şükela:  tümü | bugün
431 entry daha
  • hakan günday'ın çıkan ilk kitabıdır. sanıldığı üzere ergen hezeyanı ya da ergen romanı olmamakla birlikte türk yeraltı edebiyatının önemli eserlerinden biridir. karakterlerin birbirleriyle olan zıtlığı ve bir o kadar da benzerliği hayatın içinden ve dışından oluşu, realist gözlemlere rağmen absürt akımının takip edilmesiyle edebiyat içinde ses getiren bir tarza sahiptir. kitap içinde yer verdiği betimlemeler müthiştir, özellikle tembellik ve üşengeçlik ve hayattan beklentisi olmayan ve kendi ölümünü bir şekilde fiili hayatta gerçekleştirmiş bir insan figürü için yaptığı şu betimleme aslında bir klasiktir. " evde bir televizyonu vardır bir şekilde gelip takmışlardır televizyonu oraya, önceleri hiç yaklaşmayan adam bir gün bir şekilde izlemeye başlar ve hiç durmaz. hiç durmadan televizyon izlerken eve birileri gelir (haciz) ve televizyonu götürür, o günden sonra adam televizyon izlemez". bu adamın bu absürt hayatı camus'nün palahniuk'un saçma edebiyatlarına gönderme ve selam çakmadır.

    bu kitap size iki farklı kişinin hayatıymış gibi gösterilir, oysa burada alt mesajları okumak gerekir. aslında her ikisi de ve romandaki yardımcı karakterlerin hepsi de ana karakterin alt benlikleri ve diğer kişilikleridir. sonraki romanlarında da ele alacağı deha ve delilik arasındaki çizgi, kaybolan ve öfke yüklü düşünceler ilk olarak bu romanında ortaya çıkmıştı. piç karakterleri bu romanda kendilerini buldu. zihinsel ölüm arayışında olan karakterler olabildiğince kötü ama arada bir iyi olarak yansıtılmış, yani karakterler kahramanlaştırılmamış tam tersine insanlaştırılmıştır. sadece masallarda kötüler sadece kötü ve iyiler sadece iyidir; insanlar kötü bile olsa arada iyidir. hakan günday burada buna da işaret etmektedir.

    hakan günday 24-25 yaşındaydı bu kitabı yayınladığında; teknik eksiklikleri, cümle bazlı sorunları ve editörün başarısızlığı bir kenara bırakılırsa bence harika bir yeraltı edebiyatıdır. ilk romanın verdiği hikayeleri bağlama merakı da kitabın başarısına gölge düşürmüştür. absürt akımında yazdığı bu eser aslında varoluşsal sorunlara selam çakmakta, bir yeni chuck palahniuk usulüdür.
    dolayısıyla, türk edebiyatında yeraltı edebiyatının gelişimi ve aşamaları bilmeden, esere kimin öncülük ettiğini kimin etkisinin ağır bastığını bilmeden eserde yer alan akımları anlamadan kitabı "ergen" olarak nitelendirmek çok da doğru gelmiyor bana. varoluşla ilgili her buhran ergen buhranı değildir. insanlar yaşamlarının herhangi bir zamanında yollarını kaybedebilirler. doğru olan da her an bu varoluş buhranıyla kendini şekillendirmek bana göre.

    elbette belirli bir popülarite gösteren ve sınıf belirten her şeye ilgisi olan bu "ergen kitle" gerçekten bu tarzda yaşayacaksa bu şekilde geliştirecek kendisini. tıpkı "ay ergenlerin hepsi de bu markayı kullanıyor" diye size çok uygun olan o ünlü markadan satın almayı bırakmıyorsanız, yazarın eserini de bu şekilde suçlamamak gerekiyor. kişinin en çok kafasının bastığı dönemlerden biridir ergenlik. o buhranların sebebi de varoluş sorunlarına eğilmeleridir. bir şeyler okumadıkça bir yere gelemeyecek ve gelişemeyecek olan grubu bırakın kaliteli yazarlar zehirlesin kanlarına girsin.
207 entry daha