şükela:  tümü | bugün
30 entry daha
  • biliyorum kızgınsın bize.

    seni niye orada bırakıp kaçar gibi gittiğimizi uzun yıllar anlayamayacaksın. sen belki bunu okuyuncaya kadar, belki de daha iyimser olayım, yeni annen anlayacağın yaşa geldiğinde olanları anlatıncaya kadar niye böyle olduğunu bilemeyeceksin. yeni annen çok iyi bir insan. seninle irtibatımızı kesmeyeceğine inanıyoruz. seni bu ayrılığa hazırlayan değerli çocuk psikoloğu büyüğümüz, bizi de hazırlamıştı bir yandan. bu bir ölüm değil, sadece ayrılık. boşanan eşlerin çocuklarını görme süreci gibi bakın bu olaya demişti. bu sözleri seni bağrına basan yeni annene de söylediğini biliyoruz. o sebeple, muhtemelen görüşmeye devam edeceğimiz için, sana belki biz anlatacağız. dinlemek istemesen bile, büyüdüğünde bu mektubu okuma ihtimalini düşüneceğim hep…

    şimdilik başka sebeplerle, yani özelde senin anlayacağını düşündüğümüz uyduruk bir sebeple ayrılığımıza bir ad koyduk; yeni evin okuluna daha yakın olduğu için artık orada yaşayacaksın...

    bugün, yani 29 eylül 2017 günü seni yeni koruyucu ailene teslim ettik. 3 yıl 4 aylık beraberliğimiz bugün sona erdi.

    bir insan kendi biyolojik evladını kaybettiğinde ne hissederse ondan daha fazla hissettik ayrılık acısını. annemi kaybettiğimde sanırım bu kadar üzülmemiştim. ölsen, derdik ki takdiri ilahi böyleymiş. ama ölmedin çok şükür. yine seni görebileceğiz, bağrımıza basabileceğiz ama artık başkasının kızı olarak...

    bizi yakan, ciğerimizi paralayan şey, senden ayrılmanın saçma sapan, rezil bir sebeple olması.

    peki...

    anlatayım...

    bundan bir yıl önce, asla bir tarafında olmadığım ve olmayacağım, geçmişimin hiçbir döneminde en azından gönül bağımın bile olmadığı birilerinin yaptığı rezillikler nedeniyle memuriyetten ihraç edildim.

    yani bunun detayına girsem şimdi, filmlerde görsen inanmayacağın şeyler oldu bu ülkede halen de oluyor. inşallah sen bunları anlayacak yaşa geldiğinde bunlar bitmiş ve gitmiş olur.

    neyse...

    ihraç edildim ama yıkılmadım çok şükür. derhal iş aramaya başladım ve biraz uzun sürse de buldum. artık devlet kapısı kapalı, özel sektör benim gibileri işe alma durumunda başına bin bir türlü belanın geleceğini bildiği için, başvurularıma olumsuz cevap veriyor, pasaportuma el konduğu için yurt dışında iş arama imkanım yok, sigorta yapılamadığı için kayıtlı olarak hiçbir yerde çalışma durumum yok. en son, dostların sayesinde farkına vardığım bir işi yapmaya başladım. çeviri büroları için serbest çevirmenlik yapıyorum artık.

    atlattık o krizi çok şükür. ihraç edilmemden sonraki bir yıl içinde artık tekrar düzenli bir gelirle evi çevirmeye başladım. hatta bu son kurban bayramında kurban kesmek de nasip oldu yani, o derece.

    tam da düzenimizi ve geleceğimizi buna göre şekillendirme kararı almıştık ki, geçen hafta aile bakanlığından iki tane uzman geldi ve bakanlığın bizimle benzer durumda olan koruyucu ve evlat edinmiş ailelerdeki çocukları geri alma kararı aldığını ve bizim de iki gün sonra seni teslim etmek üzere hazırlamamızı söylediler.

    kuzum, canım yavrum, sen bizim kızımızsın, bakma sen onların dediklerine, genlerini bizden almasan da her şeyinle bizim canımızsın. biyolojik ailen değiliz ama ilk aileniz, senin aileniz. sen henüz 5 aylıkken, devlet koruması altındaki çocukların bulunduğu yurttan, koruyucu ailen olmak suretiyle alıp bağrımıza bastık seni.

    iki ablan daha var biliyorsun. onların da teşvikiyle koruyucu olmaya karar verdik. aslına bakarsan ben, annen ilk kez "biz de koruyucu aile olalım" diye teklif ettiğinde karşı çıkmıştım. "ya, öyle bir sorumluluğu alamayız" demiştim. korkmuştum aslında. ablaların da ısrar edince peki demiştim.

    ailemize nasıl katıldığınla ve nasıl yüreğimizin en ince yerine kadar sızdığınla ilgili bilgileri daha önce yazmıştım, okumak istersen eğer, burada:

    davet üzerine yurda gittiğimiz ilk gün tanıştırdılar seninle. çatık kaşlı, ses çıkarmaz, gülmez ama güzel mi güzel, fındık yüzlü bir bebek verdiler kucağımıza. daha önce iki tane çocuk yetiştirmiştik ama bu bambaşka bir şeydi. hamilelik, doğum gibi zorlu süreçler yaşamaksızın dünyalar güzeli bir bebeğimiz olmuştu.

    gülmüyordun, tepki vermiyordun, sadece bize çatık kaşlarınla dik dik bakıyordun. ve bizim yüreğimiz senin o dik bakışlarında eriyip akmıştı. o anda bizim canımız olmuştun.

    prosedür gereği seni hemen alıp evimize götüremedik. alışma süresi diye bir safha varmış. 15 gün boyunca sürekli gidecekmişiz, orada seninle olan ilişkimizi gözleyecekmiş uzmanlar. biz sürekli gittik ve her seferinde sana daha da bağlandık. bir gidişimizde hastanede olduğunu söylediler, perişan olduk. astım krizi yaşamışsın yatman gerekmiş. biz bu sefer ailecek hastaneye gidip geldik.

    o on beş gün var ya kuzum, geçmedi bizim için biliyor musun? aklımız hep sende, "acaba şimdi ne yapıyordur?" duyuyorduk ki çocuklar yurtlarda günün 18 saatini karyolanın içinde geçirirmiş. seni hep karyolanın içinde düşündük ve kahrolduk o on beş gün. yine duyuyorduk ki özellikle bebekler, ana kucağına alınmadığında, şefkatsiz kaldığı ortamlarda, yani yurtlarda bir süre sonra kendini kapatırmış ve ölürmüş. yurtlardaki sebepsiz bebek ölümleri böyle olurmuş. sen de tepkisiz ve çatık kaşlı idin ya, biz o on beş gün boyunca "ya o da kapatırsa" diye ölüp ölüp dirildik.

    çok şükür ki o süreci sağ salim atlattık. son aramalarında dediler ki, "gelip alabilirsiniz. yalnız gelirken kıyafet de getirin" nasıl yani dedik, yavrucağı kıyafetsiz mi veriyorsunuz, o derece mi? mevzuat dediler. ruhen sana hazırdık ama doğrusu bu yeni öğrendiğimiz bir bilgiydi. apar topar gidip bir kaç parça kıyafet alıp yurda gittik. kıyafetleri görevlilere verdik, bir süre sonra seni getirdiler. bu sefer bana mı öyle gelmiş bilmem, sanki yüzün daha rahatlamış görünüyordu. evrak işlemleri tamamlanıncaya kadar seni sıkı sıkı kucakladık.

    sonra arabamıza bindik, yaklaşık 30 km'lik yolu gidene kadar ben ağladım ama annene belli etmedim tabii. sevinç gözyaşları lafı boş değilmiş, varmış böyle bir şey, ben belki ilk defa yaşadım bunu.

    biz zannediyorduk ki, tam teşekküllü bir şekilde teslim edecekler. rica minnet sadece emziğini alabildik yurttan başka hiçbir şey vermediler. mecburen, eve gitmeden eczaneye, markete uğrayıp acil ihtiyaçlarını tamamladık ve evimize ulaştık.

    tepkisizliğin, sessizliğin, çatık kaşlılığın epey bir süre devam etti. ben, annen ve ablaların seni normale döndürmek için epey ter döktü. zannederim birinci haftanın sonunda artık gülümsemeye ve tepki vermeye başladın. ardından guuk guuk diye, güvercin sesine benzer sesler çıkarmaya başladın da "güvercinim" diye sevdik seni o dönem.

    normale döndüğünü düşünüyorduk ki, başka bir anormallik göstermeye başladın. yani şöyle: durduk yerde birden bire ellerini ve ayaklarını çok hızlı bir şekilde ritmik olarak kaldırıp indiriyordun. çırpınıyordun ama yüzünde ıstırap yoktu, sanki spor yapıyordun kendince; tek seferde 20-30-40 kere yapıyordun bunu mesela… elinin ve ayaklarının altını yastıkla desteklememiz gerekiyordu zarar görmemen için. azıcık oturmaya başladığında bunu bıraktın ama bu sefer kendini geriye doğru atıp doğrulma şeklinde ritmik hareketler yapmaya başladın. arkana yastık koyma derdine düştük bu sefer. ama neyse ki bunu yaparken gülüyordun.

    aslına bakarsan yurda ilk gittiğimiz gün görevli kadın seni kucağımıza verirken, "alın bakalım bu çılgını" demişti de çok yadırgamıştık. 4 aylık bebeğin ne çılgınlığını gördü, manyak mıdır nedir diye. bu hareketlerini yaşadıktan sonra kadıncağıza hak vermiştik.

    kirpiğinin bir tek teli diğerlerinden daha uzundu da ona hepimiz özen gösterir severdik; sadece o tek uzun teli öpmek üzere gözünü öpmüşlüğümüz çok olmuştur. sonra düştü o tek tel.

    sol bacağında doğuştan bir çilek beni var. okuduklarımıza dayanarak, bunun tehlikeli bir şey olabileceğini düşünüp daha bir yaşındayken hastaneye götürdük seni. biyopsi yaptılar, minicik bir parça kestiler ama o parçayı senden mi aldılar, yoksa bizim yüreğimizden mi koparıp aldılar allah bilir. çok canımız yandı.

    sağlıkla büyüdün çok şükür, hiçbir zorluğunu yaşamadık. yaramazlığın dışında :)

    biz senden önce iki tane kız çocuğu yetiştirdik. ablaların da yaramazlık konusunda fena değildi aslında ama seni yaşayınca, yaramaz ne demektir öğrenmiştik. evin içinde dördümüze de yetiyordun. dört kişinin aynı anda farklı odalara doğru koşmasını senin sayende yaşadık.

    evin içinde herkes birbirini sesli olarak uyarmak zorunda idi. "hanginizin yanında?!!" zira bunu bilmemek, ev içi minik felaketlerin habercisi olabiliyordu.

    ama bizim canımızdın, canımızsın. sensiz bir hayat nasıl olur, seni ailene (olur a, belki aile bütünlüğü tekrar sağlanır da geri isterlerse mecburduk vermeye) nasıl veririz diye ön kahırlar yaşadığımız çok oldu ama biyolojik ailenin durumunu aşağı yukarı biliyorduk ve toparlanmalarının ve seni istemelerinin mümkün olmayacağını bilmenin rahatlığını yaşıyorduk.

    çok güzel bir dönem yaşadık seninle. allahıma binlerce şükürler olsun. not almışım bak; 2 kasım 2014, ilk emekleme tarihin. 3 ocak 2014 ise yürümeye başladığın tarih. ilk konuşmaya başladığın andan itibaren kullanmaya çalıştığın kelimeleri ağzından çıktığı haliyle kaydettim bir tarafa biliyor musun? su istediğinde öpücük atıyordun mesela. haziran 2017'de stetoskop demişsin doğru bir şekilde, kompozisyon demişsin. büyüyünce sana teslim etmek üzere not alıyordum bir kenara. zaman ilerledikçe, sen büyüdükçe, bu sefer cümlelerini yazmaya başladım. "senin derdin muz yemek değil, bağcıyı dövmek” dedin geçen ay mesela. bir de bunu mutlaka yazmalıyım; geçen ay tatilden dönüyorduk, yolda iş makinaları vardı, onları görünce "keşke dursak da biraz izlesek" demiştin de gülmekten arabayı kullanmakta zorlanmıştım.

    kuzum benim. senden ayrılacağımızın haberini aldığımız günün gecesinde küçük ablan seninle birlikte yatmak istedi. gecenin diğer yarısını ise annenle benim aramda geçirdin. daha sonra okuduğunda bunları hatırlamazsın tabii; o kadar sevgi dolusun ki, gelip gidip elimizi yüzümüzü öper gibi yapıp yalardın, her tarafımızı ıslatır, kızdığımız halde bundan keyif alırdın. canım yavrum benim, o gece de senin saçların ve yüzün ıslandı. defalarca kurudu ve gene ıslandı.

    canım kızım, tam da seni kreşe yazdırmıştık. bir sonraki pazartesi başlayacaktın. o hafta boyunca okul aşağı okul yukarı konuşup durmuştuk evde. bu okul konusu, seni yeni ailene teslim ederken imdadımıza yetişti. psikoloğumuz, ayrılma sebebini ona açıklayın demişti. iyi de ne diyelim 3,5 yaşındaki yavruya. işte fetö darbe yapmaya kalktı da hükümet onlarla ilişkili olan olmayan bir sürü insanı ihraç etti, biz de bu furyadan nasibimizi aldık, önce işten attılar şimdi de seni bizden koparıyorlar... nasıl anlatırız bunu? bunu yetişkinler olarak biz bile anlamıyoruz ki... işin kolayına kaçtık valla ne yalan söyleyeyim; dedik ki "yeni ailen okulun yakınında oturuyor, okula daha kolay gidebilmen için artık orada yaşayacaksın" … de kime ne anlatıyorsun. inanmadın tabii.

    nasıl ayrıldık, seni yeni ailene nasıl teslim ettik?..

    bunu yazamayacağım.

    henüz bu sabah yaşadık bu dramı. allah kimseye yaşatmasın, düşmanıma temenni etmem.

    3 yıl 4 aydır ilk defa bu akşam sensiziz kuzucuğum. o kadar süredir ilk defa çıt çıkmayan bir akşam yemeği yedik. yedik denemez aslında... canımız çok yanıyor. anlatamayacağım bu kısmını...

    oysa…

    oysa sanat müziği şarkıları öğretecektim sana, müzik yeteneğin var, birlikte söyleyecektik. neşet ertaş dinlemeyi sevdirecektim sana mesela, beraber dinleyecektik. ablaların da çok seviyor.

    tıpkı ablaların gibi "dahi" anlamına gelen eklerin, bağlaçların nasıl yazılacağı konusunda hassasiyet sahibi olacaktın. arkadaşlarıyla mesajlaşırken bile bu kurallara uyuyorlar biliyor musun?

    milli eğitimin çarkları arasında ezilmeyesin diye seni de bir şekilde özel okullarda okutacaktık. çok güzel bir öğrenci olacaktın, çok güzel bir mesleğin olacaktı; seni bizim evden gelin edecektik... çok güzel torunlarımız olacaktı senden.

    ama gene olacak bunlar inşallah. yeni ailen sana bu dediklerimi daha iyi bir şekilde yaptıracak. bunu biliyoruz. çünkü tanıyoruz onları. dünyanın en iyi birkaç insanından birisi sana denk geldi çok şükür. onunla çok mutlu bir hayatın olacağına inanıyoruz. annen de ben de bu yeni ailene gönül rahatlığıyla teslim ettik seni. gözümüz arkada değil.

    bu rezil dünyada yaşayabileceğimiz bu en büyük rezilliklerden birinden içimiz rahat bir şekilde geçiyorsak, bunda yeni ailenin payı çok büyük. allah iki cihan saadeti versin onlara.

    bizimle yaşadığın bütün süre boyunca binlerce fotoğraf ve video çektik, yeni annene çok az bir kısmını seçip teslim edebildik. albümün tamamını büyüyünce sana veririz.

    ilk defa başka bir evde uyuyacaksın... şimdi haber geldi yeni annenden, uyumakta zorlanmışsın, çok ağlamışsın. biz de burada ağlıyoruz yavrum.

    gecen güzel geçsin inşallah.

    ömrün güzel olsun, bahtın açık olsun kuzum benim.

    …..

    altı gün geçti… geçti ama delip de geçti, oyarak, kanırtarak geçti.

    “allah size sabır versin” sözü ne kadar boş geliyor…

    yeni annen telefon görüşmesi yaptırtmak istemiş, “hayır, istemiyorum” demişsin. haklısın kuzum, ben olsam ben de görüşmek istemezdim bir daha. dilim haklısın diyor ama…

    sağ olsun yeni annen her gün onlarca fotoğrafını ve videonu gönderiyor.

    ama hiçbiri, senin o yanağın, gözün ve burnun arasındaki o üçgeni koklayarak öpmenin hasretini dindirmiyor.

    canım yavrum, minik kelebeğim, minik kedi yavrum, minik tavşanım, minik farem…

    …..

    tam bir ay oldu bugün kuzucuğum.

    ilk iki hafta, cumartesileri yeni evinde seni görmeye gittik.

    ilkinde ayrılışımız ilk ayrılma anından biraz daha hafif geçti, hem senin hem de bizim için.

    ikinci ziyaretimizde, görüşme boyunca "beni de götürün, eve gitmek istiyorum artık" diye ağladın. ağlayarak uyudun dizimde, annenin elini sımsıkı tutarak. uyur vaziyette bıraktık seni bu sefer.

    bu ayrılık dramı sadece sana ve bize değil, aynı zamanda yeni annene ve kardeşine de ağır hasarlar bırakıyor. o sebeple ortaklaşa bir karar aldık; senin yeni ailene ve evine daha fazla bağlanman için ziyaretlerimizi seyrekleştirecektik. öyle de yaptık. iki haftadır görmüyoruz seni. yalnızca yeni anneciğinin gönderdiği fotoğraflarla ve videolarla yetiniyoruz.

    buraya yazmayı da seyrekleştireceğim artık.

    ....

    birinci yıl eklemesi.

    bugün bir yıl oldu senden ayrılalı kuzucuğum.

    bu bir yıl içinde üç kez biz yeni evine gittik, bir kez de anneciğin seni ve kardeşini bize getirdi.

    geldiğinde "bugün burada kalabilir miyim?" diye sordun annene. o kadar olgunsun ki, "bunu konuşmuştuk ama" sözü üzerine üstelemedin.

    sen farkında değilsin tabii, anneciğin çektiği fotoğraflarını, videolarını hep bize gönderdi bu bir yıl boyunca.

    anneciğin o kadar iyi bir insan ki, hem seni sarıp sarmaladı, hem de bizi de ihmal etmedi asla.

    biz bu arada hala aynı durumdayız. ülkemize adaletin, hukukun üstünlüğünün, demokrasinin ve huzurun gelmesini umutsuzca beklemeye devam ediyoruz.

    evet bir yıl geçti...

    ama nasıl geçti anlatamam burada. acı, çok acı bizim için. acının mahremiyetini yaşamak, acıyı yaşamak kadar zormuş, o kadar söyleyeyim.

    ama senin bu dünyada olabilecek en doğru yerde olman bize yetti doğrusu. hasretimizi dindirdi, kaygımızı en aza indirdi. senin adına huzurluyuz, kafamız son derece rahat. hasret?.. alışıyoruz sanırım.

    kuzum...

    kardeşin ve annenle birlikte mutlu, huzurlu bir hayatın olsun. ömrün bereketli olsun.

    .......

    özel durum eklemesi:

    kuzum benim, bugün beni işime iade ettiler. bu şu demek, devlet bana "pardon" dedi. 2 yıl 2 ay süren çilemizin ve bu arada senden ayrılmamızın hiçbir gerekçeye dayanmadığı ortaya çıktı.

    bu aynı zamanda şu demek: biz hukuki bir mücadeleye başlayıp yeniden koruyucu aile olabilir ve seni almak için hak iddia edebiliriz. ve muhtemelen bu davayı kazanabiliriz.

    ancak...

    annen ve ablanlarla oturduk ve bunu yapmamaya karar verdik. zira bir yıldan fazla zaman geçti, anneciğin sana yeni bir hayat kurdu, kardeşinle mutlu bir hayat yaşıyorsun. tekrar bize gelmen hem sana, hem kardeşine ve hem de anneciğine yeni ve büyük bir travma yaşatacak. kendi mutluluğumuz ve isteğimiz adına sana ve yeni ailene bu dramı yaşatmamaya karar verdik benim minik yavrucuğum.

    orada çok mutlusun görüyoruz bunu. hem gene görüşmeye devam edeceğiz. bundan sonra hayatına iki ailen var olarak devam edeceksin.

    burada bir ailen daha var canım yavrum benim.

    gözümün nuru...
15 entry daha