şükela:  tümü | bugün
43 entry daha
  • (bkz: spoiler)
    filmin tüm hikayesini oluşturanın ustalıkla işlenmiş bir eğretileme olduğunu farkettiğim anda lanthimos'a hayranlık duymaya başladım. bu metaforsa erkeğin boşalmasına iliştirilen bir anlamdan doğmaktadır: la petit morte, küçük ölüm. çocuklukta işlenen suçlar bazen o denli derin izler bırakır ki, büyüye büyüye çığa dönüşürek etrafta kim var kim yoksa yutar, büyük ölümlere yol açar. bu duruma antik yunanlılardan itibaren trajik yazgı adı verilmektedir ve bence "killing of a sacred deer" filminde hikaye edilen de böylesi bir yazgıdır. trajediye yol açan kökensel olay son derece çocuksu olsa da, filmdeki steve karakteri olayı bir şekilde yazgı haline getirdiği için her şey trajikleşir.

    killing of a sacred deer bir suçluluk anlatısıdır. bir kalp cerrahı (steve) günün birinde iki kadeh alkol alarak ameliyata girer ve martin'in babasının ölümüne yol açar. adamın ölümünün steve'in ihmalkarlığıyla, sarhoşluğuyla bir ilişkisi var mıdır bilinmez ama steve'in inancı bu yöndedir. içmeyi bırakır. martin'in her dediğini yapar hale gelir. gel dediğinde gelir, çocuğun yerli yersiz gelişlerini, alanını işgal edişini engelleyemez. martin tam manasıyla üstben figürüne dönüşmüştür steve için.

    martin de üstben figürünü oynamaya zamanla alışır ve başlangıçta ürkek olan adımları güçlenerek adamı sıkıştırdıkça sıkıştırır. sonundaysa tam da üstbenin buyruk kipiyle konuşmaya başlar ve karanlık kehanetler yağdırır. kısasa kısas yasasının, o en arkaik yasanın egemenliğini ilan ederek çocuklardan birini kurban etmesini ister adamdan. bir baba ölmüştür ve sırada bir çocuk vardır. babaya karşılık çocuk hiç de tesadüfi bir seçim değildir.

    steve neden sepetleyememiştir martin'i? neden boyun eğmektedir? eğer alkollü ameliyata girmesi ve birinin ölümüne yol açması yüzünden suçlu olsaydı bunun karşılığı hukusal düzlemdeki bir ceza olurdu. oysa hukuki bir cezaya maruz kalmadığı gibi saygın bir kalp cerrahı olarak işine de devam etmektedir steve. peki neyle suçlamaktadır kendini?

    steve'in oğluyla diyalogunu anımsarsak pek çok şey açıklığa kavuşabilir. o sahnede baba bir sırrını açmakta ve çocuğundan da aynını beklemektedir. ve steve'in sırrı küçüklüğünde işlediği bir suça ilişkindir. sarhoş halde yatağında uyuklayan babasının penisine mastürbasyon yapmış, babasını boşaltmış, yani bir anlamda onu öldürmüş (la petite morte) ve fışkıran spermlerle ellerini kirletmiştir. steve'in zihnine kazınan bu sahnede mastürbasyon sonucu boşalma ölümü, sperm de kanı andırmaktadır sanki. babasını boşaltmamış da onu öldürmüş gibidir steve. ellerine fışkıran beyaz renkli sperm değil de kan gibidir. çocuk zihni bu denli enteresan bir dünya olabilmektedir.

    her erkek çocuğunun babasının ölümünü arzuladığını yazarken freud, yunan tragedyalarının en bilineni olan kral oidipus'u kullanmıştı. her erkek çocuğunun arzuladığı bu ölüm steve için başka bir gerçeklik kazanmıştır. elleri kirlenmiştir. ölüm beyaz bir sıvının fışkırması, penisin ölmesidir ona göre. laf buraya gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, lanthimos'un kafasındaki ölüm senaryosu da buna benzer olabilir. filmin kilit noktasıdır o ifşa anı.

    bir doktorun en sık tekrarladığı eylemlerinden birisidir ellerini yıkamak. ameliyata girmeden önce ve çıktıktan sonra ellerini yıkar. ellerini temiz tutmak zorunluluğu vardır. steve de bir kalp cerrahı olarak bu kuralı titizlikle uygular. filmde el yıkama sahneleri fazlacadır. çocukluğunda babasının organını öldüren elleri artık yaşam vermektedir. suçluluğunun telafisi canlandırılan, kan pompalanan, hayata döndürülen kalplerdir. steve'in mesleği bir telafi oluşumudur ve adam için işlevsel bir yanı vardır bunun. ancak günün birinde martin'in babası ameliyat masasıdna kalıverir. tesadüf odur ki o gün ameliyata girmeden iki kadeh içmiştir steve. adamın ölümüyle steve'in aldığı alkol birleşince ne olur? telafi oluşumu çöker ve geçmişin suçluluğu olanca bastırılmışlığından sıyrılarak fışkırır.

    filmin bundan sonrasında olanlarsa steve'in uzak geçmişindeki anımsayamadığı suçunu yanlış yerde aramasından ve martin'i bir süperego figürüne dönüştürmesiyle ilgilidir. bir babayı öldürmüştür, tıpkı geçmişte kendi babasını öldürdüğü gibi. martin'in ne hissetttiğini empati yoluyla anlayabildiği için çocuğa yaklaşır, acısını paylaşmayı dener.

    oysa çocuk hiç de acı falan çekmiyor gibidir. filmin kırılma anlarından biri de burasıdır. babasını öldüren ellere, steve'in ellerine hayran olan annesinden bahsetmekte, adamı annesiyle birleşmeye zorlamaktadır. çocuğun tek derdi annesinin tatminidir ve belki de babanın ameliyatı sırasında doktordan etkilenmiştir kadın. en azından martin'in zihninde, hayali senaryosunda. steve ellerinin günahıyla bir kez daha karşılaşmışken bir kadın, kendisini kocasından kurtaran o elleri öpmeye çalışmaktadır.

    elimizde küçük bir ölüm ve büyük bir ölüm var. steve suçluluk hisleriyle kıvrandıkça martin de boyut değiştirerek hüküm veren karanlık bir tanrıya dönüşür. steve kendi suçunu yanlış yerlerde aradıkça çocukları bu karanlık hükmün etkisiyle yere çakılırlar, sürünürler, yemeden içmeden kesilirler ve kurbanlara dönüşürler. oğula babadan kalan mirasın babanın günahları olduğunu yazmıştı kierkegaard.

    filmin sonunda adam o denli çıkmaza girmiştir ki seçimi kadere bırakır. bunu yaparken seçtiği yöntemse oldukça manidardır: döner döner döner ve ateş eder. kime denk gelirse. sanki başı dönmektedir adamın, o kadar çok içmiştir ki sarhoşluktan başı dönmeye başlamış gibidir. ameliyata girerken içtiği iki kadeh başını döndürmediyse de, hissettiği suçlulukla başı o kadar döner, kafası öylesine karışır ki adeta hamlet'e dönüşür o son sahnede. ve seçimi şansa bırakırmış gibi görünse de aslında kimi vuracağını kader tanrıçaları çok önceden seçmiştir. babanın günahlarını oğullar çeker çünkü babayla oğul birbirine son derece yakından bağlıdır. vurulanın çocuk olması tesadüf değildir.
    (bkz: spoiler)
155 entry daha

hesabın var mı? giriş yap