şükela:  tümü | bugün
221 entry daha
  • türkiye'de sanatın nasıl içler acısı durumda olduğunu gösteren oyun. hatta gittiğim ilk ve son ferhan şensoy oyunu. bir daha asla izlemek istemem açıkçası.

    nerden başlasam bilemiyorum. hatta tiyatroya haksızlık etmek, tiyatroyu aşağılamak için yazmıyorum bu yazıyı. kızıyorum. hafife alınmış hissediyorum sadece. yoksa günümüz koşullarında yok denecek kadar az tiyatrocuları hor görmek değil maksadım. sanatla ilgilenen, düşünmeyi öğrenebilmiş insanların, bu denli sığ bir üslupla paralarının ve zamanlarının çalınmasını hak etmediklerini düşünüyorum.

    şöyle bir baktım da bu oyun hakkında yazılanlara. benden önce doğru eleştirenler olmuş zaten. ben sadece bu oyunu izlemek isteyenler için küçük ipuçları vermek istiyorum. çünkü tiyatroya gitmek, tiyatroyu izlemek çok çaba istiyor. özel tiyatroların biletleri pahalı. ailece gitmeye kalksan bir gecede 300-400 tl harcaman gerekir. istanbul trafiğini çek, bilet bulmaya çalış derken tiyatro seyircisinin aslında ne kadar özel bir seyirci olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

    dün gece de böyleydi. 2000 kişiye yakın izleyicinin karşısına çıktı ferhan şensoy. ben, ölmeden önce görmek istedim onu. kalan 3-5 muhaliften biri çünkü. bugüne kadar yaptığı mizahı ve kendisini sevimli bulmasam da yazdığı kitapları zevkle okumuştum. tavrı olan ve bu tavrı hiç çekinmeden sergileyebilen cesur bir sanatçı benim için.

    gel gör ki, 30 yıldır oynadığı oyunu hakkında aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. 3 sandalye, 1 masadan oluşan dekor önünde yaklaşık 1 buçuk saat sahnede kaldı ferhan şensoy. oyununu sadece ön sahneyi dolduran kalabalığa oynadı. ben sol köşeden izledim onu. ama o öyle kilitlenmişti ki sahne önüne sağına ve soluna bakmadı bile. oysa usta aktörün tüm sahneyi kullanacağını düşünerek almıştım o bileti. ama öyle olmadı.

    gülmeye şartlanmış seyirci ne konuştuğunu anlamasa da haykıra haykıra güldü ilk 20 dakika. bense öylece bakakaldım. soylediklerinden hiçbir şey anlamadığım gibi gülemedim de. kelimeler ağzında yuvarlanıyor. kelimeleri unutuyor. çok hızlı anlatıyor derdini. ilk 15 dakika sahneye neden geç çıktığını dinledik. sonra aldı detone sazı eline. başladı detone türkü söylemeye. seyircinin hasretle beklediği siyasi taşlamalara başladı büyük usta. en çok da "bahçeli"yi taşladı. ne de olsa herkesin beklentisi buydu. arada sönen mum ışığına seyircinin:

    -jeneratör yok mu? sorusuna
    -var lan! ama gıcıklığına yakmıyoruz. dedi.

    sahnenin üzerinde sigara tüttürdüğü anda aklıma profesör orhan kural geldi. hiç ceza almış mıdır acaba diye sormadan edemedim. çakmak fırlatan seyirciye:

    -söylediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum. suriyeli misiniz?

    diye sorduktan sonra 90'lı yıllarda oldukça popüler olan fakat günümüzde hiçbir zeka pırıltısı barındırmayan esprilere başladı. anlattığı hikayelerin hiçbirinde samimiyet yoktu. daha çok kendi kendine konuşan, etrafındakileri görmezden gelen, umursamayan, oynayamayan...

    telefon konuşmalarının manasını, sahneye ilk yarıda şalvarla ikinci yarıda spor kıyafetle çıkmasını hala düşünmekteyim. gazete okurken siyasete dokundurduğu espriler inanın hiç yaratıcı gelmedi. aşık mahzuni şerif üstadın üzerine soylediklerinden bile etkilenemedim. ah bir kez olsun sağında solunda seyircinin onu izlediğini farketseydi. ne bileyim, hollywood starlarını düşünüyorum, adam 65 yaşına gelse de enerji dolu, sahnede döktürüyor. biz bu pahalılıkta biraz olsun hayatımızı güzelleştirmek için tiyatroya gidiyoruz, aktör sağına dönüp yüzümüze bile bakmıyor. oynamıyor kısaca. konuşuyor ama çamdan kavaktan konuşuyor.

    oyun bittiğinde saat 22.30 du. seyirci ayakta alkışladı ustayı ama alkışta daha fazla ısrar etmedi. son olarak dikkatimi çeken en ilginç şey bir tane bile tesettürlü hanımın bulunmamasıydı.
38 entry daha