şükela:  tümü | bugün
1974 entry daha
  • askere adrenalin için gelmiş çocukları da tanımak.

    adı sanırım doğan'dı, zayıf çelimsiz 1.66 boy 53 kilo tüfeğini zor taşıyan bir askerdi. askerde dayağın gayet sıradan olduğu yıllar. psikolojik tanısı vardıysa da kimse nedir bilmiyordu. iki üç kez hastaneye gidip geri dönüp sağlamdır raporuyla kıtaya yeni katılım yapmıştı. tabii askeri hastane asabiye departmanı hiperaktiviteyi o yıllarda tanımıyordu. yani tanıyordu ama askerliğe elverişli olmayan bir durum yaratacağını kabullenmiyordu. kıtada düz duvara tırmanan askerlere dolu silah veriyorduk.

    olaya konu olan kıtamızda bölük komutanı o ay tayin olup gitmiş, yeni bölük komutanı da tayinle gelene kadar bölüğe bir teğmen vekalet ediyor. o da harbiye - piyade okulu - komando ihtisas okulu derken 25 yaşına ve duvara yumruk atsa indirecek bir kondüsyona gelmiş. boş zamanında sıkıntıdan şınav çekiyor ve bir yatışta düz 125, tek el 36 falan çekiyor çekerken de şarkılar falan söylüyor.

    bu iki farklı karekterin ateş ve barut olarak birbirini bulması bir gün dahi almıyor. içtimada yerinde duramayan kıpır kıpır doğan'a hayt huyt çeken teğmen bakıyor ki asker ne dese anlamayıp devam ediyor. doğanın tüfeğini hemen omzuna yerleştirip içtimanın dışında komando dansı yaptırıyor. (bkz: komando dansı) on beşinciyi yapıp zıplarken asker tüfeği elinden kaçırıp kafasına düşürüyor kendi de yere kapaklanıyor. sonra tüfeği alayım derken dengeyi kaybedip yine düşüyor.

    teğmenlik kıta hizmetinde en sert olunan, teorinin idealizmin pratiğe (insan halinden anlamaya diye okuyun) en baskın olduğu rütbedir. tüfek düştüğü için teğmen de hiç dinlemeden elinin tersiyle ayakta durmaya çalışan doğana bir tane okkalı geçiriyor. yapacağınız işi diye arkasını dönüp içtima kağıdını imzalayıp bölüğü bırakmaya doğru giderken birden duruyor. bütün bölükle beraber yavaş yavaş kafayı çevirip tokat attığı doğan'a bakıyor. doğan yerde. ağzından köpükler saçılıyor bir halde yerde nöbete girmiş. anlamsız böğürtüler hırıltılar çıkartıp yerde hareket ediyor. epilepsi nöbeti.

    teğmenin ensesinden aşağı kaynar sular iniyor. hemen jipi hazırlatıp yanına bir de sıhhıye er alarak doğan'ı alay revirine yetiştiriyor. doktor asteğmen de semptomları dinleyip bunun epilepsi nöbeti olduğuna kanaat getiriyor. kendisini hemen askeri hastaneye sevk edip çürüğe ayrılması için gözlemlediği tıbbi sebep ve mesleki görüşlerini dosyalayıp askerin yanında bir klasörle heyete iletiyor. doğan o gece gidiyor.

    üç gün sonra hiç bir şey olmamış gibi geri gönderiyorlar. sebep? "hastada epileptik bulgulara rastlanamadığından" diye askeri tabip heyet raporu. doğan bey içtimada tekrar boy gösteriyor. teğmen ya sabır çekip arkaplanda tavşan gibi hoplayıp zıplayan doğanı bir süre görmezden gelmeye çalışıyor.

    doğan işler bu raddeye gelince ertesi gün teğmenin yanından geçerken komutana bayağı güm diye destekli bir omuz atıyor. hatta omuz atmak için 45 derece kavisli yaklaşıyor. bomb run yapıyor herif. teğmen bölük komutanı vekaletindeyken bölüğünün ortasında askerinden omuz yiyince gözü dönüyor, böyle padişah görse gurur duyacağı bir osmanlı tokadıyla doğanı iki seksen yere seriyor. doğan yine ağzından beyaz köpükler saça saça epilepsi krizine giriyor. kendisini yine askeri hastaneye sevkediyorlar. yine geri dönüyor.

    teğmen bakıyor ki doğandan kaçış yok. saralı mı epileptik mi cidden bir hastalığı var mı yok mu emin olamıyor. vurursam elimde kalacak diye düşünüyor ve teğmen başına bölük komutanı vekili olarak dayakla asker öldürmemek için gündüz voltalarını daha bir dikkatlice atmaya başlıyor. doğanı da içtimalar sırasında gözönünde olmasın diye nöbete dikiyorlar ama kulübeyi falan silahıyla terkedip gidip bir başka astsubaya omuz atıyor. ondan da dayak yiyip yine krize giriyor. yine hastaneye gidip yine geri dönüyor.

    teğmen artık saçlarını yolmak üzereyken doğanı beşinci kez hastaneye bu sefer eliyle götürüyor. askeri tabip kuruluna gidip ifade veriyor ama yine epilepsi belirtileri göremedikleri için oy çokluğuyla geri gönderme kararı veriyorlar. teğmen ağlamak üzereyken arkasından omzuna bir el dokunuyor. dönüp baktığında psikiyatr tabip yarbayı görüyor. ona soruyor :

    "yahu komutanım ne yapacağız biz bununla, dövsek olmuyor, dövmesek kafamıza çıkıyor, hapse atsam kendisini keser. ne yapayım siz söyleyin?"

    -"sen bu askerin saralı olduğunu neden düşünüyorsun?"

    -"ne zaman dokunsak yere yatıp ağzından köpükler çıkıyor?"

    -"ee bu tek başına tıbbi bulgu değil ki. epilepsi öyle anlaşılmaz"

    -"beynini açıp bakamam ya komutanım. nasıl anlayacağız?"

    -"ha bak o kolay. krize girdiğinde böyle ninja gibi işaret ve orta parmaklarını ani hareketle gözüne sokarmış gibi yap. eğer korkup gözlerini kırpıştırırsa yalan söylüyordur. epilepsi krizinde motor refleksler yoktur"

    teğmenin gözleri ışıl ışıl olur. tabip yarbaya selam çakıp bölüğüne döner. doğan iki gün daha askeri hastanede müşahedede kalacaktır. subay astsb uzman erbaş kim varsa toplar. durumu anlatır. hepsi kafalarını sallar, anladık gumtanım derler.

    doğan hiç bir şey olmamış gibi gelir. nizamiyeden girdiği gibi bakar ki teğmen kendisine doğru koşmaktadır. şaşalar ne oluyor burada derken bayağı okkalı bir tokadı spontane olarak gelişine yer. hemen kendisini yere atıp ağzından köpükler saçmaya hırlamaya sürünmeye başlar ama komutan hazırlıklıdır. zaten bunu beklemektedir. bir tarantula gibi doğanın tepesine çöküp elleriyle doğanın gözlerine bir ninja gibi hamle ettiğinde dünya duruverir.

    doğan gözlerini korkuyla ve refleksle kırpıştırır.

    işte o andan sonra bölüğün üstündeki kara bulutlar dağılır. güneş açar. doğan hayatının dayağını oracıkta törenle yedikten sonra bölüğün subayı astsubayı uzmanı eri erbaşı doğanı o hafta her gördükleri yerde hiç boş geçmezler. dayaktan böyle adeta şımartırlar. hatta gelip görevine yeni başlayan yüzbaşı bölük komutanı da herkes bu askeri durup durup dövüyor galiba bir bildikleri var diyerek döver.

    özet : hiperaktivite bir tıbbi kondüsyon olabilir. ama askerde hiperaktifim diye komutana hallenecekseniz, o işin sonu genellikle yaştır.
1008 entry daha