şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • efendim bergman üstadımızın bu mekan ve ışık güzellikleriyle dolu müthiş sinema yapıtını içerik olarak irdelemeye ben de gücüm yettiğince çalışacağım. öncelikle filmin sinematografisinin her şeyiyle yerli yerinde olduğunu belirtelim. müzik içinse; bach'ın 2. çello konçertosunun oturduğu en iyi yer olabilir diye de mübalağ edip içeriğe buyuralım. martin karakterinin çekimser bir karakter olarak gözükmesinin asılı; yerinde arifane cümleler kurması için tasarlanmasından ileri geliyor olabilir. anlatıcı apollon bir karakter olarak bulunuyor bence! bergman'ın burada kendisini ya da başkasını anlatmasıyla ilgili bütün biyografik teoremleri bir tarafa bırakıyorum/reddediyorum! zira sanat eseri karşısında alacağım tavır beni bu bilgiden mahrum kılarak kendi daimiyetini göstermelidir. baba karakteri bana yönetmenin "bir şeylerden kaçmaktan ötürü edinilen suçluluğu aklaması" için oluşturduğu bir karakter gibi geliyor. kendi babasını anlatıyorsa bergman, kendini de anlatıyor, babasını affettiğini de bence... linus* ise cebinde çakıyla dolaşılacak bir delikanlılık dönemindeki gencin hayalleri ve duyarlılığını konu alıyor. ayrıca hatun kişinin dünya tutamağı olarak gerçekliğe en az uyum sağlamış bir kişi olarak var! genç olduğu için dünyaya yeteri adaptasyonu sağlayamamakla şizofren ablamıza en yakın mesafede bulunan kişi o! ayrıca iletişim temasını da toy bir bakışla dünya içre betimliyor! film onun iletiştiği yerde bitiyor zaten! gelelim aslolan, yani şizofren olan ablamızın bir mabede dönüştürdüğü duvar kağıtlı oda ve de çatlağından, dolabından seyre koyulduğu düşüncelerine... filmin en esas ve derinleşebilmesine en olanak veren sahneleri buradadır. dünya gerçekliğiyle bunların önemsizliği arasında tanrının yüzünü görmeye kadar varmış aşkın düşüncelere ablamız burada girer. en nihayetinde taştan bir surat olarak korku ile örülmüş bir duyguyu reddederek sarmalanmaya baş çevirir ve de izole olduğu yerden çıkıp helikopterle dikkatini teneşir tahtasına yatırmaya hastanenin yoluna koyulur! işte bu da hayatın dayatmasıdır ona!
33 entry daha