şükela:  tümü | bugün
129 entry daha
  • sözlük'ün kalitesinin zaman içerisinde nereden nereye geldiğini gösteren ve benim de fikirlerimi sunmak istediğim (iş erken bitti) başlıktır. wehrmacht ve kızıl ordu'yu karşılaştırırken okuyucuyu içine çeken, kaliteli bilgilerden; kimin annesinin ne süreliğine fuhuş sektöründe çalıştığı konusunda varsayımlara düşüldüğünü görmek biraz üzücü.

    bazı yazarların, defaatle dile getirdiği mitler dikkatimi çekti. bunların bazıları sanki kahvehanede "hitler müslümanmış" diye konuşan eski zaman dayılarını hatırlatsa da, çoğunluğu aslında okuma yapılmadan varılan kanılar değil. fakat tarih ve tarihe dair konuların okuması yapılırken, birincil kaynaklar ve istatistikler gibi nispeten sıkıcı unsurlar yerine aslında edebi yanı ön plana çıkan unsurların dikkate alınması ve bunun doğru kabul edilmesi çok yadırgadığım bir şey değil. ancak bazı doğru kabul edilen yanlışların üzerinden geçmek isterim.

    1- üstün alman kalitesi vs. kontrplaktan sovyet tankları

    t-34, tenekeden bir tank değildir. t-34, bir hafif tank da değildir; orta klasman bir tank olup, doğu cephesinde savaşan pek çok alman komutanı da kendisine hayran bırakan ve kendisiyle kalite konusunda boy ölçüşebilecek bir tank envanterlerinde olmadıkları için panther* ve tiger* gibi iki efsane tank modelinin zorunlu babası olmuştur.

    üretiminin nispeten kolaylığı, neredeyse aynı miktar materyal kullanılarak tasarlanan zırhının kendi segmentindeki alman tanklarına üstünlüğü, manevra kabiliyeti, dizel motorla çalışması ve rusya'nın zorlu koşullarında batmadan, saplanmadan hareket edebilmesi en büyük üstünlükleridir. alman mühendisliğini tartışmak gereksiz olsa da, aynı randımanı daha ucuza elde eden, daha az mürettebatla işletilen, daha basit ve hızlı yedek parça bulabildiğiniz ve ne tamiri ne de yakıt bulması konusunda sorun yaşamadığınız herhangi bir ürün, herhangi bir sektörde her zaman mühendislik açısından daha başarılıdır. bu konuda bana inanmıyorsanız, cephede savaşmış herhangi bir alman askerin hatıratına başvurabilirsiniz.

    2- iki askere tek tüfek verip panzerler yavaşlasın diye önüne atan kızıl ordu vs. paçalarından kalite akan, hugo boss kuşamlı, übermensch wehrmacht

    bu iki asker, tek tüfek hikayesi yanılmıyorsam rusya'nın sivil savaş dönemine veya birinci dünya savaşı dönemine ait bir hikaye ancak ikinci dünya savaşı mitleri arasında kendisine daha çok yer buldu. sanırım bunda bazı film ve bilgisayar oyunlarının etkisi büyük. kızıl ordu, hazırlıksız yakalanmış olduğu savaşın ilk altı ayında dahi en azından tüfek sıkıntısı çekmiş bir ordu değildi. askerlerini donatacak tüfek sıkıntısı çektiğini ifade eden sanırım tek bir sovyet komutanı vardı ki o da stalingrad'da bir bölük komutanıydı ve askerleri böyle savaşa yollamak yerine, volga nehrinin doğusuna rezerve çekip, gerekli ekipmanın ulaşmasını (bir gün içerisinde ulaşmıştır) beklemiştir.

    kaldı ki bir tank, ne önüne yatıp küfretmekle ne de egzosuna uşanka sokmakla ivmesini kaybedecek bir araç değildir. sovyetler birliği pek çok askeri malzeme üretimi konusunda ilk senelerde sıkıntı çekmişse de, tüfek bu sıkıntı çekilen kalemlerden birisi olmamıştı.

    3- almanlar her zaman sayıca üstün olan bir düşmana karşı savaştılar, onbeş kişiye saldırdılar, vurdular vurdular saymadılar

    almanların, kızıl ordu karşısında aldıkları en ezici galibiyetler savaşın ilk altı ayında olmuştur. bu dönemde, cephedeki wehrmacht ve müttefiklerinin asker sayısı dört milyona yakınken, kızıl ordunun mevcudu batı cephesinde iki buçuk milyondan biraz fazlaydı. kimsenin almanya'nın blitzkrieg taktiklerini küçümseyeceğini sanmıyorum, gerçekten de almanlar kızıl ordu'ya yaptıkları bu ani ve en azından o an için beklenmeyen saldırıyla büyük mesafe aldılar.

    ancak, savaşın başladığı 1941 yılından, kızıl ordu'nun karşı hücuma geçtiği 1943 yılına kadar; en kötü zamanlarında bile almanlar hiçbir zaman 1'e 2,5'luk bir orandan daha fazla bir düşmana karşı savaşmadılar. savaşın ilk aylarındaki galibiyetlerinde, gerek donanım, gerek sayı olarak üstünlükleri ve düşmanlarını gafil avlamalarının payı; nitelik ve nicelik meselesinden çok daha fazladır. sovyetler birliği, cephedeki asker sayısını dengelediği andan itibaren almanlar ilerleme sağlayamamıştır. üstelik sovyetler birliği bunu, wehrmacht'ın sahip olduğu veteran ve önceden düşünülmüş bir planla hareket eden, hava üstünlüğüne sahip askerlerle değil; savaş konusunda düşmanına göre tecrübesiz askerleri, yetersiz hava kuvvetleri ve o sıralar son formuna kavuşmamış, azınlık t-34'ler ve çeşitli zırhlı birliklerle başarmıştır.

    kısaca şu, "bir alman onbin sovyet'i yok eder arkadaşlar" konusu da ayrı bir mittir.

    4- almanlar iki cephede savaşıp bismarck'ı yattığı yerde ters döndürürken, sovyetler pilardo oynayıp rus garisuna gidiydi.

    sovyet cephesi açıldığında, almanlar'ın savaştığı tek cephe afrika'ydı ve orada da sadece iki bölükleri bulunuyordu. savaşın ilk gününde, aktif askeri personel sayısı olarak almanya, sovyetler birliği'nin bir buçuk katı kadar fazla askere sahipti. iki cephede savaşmak konusunda, stalin'in hitler'e kıyasla daha fazla korktuğu ise yine kaynaklarda sabittir. zira, hiçbir zaman açılacak gibi durmayan bir cephesi yerine stalin'in mançurya sınırında bekleyen daha gerçekçi bir hayaleti vardı; japonlar. bu sebepten uzun bir süre boyunca, sibirya'daki jukov kuvvetleri uralların batısına gelememiştir. kaldı ki bahsettiğimiz mesafeyi bir gözünüzde canlandırın, berlin - moskova arası ne kadar, stalingrad - mançurya arası ne kadar?

    georgi konstantinoviç jukov, sibirya'dan kış donanımlı ordusuyla gelince zaten işin renginin nasıl değiştiği herkesçe bilinmektedir.

    5- kızıl ordu, yüksek ölüm oranına rağmen her zaman aslanlar gibi savaştı, en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak en önce göğüslediler ipi

    kızıl ordu, savaşın ilk iki senesinde dört buçuk milyon askerini almanların eline esir olarak kaybetmiştir. bu iki sene boyunca, cephede savaşarak ölen sovyet askeri sayısı ise üç buçuk milyondur.

    esir düşen askerler arasında bilindiği üzere topçu teğmen yakov cugaşvili, yani stalin'in öz oğlu da bulunmaktadır. ilginçtir ki savaşın ilerleyen zamanlarında, sovyet askerlerinin teslim olma yönündeki tercihleri oldukça radikal bir düşüş gösterir. zira stalin'in 270 no'lu emrinde de belirttiği üzere "sovyet savaş tutsağı diye bir şey yoktur, sadece hainler vardır." ancak sadece bu emir yeterli etkiyi yaratmamış olacak ki, bir sene sonra stalin bu sefer meşhur 227 no'lu emrini* yayınlar ve "tek bir adım dahi geriye atılmayacağı" prensibi benimsenir. emir verilmediği halde ricat eden herkes askeri mahkemede yargılanacaktır, her ordunun ceza birlikleri bulunacak ve bu ricat edenler bu sefer bu birliklerde arkalarında nkdv birliklerinin tehdidiyle en tehlikeli görevleri üstleneceklerdir.

    yakov cugaşvili, stalingrad savaşı sırasında mareşal friedrich paulus'un esir düşmesi sonrasında stalin'le takas konusunda anlaşılabileceği ümidiyle bir teklifin konusu olmuştur. ancak stalin, "bir mareşal ile bir teğmeni değişmem" diyerek oğlunu kısa süre sonra öleceği alman esir kampında bırakmayı tercih etmiştir. herifi sevmem ama bu hareketine çok saygı duyuyorum.

    6- almanlar kaybettikleri askerlerin yerine yenilerini koyamazken, kızıl ordu her zaman bu kayıpları ikame edebildi

    wehrmacht'ın doğu'daki aktif personel sayısı tüm sovyet savaşları boyunca iki defa savaşın ilk başladığı yılda ellerinde bulunan asker sayısını geçmeyi başarmıştır. kendilerinin ciddi olarak verdikleri kayıpları ikame edemedikleri yıllar kursk savaşı'ndan çok daha sonraya denk gelir ancak bu dönemde de alman ordusu, üstelik savunma savaşı yapmasına rağmen düşmanlarını öldürmekte ilk yıl yaptıkları sürpriz saldırıya kıyasla inanılmaz etkisiz bir görünüm çizer.

    aslında tüm alman kurmaylarının da bildiği gibi, büyük üstünlükleri hiçbir zaman yüksek eğitimli ve adanmış askerleri veya dönemin en kaliteli ekipmanları değil; kullandıkları savaş taktikleriydi. bu savaş taktikleri de, düşmanın toparlanmasına fırsat vermeden hızlıca yok edilmesi üzerine kuruluydu. ancak bu taktikler sovyetler birliği'ne karşı hem diğer düşmanlara karşı olduğu gibi işe yaramadı, hem de aslında uygulanışında da hatalar yapıldı.

    7- almanlar aslında moskova'ya giriyordu da hitler gevşeği ve general kış hazretleri engelledi

    almanlar moskova'nın 20 km kadar yakınına girmiş, st. basil katedrali'nin kuleleri dürbünle gözükür hale gelmişti; bu doğrudur. ancak moskova'ya girmemelerinin sebebi hitler veya meşhur rasputitsa değildir. stalin'in, komünist alman casusunun ulaştırdığı bir istihbarattır. bu istihbarata göre, japonlar almanya'yla bazı konularda ters düşmüş ve savaş güçlerini büyük oranda güneye kaydırmaya karar vermişlerdir.

    şunu bilmekte fayda var ki, istedikleri kadar kuzey'de yaşasınlar; ruslar da insandır arkadaşlar. soğuk sadece almanlar'ı vurmadı. bugün rusya veya ukrayna'ya gitmiş olanlar bilirler ki, bu halklar evde cayır cayır doğalgaz yakar, evin içini hamama çevirirler. moskova konusunda soğuğun yarattığı farklılık şu oldu;

    stalin, japon tehdidinin ertelendiğini öğrenir öğrenmez, sibirya'da bulunan 18 birliğini derhal moskova'ya çekti. sovyet hükümetini moskova'dan gönderdi ancak kendisi orada kalıp, canlı yayında moskova'daki vatandaşlarına seslendi.

    stalin'in 3 temmuz 1941 tarihli konuşması

    soğuğa karşı iki ordu arasındaki büyük farklılığı yaratan, moskova önlerinde almanlarla savaşa tutuşan kızıl ordu birliklerinin işte bu sibirya birlikleri olmasıdır. zira bu birlikler, zaten soğuk kış şartları için eğitilmiş ve teçhizatlandırılmışlardı. henüz almanların elinde t-34'lere cevap verebilecek bir tank da bulunmuyordu.

    savaş teçhizatı konusunda, sovyet t-34'leri almanlar panther ve tigerları geliştirene kadar çok daha başarılıydı. sadece t-34'ler de değil, bana kalırsa sherman tankları da kendi segmentindeki alman tanklarından iyiydi. panther ve tigerlar, ancak kursk savaşı'na büyük ölçüde yetişebilmiş, ancak bu seferde bunların tamiri konusunda tecrübesiz askerler için yeni bir sorun kaynağı olmuştur.

    uçaklar konusunda, ilyuşin, tupolev ve yakovlev'ler hiç de luftwaffe'den geride kalan uçaklar olmayıp; bana kalırsa alman ordusu'nun en eğitim ve donanım bakımından diğer ordulara kıyasla üstün birlikleri olan ve girit'te saçma sapan bir şekilde harcanan paraşütçü fallschirmjagerler ile kıyaslanabilecek başarılı hava indirme birlikleri de bulunuyordu.

    8- sovyetler amerikan yardımı sayesinde almanlar'ı yenmeyi başardılar.

    stalin bile tahran'da buna benzer bir şey söylemiş olsa da, bu da doğru değildir. muhtemeldir ki bu beyanın altında, diplomatik bir motivasyon yatmaktadır. amerikan ve diğer müttefik yardımları sovyetler birliği'ne, kızıl ordu'nun bu yardıma en muhtaç olduğu zamanlarda ulaştırılmamıştır. ulaştırılabilmesine de zaten imkan yoktur. kızıl ordu, 1941 ve 1942 kışlarını, yani wehrmacht'ın en yıkıcı başarılarını elde ettiği zamanları tamamen kendi imkanlarıyla durdurmak zorunda kalmıştır. müttefik yardımları, ancak savaşın stagnasyon evresinden kurtulup, sovyet hücumuna dönüşmesini öne çekmiş olabilir. ancak bu yardımın, savaş boyunca hiç ulaşmadığı leningrad, tamamen sovyet imkanlarıyla savunulmuş moskova gibi şehirler 1942 yılının sonlarında düşmüş olsalardı; stalingrad'ın da volga'nın doğu'sundan kuşatmasının tamamlanıp düşeceği kesindi.

    9- almanlar büyük götoştur, nasıl da koydu sovyetler löylöylöy

    iki ordu da, tarihte eşine benzerine az rastlanacak bir inanmışlık ve kişisel fedakarlıklarla savaştı. alman ordusunun içerisindeki ss birliklerinin gerçekleştirdiği savaş suçlarının, wehrmacht'a mal edilmesi çok doğru değildir. sovyet ordusu'nun alman topraklarında gerçekleştirdiği tecavüz suçları ise 4 sene boyunca kaybedilen 25 milyon insan düşünülerek değerlendirilmesi gerekir. bir afrika atasözünde de belirtildiği gibi, "leoparın kuyruğunu tutmayacaksın, tuttun mu da bırakmayacaksın." leopar, leoparlığını yapmıştır. alman ordusu içerisinde de en basitinden joachim krüger gibi tam tabiriyle dal taşak t-34'e tabanca sıkarak saldıran yürek yemiş bireyler vardır.

    neticeten, iki ordu da teçhizat kalitesi veya asker sayısı olarak birbirinden bazı modern efsanelerde anlatıldığı kadar farklı değildir. subay ve erat kalitesi olarak bana kalırsa pek farkı yoktur da. gerçekten çok beğendiğimiz pek çok başarılı, deha seviyesinde alman komutanlarının, heinz guderian, erich von manstein, erwin rommel ve nicelerinin neticede bir şerefsiz onbaşının ideolojisinin peşine takılmış bir toplumsal delilik içerisinde olduğunu unutmamak gerekir. bana kalırsa georgi konstantinoviç jukov, konstantin rokossovski, semyon timoşenko ve diğer pek çok sovyet komutan da ellerindeki malzemeyi maksimum verimle kullanma konusunda almanlar kadar başarılıdır. her iki tarafta da, asker kaçakları, ekstrem önlemler, cesur kahramanlar mevcuttur.

    bir de tarihte kızıl ordu kazanmıştır.
4 entry daha