şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • böyle bir kuramın varlığını, üniversitede aldığım çağdaş sanat dersine kadar bilmiyordum. halbuki renkler, prizmalar, mercekler, ışık gibi konular ilkokuldan liseye değin vardır müfredatta. goethe'nin bir kere ucundan bahsi dahi geçmemiştir buna rağmen. bu kadar taraflı ve eksik eğitim alıyor oluşumuz sahiden ciddi bir sorun.

    notlarımdan hatırladığım kadarıyla, newton'ın ve goethe'nin kuramları arasındaki farklılar arasındaki en önemli nokta aydınlık ve karanlık tanımlarıydı.
    newton, karanlığı ışığın yokluğuyla açıklarken; goethe, aydınlığı ve karanlığı, aither ve erebos gibi, varlıkları birbirlerinden bağımsız, etkileri ise birbirine zıt iki uç nokta olarak açıklıyor.
    newton'a göre beyaz ışık heterojen bir yapıda, birçok rengin birleşimi iken; goethe ışığın bölünmez ve homojen bir yapıda olduğunu savunuyor.
    newton'a göre ışık kırılma özelliğine göre yelpaze gibi açılırken, goethe aydınlık ve karanlık sınırlarda renk kesitlerinin üst üste binerek bir spektrum oluşturduğunu ileri sürüyor.
    ve işte goethe'nin bu kuramları sanat ve mimarlık tarihini değiştiriyor.

    geçen sene, şöyle bir entry yazmışım: (bkz: #59514202)
    malevich'in yaptığı resimlere bakın, belli bir sınır içinde zıt iki alanda siyah ve beyaz arasına renklendirme yapıyor, gradient gibi. iki uçta yer alan aydınlığı ve karanlığı resmettikten sonra araya renk spektrumunu yerleştiriyor. girls in the field ve portrait of ivan kliun.

    birinci dünya savaşı'ndan hemen sonra goethe'nin şehri weimar'da kurulan bauhaus, gene goethe'nin bu kuramını benimsiyor ve geliştiriyor. çekirdek kadrosundan olan johannes itten, goethe'nin bu kuramından yola çıkarak yeni bir renk tekeri ortaya çıkarıyor ve bir rengin dört ayrı özelliği olduğunu öğretmeye başlıyor. bunları: doygunluk(intensity), sıcaklık(temperature), hue ve value (lightness and darkness) olarak tanımlıyor.
    bugün telefonlarda bile efekt verirken kullandığımız bu özellikleri itten'e, ondan önce de goethe'ye borçluyuz. itten'e ilhamı veren goethe'dir zira.

    aynı dönemde farklı bir şehirde, mondrian, tablolarından memnun olmadığı için renklerin temeline dönmeyi kararlaştırıyor ve arkadaşı theo van doesburg ile birlikte goethe'nin prizma ucunda gördüğü ve tanımladığı üç ana rengi kullanıyorlar kanvaslarında; mavi, sarı ve kırmızı. bauhaus'un kurucularından walter gropius'un ilgisi ve davetleriyle, bauhaus'a gidiyorlar ve mimar gerrit rietveld ile beraber bu renk spektrumunu geliştirmeye çalışıyorlar. böylece mimarlık tarihini değiştirecek ve hatta modayı bile etkileyecek de stijl doğuyor.

    ülkenin mimarlık fakültelerinde bile bu budur, şu da şudur eğitimi bir yana, piet mondrian ve theo van doesburg'un neden sadece bu üç rengi seçtiğini anlamak güzel bir nokta. en azından üniversitede bu saçma eğitim sistemine katlanmak zorunda kalmayışımın hoşluğu ise paha biçilemez.
4 entry daha