şükela:  tümü | bugün soru sor
166 entry daha
  • akıcı bir üslup, temiz bir türkçe kullanan, hiçbir zaman kelime oyunlarına ve süslemenin şehvetine kanmadan sadece insana ait olanı bulup ortaya çıkarmaya çalışan, yapıtlarında içinde doğup büyüdüğü yaşadığı insanların dertlerini, sıkıntılarını, sevinç ve coşkularını, gözden uzak olanı yakınlaştırırcasına okurunun belleğine işleyen türk edebiyatının en velut yazarlarındandır. türk romancılığında orhan kemal'i zirveye yerleştirmek zorlama olur ancak orhan kemal isminin anılmadığı, eserleri hakkında en azından birkaç kelam edilmediği bir türk edebiyatı tarihi çöpten başka bir şey olmaz.

    orhan kemal'in edebi anlamda iki büyük mahareti ve gücü vardır:

    birincisi, yarattığı hissiyat ve atmoserle okuyucuyu romanın içine sokması ve onu da hikayenin fiziksel etkilerine maruz bırakmasıdır. örneğin 72. koğuş romanındaki adembabaların açlığını sayfalar dolusu betimlerken sofradan kalkıp kitabının başına oturan okuyucunun bile o satırları okurken karnının guruldaması şaşırtıcı değildir. öyle güçlü bir etki yaratır ki orhan kemal, okur da adembabalarla birlikte tencerede et yağı ile salçanın yarım kilo kuşbaşıyla buluşmasını ve kuru fasulyenin kırmızı bibere bulanıp tencerede kaynatılmasını ağzının suları akarak izler/dinler/okur. iştahla yenen yemeğin ardından karakterler öylesine iştahla tüttürürler ki cigaralarını sigara kullanmayan okurun bile canı çeker. yahut klimanın altında serin bir oda da bereketli topraklar üzerinde'yi okuyan okur, kızgın güneşin altında kavrularak patoza harman dolduran ırgatlatlarla birlikte kavrulur ve o sıcakta boğulduğunu hisseder. işte bu etki, yazarın atmoseri sunmasındaki yeteğinden kaynaklanıyor.

    ikincisi ise orhan kemal'in kendi evrenini yaratmasıdır.bu evren star wars ya da tolkien evreni gibi bambaşka bir kainatta başka bir yaşam formu ya da başka bir sosyal düzenek yaratımı değildir elbette. orhan kemal, içinde yaşadığımız ülkenin tanıdığımız insanlarıyla kendi bakış açısı doğrultusunda bir evren kurar ve bizler de onun romanlarını okudukça onun dünyasına daha aşina hale geliriz. örneğin hanımın çitliği romanın'da bir çukurova ağası ve ailesinin hikayesini izlerken fonda çukurova tarlalarında çalışan ırgatları görürüz. o ırgatların hayatlarını okumayız bu romanda. ancak bu romanı bereketli topraklar üzerinde romanından sonra okursak, o ırgatların hayatlarını, psikolojilerini ve yaşam şartlarını biliyor olarak okuruz ve o dünyaya daha hakim ve aşina bir şekilde romana adapte oluruz. bir başka örnek de murtaza romanından. romanda murtaza'nın küçük oğlu hasan bakkaldan ekmek çalar. bakkal mahkemede şikayetçi olmaz ancak murtaza bunu oğluna yediremez ve oğlunun ceza almasını ister. ancak biz okurlar da hasan'ın ceza almasını, hapse girmesini istemeyiz. çünkü 72. koğuş romanını okuduğumuzdan dolayı biliriz ki orhan kemal evrenindeki hapishane, korkunç derecede pis ve iğrenç insanlarla dolu; açlığın, sefaletin ve işkencenin kol gezdiği öldürücü bir mekandır.

    işte bundan dolayı orhan kemal romanlarını defalarca okumak demek, onun zihnindeki dünyaya girip yeni insanlar keşfetmek; o yeni insanların zaaflarına ya da erdemlerine, nefislerine yenik düşmelerine ya da onurlu bir şekilde dimdik durmaya çalışmalarına şahit olmak demektir. bir türk romanı okuyucusu, liyakatı sağlayan edebi bir okuyucu ise önünde sonunda bir şekilde orhan kemal ile yolu kesişir.
25 entry daha