şükela:  tümü | bugün
88 entry daha
  • amerika kıtasına ilk ayak basan ve kaşifi olup olmadığına dair net bir görüş olmayan italyan denizci, kaşif.

    kolomb hindistan'ın zenginliklerine ulaşmak için yeni bir yol arayışına çıkmış ve bu arayış kendisine tahmin dahi edemeyeceği bambaşka bir zenginlik sunmuştur. işte buradan sonra işler biraz sarpa sarıyor. kolomb'un amerika'ya ayak bastığını biliyoruz. ancak oranın yeni dünya olduğunu anlamadığını ve ısrarla oranın hindistan olduğunu iddia ettiğini de biliyoruz. bu sebeple dünyanın dördüncü kıtasına adını verememiş, hatta ilk keşfedeni olarak adını duyurmayı da başaramamıştır. bunun asıl nedeni de bence kolomb'un çok büyük beklentiyle ve başarma hırsıyla yola çıkmış olması. hindistan'ı bulmaya o kadar odaklanmıştır ki karşısındaki toprakların yeni bir coğrafyaya ait olduğunu çözememiştir. küba'nın çin olduğu yanılgısı da, yeni kıtanın yerel halkına uyguladığı kırım da bu anlayışının eseri. peki bu durum kolomb'u gerçekten amerika'nın kaşifi yapar mı? ya da öyle adlandırmamız için yeterli midir?

    kolomb'un amerika'nın yeni bir kıta olduğunu anlayamaması, aynı dönemde yaşadığı bir başka denizci olan amerigo vespucci'nin düşmediği hatadır. o, amerika açıklarına ilk ulaştığı anda yeni bir kıta olduğunu ve bu yeni kıtanın, bilinen tüm topraklardan daha farklı özelliklere sahip olduğunu anlamış ve tanımaya çalışmıştır. bunu da yazdığı metinlerde dile getirmiştir. peki bu durum kıtaya isminin verilmesine neden olacak kadar önemli midir?

    bu iki kaşifin çok farklı veya birbirlerine düşman olduğunu düşünmek yanlıştır. günümüze ulaşan belgelerle keşif ve isim karmaşasının aslında denizcilerin ölümünden sonra başladığını görebiliriz. hatta kolomb'un oğlu, yazdığı bir mektupta vespucci'den babasının yardımına koşan, iyi niyetli ve sakin bir kişiliğe sahip biri şeklinde bahsetmiştir. ancak bu ikilinin çok benzer olduğunu da düşünmek çok doğru değil. farklılıkları yorumlama kabiliyetleri benzerlikleri ise ikisinin de fakirlik ve unutulmuşlukla ölmesi. stefan zweig amerigo adlı kitabında bu durumdan şöyle bahseder:

    --- spoiler ---

    ...
    bu grotesk ün kazanma mücadelesinde yenik duruma düşen önce kolomb olur. kolomb yenilgiye uğramış, aşağılanmış ve yarı yarıya unutulmuş bir adam olarak ölmüştür. tek bir fikrin, tek bir eylemin peşinde koşan biri olarak, hayatının en önemli anını, bu fikir gerçekleştiğinde, santa maria, guanahani kıyısına vardığında yaşamıştır; çünkü o güne dek aşılmaz sanılan atlas okyanusu'nu boydan boya kat eden ilk kişi olmuştur. o zamana dek cenovalı bu büyük denizci, dünyanın gözünde bir kaçık, bir hayalci, kafası karışık ve gerçeklikle bağını yitirmiş bir düş kaçkını sayılmış; keşif yaptığı andan sonra da öyle olduğu bir kez daha kabul görmüştür. çünkü başta onu hareket geçiren saplantıdan kurtulmasının imkanı yoktur.

    "dünyanın en varsıl krallığına ayak bastığını" ilk olarak telaffuz edip ulaştığını düşündüğü, "hindistan'dan altın, inci ve baharat getirmeyi vaat ettiğinde, hala ona inananlar vardır. devasa bir filo hazırlanır, on beş bin adam, kolomb'un kendi gözleriyle gördüğünü iddia ettiği ofir'e****, eldorado'ya** gitme onuruna sahip olabilmek için kavgaya tutuşur, kraliçe ona hangzhou'daki kubilay han'a iletilmek üzere ipeğe sarılı mektuplar teslim eder; sonra kolomb bu büyük seyahatten geri döner; yanında getirdikleriyse açlıktan bir deri bir kemik kalmış, inançlı kraliçenin satın almayı reddettiği birkaç yüz köledir, hepsi bu! birkaç yüz köle ve çin'e, japonya'ya gittiği kuruntusu. ve bu kuruntu daha da karmaşık, daha da hayali bir hal alır. küba'da adamlarını toplar ve yüzer kırbaç cezası alacakları tehdidiyle onları escribano*, katip huzurunda küba'nn bir ada değil, çin anakarası olduğunu iddia etmeye zorlar. savunmasız denizciler bu kaçık karşısında omuz silkip söz konusu belgeyi imzalar; içlerinden biri, juan de cosa, tehdit altında ettiği yemini umursamadan küba'yı bir ada olarak haritasına işler.

    bu arada kolomb kraliçeye, ptolemaios'un altınla yüklü yarımadasından onu sadece dar bir suyolunun (malakka boğazı) ayırdığını ve panama ile ganj arasındaki mesafenin, pisa ile cenova arası kadar olduğunu iddia ettiği mektuplar yazmayı sürdürür. bu vaatler, kraliyet sarayındakileri önceleri eğlendirse de, bir süre sonra belli bir hoşnutsuzluğun oluşmasına neden olur. keşif gezileri pahalıdır, üstelik kazandırdığı hepi topu nedir ki: vaat edilen altın yerine yarı aç, çelimsiz köleler, baharat yerineyse frengi. kraliyetin, yönetimini ona devrettiği adalar ürkütücü mezbahalara, sefalet dolu ceset tarlalarına dönüşür. sırf haiti'de on yıl içinde bir milyon yerli öldürülür, göçmenler yoksulluk içinde başkaldırır; her mektup ve bu "dünyevi cennetten" hayal kırıklığı içinde memleketine dönen her yerleşimci, insanlıkdışı zulümle ilgili korkunç havadisler getirir. kısa sürede ispanya'da anlaşılır ki, gönderilen bu hayalperest adamın bildiği tek şey, hayal kurmaktır, yönetmek değil. yeni gönderilen vali bobadilla'nın gemisinin güvertesinden baktığında ilk gördüğü, ucunda vatandaşlarının rüzgarda salındığı darağaçları olur. üç kardeşi ispanya'ya götürmek için zincire vurmak gerekecek ve özgürlüğü, onuru ve unvanları, pişmanlıkla kendisine geri verildiğinde bile, kolomb'un ispanya'daki saygınlığı çoktan yitip gitmiş olacaktır.

    gemisi limana vardığında, beklentiyle etrafını saran kimse yoktur artık. majestelerinin huzuruna çıkmak istediğinde reddedilir ve bu yaşlı adam, amerika'nın kaşifi, yolda bir katır kullanabilmek için yalvararak arzuhalde bulunmak zorunda kalır. hala sözler vermekte, en düşsel şeyleri vaat etmeyi sürdürmektedir. bir sonraki seyahatinde "cenneti" bulacağını taahhüt eder kraliçe'ye; papa'ya ise haçlı seferine çıkıp daha kısa yeni bir yol üzerinden, kudüs'ü kurtaracağım der.

    kehanetler kitabı'nda günahkar insanlığa, dünyanın 150 yıl içinde yok olacağı bildirilmiştir. tüm bunların ardından artık kimse bu gevezenin dudaklarından dökülenleri ve cipango* adası hakkındaki hayalleri dinlemez olur. paralarını ona kaptıran tüccarlar, coğrafi zırvalarını dikkate almayan bilginler, verdiği büyük müjdelerle hayal kırıklığına uğrattığı yerleşimciler ve sahip olduğu yüksek mevkii hak etmediğini düşünen memurlar miskito*** ülkesi'nin amirali'ne karşı ortak bir cephe alırlar; yaşlı adam giderek daha köşeye sıkışmaktadır ve sonunda pişmanlıkla itiraf eder:

    "dünyanın en varsıl krallığına ayak bastığımı iddia etmiştim. altından, incilerden, kıymetli taş ve baharattan bahsettim. sonunda bunların hiçbiriyle karşılaşamayınca utanç içine düştüm."

    kristof kolomb 1500'lerde, ispanya'da tükenmiş bir adamdır artık; 1506 yılında hayata gözlerini yumduğunda neredeyse tamamen unutulmuştur.
    ...

    --- spoiler ---

    kolomb'un bu inatlaşması ve en sonunda elinde bir hiçle kalması, yaşamının hak etmediği bir son bence. her ne kadar hırsları aklının ve muhakeme yeteneğinin önüne geçmiş olsa da, yaşadığı dönemin en önemli isimlerinden birinin unutulmuşlukla cezalandırılması, gerçekten çok ağır.

    bir diğeri için; (bkz: #69367146)
50 entry daha