şükela:  tümü | bugün
17869 entry daha
  • 1960'lı yıllarda nörobilimci paul bach-y-rita, babasının geçirdiği inmeden sonra çok hızlı bir iyileşme göstermesi üzerine, beynin dinamik biçimde yeniden düzenlenme potansiyeline hayran kalıyor. ve görme engellileri yeniden görüşe kavuşturabilir miyim diye düşünmeye başlıyor.

    düşüncesinin temelinde "beyin, bir duygunun yerine yenisini koyabilir mi?" sorusu var. bunun üzerine görme engelliler için dokunsal bir gösterim sunmaya karar veriyor.
    kişinin alın bölgesine yerleştirilmiş bir video kameraya gelen video bilgisi, sırtta yer alan ve ufacık titreşimler veren bir dizgiye bilgi olacak şekilde dönüştürülüyor.

    görme engelli deney katılımcıları bu görsel-dokunsal değişim gözlüklerini takıp bir hafta kadar ortalıkta dolaştıktan sonra, yeni bir ortamda yönlerini bulmada oldukça başarılı oluyorlar. sırtlarında hissettiklerini yön bilgisine çevirebiliyorlar. yani dokunsal girdiyi alıp, o sayede "görmeye" başlıyorlar. yeterince pratik yapıldıktan sonra bu dokunsal girdiler, çevrilmeye ihtiyaç duyan bilişsel bir bilmece olmanın ötesine geçerek dolaysız, direkt bir duyum haline geliyor. yani aslında görmeden görebiliyorlar, farklı bir biçimde görmeyi öğreniyorlar.

    bu çalışmanın çıkış noktası, beynimiz kafatasının içinde mutlak bir karanlıkta olmasına rağmen bizim görebiliyor olmamız.
    görme duyumuz farklı kablolardan geçen milyonlarca sinirsel uyarıyla taşınıyor. aslında beyin gerçekte hiçbir şey görmüyor. tek bildiği ona gelen bu küçük sinyaller. oysa biz buna rağmen dünyayı ışık ve renklerin bütün farklı dereceleri ve tonlarıyla algılıyoruz. beynimiz karanlıkta ama zihnimiz ışığı kurgulayabiliyor.

    uyarılar, gözden, kulaktan, ağızdan nerden gelirse gelsin bu beyni hiç ilgilendirmiyor. uyarılar hareketlerimizle tutarlı biçimde ilişkilendirilebilir olduğu sürece beynimiz görme algısını inşa edebiliyor. (bence tam bu noktada beyin denilen 1.5 kglık organa bir tapınma, bir kurban adama, işte hayranlık belirtecek ne varsa onu yapmanın tam vakti)

    erik weihenmayer, retinoşizis denilen ender bir göz hastalığıyla dünyaya geliyor ve 13 yaşında görme duyusunu tamamen kaybediyor. kendisi aynı zamanda 2001 yılında everest dağına ilk tırmanan görme engelli oluyor. (adını öğrendikten sonra biraz araştırınca okyanusya'nın en yüksek dağı olan puncak jaya dağı'na da 2008 yılında tırmandığını öğrendim.* ayrıca türkiye'ye gelip ağrı dağında da zirve yapmış)

    erik weihenmayer artık tırmanışlarını 600 minik elektrot içeren ve brainport adı verilen bir levha parçasını ağızda taşıyarak gerçekleştiriyor. ilk çalışmada dokunsal olarak görüyorken burada ise dil aracılığıyla görme işlemi sağlanıyor.
    dil, normalde bir tat alma organı olduğu halde, yüzeyine karıncalanma duygusu veren bir elektrot levhası yerleştirildiğinde, taşıdığı nem ve yarattığı kimyasal ortam sayesinde kusursuz bir beyin-makine arayüzü haline geliyor.
    levha, video girdisini bir elektriksel uyarı örüntüsüne çevirerek dilin normalde görme duyusuna atfedilen, uzaklık, biçim, hareket doğrultusu ve boyut gibi özellikleri algılamasını sağlıyor. (bu noktada az önce beyin için yaptığımız alkış ve adakları bilim insanları için x1000 şeklinde yapmamız gerekiyor. şu an saygı duyuyor ve ağlıyorum. bir de rica ediyorum şu otizm çalışmalarına biraz daha ağırlık verelim.)

    başlarda görme engellilere yardımcı olmak için geliştirilen bu tekniğin yeni uygulamalarında dil levhasına kızılötesi ve sonar girdileri de verilmeye başlanmış ve böylece dalgıçlar bulanık sularda görebiliyor, askerler karanlıkta 360 derecelik görüşe sahip olabiliyor, hayat bayram oluyor.

    kaynak: david eagleman / incognito (beynin gizli hayatı) / beyinle görmek bölümü sy: 40-41-42*
562 entry daha