şükela:  tümü | bugün
450 entry daha
  • bu yazıyı hangi başlığa yazacağımı uzun uzun düşündüm. çünkü ben ne kurumsal hayatını yurt dışına taşımış başarılı bir çalışanım ne de yeni bir yere gidip orada başka bir yaşam mücadelesi içinde olan biriyim. benim hikayem artık hiçbir yere kök salmayan biri olarak biraz daha farklı.

    dört sene öncesine kadar istanbul'da güzel bir ofiste mimarlık yapıyordum. bilen bilir, mimarlık demek bütün hayatın iş demek. gecem gündüzüm işti. sıkıntılı bir ilişkim vardı ve bu yoğun tempoda vakit buldukça yaptığım şeyler de hiç içimi açmıyordu. ne arkadaş sohbeti, ne bir tatil ne de başka bir şey bana iyi gelmiyordu. görünürde evet arkadaşlarım, işim, ailem konusunda bir sıkıntı yoktu ama içimde bir türlü dolduramadığım korkunç bir boşluk vardı.

    neyse.. hayat böyle dışarıdan cazip içeriden döküntü bir biçimde ilerlerken bir de üstüne vücudumda korkunç ağrılar oluyordu. kafamda da sürekli işle, özel hayatımla ilgili bir şeyler dönüyordu.

    işte tam da bu noktada hayatımı 180 derece değiştiren şey oldu: başta az olan vaktimde ağrılarımı azaltmak adına pilates ve yoga yapmaya başladım evde. özellikle yoga yaparken hayatımda daha önce hiçbir konuda bu kadar disiplinli konsantrasyon sağladığımı hatırlamıyorum. üstüne bir de yoganın fiziki anlamındaki iyileştiri yönü olması bende daha ağır bastı ve biraz daha vakit yaratıp yoga kursuna katılmaya başladım. hem ağrılarıma çok iyi geliyordu hem de inanılmaz bir sakinleştirici gücü vardı. yogaya olan ilgim problemlerime ayırdığım vakti silip süpürüyordu. daha az şeyi dert eder olmuştum, ağrılarım azalmıştı, güzel vakit geçirip ruhumu ve bedenimi doyurduğumu hissedebiliyordum. gün geçtikçe bu bendeki yoga aşkı daha da artmaya başladı, katıldığım kurs bitti, eğitmenlik sertifikası aldım.

    derken hayatım resmen bıçak gibi ikiye bölünmüştü.. bir yanda rutin hayatımın yarattığı yorgun ruhun olduğu bir taraf bir diğer yanda ise yoga yaptığım vakitlerdeki dingin ve bambaşka bir insanın olduğu taraf vardı. artık kendimi ikisini bir arada götürmekten ziyade bir seçim yapmaya zorlanmış gibi hissediyordum. daha çok araştırdım ve yogayla birlikte hem zihnen hem de fiziken gidebileceğim en uç noktaları araştırdım. iş gittikçe daha da cazip hale geldi ve seçimimi yaptım: beni tek bir yere bağlayan her şeyle olan bağımı kestim ve ruhumu özgür bıraktım. kendimi ilk bulduğum yer ubud oldu.

    bu uzun süren plandan sonra döndüğümde ise her şey hayatımda tamamen değişti. sadece iyi hissetmek adına yaptığım şeylerle dolu bir dünya yarattım kendime. şimdilerdeyse hiçbir yerde kalıcı değilim, birkaç sene sonra nerede olacağımı bilmiyorum, yarın işe gitmeden önce ne giyeceğimi düşünmüyorum, bir dönem beni dibe çeken özel hayatımda yaşadığım o sıkıntıları sanki hayatımın hiçbir döneminde yaşamamışım gibi hissediyorum. bir yerde düzen kurmaktan ziyade kendime katabileceğim güzelliklerin peşindeyim. yarını belirsiz bir heyecanla o an bana ne iyi gelecekse onun peşindeyim. ruhumu ve bedenimi iyileştirmek için yaptığım bütün bu seyahatlerin, yeni insanlarla tanışmanın ötesinde önemli olansa artık dünyaya baktığım yer.

    inanın dünya sadece sizin bakışınızla şekilleniyor. iş, aşk, para, arkadaşlar, bir yere kök salma merakı sizi gerçekten mutlu etmiyorsa sorgulamaktan çekinmeyin. cesur davranın. bakarsınız bir gün gözünüzü hep hayalini kurduğunuz 'dünya'nızda açarsınız!
39 entry daha