şükela:  tümü | bugün
55 entry daha
  • papa 2. paschal’ın 1109 senesinde çıkarttığı “vergintis in senium” başlıklı bildirgeyle, din sapkınlığı hükümdara karşı komplo tertip etmek ile eş tutulmaya başlanmıştı. böylelikle dinsel sapkınlık, bir bakıma sıradan, laik nitelikli suçlar arasına katıldı. bundan on sene kadar sonra fransa’nın güneyindeki toulouse şehrine toplanan din adamları, sapkın mezheplerin kovulması kararını aldı. ancak karar almak yetmedi; tüm gayretlerine karşın kathar inancının dağılmasını önleyemediler. ancak bunun önlenmesi de mecburi görülüyordu. bu amaçla, 1162 seneninden başlayarak toplanan tüm katolik konsillerinde, sonradan “engizisyon” ismini alacak olan bir sistemin nasıl kurulup nasıl geliştirileceği tartışılır olmuştu.

    engizisyon, bir piskopos tarafından yönetilen, sivil mahkemelerden hayli değişik bir yargılama sistemiyle çalışan, davayı yürüten yargıcın sorgulaması ile karara varılan bir mahkemenin genel isimidir fakat bu kadarla kalmaz. bu mahkemenin yargılama öncesinde bir kolluk gücü de vardır.

    bu sistemin oluşmasında, “sapkın” (heretik) olarak nitelenen hıristiyan mezheplerinin doğuşunun büyük tesiri vardır. bunların arasında 12. asır başlarında ortaya çıkan kathar (cathar) inancının yeri ise yadsınamaz denli ehemmiyetlidir.

    engizisyon (ınquisition) hıristiyanlığa has bir müessesedir. dinsel suçları kovuşturmak için hemen tüm dinlerde tahkikat ve hemen peşinden cezalandırma yetkisini taşıyan çeşitli müesseseler olmasına rağmen, hiçbirinde engizisyon benzeri bir organizasyon görülmemiştir. dahası, engizisyon’un yalnızca katolik mezhebi için geçerli olduğu dahi söylenebilir.

    papa 2. paschal’ın 1109 seneninde çıkarttığı “vergintis in senium” başlıklı bildirgeyle, din sapkınlığı hükümdara karşı komplo tertip etmek ile eş tutulmaya başlanmıştı. böylelikle dinsel sapkınlık, bir bakıma sıradan, laik nitelikli suçlar arasına katıldı. bundan on sene kadar sonra fransa’nın güneyindeki toulouse şehrine toplanan din adamları, sapkın mezheplerin kovulması kararını aldı. ancak karar almak yetmedi; tüm gayretlerine karşın kathar inancının dağılmasını önleyemediler. ancak bunun önlenmesi de mecburi görülüyordu. bu amaçla, 1162 seneninden başlayarak toplanan tüm katolik konsillerinde, sonradan “engizisyon” ismini alacak olan bir sistemin nasıl kurulup nasıl geliştirileceği tartışılır olmuştu.

    fransa kralı 7. louis’nin isteği üzerine lyon’da yapılan bir konsil toplantısında, papa 3. alexander senyörlerin sapkın kişilerin mallarına el koymalarını, bunların gözaltına alınarak hapsedilmelerini emretti. bu konu üzerindeki ilk ciddi çalışma ise, aynı papa tarafından 1179 seneninde toplanan 3. laterano konsilinde gerçekleştirildi. daha da ileri gidilerek sapkınların mallarına el konulmasını emreden bir bildirge yayınlandı. bu bildirgede, yahudilerle beraber yaşayan hıristiyanların da sapkın duyuru edileceği belirtilmişti. dolayısıyla yahudilik de sapkınlık hem de belki kâfirlik sayılır olmuştu.

    1184 yılına papa 3. lucius tarafından verona’da toplanan bir konsilde alınan kararlar üzerine yayınlanan bildirge uyarınca; senyör, baron ve diğer asiller, aforoz cezası esnasında kilise’ye silah yardımı yapmaya söz verecek, sapkın olduğundan şüphe duyulan kişiler piskoposlara ihbar edilecekti. piskoposlar da, sapkınları tespit etmek için yılda en az iki sefer bölgelerindeki köy ve şehirleri gezecekti. kimileri bu bildirgeyi engizisyonun kuruluşuyla özdeşleştirir. pratikte öyleydi belki fakat engisizyon daha müesseseleşmemişti.

    engizisyonu ilk sefer sistemleştirmeyi papa 3. ınnocentus muvaffak oldu. sapkın mezheplerle savaşmaları için ilk yetkiyi bernard de clairvoux tarafından heyetmiş olan sistersiyen tarikatı azası rahiplere verdi. hemen peşinden bu yetkileri bir de fransisken tarikatı azalarına tanıdı. papa 3. honorius ise, 1216 seneninde dominiken tarikatının kurucusu st. dominique ile yandaşlarını direk bu göreve getirdi. (o tarihte katharlar üzerine yapılmış olan dehşetli haçlı seferi’nin zati başlatılmış olduğunu hatırlayalım.)

    başlangıçta engizisyon mahkemeleri, karar verme yetkisini laik mahkemelere bırakıyordu. ancak bunun yürümediğini, çoğu zaman istenilen tarzda netice alınmadığını görünce, bu işi direk kendileri üstlendi.

    papalık, toulouse şehiri dolayında yalnızca halk arasında değil, asiller arasında da dağılan kathar inancı ile uğraşırken engizisyon uygulamaları yapmamış, bunun yerine kuzey fransalı prens ve baronların katıldığı haçlı seferini yürürlüğe koymakla kanaat etmişti. bu kıyımın sürdüğü sonraki senelerde ise, engizisyon mahkemeleri yerine piskoposlara tanınan yargılama yetkisi ile kanaat edilmişti. papa 3. ınnocentus, 1215 tarihli 4. laterano konsili süresince katharlara karşı alınması şart olan yaptırımları tertip etmeye uğraşmıştı. ancak bu yaptırımlar arasında ölüm cezası yoktu. bu bağlamda şöyle denir: “aziz peder ölüm işlerinin nasıl olsa senyörler tarafından yerine getirileceğini biliyor, kilise’nin elinin doğrudan kana bulanmaması gerektiğine inanıyordu.”

    1215 tarihli laterano konsilinde sadece sapkınlar için değil musevi ve müslümanlar konusunda kararlar da alındı. yahudiler için aşağılayıcı kimi kararlar çıkacağı duyumunu alan narbonne musevi toplumundan kimileri papa 3. ınnocentus ile görüşerek olası vicdansız kararların yumuşatılmasında aracı olmasını istedi. konu şuydu: bundan böyle gerek yahudiler gerekse müslümanlar, elbiselerinin üzerine bir özel işaret takmak zorunda olacak. (aynısını naziler uyguladı onlarca yıl sonra.) papa, yahudilere, bu kararda rastgele bir kötü veyahut art niyet olmadığını söylemişti şöyle demişti: «bu teklifimizde herhangi bir yenilik yok. bunlar sadece hıristiyan ve yahudiler arasındaki ilişkileri tertip etmeyi hedef alan kolay tedbirler. 16 yıl önce yayınladığım yahudilere yönelik anayasada bu kaidelerin temellerini bulabilirsiniz. o doküman, sisteme karşı gelen ve mesihimizi tanımayan yahudilere yönelik sevgi, bağışlama hisleriyle doluydu. bu özel işarete karşı direni-şinizi de pek anlayamıyorum. hem yasa yapıcınız moşe, musevi-lerle diğer uluslar arasındaki farkı simgelemek için elbiselerinizin kenarlarına püsküller dikmenizi emretmemiş mıydı?»

    musevi ve müslümanların takması gereken işaretin biçimi ile ilgili uzun uzun tartışıldı. nihayetinde işaretin biçimi tam olarak tespit edemedi; bu konudaki ilkenin ana kaideleri belirlenip, detayı mahalli kiliselerin yetkisine bırakıldı.

    papa, bu tedbiri çeşitli ulusları birbirinden ayırabilmek için kazançlan bir sistem olarak savunmayı da tecrübe etti. ancak bu izah işe yaramadı. zira bu bildirge, musevi ve müslümanlara karşı alınan kararlardan yalnızca bir tekiydi. her bildirgenin yanında, bilhassa yahudileri hor gören, onur kırıcı türden izahlar vardı. bunlar, daimi olarak yahudilerin alçaklığı, gaddarlığı ve mesih'e karşı olan nefretlerini içeren bir felsefenin örtüsü altında ortaya konuyordu. onlar dağil miydi yaradan’yı çarmıha gerip öldüren?.., kilisenin ileri gelenleri, bu konuda “vox populi” olarak hatıralan, halkın nefret dolu sesini yansıttıklarını söylüyordu.

    bu konsilin bildirgesinin “musevi tertip etmeleri” konusunda maddeleri arasında şunlar da vardı:

    1. hıristiyanlar, musevi tefecilerden savunacaktır. yahudilerle rastgele bir ticarî temastan kaçınılması ve aşırı ürem istenmesi vaziyetinde olayın hemen yetkililere bildirilmesi önerilir. hıristiyan âlemindeki kral ve prensler, bu konuda bilhassa uyarılmaktadır.

    2. asil hıristiyanlardan yahudilere aktarılmış varlıklar, önceden ödenen kilise vergisinden bağışık olmayacaktır.

    3. paskalya günlerinde, yahudilerin hanelerini ayrılmaları yasaklanmıştır. (paskalya, çoğunlukla musevi pesah bayramı ile aynı günlere eşit gelir. bu sıralar, yahudilerin bayramlık elbiseleri, isa'nın eziyet ve ölümünün matemini tutan hıristiyanlar ile sanki alay ediliyormuş izlenimini bırakmaktaydı.)

    4. yahudilere kamu idareninde görev verilmeyecektir. çünkü, mesih’i kabul etmeyenlerin hıristiyanların rütbece üzerinde idarî mevkilerde bulunmaları uygun değildir. bu gibi mevkilerde şu anda çalışmakta olan yahudilerin işine hemen bitirilecek ve bu hizmetleri karşılığında kendilerine ödenmiş olan fiyatlar geri alınacaktır.

    5. vaftiz olmuş, buna karşın dinlerinin ilke ve ananelerini uygulamaya devam eden yahudiler ile ilgili alınan raporların sonucunda, bu gibi uygulamaların derhal durdurulması gerektiği kararı alınmıştır. hıristiyan inancını isteyerek kabul etmiş olan kişiler yalnızca ve tam olarak bu inanca bağlı kalacak, ters halde ihtiyaç duyulan cezaya çarptırılacaklardır.

    1215 tarihli laterano konsilinde, iki ehemmiyetli tarikatın kurulma kararı da onaylandı: dominikenler ve fransiskenler. bunlar, bilhassa şehirlerde, katolik inancını güçlendirme işiyle görevlendirildi.

    dominikenler, ek iş olarak, şüpheli uygulamaları araştırıp hıristiyan öğretisine karşı oluşan sapkınlıkları incelemekle, kuşkuluları sorgulamakla, suçlu bulunanları cezalandırılmaları için laik idareye teslim etmekle yükümlüydüler.

    kilise’nin tesiriyle halkın kafasında büyücüler, cüzzamlılar ve şeytanlarla işbirliği yapan şeytanî bir tefeci, iğrenç musevi imgesi yaratıldı. mukaddese saygısızlık, âyin cinayetleri, mukaddes âyin ekmeklerini delerek isa’nın kişiliğine saldırıda bulunmak gibi iddialarla suçlandılar.

    engizisyon oluşmuştu ama istendiği, beklendiği gibi tesirli olarak yürümüyordu. sapkınlıkların önüne geçilemiyordu. ancak 1231 yılında, papa 9.gregorius tarafından daha da sistemli bir biçime getirildi. papa, yayınladığı deklarasyonla kilise tarafından mahkûm edilen sapkınların laik güçlere teslim edilmesi emrini verdi. kiliseden aldığı yetkiyle roma senatörü annibaldo, sapkınların ilk soruşturmalarını yaptı ve onlara karşı bir statü yayınladı. işte bu statüde, “soruşturmacı” mananına gelen fakat bu mananın ötesine geçen “ınquisitor” (engizitör) sözcüğü ilk sefer kullanıldı. mevzubahis statü, engizisyon tarihinde “saint-siège tüzükleri” olarak bulundu.

    hemen peşinden engizisyon, papa 4. ınnocentus’un 1252 seneninde yayınladığı bildirgeyle temelli ve düzenli bir örgüt vaziyetine geldi. papa 4. alexander tarafından engizisyon mahkemelerine bağımsızlık verilmesi, daha da ehemmiyetlisi dinsel emellerle görevlerini kötüye kullanan kişilerin bağışlanmalarını duyuru etmesiyle, tarihteki en büyük engizisyon etkinliği dönemi başladı.

    engizisyonun en tesirli silahı “auto da fe” (iman fermanı) isimiyle 1255 tarihinde yayınladığı bildirge oldu. bu bildirge uyarınca tüm halk engizisyonun hizmetinde sayılıp, bu müesseseye hafiyelik etmekle yükümlü tutuldu.

    engizisyon mahkemesine düşen bir kişi evvela “suçlu” sayılır, masumluğunu ispat etmesi gerekirdi. duruşmanın savcısı ile yargıcı aynı kişiydi. suçlunun yakılması için odun getirenler, günahları bağışlanmak yoluyla ödüllendirilirdi. ancak engizisyon mahkemesi, ateşte yakma kararını kendisi vermezdi; zira kilise, insan öldürmek suçu ile itham edilmemeliydi. mahkeme maznun ile ilgili “hak yoluna gelmesi umulmayan sapkın” kararını verince, “iyilik ve acıma ile davranılması” teklifiyle onu sivil yetkiliye devrederdi. ancak sivil yetkililerin bu acıma dileğini göz önüne aldığı hiç görülmezdi. zira suçluyu cezalandırmakla yükümlüydüler. öyle yapmazlarsa, kendilerini kovulmak beklerdi.

    1300’lü senelerde engizisyona karşı hayli reaksiyon oluştu. 1312 seneninde fransa’nın güneyindeki vienne şehrinde toplanan konsilde bir yandan tapınak şövalyeleri tarikatı’nın kapatılması kararlaştırılırken, diğer yandan da papa 5. clementhus, bundan böyle engizitörlerin normal yargıçlar ile işbirliği yapmaları şartını getirdi. böylelikle engizisyon, sivil yargının “suçlu bulma” kararını da paylaşmaya başladı.
16 entry daha