindeki nakit parayı e.a. isimli avukata verdim. böylece 100.000 tl maddi, 50.000 tl manevi olmak üzere toplamda 150.000 tl bedelinde tazminat davası açtık.

    burada iki şeyin altını önemle çizmek istiyorum; `1)` ben bu davayı 200.000 tl maddi, 50.000 tl manevi talebiyle açacaktım. fakat avukatım bu rakamın yüksek olduğunu ve en fazla 100.000 tl maddi talepli açabileceğimizi söylediği için maddi kısmı 100.000 tl talebiyle açtık... `2)` davalı şahsın kendi adına kayıtlı 95 dönümlük arazisi ve evleri vardı. ben avukatıma davalı şahsın geçmiş yıllarda kendi kız kardeşlerinden bile mal kaçırdığını ve 20 yıl boyunca miras haklarını vermediğini açık şekilde ifade ederek bu konuda dikkatli davranması yönünde kendisini uyarmış ve davalı şahsın mal varlığının tümüne ihtiyati tedbir uygulatması için talimat vermiştim. oda bana ''merak etme senin burada avukatın var'' diyerek ahkam kesmişti.

    fakat e.a. isimli bu avukat tam bir orospu çocuğuymuş. şöyle ki;

    yukarıda açıkladığım üzere ben 2005 yılının sonunda bu avukata harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak 2.000 tl nakit para (o dönemde hiçte fena bir para değildi!) verdiğim halde, herif tutmuş bu davayı adli müzaheret (adli yardım) talebiyle açmış. inanmıyorsanız buyrun dava dilekçesine bakın. (kısa not: ben bu davanın adli müzaheret ile açıldığını ve harçtan muaf tutulduğumu 2011 yılında, dava sonuçlandıktan aylar sonra öğrenebildim ki, oralara daha geleceğim.)

    bunun yanı sıra avukatım olacak e.a. isimli bu orospu çocuğu, davacı sıfatıyla açtığım tazminat davasının ilk 11 celsenin 5'ine katılmadı. bunda elbetteki bir problem yok. nitekim benim duruşmalarımın olduğu günlerde ilgilenmesi gereken daha ciddi davaları veyahutta başkaca önemli işleri olabilir. fakat avukatım, kendi bürosunda çalışan bir sekreteri varken katılmadığı duruşmalarımın mazeret dilekçelerini her defasında bana verdi. ben de davamın devamlılığını sağlamak amacıyla bu mazeret dilekçelerini tıpış tıpış gidip mahkeme kalemine teslim ettim ve davamın müracaata bırakılmaması (düşmemesi) içinde pul masraflarını ödedim. aslında burada benim canımı sıkan asıl mesele şuydu; yukarıda da belirttiğim gibi ben husumetim olan şahısla ve ailesiyle karşılaşmamak adına doğup büyüdüğüm yer terk etmiş ve bulunduğum şehirde yalnız başına yaşamayı tercih etmiştim. yani benim için davalı şahsın ve ailesinin yüzlerini görmemek ruh sağlığımın bozulmaması bakımından son derece önemliydi. kaldı ki benim tazminat davamla ilgilenmesi için kendime bir avukat tutmamın bile en önemli nedeni buydu. fakat e.a. isimli orospu çocuğu buna rağmen her iki duruşmanın birine gitmiyor ve mazeret dilekçelerini mahkemeye benim sunmamı istiyordu.

    hepsini geçtim... şu belgede de görüleceği gibi e.a. isimli şerefsiz avukatım 12'inci celseye katılmamıştı. daha da kötüsü bu celseye katılmadığını bana da haber vermemişti. işte bu yüzdende tazminat davamın mahkeme kararıyla düşmesine sebep olmuştu. hadi buna da göz yumayım diyeceğim ama burada asıl yenilir yutulur olmayan şey ne biliyor musunuz..? avukatım bana davamın düştüğünü söylemedi..! bunun yerine elime saman rengi bir zarf verip, bu zarfın içinde mazeret dilekçesi olduğunu söyleyip bunu gidip davamızın görüldüğü mahkemenin kalem müdürlüğüne teslim etmemi rica etti. tabi ben salak biri olduğumdan mütevellit o zarfı açıp içinde ne olduğuna bakmadım ve kapalı şekilde mahkemenin kalem müdürüne teslim ettim. fakat kalem müdürü bana ''kardeşim sen buralara avukatından çok geliyorsun, bu zarfın içinde ne olduğunu biliyor musun bari? diye sordu. ben de kalem müdürüne ''zarfın içindeki mazeret dilekçesi değil mi?'' diyerek adamın sorusuna soruyla cevap verdim. oda bana ''senin davan geçen ki celsede düşmüş. avukatın sana söylemedi mi?'' dedi.

    işte o andan itibaren e.a. isimli avukatıma güvenmemem gerektiğini anladım ve hazır adliyenin içindeyken gidip dava dosyamın içeriğindeki belgelerin fotokopilerini çektirdim. ve bu fotokopiler sayesinde öğrendim ki; avukatım olacak orospu çocuğu, davalı şahsın 95 dönümlük mal varlığının ve evlerinin tümüne değil de, sadece bir kısmına tedbir uygulatmış. üstelik davalı şahsın mal kaçırma konusunda deneyimli biri olduğunu kendisine söyleyip, bu mal varlığının tümüne ihtiyati tedbir koydurması için kesin bir dille talimat verdiğim halde..! ve üstelik benden harç ve ihtiyati tedbir masrafı adı altında 2.000 tl nakit para istediği ve aldığı halde..! bakın avukatın tedbir uygulattığı 8 adet taşınmaz burada yazılı. avukatın dava başında ihmal ederek ihtiyati tedbir koydurmadığı 5 adet taşınmazda şu belgede yazılı ki, bu taşınmazlara tedbir koydurmayı ancak 2011 yılında iş işten geçtikten sonra akıl edebildiği orospu çocuğu.

    düşünsenize ben davalı şahsın 95 dönümlük arazilerinin ve evlerinin sadece yarısına tedbir uygulandığını 2008 yılının ortalarında, yani 2005 yılında bu davayı açtıktan 2 buçuk yıl sonra, 12'inci celsede davamın düşmesi sayesinde tesadüfen öğrenebiliyorum. tabi sağ olsun mahkemenin kalem müdürünün beni uyandırması sonucu.

    doğal olarak bu duruma fazlasıyla canım sıkıldı ve avukatımın bürosuna gidip kendisine şu iki soruyu sordum; `1)` neden davamın düşmesine sebep oldun ve o zarfın içindeki belgenin ''dava yenileme dilekçesi'' olduğunu neden bana dürüstçe söylemedin? `2)` neden davalı şahsın 95 dönümlük arazilerinin tümüne ihtiyati tedbir uygulatmadın?

    elbetteki avukatın bu sorulara vereceği makul ve mantıklı bir cevabı yoktu. bunun yerine yaygara yaparak suç bastırma yolunu tercih etti ve ''kardeşim, benim tedbir koydurduğum yerler 150.000 tl'lik tazminat alacağını rahatlıkla karşılar, hepsine tedbir koydurmaya ne gerek var.'' dedi... lakin ''davamın düşmesine neden sebep oldun ve bana o zarfın içindekinin yenileme dilekçesi olduğunu niye söylemedin'' soruma ise tek kelime cevap vermedi-veremedi.

    bunun üzerine öfkeyle avukatın bürosundan çıktım ve aynı gün kendime başka bir avukat aramaya başladım. fakat orospu çocuğu avukat kendime başka bir avukat aradığımı anlamış olacak ki beni aradı ve tazminat davamla adam gibi ilgileneceğinin sözünü verdi. lanet olsun ki ben de meseleyi daha fazla uzatmayıp kendime başka bir avukat tutmaktan vazgeçtim. (beni bu yüzden çok eleştirenler olmuş. arkadaşlar memnun olmadığınız bir avukatı öyle pat diye sikinizin keyfine göre azledemiyorsunuz. zira onlarında hakları var. gerçi davamın düşmesine sebep olması ve talimatıma uymayıp davalı şahsın mal varlığına eksik tedbir uygulatması kendisini azletmem için haklı bir sebep olabilirdi ama ben bunu yapmadım. çünkü bu kadar kötü bir avukatımın olmasına rağmen bu davayı kazanacağıma olan inancım yüzde 100'dü.

    her neyse. tamda bu sıralarda avukatımın d.e. isimli bir yeğeni hukuk fakültesinden mezun olup baro kaydını yapmış ve e.a. isimli avukatımla aynı büroda çalışmaya başlamıştı. 13'üncü celseden itibaren görülen bütün duruşmalarımı da avukatlık mesleğine yeni başlayan d.e. isimli bu piç yavrusu takip etmişti. buyrun bu da d.e. isimli genç avukatın duruşmalarımı takip etmeye başladığı tarihi gösteren duruşma tutanağı. tabi bu genç avukat benim duruşmalarımı asil vekilim olan e.a.'dan aldığı yetki belgesiyle takip etmişti... yani ben bu genç avukata vekalet vermedim. kendisine avukatlık ücreti ödeyeceğime dair herhangi bir taahhütte de bulunmadım.

    ( önemli not; üst paragraftaki mahkeme tutanağında da görüleceği üzere d.e. isimli bu genç avukat 26.06.2008 tarihinden itibaren benim tazminat davamın duruşmalarını takip ediyor... ve ben bu tarihe kadar d.e. isimli genç avukatı kesinlikle tanımıyorum. aynı şekilde oda beni tanımıyor. dolayısıyla ki d.e. isimli bu genç avukat benim e.a. isimli asil vekilime 2004 temmuzunda ceza davası için 2.000 tl bedelinde avukatlık ücretini ödediğimi bilen ya da gören biri değil. aynı şekilde d.e. isimli bu genç avukat benim 2005 yılının sonunda tazminat davam için harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak e.a. isimli asil vekilime 2.000 tl verdiğimi de bilen ya da gören biri değil. dolayısıyla ki ben d.e. isimli bu genç avukatla silahla vurulduktan tam 4 yıl, tazminat davasını açtıktan tam 2 buçuk yıl sonra tanışıyorum. yani bu herif o yıllarda henüz hukuk fakültesi öğrencisi... bunları şimdiden özellikle açıklıyorum ki, eğer sabredip okursanız yazımın sonunda bunun sebebini sizlerde anlayacaksınız.)

    işte bu piç yavrusu yeni d.e. isimli yeni avukat var ya, öz dayısı olan e.a. isimli asil vekilimden daha büyük bir orospu çocuğuymuş. şöyle ki;

    2009 - 2010 yıllarında ailemin ikamet ettiği bölgede büyük bir baraj yapılacağı açıklandı. o sırada ben yine ailemden ayrı yaşamaktaydım ki, hala da öyle. ayrıca o dönemlerde babamla aramızda iyi değildi. hiçbir zamanda iyi olmamıştı. buna rağmen avukatlık mesleğine yeni başlayan d.e. isimli bu piçin evladı, benim davamı bahane edip ikide bir babamı arıyor ve kendi markajına almaya çalışıyordu. tabi babamda alabildiğine aferin delisi, el iyisi bir adam. nitekim d.e. isimli genç avukat kendisini ne zaman arasa hemen bu şehre geliyor geliyor ve kendisinden istenen her şeyi harfiyen yapıyordu (ben istesem yapmazdı şerefsiz). hatta bu genç avukat ve babam, benim haberim bile yokken bir kaç defa duruşmalarıma bir kaç kez babamın arabasıyla gidip gelmişler. fakat dediğim gibi avukatın tek amacı babamı kafalamak. çünkü babamın baraj sahası içinde hatırı sayılır derecede mal varlığı var. avukat da babamı ayartıp devlet su işlerine karşı dava açmak için çabalıyor. üstelik babamın yaşadığı bölgede baraj yapılacağı açıklandıktan sonra o bölgeye avukatların gidip orada yaşayan insanlarla ticari diyaloglara girmesi yasaklandığı halde..! ama bu genç avukat son derece sinsi ve kurnaz biri. güya barajın yapılacağı o bölgeye babamın misafiri olarak balık yemeye gidiyormuş havası verip babam da dahil olmak üzere orada yaşayan insanlara bir iki hukuk dersi verecek ve bu sayede aklınca kendisine yeni müvekkiller edinerek devlet su işlerine karşı davalar açacak ve bu şekilde köşeyi dönecekti. açıkçası bu durum beni fazlasıyla rahatsız etti ve ben babamı defalarca kez uyardım. şu avukatla fazla yüz göz olma dedim. bunlar benim davamla bile adam gibi ilgilenmiyorlar dedim. ben bu avukatların her ikisinden de bıktım usandım dedim. fakat babama ne dersem diyeyim o genç avukattan u-zak-laş-tı-ra-ma-dım. dünden beri bu başlığa girilen entryleri okuyorum. beni babam üzerinden eleştirenler olmuş. arkadaşlar benim babam eşine ve çocuklarına boku kadar değer vermeyen, aile bireylerinin fikirlerine saygı duymayan, hatta kendi babasını (dedemi) bile adam yerine koymayan, ataerkil zihniyette, laftan sözden anlamayan, her boku bildiğini zanneden, sabit fikirli ve zor bir insan. ayrıca hayatının 25 yılını her gece alkol tüketerek ve hayatının tümünü kumar oynayarak geçirmiş, elini attığı her şeyi ve her yeri kurutan bereketsiz melanet bir insan. en kötüsü de şu ki, babam kendi ailesine sergilediği tutum ve davranışlarını aksine el aleme gelince kolayca domalıveren, kendini toplum adamı zanneden ve kendine ''oooo .... bey dediklerinde bile götü kalkan sik beyinlinin teki. şimdi bana söyleyin, ben bu yapıdaki bir adamı avukatımdan uzak tutmak için ne yapabilirdim? dövse miydim? sövse miydim? ağzını burnunu dağıtsa mıydım? şayet sizler aile içinde kuzu gibi, mülayim, anlayışlı ve çoluk çocuğuna iyi davranan bir babaya sahipseniz beni anlamanızın zaten imkanı yok. her neyse.

    şimdi şu belgedeki rezalete bakın... neymiş efendim, davalı şahıs babamında tanıdığı m.k. isimli birine taşınmazlarından birini satacakmış. fakat ben bu taşınmaza ihtiyati tedbir koydurduğum için satış işlemi yapılamıyormuş. işte bu yüzdende bu taşınmazı satın almak isteyen m.k. isimli kişi babamla temasa geçerek bahsi geçen taşınmazın üzerinden ihtiyati tedbiri kaldırmamızı rica etmiş. babamda bu durumu genç olan d.e. isimli avukatıma söylemiş. bunun üzerine d.e. isimli götverende belli bir ücret karşılığında bu taşınmazın üzerindeki tedbiri kaldırabileceğini ifade etmiş. tabi beni yine adam yerine koyan yok. güya dava benim davam..! her neyse sonuç olarak benim talimatım olmadan, daha da kötüsü bana sorulmadan davalı şahsın mal varlığı üzerinden ''kısmi'' şekilde tedbir kaldırma işlemi yapılmış. inanmıyorsanız buyrun bakın. işte d.e. isimli bu genç avukat, tazminat davam halen devam etmekte iken sırf üç kuruş daha fazla para kazanabilmek uğruna ve dahası tazminat davamı riske sokmak pahasına davalı şahsın mal varlığından para karşılığında kısmi şekilde ihtiyati tedbir kaldırdı. isteyen inansın, isteyen inanmasın, benim bu işlemden kesinlikle haberim yok..! ayrıca başıma gelen her şeyin bir belgesi olamaz değil mi..? a4 kağıtlarıyla mı yaşıyorum ulan ben? hem bana inanmak istemeyenlere nasıl ispatlayayım şimdi bu tedbir kaldırma işleminden haberimin olmadığını? üstelik bu işlemden haberim olduğunu ispatlaması gereken d.e. isimli avukatken. yani d.e. isimli avukat tedbir kaldırmak için benden yazılı muvafakat mı almış, ne şekilde ve nasıl tedbir kaldırmış? beni bu olaylarda suçlu bulan arkadaşlar özelden yazsınlar da d.e. isimli genç avukatın ismini kendilerine vereyim. onlarda gidip d.e. isimli avukatı arayıp bulsunlar ve beni bu serzenişimde haksız çıkaracak muvafakat yazısının bir kopyasını d.e.'den alıp burada paylaşsınlar.

    peki bitti mi..? elbette ki bitmedi. birde şu rezalete bakın. e.a. isimli asil vekilim bürosunda oturuyor (ki o zaten dediğim gibi 12'inci celseden sonra ortalarda yok). aynı şekilde yetki belgesiyle duruşmaları takip eden d.e. isimli genç avukatta bürosunda oturuyor. siz bakmayın yayınladığım fotoğraftaki celse tutanağında ''avukatımın yurt dışında olduğunu'' söylediğime. bu adamların ikisi de o gün büroda oturuyorlardı. ve o gün ilgilenmeleri gereken başka bir davaları da yoktu. işte buna rağmen beni kendi duruşmama göndermişlerdi. peki buna itiraz ettim mi derseniz? asla etmedim ve gittim paşa paşa kendi duruşmama katıldım. çünkü ben her iki avukatın da nasıl orospu çocukları olduklarını zaman içinde öğrenmiştim. benim için önemli olan tek şey tazminat davamın bir şekilde devamlılığını sağlamaktı. ( önemli not: bu paragrafta fotoğrafını paylaştığım 27.07.2010 tarihli 26'ıncı celseye beni e.a ve d.e. isimli avukatlarım göndermişti. sanırım bu da beni tazminat davamın görüldüğü tarihlerde şizofreni hastası olarak görmediklerinin en önemli kanıtıdır. aksi halde bir avukatın deli olduğunu bildiği müvekkilini kendisi yerine duruşmaya katılması için göndermesi kadar büyük bir delilik olamaz herhalde değil mi?)

    şimdi gelelim d.e. isimli genç avukatın yaptığı şu ibneliğe. arkadaşlar bu bir bilirkişi raporu.. bilirkişi uzmanı sürekli iş göremezlik zararımı 117.000 tl olarak hesaplamış (sürekli iş göremezlik zararı = tazminat davasının maddi kısmı). d.e. isimli avukat ise bilirkişi raporunu incelemek üzere mahkemeden süre istemiş. buyrun bu da ispatı. tabi mahkeme başkanı avukatımın istediği bu süreyi kendisine vermiş...

    geldik şimdi bilirkişi raporunu incelemesi için avukatıma verilen sürenin sonuna ki, bu sürenin bitimi 23 mart 2011 tarihli karar celsesine denk geliyor. lütfen okuyun şu karar celsesini.

    yukarıdaki son fotoğrafta da görüleceği üzere tazminat davası benim lehime olacak şekilde kısmen kabul ediliyor. fakat bilirkişi uzmanının hesapladığına göre maddi alacağımın miktarı 117.000 tl olması gerekir iken, karar celsesinde 95.500 tl olarak açıklanıyor... peki niye..? çünkü biz bu tazminat davasını e.a. isimli asil vekilimin aklına uyup 100.000 tl maddi taleple açıldığı için... hani ben yazımın başında bu davayı 200.000 tl maddi talepli açmak istediğimi yazmıştım ya, e.a. isimli avukat da güya bir takım hesaplamalar yapıp bu davanın maddi kısmını en fazla 100.000 tl bedelinde açabiliriz demişti..! bakın burada e.a. isimli avukatıma gerçekten kızmıyorum. nitekim insanlık halidir. yanlış hesaplamalar yapmış olabilir. ayrıca sizler benim aç gözlü bir insan olduğumu da düşünebilirsiniz. fakat o yıl şarkıcı emrah, kendisini taklit eden emral isimli bir şarkıcıya 300.000 tl tazminat davası açmıştı. bunun üzerine ben de o zamanki cahil aklımla ''ulan adam kendisini taklit eden birine 300.000 tl bedelinde dava açıyorsa, yaşadığım şu olaydan sonra benim hayatım sikilmiş, gideyim ben de 200.000 tl maddi talepli dava açayım'' diye düşünmüştüm. evet, bu hukuk sistemine göre kendime gerçekten fazla değer biçmişim. ama burada önemli olan bir şey var o da; tazminat davalarında bilirkişi ne diyorsa o olur. yani ben bu davayı e.a. isimli avukatımın lafına bakıp her ne kadar 100.000 tl bedelinde açtıysam da, bilirkişi raporunda açıklanan 117.0000 tl'yi alabiliyorum. ama bir şartla, o da; bu davayı ıslah ederek..! peki ben bu davayı ıslah edebiliyor muyum..? tabii ki edemiyorum. çünkü avukatım olacak d.e. isimli orospu çocuğu bana bilirkişi raporundan hiç söz etmiyor. üstelik bilirkişi raporunu incelemek üzere mahkemece kendisine yeterli süre verildiği halde..! ve üstelik her duruşma öncesinde ve sonrasında bürosuna uğrayıp davamla ilgili gelişmeleri kendisine sorup bilgi almaya çalıştığım halde..! sonuç olarak d.e. isimli genç avukat bu davayı ıslah etmeyip, ıslah konusunda benim fikrimi sorma gereği de duymayıp, bu ihmalkarlığı ve işgüzarlığı yüzünden burada bile 22.000 tl maddi civarında zararım oluşmasına sebep oldu. tabi bütün bu rakamsal değerler lehime hükmedilen yasal alacağımın faizsiz haliyle böyle.

    bitti mi dersiniz..? ne bitmesi, daha yeni başlıyor..! ben e.a. isimli asil vekilimin ve yetki belgesiyle duruşmalarımı takip eden d.e. isimli yeğeninin buraya kadar yaptıkları bütün ihmallerine ve orospu çocukluklarına razıyım ki, d.e. isimli genç avukat son dakikada bile beni daha nasıl sikeceğinin ince hesaplarını yaptığı halde... peki d.e. isimli genç avukat beni nasıl mı sikecekti..? o da şöyle;

    şimdi bu mahkeme 23 mart 2011 tarihinde benim lehime sonuçlanmış, ben de avukatlarımın ofisine gitmişim, usuldendir diyerekten kendisini tebrik etmişim ve bundan sonraki aşamada üzerime düşen bir şey olup olmadığını kendilerine sormuşum... d.e. isimli genç avukat ise bana mahkemenin karar tebliğini alır almaz davalı şahsın mal varlığı üzerine ivedi şekilde icra takibi yapacağını söylemiş..! bende icra takibinin neden ivedi olması gerektiğini merak edip kendisine sormuşum... d.e. isimli avukat da bana, davalı şahsın mal kaçırmasını önlemek amacıyla teknik olarak bu işlemin geciktirilmeden yapılmasının gerekli olduğunu söylemiş..! buna karşın ben de davalı şahsın mal varlığına tazminat davasının başında ihtiyati tedbir koydurduğumuzu hatırlatarak, davalı şahsın tedbir konulan mal varlığını nasıl mal kaçırabileceğini sormuşum... d.e. isimli avukat ise benim bu sorularımdan sıkılıp ''sen bu işlere karışma, bundan sonrasını bize bırak'' diye konuyu kapatmış..! yani ben zerre kadar ihmalkar değilim. ayrıca öyle saf-salak bir insan falanda değilim ki davamla ilgili yapılması gerekenleri en ince detayına kadar irdeliyorum. her neyse. d.e. isimli genç avukatla yaptığımız 23 mart 2011 tarihli bu görüşmeden yaklaşık bir buçuk ay sonra, 1 mayıs 2011 tarihinde d.e. isimli avukat beni arayıp ''godotyu kovalarken bey, icra takibi yapabilmem için bana vekaletname vermeniz gerekiyor'' diyor. fakat bu durum benim hiç hoşuma gitmiyor. çünkü ben asil vekilim e.a.'ya zaten vekalet vermişim. eğer davalı tarafa karşı icra takibi yapılacaksa o vekaletnameyle bal gibi de yapılabilir. kısacası ben d.e. isimli genç avukatın benden vekaletname istemesini iyi niyetli bulmuyorum ve asil vekilim e.a.'ya vereceğim yüzde 10'luk avukatlık ücretinden ayrı olarak benden avukatlık ücreti isteyeceğini düşünüyorum (yani yasal alacağımın yüzden 10'u yerine, yüzde 20'sini isteyeceklerini.) ve bu kuşkumu da kırıcı olmamak adına d.e.'nin kendisine sormaktan imtina edip memurlar.net isimli web sitesinde avukat olduğunu düşündüğüm av.alist nickli birine soruyorum. buyrun kanıtı. memurlar.net isimli sitede yaptığım bu yazışmanın tarihi 1 mayıs 2011'dir. her neyse. sonuç olarak ben d.e. isimli genç avukata vekaletname vermiyorum ve asil vekilimden yetki belgesi alarak icra takibi işlemini yapmasını söylüyorum.

    şimdi geldik dananın kuyruğunun koptuğu yere. tarih; 2 mayıs 2011. yani d.e. isimli genç avukat benden vekalet istedikten bir gün sonra. avukatlarımın eline mahkemenin gerekçeli kararı tebliğ ediliyor. buyrun bu da mahkemenin gerekçeli kararının avukatlarıma tebliğ tarihini gösteren posta evrakı.

    işte bu andan itibaren yukarıda da belirttiğim üzere, daha doğrusu d.e. isimli genç avukatın bana kendi ağzıyla söylediği gibi, şimdi sıra davalı şahsın mal varlığına icra takibi yapmaya geliyor... fakat oda ne..? d.e. isimli genç avukat, icra takibinin son derece önemli ve geciktirilmemesi gereken bir işlem olduğunu çok iyi bildiği halde tam 1 hafta boyunca sikinin keyfine bekliyor. düşünün arkadaşlar ya. tazminat davamı takip eden iki avukat var bakın. ve her ikisi de icra takibi işlemi için kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar. üşenmiyorum ya. bakın bu d.e. isimli genç avukata sırf icra takibi başlatması için asil vekilim e.a. tarafından verilen 2 mayıs 2011 tarihli yetki belgesi. yani asil vekilim e.a. mahkemenin gerekçeli kararını tebliğ aldığı gün hiç geciktirmeden yanında çalışan d.e. isimli genç avukata icra takibi işlemini yapması için yetki belgesi veriyor. fakat d.e. isimli anasını siktiğimin evladı tam bir hafta boyunca icra takibi işlemini gerçekleştirmiyor. bana inanmıyorsanız buyrun 9 mayıs 2011 tarihli icra takibi begesi. halbuki d.e. isimli bu anası bacısını siktiğimin çocuğu mahkemenin gerekçeli kararını tebliğ alır almaz davalı şahsın mal varlığı üzerine icra takibi yapacağını ve bunun mal kaçırmayı önleyici bir işlem olduğunu bana kendi ağzıyla 23 mart 2011'deki görüşmemizde söylemişti. üstelik yukarıda da açıkladığım gibi çok değil, bir gün önce benden bu işlemi yapabilmek için vekalet istemişti. işte bu yüzden ben d.e. isimli bu kahpe çocuğunun icra takibini neden bir hafta geciktirdiğini hala anlayabilmiş değilim.

    neden mi bu kadar kızgınım? neden mi d.e. isimli genç avukata ana, avrat, bacı dümdüz gidiyorum? şu yüzden;

    lütfen şu belgelere sırasıyla bakın. belge 1, belge 2, belge 3... bakın. belgelerden de anlaşılacağı gibi olay şu; davalı taraf 3 mayıs 2011 tarihinde tazminat davamızın görüldüğü ve sonuçlandığı mahkemeye başvurup, hukuk usulü muhakemeleri kanunu'nun 112'inci maddesine dayanarak ''2005 yılında masraflarını ödeyerek ihtiyati tedbir koydurduğum mal varlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması'' için talepte bulunuyor. maalesef ki mahkemede davalı tarafın bu talebi kabul ediyor ve davalı taraf bu şekilde 5 mayıs 2011 tarihinde mal satışı yapıyor. daha doğrusu tazminat alacağımı ödememek için kötü niyetli şekilde mal kaçırıyor. ama yapılan bütün bu işlemler hukuka uygun gerçekleşiyor. ben burada mahkemeye kızmıyorum. çünkü hukuk sistemi böyle işliyormuş. zira hukuk usulü muhakemeleri kanunu'nun 112'in maddesinde ''ihtiyati tedbir kararlarının dava sonunda kendiliğinden ortadan kalkacağı'' belirtiliyormuş. yani benim d.e. isimli genç avukatımın ''mahkemenin gerekçeli kararını tebliğ alır almaz 'acilen icra takibi' yapmamız gerekiyor, bunun teknik olarak yapılması şart'' demesinin asıl sebebi buymuş..! gerçi bana bunu hukuk diliyle anlatsa daha iyi anlardım ya neyse. herif bana ''sen bu işi bize bırak, gerisine karışma'' minvalinden laflar edip kesip atmıştı konuyu.

    bakın tekrar yazıyorum. 2 mayısta mahkemenin gerekçeli kararı benim avukatlarıma ulaşıyor. aynı gün e.a. isimli avukatım, d.e. isimli genç avukata icra takibi işlemini yapması için yetki belgesi veriyor. fakat genç avukat icra takibi işlemini hemen yapmayıp, bir hafta boyunca geciktiriyor, davalı taraf ise elini çabuk tutup 3 mayısta mahkemeye başvurarak ihtiyati tedbiri kaldırıyor ve 5 mayısta da mal kaçırıyor.

    benim bu mal kaçırma olayından falan haberim yok tabi. inanın bana bu işin içinde ihanet var. nitekim hiçbir avukat alenen, bariz şekilde müvekkiline ihanet edemez. ancak böyle ihmalkarlıklar ve ibnelikler yaparak karşı tarafın ekmeğine yağ sürer. aksi halde bu hukuk sistemi, benim diyen adamın götünden şırıngayla kan alır.

    peki hepsi bu kadar mı derseniz, maalesef değil...

    dediğim gibi davalı şahıs 5 mayıs 2011 tarihinde mal kaçırmış. avukatım ise aynı yılın haziran ayının son haftasında babamı arıyor ve davalı şahsın mal kaçırdığını, bu mal kaçırma eyleminin nasıl gerçekleştiğini bilmediğini ve öğrenmesi gerektiğini bu yüzden kendisine 600-700 tl kadarcık yol parası vermesini söylüyor. babam olacak şerefsiz de bir sonraki gün avukatın yanına gidip kendisinden istediği 600 tl parayı d.e. isimli genç avukata veriyor. ve benim hala hiçbir şeyden haberim yok..! yani avukat mal kaçırıldığını öğrendiği halde (tabi bu bir mal kaçırma olayı ise. yani genç avukat davalı taraftan belli bir miktar para alıp icra takibini bile isteye geciktirmediyse!) hala beni aramıyor; benim yerime babama haber veriyor. ve babamdan para istiyor. gerçi benden para istemiş olsa alacağı tek şey y....ğım olurdu ya neyse. kısacası sağ olsun adam yerine koyup da annem arıyor beni ve davalı tarafın mal kaçırdığını bana annem söylüyor. bunun üzerine ben de aynı gün avukatın ofisine gidiyorum ve neler olup bittiğini soruyorum. fakat avukatların ikisi de bana hiçbir şey bilmediklerini, işlerinin yoğun olduğunu, ancak bir hafta sonra gidip davamızın görüldüğü mahkemeden ve ilgili tapu dairelerinden davalı şahsın nasıl mal kaçırdığını öğreneceklerini söylüyorlar. istirham ediyorum ya, lütfen şu orospu çocuklarındaki şu pişkinliğe bir bakın..! üstelik benden gizli şekilde babamı aramış ve bu konuyu araştırıp öğrenmek için yol parası adı altında 600 tl para almış bu ibneler. ancak buna rağmen davalı tarafın nasıl mal kaçırdığını araştırmıyor ve bir hafta sonra gidip ilgileneceklerini söylüyorlar. ulan bundan daha acil ne işleri olabilir bu adamların..? lütfen kendinizi benim yerime koyun ya. hem 600 tl neyin nesi abi? sonuçta gidecekleri yer can çatlasa 60-65 kilometre mesafede.

    anladım ki bu orospu çocuklarından fayda yok. yani davalı tarafın nasıl mal kaçırdığını öğrenmekte yine benim harcım. bu ibnelerin götlerini kaldırmasını beklemek yerine mahkemeye kendim gittim ve dava dosyasına ait yüzlerce sayfalık fotokopi çektirdim. sonrada geri dönmek üzere otobüse binip okumaya başladım. ve gördüm ki davalı taraf hukuka uygun bir şekilde mahkemeye başvurup ihtiyati tedbir kaldırmaya yönelik talepte bulunmuş. ve her nasıl olduysa mahkemede davalı tarafın bu talebini kabul etmiş. daha sonrada davalı taraf mal satışı gerçekleştirmiş. işte o anda üç şey düşündüm; birincisi tazminat davamızı yöneten hakim bey davalı tarafın mal kaçırmasına yardım etti. ikincisi avukatlarım bana ihanet etti. üçüncüsü ise ortada benim aklımın ermediği bir yanlışlık var. ama bu yanlışlık basit şekilde halledilebilecek bir yanlışlık. tabi ben bu olasılıkların içinde sadece üçüncüsüne inanmak istiyorum.

    her neyse, ben otobüsten iner inmez avukatlarımın bürosuna giderek elimdeki bu fotokopileri kendilerine gösterdim. fotokopilerde davalı şahsın hukuk usulü muhakemeleri kanununun 112'inci maddesine dayanarak tedbir kaldırdığı açık şekilde yazıyordu. hatta davalı şahsın mal satışı yaptığı kişilerin isimlerine varıncaya kadar her şey yazılıydı. d.e. isimli genç avukat bu fotokopileri okuduktan sonra bana şu cevabı verdi; ''valla bizde anlayamadık, bu amına koyduğumun hukukunun böyle açıkları oluyor işte ama sen hiç merak etme biz davalı şahsın donuna varıncaya kadar almasını biliriz''. buna cevaben ben de dedim ki ''davalı şahsın donu lazım değil. bana sadece davalı şahsın nasıl mal kaçırdığını açıklayın. ben bu şahsın mal varlığına ihtiyati tedbir koydurdum. şu durumda bu adamın mal kaçırabilmesinin imkanı olamaz. ayrıca hukm 112 maddesi ne demek? bu ne anlama geliyor? hakim davalı şahsın tedbir kaldırma talebini nasıl kabul etmiş? ki bu hakim benim lehime karar veren hakim. ben yasal alacağımı tahsil etmeden böyle bir şeyi nasıl yapabilir? işte avukatların ikisine de aynen bu soruları sordum. tabi avukatların ikisi de dudak büzmekten, şaşırmışı oynamaktan ve hiçbir şey bilmiyormuş ayağına yatmaktan ve dahası hukuksal boşluklardan bahsedip kanunları suçlamaktan başka bir şey yapmadılar. karşımda öylece susup kaldılar.

    yılmadım, gittim elimdeki fotokopileri bulunduğum şehirdeki başka bir avukata gösterdim. ve neyin ne olduğunu da sağ olsun bu avukat sayesinde öğrenebildim. zira bu avukat bana tıpkı salağa anlatır gibi hukuk usulü muhakemeleri kanununun 112'inci maddesini anlattı. karşı tarafın hukuka uygun şekilde mal satışı yaptığını da söyledi. ayrıca burada kabahatli olanın benim kendi avukatlarım olduğunu da sözlerine ekledi. çünkü benim avukatlarım acil olarak yapmaları gereken icra takibi işlemini 1 hafta boyunca geciktirmiş. davalı taraf da her ne kadar kötü niyetli olsa da bundan faydalanıp yasalara uygun şekilde tedbir kaldırmış ve mal satışı gerçekleştirmiş.

    sonuç olarak ben bu gerçekleri hukukçu birinin ağzından öğrendikten sonra (bana ''memurlar.net'den hukuk öğrenmiş burada satıyor'' diyenlere kapak olsun bu yazdıklarım) kan iyice beynime çıktı ve tekrar kendi avukatlarımın bürosuna döndüm. ve bana neden açık açık her şeyi anlatmadıklarını ve icra takibi işlemini niye bir hafta boyunca geciktirdiklerini sordum. bakın namusun ve şerefim üzerine yemin ediyorum d.e. isimli genç avukatın söylediği aynen şu ''godotyu kovalarken bey, onun bunun lafıyla bize geliyorsunuz ama bir icra takibi masrafının 7.000 tl olduğunu biliyor musunuz? biz bir hafta boyunca keyfimizden beklemedik, bu parayı tamamlamayaçalıştık ve maalesef ki icra takibi işlemini ancak bir hafta sonra yapabildik. '' bu sırada asil vekilim e.a. efendi de büyük olasılıkla viskisini yudumladığı odasından çıkarak (ofis mofis demez sürekli içerdi göt oğlanı) sanki beni dö-ve-bi-le-cek-miş gibi kollarını iki yana açıp üzerime doğru yürüdü ve o akını siktiğimin gözlerini iyice pörtleterek ''burada hala bu mesele mi konuşuluyor?, dosyan orada duruyor, ister bizimle devam edersin, istersen vazgeçip gidersin'' diyebildi..! ya anneye küfredilmesini sevmem. aslında herhangi bir küfrü de sevmem. ama ben bu avukatların her ikisininde annesini sikeyim.
    tarafıma yapılan şu davranış şeklini görüyor musunuz? genç avukat gözlerimin içine baka baka beni geri zekalı yerine koyuyor ve yalan söylüyor. çünkü bir icra takibi işleminin masrafı 7.000 tl değilmiş . zira bu işlemin en fazla 50-100 tl arasında bir masrafı oluyormuş. ve ben bunu da çooook zaman sonra yine başka bir avukattan öğrenebildim. lütfen bana ''madem her boku biliyorsun da, nasıl bu kadar üst üste kandırıldın'' diye şüpheyle bakmayın. çünkü ben hukuksal konularda bildiğim her şeyi iş işten geçtikten sonra, yani sikildikten sonra öğrenebildim. haa..! şimdi gelmiş burada satıyor muyum, evet..! ama inanınki bir kıymeti yok..!

    ( şimdi birazda başıma gelen şu olayların kritiğini yapayım : düşünebiliyor musunuz arkadaşlar..? kendini avukat zanneden bu adamlar, haklılığıma inanarak ve adalete güvenerek 2004 - 2011 yılları arasında verdiğim hukuk mücadelemin sonunda, adalet huzurunda kazandığım davamı bana kaybettirdiler. üstelik tazminat davam için harcadığım paralarda yandı gitti ki, ben bu dava için sadece 2.000 tl ödemedim. bilirkişi uzmanına da para verdim. avukatım olacak bu orospu çocuklarına da yol parası verdim. benden aldıkları paralar yetmezmiş gibi, bana çaktırmadan babamdan da para istediler, ve aldılar. kaldı ki bu avukat müsveddeleri tazminat davam hala devam ederken yine bana sormadan kısmi tedbir kaldırdılar ve bu sayede bile para yediler ki, sadece mal kaçırma olayını öğreneceklerini bahane edip babamdan 600 tl para almaları bile bu pezevenklerin ne kalitede olduğunun en açık göstergesidir. hepsini geçtim... tazminat davasının açılması için harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak asil vekilim e.a'ya verdiğim 2.000 tl bile tazminat davam için harcanmadı. o parayı bile e.a. isimli asil vekilim olacak orospunun evladı yedi. üstelik bu orospu çocukları davalarım süresince beni kendi sekreterleri gibi kullandılar ki, toplamda 31 celse görüldü. inanın bana bu celselerin 14 - 15 tanesine bizzat ben gittim. mazeret dilekçelerini yatırdım. bir duruşmaya da iki tane avukatım bürolarında otururken kendim katıldım. yine paylaşayım buyurun kanıtı. bunun yanı sıra ben bu dava için iki kez istanbul adli tıp kurumuna, bir defa da kocaeli adli tıp kurumuna giderek sağlık raporları aldım. yani ben bu tazminat davasının görüldüğü yıllarda bir müvekkil olarak kendi üzerime düşen görev ve sorumlulukları fazlasıyla yerine getirdim. ama karşılığında avukatlarımın ihmalkarlıklarından, ihanetlerinden, şerefsizliklerinden ve sayısız yalanlarından başka hiçbir şey görmedim. bilirkişi raporunda açıklanan iş göremezlik zararım da bile bu adamlar benim 22.000 tl bedelinde zararım oluşmasına sebep oldular. en önemlisi de can çatlasa 100 tl masrafı olan basit bir icra takibi işlemini bir hafta boyunca geciktirerek davalı şahsın mal kaçırmasını sağladılar ki, o zamanda utanmadan sıkılmadan bana yalan söylediler. neymiş efendim, bir icra takibinin masrafı 7.000 tl'ymiş. analarının amcığına koyayım ben bunların ve bitmek tükenmek bilmez yalanlarının.)

    her neyse. ben e.a. isimli asil vekilimin üzerime yürüyüp densizce konuşmalarından sonra iyice delirip ofislerinden çıkıp gittim. elimdeki mevcut fotokopilerle birlikte başka avukatların kapısında dolaştım. görüştüğüm avukatlardan bir tanesi dava dilekçesini okuduktan sonra; ''vallahi sana acıdım birader. sen harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak dava başında avukatına 2.000 tl verdiğini söylüyorsun ama görünen o ki senin avukatın bu 2.000 lirayı bile kendi cebine atmış, bak burada adli müzaheret isteminde bulunmuş. yani seni harçtan muaf tutmuş. senden aldığı parayı da belli ki çatır çatır yemiş bu adam'' dedi... tabi ben bunları duyduktan sonra kendimi nasıl kötü hissettiğimi şuan kelimelere döküp de anlatamam. yukarıda da yüklemiştim ama dava dilekçesini şuraya tekrar yüklemek istiyorum. bakın ve görün e.a. isimli şu orospu çocuğunun yaptığını. 2005 yılında kendisine verdiğim 2.000 tl'yi nereye harcadığı bugün hala belli değil..!

    dediğim gibi ben kapı kapı avukat arıyor, fakat bulamıyorum... zira küçük bir şehirde yaşıyorum. bulunduğum şehirdeki baroya kayıtlı 120 civarında avukat vardı o dönemde (2011 yılında). dolayısıyla ki bu avukatların hepsi birbirini tanıyorlarmış. adliyede her gün yüz yüze bakıyorlarmış. bu yüzdende kendi meslektaşlarının davasını almak ayıp olurmuş falan filan. başka şehirlerden de kendime avukat bulabilirdim pek tabii ama iş oraya varmadı. çünkü genç olan d.e. isimli avukat yine babamı aramış ve ''benim kendilerine haksızlık ettiğimi, başka avukatların dolduruşuna gelip bürolarında kendilerine ileri geri laflar söylediğimi, davalı şahsın mal kaçırmasında hiçbir` kusurlarının olmadığını, yıllarca benim davamla uğraştıklarını ve benim iyiliğim için mücadele ettiklerini'' söyleyip, ''babamın kendilerine bir hafta gibi kısa bir süre içinde 4.000 tl para vermesini, aksi halde davalı şahsın üçüncü şahıslara yeniden mal satabileceğini, şayet böyle bir şey olursa tazminat alacağımı tahsil etmemin hukuken imkansız hale geleceğini'' ifade etmiş...

    babam olacak şerefsizde d.e. isimli genç avukatın istediği bu 4.000 tl'yi iki üç güngibi kısa bir sürede bulup buluşturup vermiş. inanın bana benim bundan bile haberim yok. zira ben o sırada hala tırım tırım avukat arıyordum. derken d.e. isimli genç avukat beni aradı. ve bana ''babamın kendisine 4.000 tl para verdiğini, bu parayla davalı şahsın mal satışının iptal edilmesi için tasarrufun iptali davaları açacağını, kavgayla gürültüyle bir yere varamayacağımızı ve acilen bu davaları açmazsak haklarımın tamamen yanacağını'' söyledi.

    şimdi bana kızabilirsiniz. hatta beni tükürdüğünü yalayan onursuz biri olarak da görebilirsiniz. fakat insan böyle bir durumda gerçekten çaresiz kalıyor ve ne yapacağını bilemiyor. kısacası ben bu avukatlardan her ne kadar memnun olmasam da ve kendilerinden tiksinsem de, maalesef yine onlarla devam etmek zorunda kaldım. çünkü tasarrufun iptali davalarının gerçekten de acil olarak açılması gerekiyordu. ama bu avukatlara asla güvenmedim. bilakis 2011 temmuzunda tasarrufun iptali davaları açıldı. ve ben bu süreçten sonra da kendime başka bir avukat aramaya devam ettim. bakınız ispatı.

    ......................................................................................................................................

    tasarrufun iptali davaları:

    netice olarak babamın d.e. isimli genç avukata verdiği 4.000 tl ile davalı şahsın kendisine ve davalı şahsın mal satışı yaptığı kişilere karşı iki ayrı dosya üzerinden tasarrufun iptali davaları açtık.

    bu davalar 2011 yılının temmuz ayında açıldı.

    tabi bu defa avukatlığımı yapan orospu çocukları geç de olsa akıllandılar ve davalı şahsın mal kaçırmak suretiyle (bize göre mal kaçırmak, kanunlara göre belli değil daha) elinden çıkardığı 95 dönümlük mal varlığının tamamına ihtiyati tedbir uygulattılar..! gerçi bu saatten sonra davalı şahsın mal varlığının tümüne ihtiyati tedbir konulsa ne olur..!? sonuçta davalı şahıs satmış ve elinden çıkarmış bu mal varlığını..! yani bundan sonrası bir tür kumar oynamak gibi bir şey. zira tasarrufun iptali davalarını kazanacağımızın hiçbir garantisi de yok..!

    ayrıca dava süreci yok yere uzamış ve götüme ekstradan yeni yeni masraflar saplanmıştı. nitekim babamın ödediği 4.000 tl'lik harç masrafının yanı sıra, tasarrufun iptali davalarının görüldüğü mahkemece 03.11.2011 tarihli 2'inci celse sırasında tarafımdan yaklaşık 850 tl daha para istenmiş ve bu parayı ödemem için de 2 haftalık kesin süre verilmiş. buyrun buna da bakın. fakat ister inanın, isterseniz inanmayın ben mahkemenin tarafımdan istediği bu 850 tl'lik ''tebligat, bilirkişi, tanık ve keşif'' masrafını dahi bilmiyorum. çünkü avukatım olacak d.e. isimli orospu çocuğu bana bunu bile söylemiyor. oysa ben o sırada her ne kadar çalışmıyor olsam da (ki ben zaten silahlı olay nedeniyle çalışamayacak derecede ağır yaralandığım için bu davaları açıyorum) eşten dosttan borç alıp tamamlayacak kadar zamanım var. yani önümde hala iki haftalık bir süre var. fakat gelin görün ki avukatım olacak d.e. isimli bu anasını, bacısını, karısını siktiğimin evladı bana bunu bile söylemiyor..! peki ne yapıyor dersiniz...? yine her zaman ki gibi benim yerime babamdan istiyor. tabi babamda aferin delisi bir amcık ağızlı olduğu için tutmuş yine ''tamam ben veririm'' demiş. bakın ben bu olayları yaşadığımdan beri allah'a, peygamberlerine ve de kitaplarına inanmıyorum ama yine de yemin billah ediyorum ki, şayet bu masrafları ben babamdan istemiş olsaydım kat-i suretle bana vermezdi göt oğlanı. ulan avukatım beni adam yerine koyup 850 tl'lik bu masrafları bana söylemiyorsa bile bir baba olarak sen bari söyle leş herif..! ben de gideyim avukatın yanına elini taşın altına sokturayım. o 850 tl'yi bari avukatlara ödettireyim. şayet ödemezlerse de siktiri çekeyim gitsinler, annelerinin amına koyduğumun çocukları..

    her neyse. keşif, tebligat, tanık ve bilirkişi masrafını ödeyeceğimiz son günde gelip çatmış... tarih ise 15 kasım 2011...! o sabah tasarrufun iptali davalarımın celseleri görülecek ve benim hala masraf ödeneceğinden haberim falan yok..! babam yine kalkmış avukatımla birlikte adliyeye gitmiş. işte tamda bu sırada, yani celselerin görüleceği günün sabahında davalı taraf babama bir aracı gönderiyor ve barışalım, uzlaşalım falan diyorlar. 50.000 tl nakit para teklif ediyorlar. ayrıca 100.000 tl bedelinde 4 yıl vadeli bir de senet vermeyi de taahhüt ediyorlar. fakat benim yasal alacağımın miktarı yasal faizleriyle birlikte 201.000 tl... buyurun bu da alacaklı olduğum tazminat bedelini gösteren icra dairesi belgesi.

    kısaca özetlemek gerekir ise babam davalı tarafın bu anlaşma (sulh) teklifini d.e. isimli avukata söylüyor. ayrıca bu davalar için şahit yazdırdığımız kişiler mahkemeye gelip ifade vermekten vazgeçmişti. babam bunu da d.e. isimli avukata söylüyor. bunun üzerine d.e. isimli avukat da babama ''eğer şahitler olmazsa biz bu davaları zaten kaybederiz. şu durumda en mantıklı şey davalı tarafla anlaşmak'' diyor... sonuç olarak babamda güya benim iyiliğimi düşünüp bana sormadan, fikrime danışmadan, yani bilgim, rızam ve de talimatım olmaksızın, yani şahsımdan sözlü ya da yazılı muvafakat alınmaksızın bu anlaşma yapılıyoooooooor...!!!

    halbuki avukatlık kanunlarına, türkiye barolar birliği meslek kurallarına ve yasalara göre;

    1) avukatın aldığı işi sonuna kadar götürmesi zorunlu. peki d.e. isimli piç bunu yaptı mı, yok..!

    2) avukatın müvekkile bilgi vermesi zorunlu. peki d.e. isimli it bunu yaptı mı, yok...!

    3) avukatın sulh, feragat ve tahsilat gibi işlemleri yapabilmesi için (avukata müvekkil tarafından genel vekalet verilmiş olsa da) müvekkilin yazılı muvafakatinin alınması zorunlu. peki d.e. isimli amın evladı bunu yaptı mı, yok..! ( eğer bu 3'üncü maddeye itirazı olanlar varsa onlara verilecek cevabım şu; borçlar kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin müvekkiline karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde; ‘’vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir.’’ hükmüne yer verilmiştir. bu itibarla vekil, müvekkilinin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. ayrıca 1136 sayılı avukatlık kanununun 34, tbb meslek kuralları 3 ve 4. maddeleri uyarınca d.e. isimli orospu çocuğunun eylemine uyan hükümlerde; ‘’bir haktan vazgeçme anlamındaki işlemlerde müvekkilin zararı olmayacağı hatta yararına olacağı düşünülse dahi bu hususun vekil edene bildirilmesi ve yazılı muvafakatinin alınması’’ zorunlu kılınmıştır. şayet hala inanmıyor ya da beni haksız görüyorsanız buyrun bu da türkiye barolar birliği disiplin kurulu'nun müvekkilden yazılı muvafakat almadan işlem yapan bir avukata verdiği kınama cezası linki. rica ediyorum bütün bu açıklamalarıma rağmen ''yok vekalette sulh yetkisi verilmişse, yok feragat yetkisi verilmişse vs'' işi yokuşa sürmeyin. yemin ederim en az 50 tane daha emsal karar yıkarım buraya.

    4) yetki belgesiyle dava takip eden avukatların müvekkille aralarında yazılı bir sözleşme olmadığı sürece vekalet ücreti hakları yoktur...! zira yetki belgesiyle dava takip eden avukatlar, kendisine yetki belgesi veren avukattan para alabilir. fakat müvekkilden para talep edemez ve isteyemezler. nitekim yetki belgesiyle dava takip eden avukatların muhatabı kendilerine yetki belgesi veren iş ortaklarıdır. peki d.e. isimli avukat bunu yerine getirdi mi, yok..!

    şimdi bakın. yukarıda maddeler halinde yazdığım kanunlardan daha bir sürü var. yani bunların ihlal edilmesi yasalara göre suç. fakat bu d.e. isimli bu orospu çocuğu bu kanunların hiçbirisini siklemiyor. üstelik kendisinin müvekkili olmama rağmen beni adam yerine de koymuyor. yani şahsım adına davalı tarafla anlaşma, şahsım adına davalı taraftan tahsilat yaparak para alma ve şahsım adına davalarımı geri çekme (davalarımdan feragat etme) konularında benim fikrimi sormak bile sormuyor. üstüne üstlük babama ''eğer şahitleriniz mahkemede tanıklık yapmaktan vazgeçtiyse biz bu davaları zaten kaybederiz , bu durumda oğlunuz adına yapılacak en iyi şey karşı tarafla anlaşma yoluna gitmek'' diyerek babamı da davalı tarafla anlaşmaya ikna ediyor. aslında d.e. isimli sikiğin bu yaptığı bile irtikap suçu. yani dolandırıcılık. yani kandırmaca yahut adı her neyse. hukukçular bilirler bunun ne manaya geldiğini.

    peki bütün bunların sebebi ne..? tabi ki sebep şu; d.e. isimli avukatım olacak bacısını siktiğimin piçi dava sonucunu beklemeden , yani kısa ve kolay yoldan aklınca davalı taraftan para alacak... üstelik yasal olarak vekalet ücreti hakkı olmadığı halde...! zira daha öncede (yukarıda 4'üncü maddede de belirttiğim gibi) bu avukat asil vekilim bile değil ya hu...! yani kendisiyle aramızda yapmış olduğumuz herhangi bir vekalet ücreti anlaşmamız yok..! hiçbir zamanda olmadı..! kaldı ki bu sulh, feragat ve tahsilat işlemlerini d.e. isimli genç avukat değil de, asil vekilim e.a. yapmış olsaydı bile yine bir kuruş vekalet ücreti hakları olmayacaktı. çünkü bu işlemleri bana sormadan ve beden yazılı muvafakat almadan ya-pa-maz-lar..! çünkü bütün bana sorulmadan ve rızalığım alınmadan yapılan bütün bu işlemler hukuka aykırı. görevi kötüye kullanma suçu bu. irtikap suçu bu. anasının amı suçu bu. artık neye sayarsanız sayın.

    uzun lafın kısası ben şuanda kıçımı nasıl yırtarsam yırtayım, size ne söylersem söyleyeyim, hiçbir şeyi değiştiremem. ama ister inanın, isterseniz de inanmayın, benim davalarımdan aynen bu şekilde feragat edildi. yabi bilgim, rızam ve dolayısıyla ki talimatım olmaksızın. buyrun d.e. isimli avukatın feragat talebi, buyrun bu da mahkemenin feragat kararı.

    peki feragat sırasında ne mi oldu..? şunlar oldu;

    d.e. isimli avukat davalı taraftan 50.000 tl nakit para aldı ve bu paranın içinden 10.000 tl'yi vekalet ücreti adı altında oracıkta kendi cebine indirdi. bakiye kalan 40.000 tl'yi ise babama verdi. aslında bu da kanunen suç. zira türkiye barolar birliği meslek kurallarının 43'üncü maddesinde ''müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir'' diyor. ama türkiye barolar birliğinin meslek kurallarını takan kim...!

    para kısmını geçtim. gelelim şimdi 100.000 tl bedelindeki 4 yıl vadeli senet'e... senetin üzerine alacaklı olarak benim yerime babamın adı yazılıyor! ve bu senet dediğim gibi 4 yıl vadeli. oysa türk ticaret kanununun 661'inci maddesine göre ''senetlerin üç yıl ömrü olduğu, üç yılın sonunda müruruzamana (zaman aşımına) uğrayacağı, dolayısıyla da üç yıl içinde tahsil edilmeyen senetle ilgili borçluya karşı hiçbir hukuki işlem yapılamayacağı'' açık şekilde belirtişmiş. yani d.e. isimli orospunun evladı bu senedin vade tarihine bile dikkat etmemiş ve benim haklarımı yine layıkıyla savunmamış.

    sonra ne mi oluyor? sözde avukatım olan d.e. isimli orospu çocuğu davalı şahsın n.s. isimli vekilinin avukatlık bürosuna giderek orada protokol ve ibraname evrakları düzenliyor. buyrun bunlara da bir göz atın lütfen. protokolün ilk sayfası, protokolün ikinci sayfası ve ibraname evrakı... yine önemli bir not: arkadaşlar protokolün ikinci sayfasındaki imza babama ait. aynı şekilde ibranamedeki imza da babama ait. zaten babam ibraname belgesini benim yerime imzaladığı için kalemle ''adına'' diye yazmış. yani benim adıma! fakat bütün işin en ilginç yanı şu ki; bu belgelerin hepsi benim adıma doldurulmuş. yani babamın bu belgelerde ismi geçmiyor. sadece imzası var. sizce bu ne anlama geliyor, hadi tahmin edin bakalım...? ben söyleyeyim, şu anlama geliyor;

    ben 18 yaşından büyük, adli ehliyete sahip ve yasal hakları olan bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. dolayısıyla ki bu ibraname ve protokoller benim adıma doldurulmak zorunda. çünkü bu ülke bilmem kaçıncı sınıf bir şeriat ülkesi değil. hal böyle iken bende babamın malı yahutta eşyası değilim. ki şimdiye kadar bahsetmiş olduğum bütün bu davalar da zaten benim adıma açılmış davalar. ve ben bu davaların tarafıyım. babamsa hiçbir şey değil. eğer babamın bir ederi takdir edersiniz ki bu ibraname ve protokollerin hepsi babamın adına düzenlenirdi. yani d.e. isimli götverenin kendisi de babamın yasal açıdan hiçbir bok olmadığını gayet iyi biliyor. işte bu yüzdende bütün bu belgeleri benim adıma düzenleyip babama imzalattırıyor. hepsinden de önemlisi ne biliyor musunuz..? bu belgelerde benim imzamın olmaması, d.e. isimli götoşun yaptığı sulh, feragat ve tahsilat işlemlerinden haberim olmadığının da bir kanıtıdır. aksi halde babama değil, gelip bana imzalatırdı değil mi?

    ben bu sulh, feragat ve tahsilat işlemlerinden nasıl mı haberdar oluyorum. şöyle;

    bütün bu işlemler gerçekleştikten sonra aynı günün (yani 15 kasım 2011'in) ikindi vakitlerinde babam beni arıyor ve davalı taraftan anlaşma teklifi geldiğini söylüyor. ve bana diyor ki; davalı taraf 50.000 tl nakit, 100.0000 tl bedelinde de bono verecek, sen bu işe ne diyorsun? (babam olacak orospu çocuğuna bakın, adam bana bononun vade tarihini bile söylemiyor..!) ben de babama ''bu anlaşma teklifini kabul etmediğimi, davalarımı sonuna kadar takip edeceğimi'' söylüyorum. bunun üzerine babamda bana ''ulan amına koyduğumun çocuğu, oraya gelir seni vururum bak! sen hayatında 50.000 tl parayı hiç bir arada gördün mü? esasında senin bana 'baba sen o parayı al, belki borçların vardır, bana zaten sen bakıyorsun.' demen lazımken şu yaptığın şerefsizliğe bak. seni dinlemiyorum ulan. siktir git. ben karşı tarafla anlaştım bile'' diyor ve telefon suratıma kapatılıyor. dıt dıtt dıttt dıttttt yani..!

    tarih yine aynı gün. 15 kasım 2011. akşam olmuş ve ben koştura koştura avukatın bürosuna gidiyorum. fakat her iki avukatta büroda değil. sekreterleri olacak b.b. isimli orospu var. sekreter bana ''hayırdır ne oldu, yüzünden düşen bin parça ablası!?'' diye soruyor. ben de sekretere durumu anlatıyorum. bunun üzerine sekreterde benim yanımda d.e. isimli avukatı benim bilmediğim cep numarasından arıyor ve benim büroda kendisini beklediğimi söylüyor. d.e. isimli avukat ne dese beğenirsiniz ''hayırdırrrr niye bekliyormuşşş!'' işte o an nasıl kan beynime çıktı anlatamam.

    neyse, d.e. isimli avukat yarım saat sonra büroya geliyor. elinde deri bir çanta. içinde benim kanımdan, kahrımdan ve derdimden kazandığı haksız 10.000 tl para olduğu besbelli. iyice şişmiş amına koyduğumun çantası. ama yinede ağzını yüzünü sikmiyorum o avukatın. sabrediyorum. ve neler olduğunu soruyorum. d.e. isimli avukat ise bana şaşırmış rolü kesip ''sen feragat edileceğini bilmiyormuydun?'' diye karşılık veriyor. ben de bilmediğimi ve babamdan bir ton küfür yediğimi söylüyorum ve davalı tarafla yaptığı anlaşmayı iptal edip davalarıma kaldığı yerden devam etmesini istiyorum. avukat ise bana bunun hukuken artık imkanı kalmadığını ifade ediyor. sonra ben başlıyorum ayar vermeye . ayar verirken de sinirimden öfkenden ağlıyorum. ve o sırada içimden o büroyu ters düz etmek geçiyor. hatta o avukatı orada kafasından vurmayı bile istiyorum. ama her şeye rağmen sabrediyorum. ve bana dava dosyalarımın fotokopileriyle birlikte davalı taraftan aldığı 10.000 tl nakit paranın makbuzunu vermesini istiyorum. d.e. isimli avukat da bana bir iki gün sona gel diyor.

    iki gün sonra gidiyorum. avukat beni odasına çağırıyor. o vakte kadar yapmadığı şekilde çay ısmarlaya falan kalkıyor. ancak ben kabul etmiyorum. makbuzu ve fotokopileri alayım gideceğim diyorum. avukat ise bana ''neden böyle yapıyorsun. bak ben senelerdir senin davan için koşturuyorum. biz bir aile gibi olduk. ben sana şimdi bu makbuzu verirsem benden 2.500 tl vergi kesilecek. benim avukatlık ücretim daha fazla iken, 10.000 tl almak zorunda kaldım. yani bu işten bende zararlı çıktım. hem sizin şahitleriniz de mahkemeye gelmekten vazgeçmişti. ayrıca mahkemeye bilirkişi ve keşif masrafları da ödenecekti. ben bu parayı sen çalışmıyorsun diye babandan istedim. babanda bu parayı tamamlayamamış. şu durumda yapılacak en iyi şey davalarından feragat etmekti. hem baban bana karşı tarafla anlaşma konusunda senin haberinin olduğunu söylemişti. sende bu davalar düşseydi daha mı iyi olurdu?'' diye bir sürü açıklama yapıyor, duygu sömürüsü yapıyor ve gözlerimin içine baka baka hala yalan söylemeye devam ediyordu. çünkü bana makbuz vermesi halinde kendisinden kesilecek vergi 2.500 tl değil, yüzde 18. yani 1.800 tl... hem bu benim sikimde mi..? adam benim 201.000 tl bedelindeki yasal alacağımı yakmış, bütün bu bokları yerken beni adam yerine koymamış, arayıp sormamış... buna rağmen geçmiş karşıma hala kendi zararından ziyanından bahsediyor ki, ne zararı ulan..! icra takibi işlemini geciktirmek için davalı taratan ne kadar para aldı tanrı bilir..! yani oralara hiç girmiyorum bile. her neyse. ben ısrarla 10.000 tl'nin makbuzunu ve dava dosyalarının fotokopilerini vermesini istiyorum. d.e.'de bana bir kaç gün sonra gel vereceğim ama sende hazırlayacağım ibranameyi imzalayacaksın diyerek bana koşul sunuyor ve beni yine başından salıyor. neymiş efendim, muhasebecisi şehir dışındaymış-mış..! (d.e.'nin bana sunduğu koşulu sizlerde tahmin ettiniz değil mi..? anlatacağım az daha sabredin..!)

    devam edeceğim, belgeleriyle hem de. demiştim. şimdi devam ediyorum...

    ben bu süreçte yine davalı şahsın mal kaçırmasını öğrendikten sonra kendi avukatlarımdan doğru düzgün bilgi alamayıp, adam gibi bilgi almak için uğradığım avukatın yanına gidiyorum. ve babamdan 4.000 tl para alarak tasarrufun iptali davaları açtığımı, fakat avukatım olacak d.e. isimli pisliğin babamla işbirliği yaparak bana sormadan davalı tarafla anlaştıklarını ve davalarımdan feragat ettiklerini söylüyorum. ve bu aşamadan sonra ne yapabileceğimi soruyorum. oda bana adalet bakanlığına dilekçesi yaz ve avukatlarını şikayet et diyor. ayrıca tasarrufun iptali davalarım için babamdan alıp mahkemeye ödediğimiz 4.000 tl'lik harç masraflarını geri alıp almadığımı da soruyor. ben de bu paranın geri alınıp alınmadığını bilmediğimi, babamla da papaz olduğumu söylüyorum. bunun üzerine bu melek yüzlü avukatta bana o para kesinlikle geri alınıyor. bence sen avukatının o parayı geri alıp almadığını muhakkak öğren. eğer alınmadıysa avukatın gider o parayı da mahkemeden alıp gizlice kendi cebine atar, benden söylemesi diyor.

    tarih 19 kasım 2011. feragatten 4 gün sonra..; ben adalet bakanlığı'nın elektronik posta adresine üç sayfalık bir şikayet dilekçe yazıyorum ve kısaca ''avukatlarımın bana sormadan karşı tarafla anlaşarak davalarımdan feragat ettiklerini, bu işlemlerin karşılığında davalı taraftan 50.000 tl nakit para aldıklarını ve bu paranın 10.000 tl'sini vekalet ücreti adı altında kendilerinin aldığını, bakiye kalan 40.000 tl'yi de benim yerime babama verdiklerini, bunun yanı sıra davalı taraftan 100.000 tl bedelinde 4 yıl vadesi olan bir bono aldıklarını, fakat bu bonoyu benim adıma düzenlemediklerini, zira bono üzerindeki alacaklı kısmına babamın isminin yazıldığını, normal şartlarda benim davalı taraftan alacaklı olduğum bedelin 200.000 tl'nin üzerinde olduğunu ve avukatlarımın yaptığı bu işlemler yüzünden zarar gördüğümü, üstelik bu avukatların davalı taraftan aldıkları 10.000 tl nakit paranın da makbuzunu tarafıma vermediklerini, sürekli erteletip durduklarını, ısrarlarım üzerine makbuzu bir kaç gün sonra vereceklerini, ancak hazırladıkları bir belgeye imza atmam koşuluyla vereceklerini, şayet o belgeyi imzalarsam yasal haklarımı tümüyle kaybedeceğimi, bu nedenle de acilen bu avukatlar hakkında makamlarınca soruşturma başlatılmasını'' talep ediyorum ve bir kaç gün içinde kapıma müfettiş göndereceklerini falan umarak beklemeye başlıyorum. tabi yasaların nasıl işlediği hakkında en ufak bir bilgim yok..!

    tarih 24 kasım 2011. feragatten 9 gün sonra..; avukatların sekreteri b.b. isimli kaltak beni arıyor ve makbuzun hazır olduğunu, bürolarına uğrayıp alabileceğimi söylüyor. tabi bende sevinç içinde gidiyorum. zira avukatlarımın haksız kazanç sağladıklarını kanıtlamamın tek yolu bu. en azından o zamandaki aklımla..! yani makbuzu alıp götüme sokup bundan mutluluk duyacak halim yok. gerçi o ibnelerden vergi kesilecek olması bir nebze de olsa rahatlatıcı bir şey ama yeterinde acıtıcı değil. her neyse. avukatlık bürosunda sekreter b.b. ile d.e. isimli genç avukat var yine. öbür e.a. isimli göt lalesi nerelerde içip sızdı yine kim bilir! şimdi şu olaya bakın... d.e. masanın üzerine (uzansam alamayacağım şekilde) iki adet makbuz koyuyor... ve bana bu belgeyi imzala godotyu kovalarken bey diyor. ben belgenin içeriğinde neler yazdığını tahmin ediyor olsam da alıp okuyorum ve görüyorum ki 9 gün önce babama imzalattığı şu belgenin tıpatıp aynısı ve tabi imzasız hali... her neyse belgeyi okuyor ve d.e. efendiye soruyorum; ben size davalarımdan feragat edin diye bir talimat verdim mi d.e. bey? tabi o anda d.e. beyin beti benzi atıyor. sonrada başlıyor tehditkar söylemlere. elini yumruk yapıp işaret parmağını da serbest bırakarak masanın üzerinde duran ibraname belgesine tık tık vuruyor ve sesini biraz daha sertleştirerek bu belgeyi imzayacaksın godotyu kovalarken bey, bak ben senin istediğin makbuzu kestim ve bu yüzden zarar ettim diyor. bunun üzerine ben de siz bu belgede rıza göstermediğim şeyleri sanki rıza göstermişim gibi yazmışsınız, ben bu yalan yanlış ifadelerin altına niye imza atayım ki? diyorum... bunun üzerine d.e. iyice panik oluyor ve boncuk boncuk terlemeye başlıyor. ama yinede bu heyecanını belli etmemek için elinden geleni yapıyor. yüz ifadesi yine ciddi, kararlı ve de mafyatik. yani ben o belgeyi imzalamazsam adam beni oracıkta tutup sikecekmiş gibi kurusıkı caka satmaya devam ediyor. şimdi arkadaşlar, dün onun vitamini kabuğunda nickli bir arkadaş bu başlığın altına şu entryi yazmıştı. tabi ulanlı mulanlı ifadelerle. merak ediyorum, acaba ben bir fırıncı tarafından dolandırılmış olsaydım ve fırıncının şahsına hitaben bu tarz ifadeler kullansaydım onun vitamini kabuğunda nickli bu arkadaş yinede bu reaksiyonu gösterir miydi? şimdi kendisine sorsanız sırf sosyal mesaj vermek adına ''sadece avukatlar için değildi benim o eleştirim, bir insanın hayatı içindi, yani ben kafasına silah dayanan fırıncı da olsa aynı entryi yazardım'' der emin olun. ama yazmaz. çünkü onun tek derdi her ne kadar kötü de olsa kendi meslektaşını sıradan bir vatandaşın haklarından ve yaşadıklarından üstün kılmak. kaldı ki e.a. isimli götün kafasına silah dayadım diyende olmadı. tarı aşkına ya..! e.a. ile aramda geçen şu diyalogları okuyor musunuz? herif bana zorla ibaname imzalatmaya çalışıyor! üstüne üstlük imzalamadığım için sanki beni dövecekmiş gibi tavır ve davranışlar sergiliyor. ve ben sabır taşı kesilip bu adamın karşısında hala kibarca konuşuyorum. ve bu adam beni dolandırmış. adalet huzurunda kazandığım bir davayı kaybettirmiş. üstüne üstlük bana dava kazandırmış gibi 10.000 tl'de para almış. ve vekalet ücreti hakkı olmadığı halde. ve bu adam silahla vurulduğumda tarihte benim tanıdığım biri değil. ve bu adam benim adam yerine koyup vekalet verdiğim biri de değil. kim ulan bu orospunun evladı? biri bana söylesin şunu. yırtık dondan çıkar gibi birden bire karşıma çıkmış ve hayatımı sikip atmış bir sürüngen. offf amk..! arkadaşlar ister inanın isterseniz de inanmayın. d.e. isimli bu herif bana yarım saat boyunca masanın üzerinde duran makbuzu vermedi. sanki ben oltaya salacak bir balıkmışım gibi arada bir makbuzu uzatır gibi yapıp şunu imzala diye diretti de diretti. ve en sonunda sıyırdım. ama onun vitamini kabuğunda isimli yazar arkadaşımız korkmasın. sıyırdım derken kimsenin amına koymadım. sadece ayağa kalkıp eğer bana o makbuzu vermezsen buraya polis çağıracağım diye sesimi yükselttim. ve o makbuzu ancak bu şekilde alabildim. buyrun makbuz-lar. lütfen dikkatlice inceleyin şu makbuzları. 10.000 tl'yi meşru gösterebilmek adına makbuzların üzerinde oynadıkları şu oyunlara bir bakın. neymiş efendim d.e. efendi benim tasarrufun iki dosya üzerinden görülen tasarrufun iptali davalarımı takip ederek 5.000 tl'cik para almış. yani dava başına 2.500 tl'cik. vah vah amk...! peki e.a. isimli asil vekilim olacak şerefsiz hangi davalarımla ilgilenmiş? tabi ki tazminat davamla ve icra dosyamla ilgilenmiş. yani herif resmen dava içinden yeni bir davacık doğurtmuş..! icra dosyası takibi hizmet bedeliymiş, yuh ulan..! hani nerde kaldı e.a. isimli gavatın dava sonunda alacağı yüzde 10..? diyelim ki bütün bu işlemler yasaldı. benim adıma davalı taraftan ne aldılar? 50.000 tl. peki bunun yüzde 10'u ne yapar..? ''sıfırın soluna dört koy, şurasına şunu koy, burasına bunu koy'' deyip bu hesapta da bahçeli'nin 40'ını bulanları işitir gibiyim. neyse ya. haram zehir zıkkım olsun. ölülerini dirilerini siktiğimin çocukları. arkadaşlar kısa tutayım... ben makbuzu aldıktan sonra sakinleşip tekrar koltuğa oturdum. ve d.e. isimli pisliğe tasarrufun iptali davaları için mahkemeye ödediğimiz 4.000 tl bedelindeki harç masrafını geri alıp almadığını sordum. d.e. isimli göt de bana o paralar ne yazık ki yandı godotyu kovalarken bey diye cevap verdi. bende kendisine başka bir avukatla görüştüğümü ve o paranın geri alındığını söylediğini ifade ettim. bu sırada büro sekreteri b.b. isimli sümsük kadın da d.e.'ye benim yanımda sahi ablası o para geri alınmıyor muydu, şahsen ben de geri alınıyor diye biliyorum dedi. bunun üzerine d.e. isimli avukatta sekretere benim yanımda kaş göz oynatarak yok abla, normal şekilde sonuçlanan davaların sonunda harç masrafları geri alınıyor ama feragat olunca o paralar yanıyor diye cevap verdi. daha sonra bende d.e.'nin bürosundan siktir olup gittim.

    biliyorum bana inanmayanlar yukarıda bahsettiğim 4.000 tl konusunda da ısrarla inanmayacaklar. çünkü onlar (bana inanmayanlar) kendilerini empati ustası zannediyorlar ve her şeyi mantıklarına oturtmaya çalışıyorlar. yani bir insan olur da, bu kadar dolandırıcı olamaz, bu mümkün değil godotyu kovalarken'in yazdığı şeyler fazla abartılı diyorlar. madem öyle. o halde alın size abartı ve abartının devamı. d.e. isimli avukatın o 4.000 tl yandı geri alınamıyor yalanını da ortaya çıkardım. daha ne istiyorsunuz? şimdi hukukçular ya da hukukla ilgilenenler ellerini vicdanına koyup mantık yürütsünler lütfen. bu paragraflarda yüklediğim fotoğraflardaki tarihlere ve içeriğe bakın lütfen. benim davalarımdan 15 kasım 2011 tarihinde feragat edildi. ve d.e. isimli avukat davalı taraftan aldığı 50.000 tl nakit paradan bakiye kalan 40.000 tl'yi ve 4 yıl vadeli olmasına göz yumduğu bonoyu babama verip öylece kenara çekildi. tabi 10.000 tl'yi cebine indirip. üstelik tasarrufun iptali davaları için ödediğimiz 4.000 tl'lik harç masraflarını da mahkemeden alıp ne o gün yanında olan babama, ne de şahsıma iade etmedi. çünkü neden biliyor musunuz..? d.e. isimli orospu çocuğu bir süre daha bekleyip mahkemeye gidecek ve o 4.000 tl nakit parayı da kendi yine cebine indirecekti. fakat ben 20 aralık 2011 tarihinde bunun önüne geçtim ve o 4.000 tl nakit parayı kendi çabalarımla geri aldım. ve bu avukatlar beni daha fazla sikmeden notere giderek e.a. isimli asil vekilime azilname yolladım. buyrun bu da yıllar önce yapılması gereken azilname.

    peki ben bu 4.000 tl nakit parayı ne mi yaptım..? şöyle yaptım. günlerdir telefonların arkasından anasını siktiğimin çıkarttığı bana çabuk o parayı getir diye hönkürüp duran babama verdim. onun parasıydı ya hani..! üstelik davalı taraftan şahsım adına alınan paradan arta kalan 40.000 tl nakit para ve 100.000 tl bedelindeki 4 yıl vadeli senet hala babamın elindeyken..! yeryüzünde ne kadar ataerkil kafa varsa hepsinin amk..! babaymış. anneymiş... sırtında taşısan hakları ödenmezmiş... ben onların verdikleri verecekleri canın amına sokayım ya. bu mu ulan dünyaya getirmenin bedeli? evlat olmak bu kadar mı pahalı?

    ............................... devam edeceğim........................
127 entry daha