şükela:  tümü | bugün
  • dini bir olay olmasının ötesinde aynı zamanda tarihsel ve siyasal yönden çok önemli bir yeri olan kızıldeniz hadisesi ile hz. musa ve kavminin yaşadıklarına ilişkin bilimsel ve tarihsel yaklaşımların ayrıntılı bir biçimde yer alacağı bu yazıyı okuduğunuzda israilioğullarına ilişkin temel kırılma noktasına şahit olacak ve özellikle sözlük ateistleri tarafından oldukça manipülasyon yapılıp, istismar edilen bir konuda aydınlanmış olacaksınız.bunun yanında ortadoğu olarak adlandırılan bölge de şuan var olan etnik mücadeleyi ve taraflarını az çok çözeceksiniz.

    öncelikle bu kıssanın çok daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla küçük bir peygamberler tarihi bilgisini paylaşmak gerekir. çünkü bu kıssayı: öncesindeki ve sonrasındaki yüzyıllar ve o yüzyıllarda yaşayan peygamberler ile kavimlerinden bağımsız olarak düşünmek çok da doğru olmayacaktır. bunun için ilk başta hz.musa’nın ve kavminin yani israiloğulları’nın hangi süreçlerden neden ve nasıl geçtiğine kısaca göz atalım.

    en başta çoğu peygamberin atası sayılacak hz. ibrahim’le ilgili hud suresi 71.ayete bir göz atalım.’’ ayakta duran hanımı bunun üzerine gülümsedi. biz de ona ishak'ı müjdeledik ve ishak'ın arkasından da yakup'u.’’ ayetten de görüleceği üzere israiloğulları’nın tarihsel sürecini başlatan ilk hadisenin hz.ibrahim’e peygamber olan oğlu hz. ishak’ın ve yine peygamber olan torunu hz. yakup’un müjdelenmesiyle başladığını görebiliyoruz. bu arada müjde denilmesinin en önemli sebeplerinden birisi hz.ishak doğduğunda hz.ibrahim’in 100 yaşında olmasıydı. devam edelim: hz.ishak’tan sonra peygamberliğe kavuşan hz.yakup’un diğer adı çoğunuzun bildiği gibi israil’dir ve günümüzdeki mısır’ın luxor o gün ise teb ismine sahip şehrine 250-300 km mesafede bulunan kenan şehrinde yaşamaktadır. isra kökünden gelen israil, gece yolculuk yapan anlamındadır. bu isme sahip olmasıyla ilgili de pek çok hadise ve iddialar bulunmaktadır ve onlar da bir başka yazının konusudur. ve gelelim yüzlerce yıl sonra birçok farklı fırkaya ve mezhebe ayrılacak olan ve yine yüzlerce yıl sonra yahudi ismiyle anılacak israiloğullarına. hz.yakup’un diğer adıyla israil’in 2 hanımı ve bu 2 hanımından toplam 12 erkek çocuğu dünyaya gelir. hz.yakup peygamberlik hissiyatıyla beraber özellikle de ilk hanımından olan hz. yusuf ve hz. bünyamin’e aşırı önem gösterir ve akabinde meşhur hz.yusuf ve kuyuya atılma hadisesi yaşanır.

    evet buraya kadar israiloğullarıyla ilgili öyle hengameli ve sarsıcı bir durum yok ve herşey olağan akışında, ta ki hz.yusuf’un mısır dilindeki ismiyle yuzarsif’in mısır azizi ve yöneticisi olmasına kadar. bundan sonraki süreç dünya siyasetine ve dinler tarihine ışık tutmamıza daha da fazla katkı sağlayacaktır.

    adaletsizliklerle dolu olan, tapınağın ve tapınakçıların putlar üzerinden fakir halkı sömürdüğü ve o dönemde mısır’da resmi olarak kölelik olmamasına rağmen zenginlerin halkı fakirlikle ve çalışma koşullarıyla köleleştirdiği bir ortamda hz.yusuf aşamalı olarak mısır’ın hakimiyetine allah’ın izniyle kavuşmuş ve mısır’da o güne kadar bulunan bütün adaletsizliklere, çarpık anlayışlara, günümüzle kıyaslandığında materyalizme ve kapitalizme de gerçek manada karşı çıkıp onları yok etmiştir. bunun yanında ailesini de hz.yakup ve 11 kardeşiyle beraber nil nehri’nin doğusunda bulunan teb şehrine yerleştirmiştir. evet tarihsel olarak; en uzun soluklu dinler savaşının, siyaset mücadelelerinin ve kavimsel göçün de artık başladığını ve günümüze kadar halen devam ettiğini böylece söyleyebiliriz.
    peki nasıl oldu da bu savaş başlamış oldu? hz.yusuf’un karşısında zafer kazandığı; zenginler, tapınakçılar, hiyerarşik ve oligarşik yapıda en üstte yer alanlar, sömürücüler derin bir uyku dönemine girmiş ve kendilerini unutturma yolunu seçmişlerdi. buraları daha da özet geçmek gerekirse hz.yusuf’un iradeleri doğrultusunda teb şehri, mısır’ın adeta ikinci başkenti noktasında olup ve işler buradan yürütülür hale gelmiştir. bütün bu süreçlerden sonra hz.yusuf’un vefatları mısır’da eski defterlerin yeniden açılmasına sebebiyet vermiş ve uyuyan güçler uyanmıştır. ancak zamanında mısır halkının sevgisini ve saygısını kazanan israiloğulları önce teb’de sonra ise tüm mısır’da nüfuzlarını arttırmış, güçlerini sağlamlaştırmıştır ki bu süreç çok uzun sürmeyecektir. evet eski defterler açıldı, uyuyan düşmanlar uyandı demiştik. tam da öyle oldu ve tapınakçılar, zenginler, dönemin kapitalistleri uyandılar ve mısır genelinde oldukça çetin bir savaş başlattılar ve israiloğulları için yüzlerce yıl sürecek bir zulüm ve baskı döneminin kapılarını araladılar. zulüm yüzlerce yıl sürdü ve zamanın meliki olan israiloğulları artık fakir ve bitap düşmüş, köle haline getirilmiş ve zalimlerin eziyet ettiği bir kavim haline dönmüşlerdi. tutmoslar ve huremhop gibi birçok acımasız, zalim firavun tarafından soykırıma, açlığa ve baskıya maruz bırakılan israiloğulları’na allah’ın takdiri doğrultusunda içlerinden bir kurtarıcı gönderilmiş ve israiloğulları için büyük bir nimet sunulmuştur.

    bu kurtarıcı ve büyük nimet kızıldeniz hadisesi’nin yani anlatmakta olduğumuz ibretlik meseleninde temelini oluşturan hz.musa’nın ta kendisidir. evet hz.musa allah tarafından israiloğullarına yapılan zulmü durdurmak için görevlendirilir. ama öncesinde sonraları oldukça bilinecek bir hadise yaşanır! dönemin firavunu bir rüya görür ve bu rüyayı yorumlayanlar, israiloğulları içerisinden çıkacak birinin saltanatını yıkacağını söylemesi üzerine firavun israiloğulları’nın yeni doğacak tüm erkek çocuklarının katledilmesi emrini verir.bu olay kur’an-ı kerim’de şu şekilde aktarılıyor:’’ firavun, (mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. çünkü o bozgunculardandı.’’ ayetten de görüleceği üzere oldukça zalimane bir şekilde tüm bebekler katledilmeye başlanır ve hz.musa’nın annesi çaresiz bir şekilde bebeğini yani hz.musa’yı nil nehri’ne bırakır.yine kur’an-ı kerim’de bu olay kasas suresi 7.ayette anlatılır:’’ mûsâ’nın annesine, “onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (nil’e) bırak, korkma, üzülme. çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik.’’ o nehir aynı zaman da firavunun sarayının bahçesine çıkmaktadır. o esnada ilk iman eden kadınlardan sayılan o zaman ki firavunun eşi hz. asiye’de bebeği görür ve ona oldukça ısınır ve sahiplenir. böylece hz.musa’nın firavunun yanında, sarayda yetiştiği günlerde başlamış olur.

    ilerleyen süreçlerde hz.musa’nın sarayında yaşamış olduğu firavun durmaksızın zulmüne devam etmekte, çocukları katletmekte ve kitlesel soykırımını sürdürmekteydi.derken yetişip delikanlılık çağına gelen musa (a.s) bir gün şehre indi. öğle üzeriydi. dükkanlar kapalıydı ve halk evlerinde istirahat ediyordu. kur'ân-ı kerim'de, şehirde geçen hadise şöyle anlatılıyor;

    "musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre idi. biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. 'bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık saptıran bir düşmandır.' dedi. musa,'rabbim! doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla.' dedi. allah da onu bağışladı. o, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir. musa; 'rabbim! bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım.' dedi."
    "şehirde, korku içinde, etrafı gözeterek sabahladı. dün kendisinden yardım isteyen kimse, bağırarak ondan yine yardım istiyordu. musa ona: 'doğrusu sen besbelli bir azgınsın.' dedi."
    "musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: 'ey musa! dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? sen ıslah edenlerden değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun.' dedi." (kasas, 28/15-19).
    israillinin, olayı ağzından kaçırması üzerine, bütün halk musa (a.s)'nın mısırlıyı öldürmüş olduğunu öğrendi. daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.
    "musa korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı.'rabbim! beni zalim milletten kurtar.' dedi. medyen'e doğru yöneldiğinde: 'rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım.' dedi." (kasas; 28/21-22).

    musa (a.s) böylece yurdundan uzaklaştı. yanına yiyecek hiçbir şey de almamıştı. tam sekiz günlük yolu, ağaç yaprakları yiyerek aştı. mısır ile medyen arası sekiz günlük bir mesafedir. allahuteâlâ'nın bu seçkin kulu, aç ve bitap düşmüş olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet medyen'e ulaştı.burada hz.şuayb’a 10 yıl hizmet edip, karşılığında hz.şuayb’ın kızıyla evlenen hz.musa’ya peygamberliğinin bildirilme zamanı artık gelmiştir.

    hanımının mehri sayılan 10 yıllık hizmet süresi biten hz.musa artık mısır’a dönmeye karar vermiş ve dönerken yolu şaşırmış oldukça soğuk ve karanlık bir gecede ailesiyle beraber kaybolmuştur. kur'an-ı kerim'de, bu olay şöyle anlatılıyor:
    "musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. tür tarafından bir ateş gördü. ailesine: 'durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz." dedi."
    "oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: 'ey musa! şüphesiz ben âlemlerin rabbi olan allah'ım.' diye seslenildi. 'değneğini at!' musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. 'ey musa! dön, gel. korkma. şüphesiz güvende olanlardansın.' denildi."
    "elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. korkudan açılan kollarını kendine çek! bu ikisi firavun ve erkânına karşı rabbinin iki delîlidir. doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir, denildi."
    "musa: rabbim! doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. beni öldürmelerinden korkarım."
    "kardeşim harun'un dili benimkinden daha düzgündür. onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım, dedi. "allah: 'seni kardeşinle destekleyeceğiz, ikinize bir kudret vereceğiz ki, onlar size el uzatamayacaklardır. ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir.' dedi." (kasas, 28/29-35).

    şimdi burası çok önemli allah’ın kullarına göstermiş olduğu merhameti anlamamızı sağlayacak ayetlerden sadece birtanesi: "firavun'a gidin; doğrusu o azmıştır. ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar." (tâhâ, 20/43 ve 44).

    evet böylece hz.musa ile zalim firavun arasında da o dönemlik kızıldeniz’de son bulacak amansız bir mücadele de başlamış oluyor. allah’tan almış olduğu emirle yola çıkan hz.musa nihayet firavunun sarayına ulaşır ve onu güzellikle iman etmeye, iyiliğe çağırır.
    "musa: ey firavun! ben âlemlerin rabbinin peygamberiyim! bana, allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. size rabbinizden bir mucize getirdim, israiloğullarını benimle beraber salıver." (a'raf, 7/104 ve 105).
    "firavun: 'musa! rabbiniz kimdir?' dedi. musa: 'rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir.' dedi." (tâhâ, 20/49 ve 50).

    bu konuşmalar üzerine akıllanmayan ve inatla cahilliğe devam eden firavun hz.musa’yı tehdit eder ve zindana atmaya çalışır. bu esnada hz.musa belki akıllanır diye asasını yere atar ve asa yılana dönüşür. bu olaydan oldukça korkan firavun konunun sihir olduğunu düşünür ve sihirbazlarını bu konuda çok daha gösterişli bir sihir yapmaya çağırır.
    "sihirbazlar: 'ey musa! marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım.' dediler. musa: 'siz koyun.' dedi. sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar. biz de musa'ya: 'asanı koyuver.' dedik o da koyuverdi. hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. hak tahakkuk etti. onların yaptıkları boşa gitti. işte orada yenildiler, küçük düştüler. sihirbazlar secdeye kapanıp: 'âlemlerin rabbine, musa ve harun'un rabbine inandık.' dediler." (a'râf, 7/115-122).

    evet sihirbazların da iman etmesine firavun oldukça kızmış ve bu onun baskı ve zulmünü arttırmıştır. nitekim ilerleyen süreçlerde artık firavun çözümün tek yolu olarak hz.musa ve kavminin tümden katledilmesi olarak görüyordu. tabi böyle düşünüp zulmettikçe, allah’da ona tufan, çekirge, haşerat,kurbağa,kan gibi çeşitli azaplar gönderiyordu. ancak yinede bu firavun ve zalim kavmini akıllandırmaya yetmedi.

    bunun üzerine allah hz.musa’ya bir gece israiloğulları’nın şehirden çıkartılıp filistin’e doğru götürülmesini vahyetti. vahiy üzerine bir gece şehirden yola çıkan hz.musa ve kavmi süveyş halici boyunca kızıldeniz’de ilerledi.ertesi gün firavun şehirde israiloğullarından hiç bir iz göremeyince, kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü. firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. firavun iki gün sonra israiloğullarına yetişti. israiloğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. israiloğulları "yakalandık yâ musa" diye yakınmaya başladılar. kur'ân-ı kerim'de olay şöyle anlatılıyor:
    "musa: 'hayır, rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir.' dedi. bunun üzerine biz musa ya: 'değneğinle denize vur!' diye vahyettik. hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. işte oraya geridekileri de yaklaştırdık. musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık." (şuara, 26/62-65).
    "firavun, ordusuyla onları takib etti. deniz de onları içine alıverdi. hem de ne alış!" (tâhâ, 20/78).

    evet gördüğünüz üzere o meşhur kızıldeniz hadisesi’ni tarihsel ve sosyal boyutta bir bütün olarak ele aldım ve elimden geldiğince sizlere aktarmaya çalıştım. konuyla alakalı olarak değinmek istediğim bir kaç husus’tan sonra genel açıklamayı da okuyabileceksiniz:

    -tüm bu dönemler içerisinde israiloğulları’nın durumuyla alakalı olarak birkaç problemi bilmekte fayda var: öncelikle israiloğulları’nın büyük bir bölümü yüzlerce yıl süren ve ağırlaşarak devam eden zulüm ve baskıdan dolayı köleleşmeyi psikolojik olarak sindirmiş ve kabullenmiş vaziyetteydiler.

    -yorgun ve bitap düşen millet bu süre içerisinde ataları olan hz.yusuf’un getirmiş olduğu dinden büyük ölçüde vazgeçmiş ve kendilerini mısır’ın putlarına tapmaya alıştırmışlardı.

    -israiloğulları yüzlerce yıl süren amborgadan dolayı sosyal ve psikolojik olarak kazanımlarını kaybetmiş, zamanla kabalaşıp iyice cahil hale gelmişlerdir ve çoğu şeyi umursamaz olmuşlardır.

    -hatta firavun erkek çocuklarına yönelik soykırım yaparken dahi çocukları olmadığı için ya da çıkarları için sesini çıkarmayan israiloğulları mensupları bu kitleye örnek gösterilebilir. yani bir nevi ‘’bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’’ hesabı.

    -önemli bir maddeye değiniyor olacağım şimdi: şuana kadar anlatılanların ne kadar bağlantılı ve birbiriyle alakalı olduğunu gördüğünüzü umuyorum. özellikle hz.yusuf’tan önce, hz.yusuf dönemi bu dönemle doğrudan doğruya bağlantılı olup çok ama çok geniş bir biçimde birbirlerini etkileyen bütün halindedir. konunun fazla dağılmaması amacıyla gerek hz.yusuf dönemini gerekse de öncesini fazla detaylı bir şekilde sizlere aktaramadım ancak kendiniz de tüm detayları araştırırsanız konunun birbiriyle ne kadar alakalı olduğunu ve birbirini etkilediğine şahit olacaksınız birkez daha.

    -ve belki de en önemli maddeye değiniyor olacağım evet nasıl ki kızıldeniz hadisesi gerçekleşeceği tarihe kadar olan dinsel, siyasal ve tarihsel süreçlerin bir devamıysa, kızıldeniz olayından sonra meydana gelen siyasal, dinsel ve tarihsel süreçlerde doğrudan doğruya o geçmişle bağlantılı. hatta günümüze kadar gerçekleşmiş olan ve günümüzde var olan politik,ekonomik ve kültürel savaşların o dönemlerdeki olaylarla doğrudan bağlantısının olduğunu ve rahatlıkla kurulabileceğini ifade etmek isterim.
    şimdi sıra akıllara bu hadisenin sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlayacak bilimsel verileri,delilleri aktarmaya, sizlere sunmaya geldi. bakalım bilim dünyası, bilimadamları bu olaya nasıl yaklaşıyor neler diyor ve ellerinde neler var?:

    -carl drews-amerikan ulusal atmosferik araştırma merkezi direktörü :araştırmasına dair rapor

    -doron nof-florida üniversitesi: üniversite araştırması
    bu da new york times' da yayımlanan makalesi

    -fizikçi mi lazım?-colin humphreys işte kaynak

    -alexei androsov-st. petersburg üniversitesi araştırmacısı: abc news makalesi

    -naum voltzinger rus araştırmacı araştırma raporu

    -weiqing han amerikan ulusal atmosferik araştırma merkezi direktör yardımcısı: araştırma detayları

    -berkeley'deki ilahiyat ve doğal bilimler merkezi'nin kurucusu robert john russell konuyla alakalı görüşlerini belirttiği kitabın tanıtımı: bu taraftan.

    ve bunlarda carl drews'in hazırlamış olduğu raporun bazı içerikleri:

    detay 1
    detay 2
    detay 3
    detay 4
    detay 5

    tüm bu vermiş olduğum kaynaklar ve yazının devamında da göreceğiniz farklı kaynaklarla ilgili açıklamamı yazının devamında okuyabileceksiniz.

    bitti mi tabiki hayır daha yeni başlıyoruz..

    şimdi gelelim hz.musa’nın hangi firavunun devrinde yaşadığına, hangi firavundan kaçtığına ve kur’an-ı kerim’de cesedi bozulmadan muhafaza ettirilip nesillere ibretlik hale getirildiği belirtilen firavunun kim olduğuna.

    öncelikle belirtmek gerekir ki hz.musa’nın yaşamış olduğu dönem konusunda araştırmacı tarihçiler ihtilaf halindedir ve bize bu konuda en büyük en büyük kaynaklık edecek olan eser mısır tıp kitabı olan ebers papirirüsü’dür ve ortak görüşlere göre tahmini yaşadığı zaman dilimi m.ö 1500-m.ö 1300 olarak belirtilir.

    firavunla ilgili ayet:’’ böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir.yunus 92’’

    şunu belirtmekte fayda var ki yıllarca internet ortamında secde etmiş bir şekilde duran ve günümüzde ingiltere’deki british museum’da sergilenen mumyalanmış cesedin kızıldeniz hadisesindeki firavun olup olmadığı noktasında bilim çevreleri arasında bir ihtilaf ve tartışma yaşanmaktadır ve kimi bilimadamlarınca oradaki cesedin 5000 yıllık olduğu düşünülmekteyse de bazı tartışmalar hala süregelmektedir. peki bu firavunlar nerede?

    bu firavunlar 19.yy sonlarına doğru nil nehrinde ve civarlarında bulunmuştur. yüz hatlarına varana kadar detaylarını muhafaza etmiş bu cesetler şu an kahire’deki mısır müzesinde sergilenmektedir. peki neden firavunlar ve cesetler diyorum?

    öncelikle gerek yaşadıkları döneme gerekse de mumyalarının üzerindeki bazı fiziksel bulgular sebebiyle bilim dünyası tarafından, bu firavunun iki firavundan birisi olduğuna kesin gözüyle bakılıyor.peki bu iki firavun kim ve bilimsel çevrelerin görüşü nedir?
    bu iki firavun:
    thutmose 2 ve merneptah’tır
    öncelikle thutmose’a bir göz atalım. konuyla ilgili araştırmaları bulunan bütün bilim çevrelerinin neredeyse tümüne yakını bu firavunun thutmose 2 olduğunda hemfikir. buna sebep olan ise ilk olarak thutmose 2’nin yaşamış olduğu dönemle hz.musa’nın yaşamış olduğu dönemlere ait kalıntıların birebir uyuşmasıdır. ikinci olarak ise thotmose ‘nin bedeninde bazı hastalık ve dezanformasyonların görülmesi.bu allah tarafından mısır’a musallat edilen tufan, kurbağa,kan,veba,çekirge gibi felaketlerin belirtisi olarak yorumlanmasına sebep oluyor.

    onlarca kaynaktan en açık, sade ve anlaşılır diye bir yabancı araştırmacının yazısını paylaşıyorum

    ikinci olarak ise üstünde durulan firavun mısır kralı merneptah’tır. bilim çevrelerinin merneptah üzerinde durmasının sebepleri ise: ilk olarak bu firavunun da yaşamış olduğu dönemin hz.musa dönemiyle uyum göstermesi, denizin içinden çıkan askeri malzemeleri ve kemiklerinde suyun çarpma etkisiyle oluşturduğu düşünülen kemik kırıkları. bu da aydınlatıcı olduğunu düşündüğüm merneptah yazısı.

    bunlar da bonus:
    alın
    -seri 1
    -seri 2
    -seri 3
    -seri 4
    -seri 5
    -seri 6

    şimdi daha önce belirtmiş olduğum kaynaklarla ilgili kapsamlı açıklamaya sıra geldi: dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama vermiş olduğum kaynakların hepsi yabancı enstitüler, üniversiteler ve araştırmacılara ait kaynaklar özellikle bu yazıda türkiye merkezli daha da ilerleyelim müslüman hatta daha da ilerisi doğulu, arap kökenli herhangi bir araştırmanın ya da enstitünün olmamasına özen gösterdim. peki neden?

    nedeni çok açık değil mi? evet sebebi sözlüğümüzdeki aşağılık kompleksini ve islam düşmanlığını üstünden atamamış, kendisi ve çevresi için eziklik hissiyatını benimsemiş saygıdeğer sözlük ateistleridir. aslında konuyla alakalı olarak müslüman veya doğulu hatta türk çok sayıda bilimadamının araştırması şuan mevcut ve gerek kütüphanelerden gerekse de internet ortamından ulaşılabilmektedir bu materyallere. evet onlar doya doya incelesin ve birdaha bilmedikleri konular hakkında hakarete varacak derecede dini, siyasi ve tarihsel ithamlarına son versinler diye entryi bu şekilde hazırlamaya karar verdim. aksi halde sözlüğümüzün islam bükücü debeistleri ‘’bir bilim sitesi olarak türk,doğulu,müslüman’’ gibi saçma sapan argümanlarla saldırcak ve ezikliklerini birkez daha beyan edeceklerdi. gerçi utanmazca yine aynısını yapabilirler’’ bor hobor sotoso olorok now york toyms’’ falan diyebilirler hazırlıklı olun o yüzden. bakın vermiş olduğum kaynakları dikkatle inceleyin bilimadamlarının hepsi şuan akademik çalışamalar yürüten, ve tarafsız bir şekilde yayımlar yapan resmi kuruluş çalışanları ve hoca statüsündeki kimselerdir.

    evet şimdiye kadar açıklamasını yapmış olduğum ve detaylandırdığım olaylar kızıldeniz’in yarılması ve öncesindeki sosyal,siyasal,dinsel ve tarihsel gelişmelerdi.şimdi yazının ikinci kısmına gelmenin vakti geldi. ve karşınızda son islambükücü, debeist, bir kelimeyle islamı çökerttiğini sanan mikro einstein ateistler ve hezeyanları:

    evet öncelikle kendilerine teşekkür etmem gerekir ki böyle bir bilgilendirici yazıyı yazmamı sağlamışlardır cahillikleriyle. kullanmış olduğum hiçbir kelimeyi boşuna kullanmıyorum ‘’cahil’’ de dahil olmak üzere birazdan anlayacaksınız demek istediğimi. öncelikle debeist hezeyanlardan bazılarına bir göz atalım:

    (bkz: denizi yaran adamın hikayesindeki kurgu hataları)
    (bkz: denizi yaran adamı kovalamaya devam etmek)
    (bkz: musa'nın kızıldeniz'i ortadan ikiye yarması)
    (bkz: ikiye yarılmış denizde koşmaya çalışan mal firavun)
    (bkz: kızıldeniz'in gülmekten yarılması)
    (bkz: musa kızıldeniz'i yararken ben ordaydım)
    (bkz: musa kızıldeniz'i yararken denizde yüzen insan)

    çok enteresan değil mi? sözlüğümüzün çok zeki ateistleri aramaya inanmamış ve neredeyse aynı argümanlara sahip başlıklar açmışlar. neyse amacım onları da bilgilendirmek şimdi gelelim bu zeka ürünü başlıklar ve altındaki entrylere yönelik yapılacak aydınlatmaya bakalım ne demişler.
    incelediğim kadarıyla çoğunlukla aynı zırvalar:
    -hz.musa madem o kadar güçlüymüş neden kaçmış neden durup onları yok etmemiş?
    -firavun o kadar malmıymış ta yarılan denizden etkilenmemiş ve ilerlemeyi kesmemiş?

    evet bu iki saldırı dışında kaale alınacak pek bir iddia da yok başlıklarda. çoğunlukla ayar verdiğini sanan ateistlerin vermiş oldukları tek cümlelik bakınızlardan oluşan başlıklar. şimdi bu gerçekten cevaplaması bile komik olan hezeyanlara geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum: derdim zaten her birisi evrim profesörü, kuantum hocası olan ateistlere saatlerimi harcamak değil elbette, yalnızca gerek internette gerekse de herhangi bir kaynakta bu şekilde toplu ve bağlantılı halde bu olayın anlatılamamasıdır. ben de bildiklerim ve araştırdıklarım doğrultusunda gerek siz değerli suserleri gerekse de net üzerinden konuya meraklı olanları bilgilendirmek amacıyla bu yazıyı kaleme aldım. e tabi sözlüğün kalitesini cahillikleriyle düşüren, inanmadığı ve bilmediği herşeyi yaftalayan ateist,debeist grubu da ihmal etmek istemedim. gel gelelim şu cahilim diye bağıran entarilere:

    hezeyan 1: -hz.musa madem o kadar güçlüymüş neden kaçmış neden durup onları yok etmemiş?
    cevap: evet kerametin ne asada ne de musa’da olmadığını anlamamış, hatta peygamber kimlere
    denir ve vazifesi nelerdir gibi soruların cevaplarını da bilmeyen ve bu halde saldıran zavallı zihniyet iyice bu yazdıklarımı anlamaya çalış, gözlerini iyi aç ve oku.

    bak aklında soru işaretleri bulunan sayın suser: peygamberlik görevini icra eden insanlar bak insanlar diyorum 7/24 allah ile konuşan, ve her saniye allah’tan vahiy alan insanlar değillerdir. her istedikleri an istedikleri güce ulaşabilecek ve bu gücü istedikleri gibi kullanacak insanlar da değillerdir. böyle birşey sanıyorsanız bilimkurgu izlemeyi derhal bırakın. öyle her istedikleri an istedikleri herşey anında yerine getirilmezdi. nitekim peygamber efendimiz bütün insanlığın hak yola gelmesi isteğiyle kendini harap ettiğinde, ikaz edilmiş ve ona yalnızca bir öğüt verici olduğu söylenmiştir. yine hz.musa allah’ı görmek istediğinde bu mümkün olmamıştır. hz.nuh oğlu kenan için dualar ettiğinde, bu da geri çevrilmiştir,hz yakup canından çok sevdiği oğlu hz.yusuf’a yıllarca kavuşamamıştır, yine hz.lut yıllarca ettiği dualarına rağmen uslanmaz kavmini islah edememiştir. peygamberler yalnızca aldıkları vahiy doğrultusunda görev yaparlar ve keyfi olarak, nefsani güç ve kudret isteklerinde bulunmazlardı. bu da onların peygamber sabrı denilen özelliklerinden ve yaradan ile yaradılana karşı içlerinde var olan sevgiden kaynaklanmaktaydı. nitekim taif halkı için efendimiz(s.a.v)’in ettiği islah duası gibi. bu olayda da zaten türlü türlü müsibetler firavun ve kavmine musallat edilmiş ve hz. musa kavmiyle beraber tüm bunlara şahit olmuştu.burada da dikkat edilirse firavun ve zalim kavmine denizin yarılmasına kadar adeta son bir fırsat veriliyor ve bir anda helak edilmiyor. denizin ortasındaki an ise artık mühletin dolduğu tövbe etme süresinin geçip bittiği bir an idi. dolayısıyla ne hz.musa ‘’keşke elimde bir güç olsa da bütün mısır’ı helak etsem, hepsini paramparça etsem’’ dedi. ne de kavmi böyle bir istekte bulundu. ayetlerden ve tarih kitaplarından anlaşıldığı kadarıyla israiloğulları’nın o zaman ki amacı firavundan ve mısır’dan sağ salim uzaklaşmak ve zengin topraklarla yiyeceklere kavuşmaktı. yani dikkat etmeniz gereken nokta şu güç sahibi olan allah’tır ve allah bu gücü istediği zaman istediği şekilde kullanır. bu güçle kimi zaman insanlar helak edilir, kimi zaman islah edilir kimi zaman da ibretlik hadiseleri çok çetin bir biçimde yaşar. işte burada da anlaşılması gereken şudur: israiloğulları yazının başlarında belirttiğim gibi; duyarsızlaşmış, farklı dinlere yönelmiş, iyice cahilleşmiş ve anlayışsızlaşmış bir kavim haline gelmiştir. dolayısıyla onları etkileyecek ibretlik bir mucizeye ihtiyaçları vardır. şimdi düşünün bir böyle bir kavimi denizin yarılması ve ortasında düşmanlarının helak edilmesi mi etkiler yoksa hz.musa’nın asasıyla onlara vereceği zarar mı? yani aslında denizin yarılmasının israiloğulları’nın hak yola gelebilmeleri için allah tarafından kendilerine bağışlanan bir nimet olduğunu da düşünebiliriz. en doğrusunu allah bilir.

    -hezeyan 2: firavun o kadar malmıymış ta yarılan denizden etkilenmemiş ve ilerlemeyi kesmemiş?

    cevap: yine gözlerini iyi aç ve oku sayın ateist: bak insan varlığını dengede durmaya çalışan bir terazi gibi düşün terazinin sol kefesini aşağıya indirmek için sağ kefesini, sağ kefesini aşağıya indirmek için de sol kefesini tamamen boşaltman gerekir. şimdi gelelim insanda var olan duygulara veya vasıflara: iyilik,kötülük,erdem,sabır,hırs,kıskançlık,ahlak,aklı selim,izan sahibi gibi örnekler sayılabilir. şimdi bu olaya gelelim: tamamen kibrinin,hırsının,kininin ve egosunun esiri haline gelmiş birisinde sabır, aklı selim, sakinlik vb. vasıflara rastlamak mümkün müdür? yani siz birisi için ‘’ aslında çok dürüsttür ama acayip yalan söyler’’ ya da ‘’ çok sabırsızdır ama asla acele etmez’’ denildiğini duydunuz mu? evet olayımızın ana figürlerinden olan firavunun da kibir,hırs ve kiniyle sarılmış zihniyetinde iyiliğe, erdeme dair herhangi bir vasfın esamesinin bile okunamayacağı gayet açıktır.’’ gözünü para bürümüş,gözünü kan bürümüş’’ gibi sözler kimler için söylenmektedir? işte gözünü kin ve kibir bürüyen ve asiliği elden bırakmayan firavunun herşeye rağmen o denizin ortasına girme sebebi de budur. hala içselleştiremediyseniz, hitler’in, saddam’ın, vb.nin milyonlarca insanın ölümüne acımasızca sebep olurken kendi sonlarını düşünememelerini örnek olarak kavrayabilirsiniz.

    peki bu soruları sormanın nesi hezeyan? insan merak edemez mi?

    -tabi ki merak edebilir, aklında bazı soru işaretleri oluşabilir hele de inanmayan birisiyse. ve neticesinde bu ve benzeri sorular gündeme getirilebilir. ancak nasıl? ilk olarak milyarlarca insanın inandığı, değer verdiği görüşleri alaya almadan, argo sayılabilecek ithamlarla bahsetmeden edebince, adabınca sorulabilir. ancak sözlüğümüzde insanların değerlerine açıkça sövmeyi ve alaya almayı huy edinmiş ateistler bu ve benzeri çirkin hareketlerle prim kasmaktan, ve kendi temelsiz görüşlerini sağlamlaştırmaya çalışmaktan başka birşey yapmamaktadır. üstelik bunu en ufak bir araştırma yapmadan ‘’ ya kesin öyledir’ diyerek yapmaktadır.

    neden cahil dedim?

    -çünkü bu olay tarihin ortalarında bir yerlerinde tek başına,kendiliğinden sebepsizce meydana gelmiş bir hadise değil. olayın öncesi ve sonrası, sebepleri ve siyasi tarihsel sonuçları düşünüldüğünde baş döndürücü sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. hal böyleyken konunun yalnızca dini argümanlar üzerinden malzeme yapılmaya çalışılması cahillikten öte birşey değildir.
    öncesini açıklayabildiğim kadar açıkladım peki ya denizin yarılması hadisesi sonrasında günümüzü ilgilendiren gelişmeler nedir?
    -onu da detaylı bir şekilde yazacak kadar şuan zamanım yok ancak en uygun zaman da kaleme almaya çalışacağım, ancak akıllarda biraz birşeylerin canlanması için şunları söyleyebilirim: nil’in batısına geçebilmiş ve özgüvenleri oldukça yerine gelen israiloğulları’nın hz.musa vefat ettikten sonraki durumları, mücadeleleri, bölgesel ve küresel dünya siyasetine ve ekonomisine ta o zamanlardan beri nüfuz etmeleri belki kafalarda bazı şeyleri canlandırabilir.
    olayın hepsi birbiriyle bağlantılı bir bütünden oluşuyor dedim ama hz.ibrahim’den bahsettiğim halde herhangi bir bağlantı kurmadım?

    -aslında denizin yarılması ve israiloğullarının karşı tarafa geçmesinin hz.ibrahim’le doğrudan ilgisi bulunmaktadır.
    ‘’andolsun ki biz, nuh’u ve ibrahim’i gönderdik, peygamberliği de kitabı da onların soyuna verdik. onlardan (insanlardan) kimi doğru yoldadır; içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.’’
    (mümtehine suresi 4. ayet)
    ‘’yoksa onlar, allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar? oysa ibrahim soyuna kitab’ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.’’
    (nisa suresi 125. ayet)
    görüldüğü üzere hz.ibrahim’in hz.ishak’tan olan soyuna birtakım görevler verilmiştir ve firavun tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş bu soya ilahi güç yardım etmiştir.

    ek not:

    şurasını önemle vurgulamak isterim ki, dünya genelindeki ateistlerin ülkemizdeki ateistlerle aynı zihniyetlere sahip olduklarını düşünmüyorum. dünya’nın farklı yerlerinde bulunan ateistlerin sorgulamadan, araştırmadan herhangi bir inanca ya da kutsal değere saldırdığına, hakaret ettiğine denk gelmedim. o zaman neden ülkemizdeki ateistler özellikle sözlükteki ateistler bu şekilde hareket ediyorlar?

    bence ülkemizdeki ateistlerin bu konuda ellerinden gelebilecek fazla birşey yok. bir şekilde sosyal, siyasal ya da kültürel olaylardan etkilenmiş insanlar çeşitli jakoben baskılara maruz kalmış ve görüşleri değişmiştir. yani biraz da ülkemizdeki ateistlerin aslında ateistliğin bile tam olarak ne olduğunu bilmediği söylenebilir. şuan ateistim diye sözlükte cirit atan yazarların çoğu aslında salt oryantalist olduğunun pek de farkında değiller. bundan dolayı arada kalmış zihniyet şemaları onları ahlaki, insani ve kültürel net bir tanıma sığdıramamakta bu da onlarda bir komplekse sebep olmaktadır. yani aslında çağ açıp çağ kapatan kavimler göçü’nün israiloğulları’nın göçünden farklı olduğunu söylemenin temelinde yatan sebebinde bu olduğunu düşünüyorum.

    birde konuyu yalnızca israiloğulları’nın göçü ve kızıldeniz’in yarılması olarak düşünmemek gerekir: nuh tufanı, habil kabil olayı, talut ile calut’un savaşları gibi pek çok dinler tarihi hadisesinin de dünya siyaset, kültürel tarihine yön verdiğini de söylemek, suya düşen damlanın oluşturduğu halkalar misali mümkündür. okudukça aydınlanmanız, aydınlandıkça aydınlatmanız dileğiyle..

    zorunlu edit:

    evet ne demiştik ateistlerimiz ne yazık ki ateistliğin ne olduğunu bilmiyorlar daha çok oryantalist kafadalar diye alın bir örnek hemen nasıl da düşüyorlar.

    --"koskoca bir entry yazıp, kızıldeniz'in yarılmasının nasıl olabileceğini simüle eden ama buna dair tek kanıtı dini metinler olan referanslarla gelip, ateistleri yola getirmeye çalışmak sadece kendini kandırmak oluyor."

    bak bak nasıl olabileceğine dair tek kanıt olarak ayet sunmuşum. evet okumaktan aciz olduğunuzu bu kadar kanıtlamanıza gerek yok mesela dikkatle baksaydınız en ünlü üniversiteler ve araştırma merkezlerindeki akademisyenlerin ve uzmanların konuyla alakalı bilimsel raporlarını ve makalelerini paylaştığımı görürdünüz. ama okumadınız çünkü inanan bir insan cahildir değil mi? beynini kullanmıyordur çok güzel böyle devam.

    edit devam:
    -- "allah tarafından mısır’a musallat edilen tufan, kurbağa, kan, veba, çekirge gibi felaketler" konusunda bahsettiğimiz bölgenin ne gibi özellikleri olduğu hakkında fikir versin diye şu linki paylaşıyorum:
    http://www.astrobio.net/…l-shift-shaped-the-sahara/

    bakın yazının edebi yönü eleştirilebilir hatta bilimsel yönü de ama bu arkadaşımız ya konuyu okumamış ya da ingilizcesi yok. bahse konu olan yerlerin hiçbirisinin sahra çölüyle bir ilgisi bulunmamaktadır. mısır firavununun hezimete uğramış olduğu topraklar tamamen nil'in kıyısındaki verimli topraklar olan süveyş halici'nde geçmektedir.

    --"sonuç? bilim diye referans verdikleriniz bilimsel temelli değil, dinsel metinleri bilimsel olarak anlamlandırma simülasyonu. iddialar mitolojik metinlere dayanıyor. döngüsel nedenselleştirmeiçinde debelenip duruyor."

    duygusal herhangi bir yaklaşım olmasın diye dünya çapında tarafsiz bilimsel araştırmalar gerçekleştiren abd atmosferik araştırmalar ulusal merkezi'ni örnek gösterdim bu bile yeterdi, daha diğer vermiş olduğum referansları saymıyorum bile ama görmekteyiz ki gerçekten nasa bile bütün bilim dünyası bile açıklama yapsa evet böyle bir hadise yaşanmıştır dese anlamayacaksınız.

    ayrıca yazı da ayetlerin, dini metinlerin olması eleştirilmiş bakın bu yazı birşeyleri gerçekten ögrenip bağlantı kurmak isteyenler için faydalı bir yazıdır. yoksa dünyadaki tek gerçeğin kendisi tarafından görüldüğünü düşünenler pek de faydalanamaz bu yazıdan.

    edit güncel: evet hiç şaşırmadığım gibi en sevgi pıtırcığı gibi görünen entryi giren ateist bile editlemiş ve oldukça düşmanca ve saldırgan bir üslupla tekrar inanç noktalarına saldırmaya başlamış:

    "musa'nın elinde asayla bir denizi ikiye ayırdığını, yine aynı asayı yere attığında asanın yılana dönüştüğünü kanıtlamaya çalışan birisinin yazdıklarını okumak, okuyana zuldür"

    evet yazımı okuyanlar demek istediklerimi anlarlar.ülkemizdeki ateistlerde tipik kişilik bozuklukların aşikarlığı göze çarpmaktadır. adam okumayı bırak araştırmalara bile göz atmak istemiyor neden çünkü belirtmiştim , sistem zayıf temel zayıf. evet dünya da milyarlarca insan içinde birtek kendilerinin düşündüklerini argüman üretebildiklerini sanarlar. oysa ki ateistken, ya da başka bir dindeyken islama inanmış milyonlarca insanın varlığını görmezden gelirler. ama kızmıyorum kesinlikle ve bu yaşananları onlar adına anlayabiliyorum. materyalist bir zihin şeması+jakobenist yaşam+ sekülerleşememiş düşünceler başka bir sonuçta verecek değil. aslında çok zayıfsınız ateistler çok nasıl korktunuz değil mi bilimsel olarak aslında her şekilde temeli olan ve hiçbir açığa sahip olmayan bir mucizenin gündeme gelmesinden. çünkü inananlar ile yaratıcı arasında bu bağ mucizeler olmadan da onlar bilimsel olarak ispatlanmadan da devam edebilir. oysa ki inananların mucizeleri bilimsel yönden ispatlandığında sizin bütün argümanlarınız bir bir çöküyör kendi içinizden bile sorgulayıcı sesler yükseliyor. tek yapmanız gereken içinizdeki faşiştliğe bir dur demeniz ve iç sesinizi hür bırakmanız. diğer debeistce zırvalarınıza olan cevaplarım da yazım da okumayı zul olarak görmezsen tavsiye ederim.

    ayrıca şunu da anlamıyorum hem inanmıyorsunuz hem de inanmadığınız ayetler üzerinden kendinizi savunuyorsunuz sizce de islam çok sefkatli bir din değil mi?
    devam edelim. çok güzel kafa he hz.ibrahim'in mucizeyi görmek istemesini şüpheye bağlamak. bak dikkat ettiğim kadarıyla sende aynı olaydan yakınıyorsun derdin buysa kardeşim ben de mucize görmek istiyorum öyle inanırım ancak diyorsan söyleyebilirsin bunu utanma. ayrıca kimse sizi şüphe etmenizden ya da inanmamızdan dolayı yargılamıyor. okuman varsa baştan sona baktığında yalnızca hezeyanlarınızla ilgilendiğimi ve olayı çarpıtmanıza karşı çıktığımı görürsün. yoksa size tebliğ gibi bir amaç gütmediğim yazının içeriğinde mevcuttur.

    evet şuan gerçekten şok içerisindeyim siz ateistler gerçekten zavallı yaratıklarsınız ne denilse az size ya... bakın şimdi tipik bir ateist üçkağıtçılığını ortaya koyacagim dikkat: daha yeni sireltoro denilen debeist ne demişti hatırlayalım: "musa'nın elinde asayla bir denizi ikiye ayırdığını, yine aynı asayı yere attığında asanın yılana dönüştüğünü kanıtlamaya çalışan birisinin yazdıklarını okumak, okuyana zuldür"

    evet gördünüz değil mi peki şimdi ne diyor bu suser bozuntusu? kendi yazılarını okumayı zul gördugu kisiden uzunca tatmin edici bir cevap bekliyor. ya be adam/kadın hic mi utanman yok hic mi içinden biraz olsun "ya birdakika daha yeni yazısını okumam dediğim adamdan cevap bekliyorum" diye birsey gecmiyor. ne tutarsız ne celiskili seylersiniz siz boyle ya size bu cevaplari vermekle biter mi sorularınız ? eğer bitecekse önce yazdıklarımı baştan sona okumayla başlayabilirsin.

    -- double1287 işte böyle güzel sekilde sorusunu yönelten, adabınca olaya yaklaşan suserlerde var. güzel sorusu için kendisine teşekkür ediyorum. sorunun cevabına gelirsek kızıldeniz hadisesiyle ilgili elimden geldiği kadar detaylandırmış olduğum yukarıdaki yazıda ve içeriğindeki linklerde sorunun cevabı mevcuttur. içselleştirerek okumak birçok soru işaretini de giderecektir.

    -- evet müstakbel bir ateistimiz daha teşrif ettiler, alengerli bir entariyle

    öncelikle evet imla ve dilbilgisi hataları olabilir. bunun da sebebi yoğunlukta ara ara girmiş olduğum entrylerden dolayı fazlaca kontrol edip düzenleyememden kaynaklanıyor.neyse gelelim entarinin derinliklerine.ne demiş bu zat. "lafı ne dolandırıyon söylesene bi kaç cümleyle" gibisinden bir laf etmiş. evet yazımı baştan sona okuyanlar birkez daha ateistler hakkındaki tespitlerimin doğruluğunu anlamıs olacaklar boşuna hezeyan demedim. bak sana 3 yaşındaki bir çoçuga anlatir gibi anlatcam öncelikle ya tam okumadin ya da okuduklarini anlamiyorsun. yazdığım yazı kızıldeniz'in ayrılmasının bilimsel noktaları ve bu hadisenin öncesinde yer alan ve sonrasını etkileyecek olan siyasi ve tarihsel süreç bu sürecinde ne kadar bütünsel ve bağlantılı bir şekilde gercekleştiğini ele aldım. ama uzun gelmiş bu beyfendiye/hanımefendiye kusura bakmayın size sorcaktım değil mi şundan da bahsedebilir miyim? diye. hayatınızda kitapta mı okumadınız siz hiç ya yazı olsa olsa en fazla 10 sayfalıktır.

    gelelim bilimsel yönüne olan eleştirilerine:
    ilk olarak o dediğin simulasyon haline getirilen modelleme ve üstünde durulan olasılıklar vermiş olduğum kaynakların yalnızca ikisinde geçiyor ve onlarında modelleme yapmalarının sebebi ikna edici delillere rastlamaları ve bilimsel olarak olayı gözlemlemek istemelerinden kaynaklanıyor. ayrıca okuduklarının yanında yine araştırma merkezine bağlı olarak hazırlanan bilimsel inceleme videolarını da izlemeni öneririm aydınlatır.

    ve tekrar diyorum ama hepiniz tekrar edip duruyorsunuz. size tebliğ yapmak gibi bir amacım yok yazıda da belirttim amacım: bu konu hakkında bilgi edinmek isteyenlere yardımcı olmak ve konu üzerinden cahilce dalga geçmeye çalışan saygısız ateistlerin yaptıklarının doğru olmadığını göstermek.

    hezeyan editi: evet sevgili sözlük ve değerli sakinleri geçen saatlerin ardından daha önceki öngörülerimin neredeyse hepsinin tuttuğu görülebilmektedir. tam da tahmin ettiğim gibi okumayı, araştırmayı seven güruh olarak nam salmış ve samimiyetsizlikleriyle doruk noktasına ulaşmış ateistleri görebilmek için şu başlık altındaki entarilere bakmanız yeterli olacaktır. gördünüz değil mi? kültür mantarı ateistler yazıyı okumadan nasıl da hakaretler edip, tek kelimelik bkz.larla işi savuşturuyor. işin ilginç yanı bu değil ilginç olan yanı inatla dini metinlerin kullanılmasının eleştirilmesi. çok güzel kafa gerçekten. yukarıdaki yazıyı okursanız ateistlere dair oldukça sağlam sosyolojik ve psikolojik analizlere ulaşabilirsiniz. ama benim o kadar vaktim yok derseniz. sizi ateistlerle ilgili sosyokültürel varlıkları hakkında ufak bir gezintiye çıkartacak şu yazıma yönlendirebilirim.

    peki hiç mi doğru düzgün konuyla ilgili entry giren yazar olmadı?

    tabi ki oldu. ki onlara en azından üstünkörü de olsa yazıyı genel olarak inceleyip, kaynaklara bir göz atmalarından ve onun üzerinden argüman geliştirmelerinden ötürü tesekkür ediyorum. hatta iceriğin kendisine celişkili geldiğini söylese de yapılan araştırmayı takdir eden suserleri de görmezden gelmek mümkün değil.

    şimdi gelelim kaale alınacak sorulara ve zihinlerde oluşan boşluklara:

    - cevaplandırılmayı hak eden bir üslup

    öncelikle yazar bilimsel yönden kendini en azından tatmin edici birkaç hususa rastlasa da tarihsel yönden eksiklikler keşfetmiş ve dinler tarihiyle, bilimsel olan tarihi harmanladığımı ve bunun yanlış olduğunu beyan etmiş.

    şunu çok rahat ifade edebilirim ki, endüstriyel gelişim ve sanayi devrimi'ne kadar olan bütün siyasi,askeri,ekonomik ve kültürel tarihte, dinlerin doğrudan doğruya etkisi vardır ve bu inkar edilemez.
    birkaç örnekle izah edeyim:
    -haçlı seferleri
    -talas savaşı
    -istanbul'un fethi
    gibi örnekler sayılabilir. şimdi ise yine mezhepsel ve dinsel çatışmaların veya kutuplaşmaların sona erdiğini söylemek pek de mümkün gözükmemektir. dolayısıyla milyarlarca insanın mensubu olduğu dinlerin tarihsel boyutunu, bilimsellikten ayrı tutmak çok da makul olmayacaktır.

    - evet sözlüğün meşhur din bükücüsü bilim paradoksu'da sonunda hezeyanlara intikal etti.

    bakın yalnızca ilk argümanından şimdi ateistlerin aslında ateistliği bilmediklerini onların yalnızca oryantalist, jakobenist bir bakış açısıyla kendi iç dünyalarını dışsallaştırdıklarını görebiliyor ibretle izliyoruz. neymiş hz.musa ya da bir başka tarihsel/dinsel bir kişi aslında hiç yaşamamış olabilirmiş. evet dünyanın en zeki analiziyle karşı karşıyasınız telefonunuzun ayarlarıyla oynamayın. vay be ne analiz ama mesela bir anda peygamberlerinin ve atalarının adı üstüne kurdukları israil devletinin milyonlarca vatandaşı gerizekalı ki hala hiç yaşamamış şahsiyetlerin etkisinden kalma vaadedilmiş toprakların peşinden koşuyorlar. ya da dinler arası mücadeleler, tarihe yön vermiş din savaşları aslında hiç yaşamamış insanların toplum tarafından uydurulmalarının. ya biraz tutarlı olun birazcık sadece şurada cahil insanlar olduğunu zannedip bol keseden yuvarlamayın. bir defa iddia edilen baştan sona çelişkilerle dolu:

    öncelikle yahudiliğin bir din ve ırk sentezli tarihsel bir olgu olduğu unutulmamalıdır. yani dinden öte onları bağlayan husus kendilerinin ırklarıdır. çünkü dinleri ve gelenekleri evrensel değil lokalizeydi.

    ikincisi bak ırk diyorum ırk yani adamlarda soy bağı var yakup'un oğulları, torunları. nitekim her tarihsel kişiliğe aslında yaşamamıştır açısıyla bakacaksak. fotoğrafı ve videosu bugüne ulaşmamış herkesi yok saymalıyız ki bu da ne kadar mantıkla uyum sağlar oldukça düşünülesi.

    --gelelim akademisyenlerin magazinsel iddialarına ve papirüsün falan tarihi metinlerin sorgulandığı diğer hezeyanlara.

    bak popülerleşme evresi içinde kalmış ve sözlüğün sayfalarını sıkışmış, hücresel bilim analizlerinden bile yoksun, habersiz suser. hayatında asla tanımadığın, çalışmalarına, araştırmalarına göz atmamış olduğun ve harcadıkları emeğin ne olduğunu bilmediğin onlarca bilimadamına şuan şuursuzca saldırmakta ve bilimsel bir veri sunamamaktasın. yalnızca araştırmalarını raporlaştırdılar ve her yerde yayınlatabildiler diye kuduruyorsun. bence bilimadamlarına karşı hissettiğin hazımsızlık problemlerini bir gözden geçir ve psikolojik destek almaktan da çekinme.

    aslında bunlar üzerine hiç devam etmemeliyim senden ama yalnızca bilimsel kavramları ögrenip argüman üretmeye çalışan birisinin yanıldığını göstermenin de kamusal bir vazife olduğunu düşünüyorum. devam ettiğin o hezeyanlar var ya hani, kaynaklar, papirüsler, bulgular deliller. ha o deliller baştan sonra okumaya tenezzül etmediğin ve izlemeye tahammül gösteremediğin videoların ve linklerin içinde.

    ve birazda çoğunluğun aklında olan soru işaretlerini tartışalım

    -kanıtların dini

    hayır kaynakla anlatımı birbirine karıştırıyorsunuz. bahsetmiş olduğum kanıtlar arasında hiçbir dini kitabı gostermedim. yalnızca bilimsel çalışmaları ve belgeselleri kanıt olarak sundum. ancak anlatırken zihine yerleşmesi amacıyla dini metinleri de serpiştirdim. ve bu yazının ilk kısmını ilgilendirmekte. ateist hezeyanlarını değil.

    - beni müslüman yapamazsın

    kardeşim sen aklını otobüse binerken durakta falan mı unuttun? ya da ceketi giyerken vestiyerde falan mı asılı kaldı?
    sence şu yazının başında sonuna kadar tebliğ ya da dini davet tarzı bir cağrıya ya da usluba rastladın mı? senin müslüman olmanı elbet isterim ancak sadece isterim senin görüşlerine saygı duyarım benimkilere duyduğun müddetçe. ve bu yazıda da kesinlikle öyle bir amacım yok.

    -olası ihtimaller üzerinde duran bilimadamlarının, olayı anlamak için projelendirdikleri çeşitli taslaklar üzerinden km hesabı yapıp, basınca varana kadar hesaplayan adam gibi adamlar alkış. öncelikle arkeoloji ve tarih bilimi sürekli gelişen yeni bulgular edilen bilimlerdir. ve sürekli yasanmış yeni bir fizik olayı ya da mekanize bir hadise vuku bulabilir. nitekim bilimadamlarının yapmış olduğu çalışmanın neticelerini anlayabilmeniz için oncelikle yazıyı iyice okuyup, videoları izlemeniz gerekmekte. ondan sonra netleşecek zihninizde canlanacaktır. suların derinliği ve rüzgarın hızı konusundaki bilimsel yaklaşımları ne yazık ki detaylı incelemediğinizden dolayı anlamamışsınız.

    -sen okumadın bu paylaştıklarını

    evvela ateist onyargılarından birisi daha hayır okudum ve gayette keyifli bir şekilde zamanım geçti. bunun yanısıra daha önce okumuş olduğum metinlerden yararlanarak yazarken daha da içselleştirebildim ve konuya hakim oldum. ayrıca videolar gerçekten mükemmeldi. özellikle deniz içerisinden çıkarılan o güzide tarihsel eşyalar çok etkileyiciydi.

    -dini metinler olmazsa yazamazdın hayalperestsin.

    öncelikle dinler tarihini ve tarihsel metadolojiye hakim olan birisi iyi bilir ki eski ahit ve diğer dinlere ait kitaplarda olan herşey yüzde yüz çelişkili ve yalan değildir. nitekim burada ki olayda da gerek islam alimlerinin gerek kur'an-ı kerim'in gerekse de eski ahit' in değiştirilmeyen yerlerinde uyumlu bilgiler kullanılmıştır ve bunda titizlikle hareket edildiğinde bir sakınca oluşmamaktadır.

    -error

    yanlış yerden başlamışsın.

    durumu olmadığında okumamış yazımı

    bence sen yazının yazılma amaçlarını yazmış olduğum paragrafları bul ve oku. ondan sonra bunun hem bir bilgilendirme yazısı olduğunu hem de ateist hezeyanları ve çarpıtmalarının ne kadar çarpık zihniyetler içerisinde zuhur ettiğini kavra. ardından da bilimsel paradigmalar arasına sıkışmış çaresizlik hallerinize sürreal çözümler bulmaktan vazgeç ve gerçeklerle yüzleş. bu zor olmamalı. size inanın demiyorum yalnızca bilimsel veri gördüğünüzde saygı gösterin ve araştırın diyorum.

    dikkate değer bir yaklaşım.

    düzeltme editi:

    dikkatli bir yazar sayesinde, benim de dikkat etmediğim, gözümden kaçan ve yanlışlıkla prof.dr bucaille hakkında iki ayrı yere girmiş olduğum bilgi düzeltilmiştir.

    -arkadaşlar konunun tam anlamıyla netleşmesi ve gerçekten okumaya vakit bulamayan yazarlar için ufak bir bilgilendirme geçmek istiyorum. paylaşmış olduğum bilimadamlarından doron nof'un dinlere karşı olan objektif bakışını araştırırsanız bulursunuz. ben yine de son kez detaylı olduğunu düşündüğüm ve akıllarınızda olayı netleştirecek birkaç bilimsel detayı daha aktarmak istiyorum.

    -bu amerikan atmosfer araştırmaları merkezi'nin simulasyon-olay uyumuyla ilgili makalesi

    -bu en kapsamlı araştırması özellikle bu araştırmaya dikkat etmenizi öneririm. özellikle tsunami ihtimali üzerinde duran doron nof'un lineer hesaplarıyla olayın dalgasal ritimler üzerinden modellemesi uyuşmakta ve yer uyumu gibi istatistikleri de yer almaktadır. daha çok deniz içindeki su kırılmasının lokalize olarak adım adım tsunamik hareketlerle açıklanması oldukça etkileyici.

    bu video makalelerde olan bilginin az çok modellenmiş hali

    özellikle bu videonun modellemeyi en sağlıklı bir şekilde sağladığını düşünüyorum.

    not: demek istediklerimi tam anlamıyla kavrayabilmek için yazının tümünü okumak, daha önceki paylaşmış olduğum makale ve video serisini izlemek oldukça önemli olacaktır.

    konunun devamı niteliğinde: burdan

    tüm bunlarla beraber ateistlerin kendilerini tekrara düştüklerini görüyor ve ibretle, hayretle izlemeye devam ediyorum. saygılar..
131 entry daha