şükela:  tümü | bugün
208 entry daha
  • forvet hattına yapılan soldado transferi sonrası gözlerin ofansif ortasahaya çevrildiği fenerbahçe’de giuliano isminin ön plana çıkması, ben arfa’nın sorunlu bir oyuncu olabileceğine dair emareler ve lima’nın transfer edilmesi zor bir oyuncu olduğunun anlaşılması sonrası, taraftarlardan olumlu karşılık görmüştü.

    fenerbahçelilerin kalplerinden bir türlü atamadıkları, unutamadıkları eski sevgilileri alex de souza’nın ardından, alex gibi coritiba topraklarından kopup gelmiş, brezilya milli takımının 10 numaralı formasını sırtına geçirmiş ve alex’in fener’e geldiği gibi 27 yaşında fener’e imza atan giuliano’nun gelişi, taraftara eski, sportif başarılarla dolu günleri hatırlatmıştı.

    sağlık kontrolünden geçtikten sonra, basının önünde imza atmak üzere istanbul’a gelen giuliano şaşkınlığını gizleyemiyordu. alıcı gözüyle istanbul’a baktığında istanbul’un ne kadar güzel bir şehir olduğunu fark etmişti. fenerbahçeli idarecilerin, kulüp tesislerini, kendisine tahsis edilen evi ve sponsor firmadan verilen arabayı gösterdiği giuliano mest olmuştu.

    transferinin sona yaklaştığı günlerde, zenit’teki eski hocası, bugünün türk milli takımı hocası olan mircea lucescu ile telefonda görüşmüş ve fenerbahçe’nin teklifini hiç düşünmeden kabul etmesi tavsiyesini almıştı. konuştuğu herkesin istanbul ve fenerbahçe ile ilgili olumlu görüş bildirmesi giuliano’nun karar verme sürecini epey hızlandırmıştı. istanbul’a iner inmez, istanbul ve fenerbahçe hakkında anlatılanların hepsinin gerçek olduğunu kendi gözleri ile görmüş ve beklentilerinin de üstünde bir ortamda bulmuştu kendini.

    aklından bunlar geçen giuliano, yeni takımının sezonun ilk maçı için izmir’e gittiğini duyunca bir çılgınlık yapmaya karar verdi. yetkililerle konuşup kendisine izmir’e giden ilk uçaktan yer ayırtmalarını istedi. seyircisiz oynanacağını öğrendiği maçta takım arkadaşlarına sürpriz bir destekte bulunacaktı.

    apar toper kendisine bir bilet alındı ve havalimanına bir araç ayarlandı. fenerbahçe’nin çiçeği burnunda 10 numarası, daha şimdiden farkını ortaya koymaya başlamıştı.

    izmir’e indiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. burası da en az istanbul kadar güzel bir şehirdi. türkiye’nin güzellikleri hakkında bir sürü övgü işitiyordu ama bu kadar güzel bulacağını tahmin etmemişti. onu oyuncuların kaldığı otele doğru götüren aracın sürücüsü otomobili harekete geçirmeden önce, berideki büfeden iki tane boyoz, iki tane de gevrek kapıp gelmişti. izmir’in bu vazgeçilmez lezzetlerinin kokusu arabayı ele geçirmiş, giuliano’nun karnını acıktırmıştı. kendisine eşlik eden tercümanına, ne olduğunu bilmediği ama kokusundan nefis olduklarını düşündüğü bu yiyeceklerden denemek istediğini söyledi. aracın sürücüsünden rica ettiler ve o da kendine aldığı bir boyuzu bir de gevreği giuliano’ya uzattı. giuliano boyozdan aldığı ilk ısırıktan sonra kendinden geçti ve bir kaç lokmada koca boyozu mideye indirdi. gözüne diğer elindeki gevreği kestirdi ve onu da silip süpürmesi uzun sürmedi. türkiye’de yemek kültürünün dünyada bir numara olduğunu duymuştu ama daha ilk gününde, eften püften bir büfeden alınmış boyoz ve gevrek ile kendinden geçiyorsa, ilerleyen günlerde kimbilir neler yiyecekti. fenerbahçe’yi ve türkiye’yi daha şimdiden çok sevmişti.

    fenerbahçe kafilesinin kaldığı otele giden yolda sürekli camdan dışarıya, insanlara ve izmir’e bakıyordu. sokakta büyük bir özgüven ile yürüyen birbirinden güzel kızlara şaşırmıştı. o sırada yanındaki koltukta oturan ve telefonla konuşan tercümana türk kızları hakkında bir şeyler sormak ve biraz daha havadan sudan konuşmak üzere kafasını çevirdi ama sonra vazgeçti. merak ettiği soruların cevaplarını almaya değil, takıma odaklanmalıydı.

    takım otobüsünün girişe park ettiği otele geldiklerinde heyecanlıydı. bu duruma kendi de inanamıyordu ama takım arkadaşları ile karşılaşacağı için midesinde kelebekler uçuşuyordu. tercümanı ile birlikte içeri girdiler. tercüman, kimsenin geleceklerinden haberdar olmadığından, kendisinin az ilerideki toplantı odasında beklemesini rica etti. giuliano tamam anlamında başını salladı ve tercümanın işaret ettiği odaya doğru ilerledi. büyükçe olduğunu tahmin ettiği odanın kapısını açtı. içerisi zifiri karanlıktı. arkasına, sağına soluna baktı etrafta kimse yoktu. karanlık odaya girmek üzere yavaş ve çekingen bir adım attı. elektrik prizini el yordamıyla buldu ve ışığı açtı.

    sürpriz!!!

    tüm fenerbahçeli oyuncular, teknik kadro, idareciler hepsi odanın ortasında yer alan uzun masanın arkasındaydılar. masanın ortasında kocaman bir pasta vardı. “welcome to fenerbahçe” yazıyordu pastanın üzerinde. yeni katıldığı takımına ilk maçlarında destek vermek için izmir’e sürpriz ziyaret planlamış giuliano’nun otele geleceğini öğrenen fenerbahçeli futbolcular, sürprize sürprizle karşılık vermişti. giuliano’nun mutluluktan ağzı kulaklarına varmıştı. bu nasıl bir takımdı böyle?

    kendisin otele getiren tercüman da masanın arkasına geçmiş giuliano’yu alkışlıyordu. giuliano daha ilk günden, fenerbahçe’ye katılarak ne kadar doğru bir karar verdiğini anlamıştı. alex de souza’nın da ona söylediği gibi, fenerbahçe’nin insanda unutulmaz anılar bıraktığından hiç şüphesi kalmamıştı.

    giuliano takım arkadaşları ile birlikte sahaya çıkmak için sabırsızlanıyordu. kendisi için hazırlanan pastanın hemen yanındaki boyozları ve gevrekleri görünce, yaşadıklarının gerçek olamayacağını, kesin cennete geldiğini düşündü.

    giuliano fenerbahçe’ye hoş gelmişti, taraftarın gözü yollarda kalmıştı. giuliano bu beklentinin karşılığını fazlasıyla gösterecek ve fenerbahçe tarihindeki unutulmaz performanslardan birine imza atacaktı.

    -----
    benzer öyküler için: (bkz: gurlino'nun kısa hikayeleri)
1046 entry daha