şükela:  tümü | bugün
518 entry daha
  • birden çok sebebi vardır. nedenlerine geçmeden önce yazımının başlıkta olduğu gibi bilimkurgu olduğunu belirtmek istiyorum.

    başlık içerisinde bir çok yazar çeşitli sebeplere değinmiş. bazı tespitler nokta atışı fakat detaysız, bazıları ise büyük yanlışlar içeriyor. gelin karşılaştırmalı örneklerle türü ve ülkede gelişememe sebeplerine bir göz atalım.

    ilk olarak bilimkurgu nedir onu idrak edelim. genel wikipedia bilgisine şuradan ulaşabilirsiniz. bilimkurgu adından da anlaşılabileceği üzere temeli bilime dayalı geniş zamanlı kurgular yaratılabilen geniş bir türdür. sadece sinema değil, çıkış noktası olan edebiyat, günümüz bilgisayar oyunları gibi bir çok kitle iletişim araçlarında uygulanabilir.

    tarihte sinemasından evvel bilimkurgu edebiyatı gelir. sanılanın aksine bu türün kaynağı ve en büyük temsilcisi abd değil britanya'dır. ilk dönemlerinin nadide eserlerinden bir çoğu ingiliz ve fransız yazarlardan çıkmıştır. bilinen ilk bilimkurgu eseri mary shelley'in frankenstein adlı eseridir. elektrik yani dönemin en mühim keşfi ile ölü bedenlerin canlandırılması fikri zaman içerisinde teknolojiler değişse bile hala popülerliğini yitirmemiştir. bugün yine bilim kullanarak zihnin yapay bedenlere aktarılması veya gelecek teknolojileri ile insanları diriltmek üzerine çeşitli senaryolar kullanılmaktadır.

    konumuz sadece edebiyat olmadığı için jules verne'e değinmiyorum fakat h.g. wells hakkında bir kaç kelam etmezsek olmaz. modern bilimkurgu kendisi sayesinde var olmuştur. zaman yolculuğu, görünmezlik, uzaylı istilaları, fütürizm gibi konuların hepsinin temelinde kendisi vardır. 20. yüzyılın başlarında yazılmış bu eserlerin hepsi zamanının çok ötesindedir. aynı zamanda 1920 yılında günün en önemli insanlık tarihi kitaplarından olan "outline of history" eserini yayınlamıştır. bu kitap m. kemal atatürk tarafından değerlendirilmiş ve "kalıcı dünya barışı için uluslararası hükümet" görüşü nutuk'ta yer almıştır.

    bu kısa tarih bilgisini paylaşmaktaki amacım bilimkurgu'nun yeni bir tür gibi algılanmasını bertaraf etmek, derinliğine değinmek ve ülkemizdeki gelişmemişliğinin temellerine inmektir. tam bir keşifler ve kaşifler dönemi olan 20.yy başları modern bilimkurgunun da yükseliş dönemidir. bu dönemde türkiye, çağdaşlarından çok eksik kalmamıştır. robot kelimesinin mucidi karel capek'in rossum's universal robots kitabı türkçeye halid fahri tarafından r.u.r. - alemşumul suni adamlar fabrikası adıyla çevrilip, osmanlıca olarak 1927 yılında devlet matbaası tarafından yayınlanmıştır. atatürk'ün h.g. wells ve kurgu eserleri okuduğunu bu tarz kitapların ingilizce dışında belki de ilk tercümelerinin çoğunun türkçe olması bu yüzdendir. dolayısı ile bilimkurgu okuyucusu/izleyicisi yoktu, çok geç keşfettik gibi argümanların geçerliliği sorgulanabilir.

    sadece bilimkurgu değil cumhuriyet sonrası belli bir dönem hariç halkın genelinin okuma alışkanlığı kazanamamış olmasının etkilerinden birisidir. bir kaç ufak eser dışında yetmişli yıllara değin türk edebiyatı ve sinemasında bir tane bile eser yoktur. sinemanın kendisinin de geliştiğini söylemek mümkün değildir. türk sinemasının malesef kötü imitasyonlar üzerine kurulu ve yegane maksadı her daim kar elde etmek olduğunu kabul etmek zorundayız.

    bugün, türk sineması elli sene öncekinden bir gram ileri gitmiş değildir. avama hitap eden seviyede dram, romantizm, komedi ve tarih dışında çok nadir eserler gün yüzü görmektedir. malesef bu türlerin de en kaba saba, kör göze parmak sokularak üretilenleri revaçtadır. küfür ve osuruk komedisinin yanı sıra çarpıtılmış abartı tarihsel kurgular ile avamın gazı alınmaktadır. bilimkurgunun bugün geldiği noktada batılı yazarlar dahi oldukça zorlanmakta ve kendilerini tekrar eden çalışmalara girmektedirler. uzay/zaman yolculuğu, uzayda kolonileşme, uzaylı istilası, robotlar, yapay zeka gibi bir çok konu neil armstrong ay'a ayak basmadan önce çoktan yazılmış konulardı. westworld gibi şaşalı dizilerin bile köklerinin buralara dayandığını göz önünde bulundurursanız aslında batılı bilimkurguda son dönemlerde bir çıkmaz içerisinde, takipçilerini doyuracak eserler verememektedir.

    temeline inersek türk sinemasının gelişmemişliğini bir kenara bırakarak konuşmamız gerekir. bilimkurgu eserlerinin azlığının temelinde bu türün gerek dogmatik gerekse toplumsal tabularla ilgili bir çok sebebi vardır. ve fakat ekonomik refahlığın konuyla pek ilgisi yoktur. japonya gibi ikinci dünya savaşı sonrası kıtlık seviyesinde yaşamış bir ülkede dahi manga kültürü yükselmiştir. bu eserlerin arasında hatırı sayılır oranda bilimkurgu eseri vardır. bugün hollywood sinemasının hunharca saldırdığı bir kaynağa dönüşmüştür. the matrix gibi çığır açan bir eserin temelini çok daha önce yazılmış ve daha sonra animesi yapılmış olan ghost in the shell'den almış olması güzel bir örnektir.

    katılmadığım savlardan birisi bu işin abd tekelinde olduğudur. tekel değil yoğunluk abd üzerinedir zira ister kabul edin ister etmeyin dünyanın en gelişmiş sinema sektörü abd'e aittir. sadece bilimkurgu değil fantastik kurgu veya aksiyon film yoğunluğu da abd sinemasına aittir. yalnız bu düşünce tarzı ile dr who ve battlestar galactica'dan tutun space:1999 ve flash gordon'a kadar o kadar çok ingiliz bilimkurgu eserine haksızlık etmiş olursunuz. uzun metrajlı bir çok filmin temelinde de ingiliz yazar ve yönetmenler vardır. ridley scott'un blade runner ve alien gibi eserleri dağıtım şirketlerinin abd menşeeli olmasından ötürü hollywood yapımı gibi görünmelerine rağmen bütün temeli ingilizdir. bir bilimkurgu kültü olan metropolis dahi alman yapımıdır. ilk bilimkurgu filmi olarak kabul edilen le voyage dans la lune da adından anlaşılabileceği üzere fransız yapımıdır. son dönemlerde ise ispanyol sinemasından los cronocrímenes, automata, the last days gibi bir çok eser çıkmıştır. rus sinemasında dahi tarkovsky'nin solaris ve stalker'ı dışında onlarca bilimkurgu çalışması vardır. özellikle son dönemlerde timur bekmambetov'un nochnoy dozor, dnevnoy dozor filmleri ile birlikte yeniden alevlenmiştir. kötü prodüksiyon ve orijinalliği tartışılır seviyede fakat rusya bile zashitniki gibi kendi çapında yüksek bütçeli filmlerle gelişmeye çalışmaktadır. uzakdoğu sinemasına hiç değinmiyorum zira girdik mi gerçekten çıkamayacağımız kadar çok bilimkurgu eserine sahipler.

    sosyolojik açıdan bakarsak türk kurgu eserlerinin genelinde bir sıkıntı vardır. korku sinemasının gelebildiği nokta hala cin, gulyabani gibi doğu mitolojilerinden kalma karakterlerle sınırlıdır. komedi de çok nadir de olsa kendine özgü eserleri olmasına rağmen ekseriyeti durum komedisidir. yalnız burada enteresan bir durum var. türk sinemasının her yeni türe deneme girişimi "komedi" ile başlar. yeşilçam'ın erotik film döneminde de yapımların bir çoğu sulu-zırtlak komedi soslu erotizmdir. halkın şaka olarak kabul edebileceği düzeye çekme kaygısını her yeni denemede görebilirsiniz. astronot fehmi gibi absürt bir yapımımız var mesela. filmde uzaylı kadınlar tarafından kaçırılmış bir türk var. karnı acıkınca dünyadan kuru fasulye ışınlanıyor önüne. daha sonra osura osura mavi renkli kadınlarla halvet oluyor. komik mi? değil fakat bu sosla sunulmadan direkt porno olarak lanse etmek istememiş yapımcılar. aynı senaryo cem yılmaz'ın gora'sı içinde geçerli. uzaylılar tarafından kaçırılan bir türk ve komedi. kendisi de bu konuda çeşitli eleştirilerde bulunuyor fakat ilk bilimkurgu denemesinde bu yola girmesi aynı kaygıyı güttüğünü gösteriyor. turist ömer uzay'da filminin de iyi bir star trek replikası olması dışında halka sunulan tarafı yine komedi. dünya'yı kurtaran adam ise kendi isteği dışında kültleşmiş ve janrası olmamasına rağmen komedi olarak kabul edilmiş bir denemedir.

    hasılı kelam, bilimkurgu türünün türk sinemasında gelişememesinin en büyük sebebi gişe kaygısıdır. yapımcılar türk halkının ezberletilmiş türler dışında yapımlara prim vermeyeceğini düşünmektedirler. bilimkurgu yapımlarının maliyetli olması da ikinci büyük etkendir. kimse, reklam giderleri dahil 150 bin dolara recep ivedik çekebilecek en az 10-20 milyon dolar harcayaracak bilimkurgu işine girmek istemez.

    bilimkurgu sineması maliyeti açısından tarih boyunca hep en fazla para harcanan alan olmuştur zira görsel efektler ve hayali atmosferleri yaratabilmek yüksek maliyetlidir.
307 entry daha