şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
1617 entry daha
  • japonya'nın "tarih boyunca dışa kapalı bir toplum olduğunu" farklı yerlerde duymuşsunuzdur. peki bu gerçekten böyle mi? hem evet, hem hayır. mevcut japonya devletinin kuruluşu m.ö. 660 yılına dayanıyor, 2677 yıllık bu kadim ülkede sakoku uygulamasının yürürlüğü ise 1635 yılından 1854'e kadar sadece 219 yıl sürdü.

    japonya'nın dış dünyayla olan ilk resmî diplomatik etkileşimi m.s. 57 yılında, han (çin) imparatoru guangwu tarafından wa (japonya) imparatoru suinin'e altın bir mühür verilmesi aracılığıyla gerçekleşiyor. sonrasında da çin ve kore ile ticari ve sosyal ilişkiler devam ediyor. sui (581–618) ve tang (618–907) hanedanlıkları boyunca da, japonya çin'e düzenli olarak öğrenciler gönderiyor, amacı hem budizm öğretileri, çin bürokrasisi ve çin mimarisi gibi bilgi birikiminden istifade etmek, hem de çin tarafından bağımsız bir devlet olarak görülmek. 16. yüzyıla kadar çin ve kore dışında gerek savaş gerek diploması anlamında doğru düzgün ilişkiler kurduğu/kurabileceği bir devlet japonya'nın karşısına çıkmıyor. sadece 13. yüzyılda moğollar japonya'yı fethetmeye çalışıyor ama başarısız olup kolay lokma olan batıya ilerliyorlar.

    1542 yılında portekizlilerin tanegashima adasına ulaşması, japonya'nın batı dünyasıyla ilk teması oluyor. batılıların kanji bilmemeleri, yemek çubuğu kullanamamaları ve duygularını kendilerini kontrol edemeden göstermeleri, "nanban" (güneyli barbar) denmelerine sebep oluyor. zaten savaşan beylikler (sengoku) döneminde olan japonlar, batılılardan tüfek yapımını öğreniyorlar. ayrıca ülkede ilk defa hristiyanlık yayılmaya başlıyor ve bugün bile kullanılan bazı portekizce sözcükler japoncaya giriyor. bunlardan biri de "turco/toruko" (türkiye).

    ülkede avrupa mallarına olan rağbet artıyor. gözlük, tüfek, saat gibi şeyler japonlar arasında tutulunca, batı ile olan ticaret de artmaya başlıyor. tabii batıdan gelen tek şey ticaret malları değil, fikir ve akımlar da japonya'ya akmaya başlıyor. en önemlisi de hristiyanlık. başta cizvitler, sonrasında da katolikler, ülke bir iç savaş döneminde olmasına rağmen burada misyonerlik faaliyetlerini istedikleri gibi sürdürüp japonları kendilerine çekebiliyorlar. hiçbir yaptırım uygulanmıyor, hatta oda nobunaga gibi bazı liderler bunu bizzat destekliyor. bir süre sonra savaş tokugawa ieyasu'nun zaferiyle sona eriyor. bunun sonucunda 1603 yılında edo şehrinde tokugawa shogunluğu kurularak edo dönemi başlıyor. dışarıyla olan ilişkiler de olduğu gibi devam ediyor, ta ki yönetim üçüncü shogun tokugawa iemitsu'nun eline geçene kadar. tokugawa iemitsu, ilk shogun tokugawa ieyasu'nun torunu ve ikinci shogun tokugawa hidetada'nın oğlu. babası hidetada, üçüncü shogun olarak büyük oğlu iemitsu yerine küçük oğlu tadanaga'nın gelmesini planlıyor ama ıemitsu, tadanaga'yı öldürerek kendisi shogun oluyor. (ayrıca kendisi bir eşcinsel olduğu için ieyasu'nun doğrudan soyunu bitiriyor.)

    biraz geriye dönelim. sengoku dönemini bitiren sekigahara savaşı sonunda, tokugawa ve doğu ordusu adına savaşan beylikler, shogunluk kurulduktan sonra iyi yerlere getirilerek "fudai" adını alırken ıshida ve batı ordusu adına savaşan beylikler "tozama" olup uzaklara sürülüyor. ayrıca shogunluk, diğer beyliklerin zenginleşmesini ve kendisine potansiyel rakipler oluşmasını engellemek amacıyla "sankin kotai" denen bir uygulamayı yürürlüğe koyuyor. bu uygulamaya göre japonya'daki tüm derebeyleri, senede bir veya birkaç kez shogunu ziyaret etmek zorunda. bu "hac" olayı hem tozama hem fudai derebeylerini kapsıyor. japonya'nın neresinde olurlarsa olsunlar senede bir kez edo'ya gitmek ve orada birkaç sene geçirmek zorunda oldukları için yolda ve edo'da harcadıkları para kendilerini fakirleştirirken shogunluğu zenginleştiriyor. tabii bu durum doğal olarak derebeylerin hoşuna gitmiyor. shogunun tekelinde olan merkantilizmden kendilerine hayır gelmeyeceğini anladıklarından dolayı kendileri için daha kârlı olan avrupa ticaretine yöneliyorlar ve gerçekten de iyi kazanmaya başlıyorlar. ayrıca güney vilayetlerinde artan hristiyan nüfus ile şinto-budist halk arasında sık sık huzursuzluklar hatta tek tük isyanlar çıkıyor. bunların en önemlisi 1637 yılında nagasaki'de katolikler tarafından çıkartılmış shimabara isyanı. bunlara bir de batılıların "yeni dünya"yı kolonileştirmiş olup gözlerini asya'ya dikmesi ekleniyor. özellikle imparatoriçe meisho bu konuda son derece tedirgin ve japonya'ya ait bereketli toprakların, batılıların ağzını sulandırdığının farkında. dananın kuyruğu da burada kopuyor.

    böylece shogun tokugawa iemitsu tarafından 1633, 1635 ve 1639 yıllarında üç parça halinde sakoku yasaları yürürlüğe sokuluyor. bu yasalar çerçevesinde, japon vatandaşlarının ülkeyi terk etmesi ve halihazırda dışarıda bulunan japonların ülkeye giriş yapması yasaklanıyor. ülkedeki bütün avrupalılar kapı dışarı ediliyor ve batıyla olan ticaret hollanda doğu hindistan şirketi (voc) dışında tamamen sonlandırılıyor. hollandalılarla olan ticaret de sadece nagasaki'deki yapay dejima adasıyla sınırlandırılıyor. hollandalılar buradan dışarı çıkamıyor. hollandalılara istisna tanınma sebebi de shogunun hollanda portakalını çok sevmesi değil tabii ki. japonya, dışarısıyla tüm bağlarını kopardıktan sonra da dünyadan geri kalmak istemiyor. gelişmeleri ve batının haberlerini, ticareti bahane ederek hollandalılardan alıyorlar. hatta hollanda kaptanlarıyla shogun bizzat görüşüyor. bu görüşmelerde yanlarında tercümanlık görevinde bulunan samuraylarlara ise getirilen kitapları çevirttiriyorlar. bu sayede ülke dünyaya kapalı olmasına rağmen japonlar voltaire, kant, spinoza'yı tanıyor ve okuyorlar.

    başarılı olan sakoku sistemi sayesinde ülkede uzun bir barış dönemi başlıyor. bilimde ve sanatta sıçramalar yaşanıyor ve japonya altın çağını yaşıyor. 1716 yılında sekizinci shogun tokugawa yoshimune, son halini alması yirmi yıl sürecek kyoho reformları'nı başlatıyor. bu reformların amacı, halkının bütün gün sumo ve kabuki gibi uğraşlarla zevküsefa yaşayan edo'daki giderek artan savurganlık ve tembelliği bitirmek. lüks üretimi azaltılıyor, tüccar loncaları shogun denetimine giriyor, dövüş sanatları özendiriliyor, batı kitapları yasaklanıyor. 1736 yılında da reformlar yüzünden özellikle pirinç fiyatlarında yaşanan deflasyon ile edo ekonomisi kesatlaşıyor. bunun üzerine yaptığından pişman olan shogun, aynı yıl bol miktarda madeni para döktürerek durumun önüne geçiyor ve 118 yıl sürecek yeni bir refah dönemi başlıyor.

    aradan 118 yıl geçiyor. 1853 yılının 8 temmuz gününde, abd donanma amirali matthew c. perry, kapkara birkaç savaş gemisi ve yeni bir ticaret anlaşması teklifi ile birlikte edo’nun elli kilometre güneyinde yer alan yokosuka'ya demir atıyor. shogun, bu anlaşmaya sıcak bakmıyor. hayır cevabı almaktan hoşlanmayan perry tekrar geleceğini belirterek ülkeyi terk ediyor. gerçekten de bir yıl sonra, sözünü tutarak çok daha büyük bir donanmayla geri dönüyor ve amerikan donanmasından korkan shogun, 31 mart 1854 yılında kanagawa konvansiyonu‘nu imzalamak zorunda kalıyor. kanagawa konvansiyonu, sakoku uygulamasını resmen sona erdiriyor. antlaşmaya bağlı olarak shimoda ve hakodate limanları abd ticaretine açılıyor, amerikalı tayfalara barınma hakları veriliyor ve shimoda‘da townsend harris elçiliğinde kalıcı bir abd konsolosluğu kuruluyor. 1858 yılında, harris iki yıl süren ikna çabalarının meyvesini alıyor ve abd-japonya arasında "dostluk ve ticaret antlaşması" imzalanıyor; amerikalılara japonya'da dilediklerince seyahat edebilme ve yaşayabilme hakkı sunulurken japonlar abd üzerinde böyle bir hakka sahip olamıyor. japonya ve batı arasında imzalanmış adaletsiz antlaşmaların ilki olan bu antlaşma, ileride japonya'nın batıya açılması gerektiğini düşünenler ve buna karşı çıkanlar arasında büyük bir iç savaş çıkmasına sebebiyet veriyor, yani boshin savaşı.

    24 mart 1860'da, shogunun baş danışmanı ii naosuke, mito bölgesinde yaşayan yabancı karşıtı 17 genç isyancı samuray tarafından, shogunluğun merkezi olan edo kalesi'nin sakuradamon kapısı önünde suikaste kurban gidiyor. zira öncesinde abd ile yapılmış dostluk ve ticaret antlaşması üzerindeki en etkili japon politikacı olan ii, japonya’nın batıya açılmasını sıkı bir şekilde destekliyor ve karşı çıkan herkesi ansei yasası kapsamında hükümetten attırıyor. bu da muhafazakar samurayları kızdırıyor. ii naosuke’nin suikaste uğraması, ülke çapında imparator yanlısı anti-shogun hareketlerinin önünü açıyor. ironik olarak mito bölgesi, owari ve kishu bölgeleriyle, shogun olabilme hakkına sahip tokugawa ailesi üyelerinin yaşadığı ve dolayısıyla shoguna en sadık olan üç bölgeden biri.

    1866 yılında choshu bölgesinde gerçekleştirilen küçük çaplı bir darbe sonrası shogun karşıtlarının bölgesel yönetimi ele geçirmesiyle, on dördüncü shogun tokugawa ıemochi, choshu’daki bu isyanı bastıracak bir sefer düzenleyeceğini duyuruyor. bunun üzerine imparatorluğa sadık satsuma, choshu ve tosa hanlıkları shogunluğa direnme amacıyla birleşiyor. shogunluğu yıkmak için imparator komei'nin de desteklediği sonno joi (imparatoru yücelt, barbarları kov) düşüncesi altındaki samuraylarla shogunun seferini püskürtüyorlar. choshu seferinde yenilgiye uğrayan tokugawa iemochi ölünce yerine gelen tokugawa yoshinobu, otoritesini kaybetmeye başlamış olan shogunluğu sağlamlaştırmak amacıyla köklü değişiklikler yapıyor. özellikle ikinci fransa imparatorluğu'nun desteği ve léonce verny‘nin gözetimiyle shogunluk orduları modernize ediliyor. aynı zamanda ruslar, ingilizler ve amerikalılardan da askeri destek alan shogunluk, kaybetmiş olduğu gücü ve prestiji kısa sürede tekrar kazanıyor. bu sırada 1867 kasım'ında, barışçıl tosa’ya kıyasla daha radikal olan satsuma ve choshu hanlıkları satcho ittifakı‘nı kuruyor ve imparator komei’nin de ölmesiyle başa gelen yeni hükümdar imparator meiji'nin imzasını taşıyan sahte bir emir çıkartarak, shogun tokugawa yoshinobu'nun öldürülmesini meşru kılıyorlar. fakat bu emir bir şekilde tosa derebeyi yamanouchi toyonori'nin eline ulaşıyor. hemen shoguna bir mektup yazan yamanouchi, ona shogunluk pozisyonundan feragat etmesini, bunun yerine kendisinin de imparatorluğa bağlılık yemini ederek hanedana sadık diğer hanlıklardan oluşturulacak yeni bir ordunun başına geçmesini öneriyor. ilginç bir şekilde bu mektuba olumlu cevap veren tokugawa yoshinobu, gerçekten de on gün sonra shogunluğu bizzat lağvediyor ve mutlak otoriteyi bütünüyle imparatora devrediyor. böylece 1192 yılında minamoto no yoritomo ile başlamış shogunlar devri, 675 yılın ardından son buluyor.
1051 entry daha