şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • gerçek nedir? duygular nasıl oluşur? gerçek duygu ile sahte duygu birbirinden nasıl ayrılır?

    gerçeğin ne olduğuna hiç girmeyelim, bilen yok. duygularımız ise çoğunlukla evrimsel kökenlere dayalı, hormonal ve beynimizdeki kimyasal aktiviteden ibaret. doğru kimyasal kombinasyonlarla, beynin doğru bölümlerini uyararak birinde aşk, öfke, endişe vs. gibi her türlü duyguyu oluşturabilirsiniz sanırım.

    diğer tüm canlılar gibi hayatta kalmak, üremek, neslimizi devam ettirmek istiyoruz. (vücudumuzdaki dna'nın %90'ı bize ait değilken, "üremeyi isteyen kim?" ya da "biz kimiz?" sorusu da saçma. zira genlerimiz üzerindeki enformasyonun devamı için çabalayan, daha kontrolün ne kadarının kendisinde olduğunu anlayamamış canlılarız.) bu da bizi seçim olayına getiriyor.

    ailemizi seçemiyoruz, doğduğumuz coğrafyayı(yani doğayı, vatanı!!! vs. seçemiyoruz), çocuklarımızı seçemiyoruz, belki tapacağınız tanrınızı seçebilirsiniz ama tartışmalı konu. duygular kimyasal aktiviteden ibaret dedik ama bu saf materyalistik görüşe karşı çıkan teorileri de göz önünde bulundurarak(bkz: knowledge argument), özgür iradenin de bir yanılgı olabileceğini bilerek, spinoza'nın “havaya atılan bir taş düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı.” sözünün de farkında olarak, evrim tarafından eş seçiminde türü devam ettirecek en uygun eşi seçmeye programlandığımızın da bilincinde olarak diyorum ki; aşk hariç her şey yalan.

    aşk haricindeki seçenekler, yalancıktan da olsa bir seçme şansınızın olmadığı şeyler. bir zorunluluk söz konusu. içine doğduğunuz dünya bu çünkü. mesela yozgat'ta doğan biri yozgat'ın bozkırların seviyorsa bile, asla gerçekten sevip sevmediğini anlayamaz. çünkü seçim hakkı yoktu. ve belki ege'de doğsa maviyi ve yeşili sevecek ama bunun farkında değil. bu yüzden yozgat'ı sevdiğini düşünüyor. hatta ege'nin mavisine yeşiline düşman bile olabiliyor. çünkü bilişsel çelişkisini gidermek zorunda.

    ailemiz için de benzer şey geçerli olabilir. belki size kalsa, normalde birlikte bir dakikanızı bile geçirmeyeceğiniz kişiler, muhabbetinden pek de hoşlanmadığınız kişiler, sırf ailenizin üyeleri diye mecburen vakit geçiriyorsunuz. ve belki bu zorunluluk, onları sevmenize yol açıyor.

    aile demişken; bir annenin çocuğunu sevmesinin de evrimsel kökenleri var. anne sevgisi de hormonlarla açıklanabilir, annenin çocuğunu kendi genetik mirası için sevdiği söylenebilir. bunların hangisi anne sevgisinin yalan olduğunu gösterir ki?

    aşk da yalan değil. aşkın hormonal bir basitliğe indirgenmesi, bilimin aşkın arkasında yatan mekanizmayı açıklaması ona olan inancımızı sarsıyor belki ama bence bizi rahatsız eden ve başlıkta duyguların samimiyetinin sorgulanmasına yol açan şey aşkın sonsuza dek sürmemesi, bağlılığın bir noktada son bulacak olması korkusu veya sevdiğiniz insandan bir vazgeçme eşiğinizin olma ihtimali gibi şeyler.

    oysa aşkın hormonlarla, beyin kimyasıyla açıklanabiliyor olması aşktan bir şey götürmüyor. belki onu daha da güzelleştiriyor. ancak yine de aşk hormonların, kimyanın, bağlılığın, türünü devam ettirme isteğinin ötesinde bir şey bence. ki "aşk bunlardan ibaret ve sen de beynindeki kimyasalların etkisinde böyle düşünüyorsun" derseniz, "o halde aşkın gerçek olmadığını nasıl iddia edebilirsiniz?" sorusunu sormak zorundayım. aşk bunlardan ibaret olsa bile, demek ki aşk var ve o zaman gerçekliğin tanımını buna göre yapmaya başlamalıyız. ancak ben bunların ötesinde bir şey olduğunu düşünüyorum. tamamen öznel bir yargı. belki böyle düşünmeme yol açan şey, sevdiğiniz kişiyi oluşturan koşulların(hadi çok sığ düşünelim ve erkeklerin kalça genişliğine, kadınların arabaya göre eş seçtiğini kabul edelim) ötesinde, yani bu koşullar sağlanmasa bile insanların birbirine aşık olabileceği ve bağlılıklarından ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyenler olabileceğidir.
4 entry daha
hesabın var mı? giriş yap