*

şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • filmdeki karakterimiz ahmed ibn fadlan gerçekten yaşamış bir 10. yüzyıl gezginidir ve abbasi halifesi kendisini volga vikinglerine elçi olarak göndermiştir. tanık olduğu bir viking cenazesini şöyle anlatmıştır. linkin naçizane çevirisini yaptım, ancak 3 tane fotoğraf var, bakılabilir.

    "rusları(kiev knezliği köken olarak vikinglere dayanır/rurikid hanedanı) ilk kez, ticari filoları itil(volga) nehrinin kenarına çıktığında gördüm. onların ki kadar mükemmel bir vücut yapısını daha önce görmemiştim. hurma ağacı gibiler, biraz daha açık ve kızılımsı tondalar ve kaftan giymiyorlar. erkekleri vücutlarının yarısını kapatıp tek bir kolu açık bırakan pelerinler giyiyor, hepsi bir balta, kılıç ve hançer taşıyor, bunlarsız asla görülmüyor. kılıçları frenk tarzında, geniş ve çıkıntılı ağızlara sahip. her adam, boynundan parmak ucuna kadar koyu yeşil şeritlerle ve resimlerle kaplı.

    kadınların hepsinin göğsünde, eşlerinin maddi ve sosyal konumunu gösteren, boyundan asılı, demir, gümüş, bakır veya altından yapılma ufak bir disk var. her diskin ufak bir halkası var ve bu halkaya bir hançer takılı, bu da göğsün üstünde duruyor. boyunlarının etrafına altın ve gümüşten yapılma şeritler var. ne zaman ki bir adamın serveti 10.000 dirham'a ulaşır, o zaman karısına bu şeritlerden verir. sonraki her 10.000 için bir adet daha vermeye devam eder. bazı kadınlarda bunlardan çok sayıda bulunur. en değerli mücevheratları ise teknelerinde taşıdıkları ve çok kıymetli buldukları koyu yeşil seramik boncuklardır. bu boncukları tanesi bir dirhemden alıp birbirlerine bağlayarak karılarına kolye olarak veriyorlar.

    allah'ın yarattığı en pis varlıklar bunlardır; tuvalet ihtiyaçlarını giderdikten sonra temizlenmezler, ilişkiden sonra temizlenmezler ve yemekten sonra bile ellerini temizlemezler. aynı tarlada gezen eşekler gibiler. kendi bölgelerinden gelip, itil kıyısında teknelerini bırakıp büyük tahta evler yapıyorlar. 10'lu 20'li gruplar bazen azı bazen fazlası bu evlerde toplaşıyor. evlerde hepsinin kendine ait, oturdukları bir divanı var. yanlarında ticaretini yaptıkları güzel köle kızları var. erkeklerinden biri, diğerleri bakarken köle kızıyla ilişkiye giriyor, bazen grup halinde, birbirlerinin gözü önünde bunu yapıyorlar. eğer bir tüccar kızlardan birini satın almaya geldiğinde sahibi iş üstündeyse, işini bitirmeden satışı gerçekleştirmiyor.

    onlar dahi, her gün yüzlerini ve başlarını yıkamadan edemiyorlar ama bu işi olabilecek en pis suyla yapıyorlar. anlatayım; her sabah köle kızlardan biri elinde kocaman bir kazan suyla sahibine geliyor. sahibi ellerini, yüzünü ve saçını bu suyla yıkıyor, sonra tarağını suya sokup saçlarını tarıyor, suyun içine sümkürüp tükürüyor. o suya bırakmadığı pisliği kalmıyor. işi bitince köle bu suyu sonraki adama götürüyor ve o da arkadaşının yaptıklarını yapıyor. bu işlem evdeki herkes için devam ederken, hepsi o suyun içine sümkürüp tükürüyor, elini, yüzünü ve saçını o suyla yıkıyor.

    tekneleri karaya yanaşır yanaşmaz, hepsi ellerinde ekmek, et, soğan, süt ve alkol'le karaya çıkıyor ve ahşaptan, uzunca bir yapıya gidiyor. bu ahşap yapının insan gibi bir yüzü var ve etrafında yere saplı tahtaların üzerine oturtulmuş irili ufaklı heykelcikler var. en büyük heykelin önünde secdeye gidip; "tanrım, uzaklardan geldim, şu fiyattan şu kadar köle kız, şu fiyattan şu kadar kürk getirdim" diye başlayıp tüm mallarını tek tek saydıktan sonra. "ve adağımı sunuyorum" diyerek elindekileri heykelin önüne bırakıp "lütfen bana bol bol dirhemi ve dinarı olan, satmak istediğim herşeyi verdiğim fiyattan pazarlıksız satın alacak bir tüccar gönder" der ve gider.

    eğer malları satamazsa ve daha uzun süre kalacaksa, ikinci ve üçüncü kez adak adar. eğer işi çok zorlaşırsa küçük heykelciklerin hepsine tek tek adak adar ve şefaatlerini ister "bunlar tanrımızın eşleri çocukları" der. her heykelciğe sırayla gider ve sorular sorar, şefaat ister, diz çöker. bazen işi iyidir çabucak satış yapar, o zaman da "tanrım dileğimi gerçekleştirdi, ona borcumu ödemeliyim" diyerek, belli sayıda koyun ve ineği öldürüp, etin bir kısmını fakir fukaraya dağıtır geri kalanını da heykel ve heykelciklerin önüne atar. ineklerin ve koyunların kafasını da heykele bağlar. geceleyin köpekler gelip bunları yer ama bunları yapan adam "tanrım benim yaptığımdan memnun oldu ve adağımı yedi" der.

    içerlerinden biri hastalandığı zaman, kendilerinden uzakta bir çadır kurup, hastayı oraya koyarlar, ona su ve ekmek verirler. yakınına gelmezler veya konuşmazlar, hastalığı boyunca onunla hiç temasa geçmezler, hele ki sosyal statüsü düşük biri veya bir köleyse. iyileşip ayağa kalkarsa, onlara katılır. ölürse gömerler. ama ölen köleyse köpekler ve kuşlara yem diye öylece bırakırlar.
    eğer bir hırsız veya haydut yakalarlarsa boynundan bağlayıp büyükçe bir ağaca asarlar. ip artık rüzgar ve yağmurdan kopana kadar adam orada kalır.

    bana söylediklerine göre reisleri ölürse en azından yakıyorlarmış. 13 büyük adamdan biri öldüğünde buna tanık olmak için sabırsanıyordum. cenaze kıyafetlerini hazırlayana kadar geçen 10 günlük sürede, onu mezarına koyup üzerine bir güneşlik yaptılar.

    fakir bir adam öldüğünde küçük bir tekneye koyup yakıyorlar. zengin biri öldüğünde mal varlığını toplayıp 3'e bölüyorlar. üçte biri ailesine, üçte biri cenaze masraflarına kalan üçte biri de köle kızının kendini öldürüp adamla beraber yakılacağı gün içilecek alkole gidiyor. alkole bağımlılar, sabah akşam içiyorlar. bazen içlerinden biri elinde bardakla ölüyor.

    reisleri ölürse, ailesi köle kız ve erkeklere "kim onunla beraber ölecek" diye soruyor, içlerinden biri "ben öleceğim" diyor. bunu dedikten sonra, diyen kişi için artık geri dönüş yok. dönmeye çalışırsa izin verilmiyor. genelde köle kızlar bu teklifle geliyor.

    benim dediğim adam öldüğünde, köle kızlara "kim onunla beraber ölecek" dediler, bir tanesi "ben öleceğim" dedi. gittiği her yere eşlik edip hizmet etmeleri için onun yanına iki tane köle kız verdiler, hatta bu kızlar onun ayaklarını elleriyle yıkadılar. adamın cenazesi için hazırlandılar, kıyafetler ve gerekli malzemelerle ilgilendiler. her gün köle kız alkol alıp, mutlu mesut şarkılar söyledi.

    adamın ve köle kızın yakılacaı gün, nehirde teknesinin olduğu yere ulaştım. teknenin karaya çıkartılıp 4 parça desteğine üzerine koyulduğunu görünce şaşırdım. etrafına da daracağını andıracak şekilde odunlar yığılmıştı. daha sonra tekne, desteklerin üzerinden bu odunların üzerine koyuldu. devamında, geminin etrafında turlayıp anlamadığım kelimeler söylediler, bu sırada adam hala mezardaydı.

    daha sonra bir tane divan getirdiler ve tekneye koydular, kiltler, bizans ipeğinden örtüler ve yastıklar getirdiler. "ölüm meleği" dedikleri bir koca karı o dekorları koltuğun üzerine yerleştirdi. ölünün giyeceklerinden, düzeninden o sorumluydu ve köle kızları o öldürüyordu. kadını kendim gördüm, kasvetli, şişko ne genç ne yaşlı biri.

    mezarına geldiklerinde önce toprağı kaldırdılar, sonra odunları kaldırıp, üstünde hala öldüğü zamanki kıyafetleri bulunan cesedi çıkardılar. toprağın soğuğundan cesedin karardığını görebiliyordum. ayrıca yanına alkol, meyve ve tanbur koymuşlardı, onları da çıkardılar. şaşırtıcı bir biçimde, ceset kokmaya başlamamıştı, sadece rengi dönmüştü. pantalon,tozluk, bot, altın düğmeli ipek bir kaftan, samur kürklü, püsküllü bir başlık giydirdiler.

    cesedi teknede hazırladıkları divana çıkarıp kiltlerin üzerine yatırdılar, yastıklarla desteklediler. alkol, meyve ve nebat getirip yanına koydular. sonra ekmek, et ve soan getirip önüne koydular, bir köpeği ikiye kesip geminin üstüne attılar, tüm silahlarını da yanına koydular. iki tane binek getirip terletene kadar koşturdular, parçalara ayırıp etleri geminin içine attılar. sonra iki tane inek getirip parçalara ayırıp gemiye attılar, sonra bir tavuk bir horoz yine öldürülüp gemiye atıldı.

    bu sırada ölmek isteyen köle kız gidip geliyor, çadır çadır geziyordu. çadırların sahipleri kızla ilişkiye girip "efendine söyle bunu sadece sana olan sevgimden yaptım" diyordu.

    cuma günü akşam namazı sırasında, köle kızı kendi yaptıkları kapı çerçevesi gibi bir şeyin önüne getirdiler. ayakları iki adamın ellerine basarak çerçevenin üzerine yükseltildi. bir şeyler söyledi ve aşağı indirdiler. ikinci kez kaldırıldı, yine aynı şeyi yaptı ve üçüncü kez aynısı tekrarlandı. sonra ona bir tavuk verdiler, kafasını kesip fırlattı. tavuğu alıp gemiye attılar.

    daha sonra çevirmene ne olduğunu sordum, ilk kaldırıldığında, "işte! annemle babamı görüyorum", ikincisinde "işte!tüm ölü akrabalarımı görüyorum, oturuyorlar" üçüncüde "işte!efendimi cennette otururken görüyorum. cennet çok güzel ve taze. yanında adamları ve erkek köleleri var. beni çağırıyor, ona götürün beni" demiş.

    onlar da onu gemiye götürdü, giydiği iki bileziği çıkarttı ve "ölüm meleği" denen, onu öldürecek olan kadına verdi. ayrıca giydiği iki halhalı da çıkartıp onu bekleyen iki köle kıza verdi; onlar "ölüm meleği" denen koca karının kızarıydı. sonra onu da gemiye çıkardılar ancak divana oturtmadılar. adamlar kalkanları ve sopalarıyla gelip ona bir bardak alkol verdiler, bardağa zikredik içti. çevirme bana "şimdi dişi yoldaşlarına veda ediyor" dedi. başka bir bardak verildi, bu sefer uzunca birşeyler zikrederken koca karı içmesinde ısrar edip efendisinin yattığı divana geçmesini söyledi.

    şaşkındı ve divana gitmek istiyordu ama sadece kafasını koymuştu, vücudu dışardaydı. koca karı kafasından tutup onu kendiyle beraber divana sürükledi. adamlar sopalarıyla kalkanlarına vurmaya başladı ki gürültü çığlıklarını bastırsın da diğer köle kızlar korkup ileride efendileriyle ölmek istememezlik etmesin.

    6 adam divana gidip kızla ilişkiye girdi, sonra onu efendisinin yanına yatırdılar. ikisi ayaklarını, ikisi ellerini tuttu. "ölüm meleği" denen koca karı bir ipi kızın boyununa iki tur sarıp birer ucunu diğer iki adama verdi. bu ikili iple kızı boğazlarken, koca karı geniş ağızlı bir hançerle, ölene kadar kızın kaburgalarını deşmeye başladı.

    sonra merhumun en yakın akrabası gelip bir parça odunu ateşe verdi. bir elinde yanan odun, diğer eli götünde çırılçıplak bir halde sırtı tekneye dönük, geri geri yürüdü. köle kız efendisinin yanında öldürüldükten sonra teknenin altındaki odunları ateşe verdi. daha sonra insanlar ellerinde sopa ve çıralarla ileri çıktılar. hepsinin elinde ucu yanan bir sopa vardı, bu sopaları ateşe attılar. önce odunlar sonra gemi sonra divan sonra adam sonra köle kız ve içerideki her şey ateş aldı. korkunç bir rüzgar yükseldi, ateşler yükseğe sıçradı ve kızgınca parladı.

    yanımda duran ruslardan birinin çevirmenimle konuştuğunu duydum. ne dediğini sorunca bana "siz araplar çok malsınız dedi" diye cevap verdi. "neden" dedim "siz en sevdiklerinizi, en çok saygı duyduklarınızı bile bile toprağın altına atıp, orada börtü böceğe yem ederken, biz onları anında yakıp direk cennete gönderiyoruz" dedi. sonra uzunca süren gürültülü bir kahkaha patlattı. ona cennete girme işini sordum, "çünkü tanrım onu seviyor, onu alması için 1 saat içinde rüzgarı gönderdi." dedi. hakkaten tüm herşeyin yanıp kül olması bir saat almamıştı.

    sudan çıkardıkları toprakla teknenin(kalıntılarının) üzerine yuvarlak bir tepecik yaptılar ve ortasına büyükçene bir ağaç parçası yerleştirip üzerine adamın adını ve rus kralının adını yazdılar(çeviriden bağımsız, benim tahminim rurik'in oğullarından kiev'li igor(ingvar)) ve gittiler.

    fadlan'ın dediğine göre: rus kralının geleneklerinden biri, sarayında en cesur ve en çok güvendiği 400 askerini tutuyormuş, kral ölünce onlarda ölüp hayatlarını onu korumak için takdim ediyorlarmış.

    hepsinin başında bekleyen, kafasını yıkayıp, yemeğini yapan bir köle kızı ve ikişkiye giren başka bir köle kızı varmış. bu 400 adam, değerli mücevherlerle işlenmiş kocaman tahtın dibinde oturuyorlarmış. tahtta, yatağına ait 40 köle kız oturuyormuş, bazen kafasına eserse bunlardan biriyle herkesin önünde işini görüyormuş.

    tahttan hiç inmiyormuş. bir isteği olursa gümüş tepside geliyormuş. ata binecekse, bineği tahta geliyormuş, orada biniyormuş, attan inecekse tahta çıkarıp öyle iniyormuş. kendisi için ordusunu yöneten, düşmanla savaşan ve kullarına onu temsil eden bir vekilharç'ı varmış.

    yani yorum eklemiyim eklemiyim dedim de, ne kralmış anasını satayım. puşta bak.....