şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
17897 entry daha
  • 'sanat tarihi'nin asında dönemin sosyo-kültürel (özellikle de dini ve politik) ve ekonomik durumunu hakkında ve hatta farklı tarihlerde hayat bulmuş devletler arası ilişkileri anlamak adına; hatta ve hatta şehir planlaması geleneklerini anlamak adına ne denli önemli olduğu. şimdi size yunanistan'dan istanbul'a; uzanan favori hikayelerimden birini anlatacağım, altı üstü bir sütun başından bakın neler neler çıkacak.

    efendim, atina'ya üç saat uzaklıkta; zeytin bahçeleri arasından tırmana tırmana gittiğiniz 'delfi' adında bir şehirde; 'delfi kahini' yaşar ve apollon ile iletişime geçerek kehanetlerde bulunurmuş. bahsettiğim dönem, delfi'nin dünyanın merkezi sayıldığı antik yunan dönemi. apollon bu ya, öyle 'ben ne vakit evleneceğim' gibi sorulardan çok 'bu savaşı hangi devlet kazanır' gibi daha büyük ve ağır top kehanetlerle uğraşıyor. her kutsal mekan ziyaretinde olduğu gibi delfi'ye gelirken de kehanet talep edenler hediyeler getiriyor, e konu apollon olunca ve böyle büyük kehanetler söz konusu olunca hediyeler de büyük oluyor. bugün delfi'ye giderseniz, tapınağa çıktığınız kıvrımlı yolun sağında ve solunda, hediye odacıkları göreceksiniz. bunlar birer oda büyüklüğünde, minyatür tapınak şeklinde görünen yapılar. her şehirden gelen (şehir devlet) ziyaretçiler, hediyelerini ilgili odacığa bırakıyorlar. mesela ben atina'dan gelen bir ziyaretçiysem, getirdiğim altın heykel hediyesini atina odacığına (ki en zengin ve büyüğü atina odacığı) bırakıyorum. bildiğin açık hava müzesi. günümüzde kalmamasına üzüldüğüm şehir planlamalarından... neyse.

    kahin dediğimiz kişi, defne yaprağı yakarak transa geçip apollon'la konuşan genç bir kadın aslında. kadın 'tripod' adını verdiğimiz bir üçayaklı üzerine oturuyor bu trans sırasında. kafasında canlandıramayanlar için görsel. 'dünyanın merkezi' diyoruz delfi'ye, 'apollon' diyoruz; eh, üçayaklısı da gösterişli olacak, değil mi?

    fakat bugün delfi'ye gittiğinizde apollon tapınağının olduğu yerde (ya da delfi müzesinde) mevzubahis üçayaklıyı göremezsiniz. neden?

    antik yunan devri tarih olup roma dünyanın parlayan yıldızına dönüştüğü vakit, bilirsiniz, doğu ve batı roma olarak politik bir bölünme yaşandı. politik bölünmenin gerisi de geldi ve doğu roma bugün 'bizans' olarak andığımız bağımsız bir hale büründü. fakat bizim 'bizans' olarak andığımız toplum, sizce o dönemler kendilerini nasıl tanımlıyorlar? 'yunan'. (çoğunlukla) yunan kökenini sahiplenerek tarihlerinin güçlü olduğu vurgusunu yapıyorlar. örneğin istanbul kurulduğu vakit, istanbul'u devletin gücünün bir sembolizmi haline getirmek için, antik yunan döneminin en meşhur ve önemli nesnelerinden biri olan delfi üçayaklısını istanbul'a getiriyorlar. bu bir politik gösteriş ya, hipodrom'un en ortasında, 'spina' adını verdiğimiz yere yerleştiriyorlar bu üçayaklıyı. hani ana yollarda sağ ve sol şeridin ortasında, bu iki şeridi ayıran bir bölme olur ya; içinde çiçekler ve ağaçlar olur. spina da hipordromun tam ortasnda bu işlevi görüyor. on binlerce kişilik hipodromdan bahsediyoruz tabi, kocaman bir spina! bildiğimiz açık hava müzesi kıvamında, mısır'dan gelen dikitler mi dersin, çeşmeler, heykeller mi dersin, delfi üç ayaklısı mı dersin...

    velhasıl bizim üçayaklı, pagan kültürünün dini bir sembolü iken birdenbire ortodoks bizans devletinin yunan kökenini sahiplenen politik bir sembolü oluveriyor.

    bilmeyenleriniz vardır; bizans dönemindeki hipodrom; günümüzün sultanahmet meydanı. meydanın altında koskoca bir hipodrom hala sapasağlam durmakta. meydan'dan küçük ayasofra'ya doğru aşağı inerken, u şeklindeki hipodrom'un kıvrılan kısmına ait duvarları hala görebilirsiniz. bu bilgi sizi şaşırttı mı? öyleyse bir de şunu dinleyin. bahsettiğim spina, şu an sultanahmet meydanı'nın tam ortasındaki bölme, hani şu dikilitaş'ın olduğu... zaten meydanın ortasında neden öyle kocaman bir dikilitaş olsun, değil mi? işte şimdi sizde taşlar yerine oturdu...

    delfi üçayaklısı mı? bildiğiniz yılanlı sütun...

    yetinemeyenler için bonus: efendim, bizans'tan dem vurmuşken istanbul-venedik ilişkisi ve haçlılara değinmeden elbette olmaz. bilmeyenleriniz vardır, haçlı seferleri sırasında bizans'ın başkenti istanbul'dan kaçırılan pek çok şey günümüzde venedik'te. hatta sırf somut materyaller değil, bizans istanbul'unun mimarisinin izlerini venedik'te rahatlıkla görebilirsiniz, ki bu çok etkileyicidir bence. hal böyleyken, bu güçlü bağın içinde nasıl oldu da yılanlı sütun kaçırılmadı ve hipodrom'da kalabildi, beni düşündüren bir şeydir bu. lojistik bir zorluğu yok, zira neler neler sökülüp götürülmüş, istense kolaylıkla götürülebilirdi. işte böyle düşüncelere gark ediyor insanı altı üstü bir üçayaklı.
18611 entry daha

hesabın var mı? giriş yap