şükela:  tümü | bugün
35 entry daha
  • iyisi baya maliyetli olan sanat malzemesidir. adı üstünde, su bazlı boyadır. kuru "pan" şeklinde tek tek veya set olarak satın alınabilir, ayrıca tüpler içinde ıslak olarak da piyasada bulunur. hemen her markanın iki seçeneği de mevcuttur.

    ingiliz (bkz: winsor&newton) en bilindik, popüler markalardan biridir. profesyonel ve akademik kalite boyaları farklıdır. "cotman" serisi öğrenci kalitesidir, bu alınacaksa (bkz: royal talens) 'in "van gogh" serisi, bundan çok daha iyi bir seçenektir. fiyatı aşağı yukarı aynıdır. her ikisini de kullanıyorum, talens'i daha çok beğeniyorum, pigment yoğunluğu, boyanın kıvamı, parlaklığı kesinlikle cotman'dan üstün.

    onun dışında en pahalılarında gözü olanlar için:
    (bkz: sennelier), fransız markası. bal bazlı çok enteresan, çok yumuşak, güzel suluboya üretir. şahsi favorim. bu boyalar diğerlerine göre haddinden fazla transparan olduğundan katmanlarla çalışmak gerekiyor. ilk sürüşte bazı renkler beklediğinizden daha soluk/pastel görünebilir.
    (bkz: mijello mission gold) artist quality serisi oldukça iyidir. çok çok yoğun pigmentli başarılı bir boya. bunlar da ballı.
    (bkz: schmincke horadam) alman markası, en kaliteliler arasında en popülerdir. ciddi, profesyonel sanatçılar büyük yoğunlukta hep bu markayı kullanıyorlar. setleri baya pahalıdır.
    (bkz: daniel smith) amerikan markası. dünyadaki en kaliteli suluboya olduğunu düşünen çok. yani aslında direk 1 numara kabul ediliyor. ona göre de fiyatı var tabii. öğrenci serisi yoktur, önceden sadece tüpte tek tek satılıyordu fakat artık hazır setler de çıkardılar. türkiyede satıldığını hiç görmedim. 200'ü geçen renk skalasıyla en büyük palete sahip suluboya firması. yaptığı işi çoook ciddiye alan firma sahibinin, boyaların yapım sürecini, pigmentlerle ilgili bilgileri detaylı olarak bizzat anlattığı video: https://youtu.be/emwr1r5-z64
    (bkz: zig kuretake gansai tambi) japon markası, acayip kaliteli ve popüler suluboya markalarından biri. genellikle floral çalışmalar yapanların bu markayı tercih ettiklerini çok görüyorum.
    (bkz: talens rembrandt) hollanda markası. üstte bahsettiğim van gogh serisinin üstüdür, profesyonel kalite olanı. bana kalırsa kalitede direk ilk 3e girer.
    (bkz: m graham & co.) american markası. ballı. daniel smith'in rakibi.
    (bkz: st. petersburg white nights) bu da çok beğenilen, methedilen markalardan biri.

    bir de son zamanlarda popüler olan (bkz: finetec) markasının http://finetec-mica.de/ "pearl colors" diye simli, metalik suluboyaları vardır. marka ismini "coliro" diye değiştiriyorlarmış sanırım.

    bu markaların hemen hepsinin öğrenci kalite serileri de mevcuttur. mesela sennelier'in "la petite aquarelle" serisi var. kutusu falan pek bir tatlıdır. öğrenci kalitesi ile profesyonel kalite arasındaki temel fark pigment kalitesidir. pigmentlerin ne kadar "lightfast" olduğudur. yani müze koşullarında 100 yıl ve daha uzun süre solmadan, renk değişimi vs. gibi sorunlar çıkarmadan resmin yapıldığı ilk haliyle kalabilme yetisi. bu nedenle, sanatçılar satmak üzere, müzeye koyulmak üzere yaptıkları resimleri mümkün olan en iyi boyayla yapmaya çalışırlar ki, alan 3 yıl sonra ne bu böyle soldu gitti demesin. ya da işte ne bileyim bir şaheser yarattıysa, öldükten sonra da yıllarca resim iyi durumda kalsın. temel olarak olay bundan ibaret.

    bir de boyanın kimyasıyla ilgili farklılıklar var. pigment kalitesi ve "binder" dedikleri, türkçe'de ne deniyor bilmiyorum, biz bağlayıcı diyelim, pigmenti bağlayan malzeme. artist kalitesi boyalarda saf pigment ve bağlayıcı bulunur. binder, kaliteli boyalarda arap sakızı denilen reçine veya bal iken, daha dandik boyalarda sentetik glikol olur genelde. bazı öğrenci boyalarında rengi bir miktar opaklaştıran dextrin diye beyaz, tebeşirimsi 3. bir katkı maddesi daha bulunur. sebebini ben de bilmiyorum. çocuk boyalarında bariz farkedersiniz, kuruyunca dokunduğunuzda tebeşirli gibi bir his verir boya işte o dandik ötesi suluboya.
    pigment kalitesi demiştik. örneğin, winsor newton cotman öğrenci boyasının "sap green" rengi 3 farklı pigmentle elde edilmiştir; py139, pg36, pr101 fakat aynı marka, profesyonel serisinde, aynı isimli rengi farklı bir pigment kombinasyonuyla sunar; pg36, py110 ve 3 pigment yerine yalnızca 2 pigment kullanır. burada pahalı olan pigment py110. bu arada bu kodlar kafanızı karıştırmasın py=pigment yellow, pg=pigment green, pr=pigment red, pb=pigment blue. gizli formül falan değiller. pigmentler hakkında bir tık daha detaylı özet bilgi için : https://www.royaltalens.com/…nts/types-of-pigments/

    bir renk ne kadar az sayıda pigmentle elde ediliyorsa, o kadar iyi. çünkü resim yaparken, zaten renkleri karıştırarak kullanıyoruz. işin içine çok fazla pigment girdiğinde ise, çamur rengi elde etmek kaçınılmaz. mijello mission'un mesela "pure pigment" serisi vardır. saf haliyle, hiç karıştırılmamış, yalın pigment + binder olarak ürettiği sadece kırmızılar, maviler ve sarılardan oluşan 26'lık bir set. istediğin gibi karıştırıp kendi paletini oluşturuyorsun. fazla macera istemeyenler için firma bir karıştırma rehberi de sunuyor.
    işte bu sebeplerle mesela bakarsınız bir marka suluboyanın 12'lik seti 100tl'dir, aynı boyanın 24'lük seti 300tl'dir. mantıken 200 tl olmasını beklersiniz ama öyle olmuyor çünkü her rengin pigmentine kimse karışamaz. bazı renkler daha pahalı, bazı renkler daha ucuzdur.

    öğrenci boyasıyla profesyonel boyanın bir diğer önemli farkı ise pigment yoğunluğudur. yoğun pigmentli suluboya, canlı renkler oluşturur, fırçayı ıslak kağıda dokundurduğunuzda hızla yumuşak bir şekilde dağılır. tüm kağıdı kaplayacak hissi verir, kayar gider boya kağıdın üzerinde. öğrenci boyalarında ise hem daha ucuz hem de daha az yoğunlukta pigment kullanıldığından bu olay çok daha tutuktur. yine dağılır ama, profesyonel boya gibi kusursuzca değil. renkler de biraz daha soluktur haliyle.

    tabii sadece boyanın iyi olması yetmez, iyi sonuç almak için kaliteli suluboya kağıdı da çok önemli. suluboya kağıdı afedersiniz öküz gibi pahalı bir şeydir. kağıdın hot press veya cold press olması arasındaki fark, hot press'in daha az pürüzlü yani neredeyse pürüzsüz, cold press'in ise daha çok pürüzlü, dokulu olmasıdır. ikisi arasındaki tercih sanatçının zevkine, boyanın kağıt üzerinde nasıl bir etki yaratmasını istediğine kalmıştır. genelde "loose" yani gevşek, empresyonist tarzı çalışanlar cold press kullanılır. küçük detayların bol olduğu realizm çalışmalar için hot press daha uygun.
    müze kalitesi için sanatçılar genellikle (bkz: fabriano) artistico veya (bkz: arches) marka %100 pamuk kağıt kullanırlar.
    daha ucuz fakat yeterli kalite arayanlar aynı markaların %100 seluloz ya da %25 pamuk olan öğrenci tipi kağıtlarını ya da (bkz: strathmore) 400 veya 500 serisini tercih edebilirler. o da pahalıysa, tanıdık (bkz: canson) her zaman dostunuz. ucuz suluboya kağıtları genellikle %100 selülozdur. yaptığınız resmin mümkün olduğunca hayatta kalabilmesi için, pamuk da olsa, selüloz da olsa, kağıdın "acid free" olması şarttır.
    kısacası hem ucuz olsun hem iş görsün ama yeterince kaliteli de olsun diyenler için van gogh suluboya + canson montval kağıt yeterli olacaktır. canson'un bir de xl serisinde suluboya kağıdı vardır çok uygun fiyatlı ama tavsiye etmem. kötü bir kağıt. suyu yiyince hemen pütür pütür üstten soyulası geliyor fırçayla ıslak boya üzerinde akrobatik hareketlere izin vermiyor.
    (bkz: daler rowney) hiç kullanmadım, bir yorum yapamıyorum.

    suluboya, yer yer biraz daha opaklığa ihtiyaç duyduğunuzda guaj boya ile birlikte kullanılabilir. bir çok suluboya sanatçısı son dokunuşlarda atıyorum küçük parlaklıklar vs eklemek için beyaz guaj kullanır. veya simsiyah olması istenen bölgelerde katman katman koyu renklerde suluboya uygulamaya uğraşmak yerine direk guaj kullanılabilir. guaj basitçe aslında opak suluboyadır. opak olduğundan haliyle suluboyadan farkı, yağlı boya gibi kapatıcı özelliği olmasıdır. yani suluboya ile yapılamayan, koyunun üzerine açık renk uygulama olayı guaj ile mümkündür. talens'in guaj boyaları hem fiyat hem kalite olarak, hem de türkiye'de kolay bulunabilirlik açısından iyidir.

    boya dedik, kağıt dedik, fırçalardan bahsetmeyi unutmuşum. en kaliteli boya ve kağıtla çalışıyorsanız bile kötü bir fırçayla iyi bir sonuç alamazsınız. suluboya yaparken, haliyle suluboya fırçasına ihtiyacınız var. yağlıboya için, ya da farklı amaçlar için üretilmiş diğer fırçalar iş görmez. suluboya fırçasının özelliği emiciliğidir, ne kadar su tutabildiği ile alakalıdır. en kaliteli pahalı suluboya fırçaları sincap tüyünden yapılan fırçalardır. marka, model detayına girmeyeceğim merak eden rahatlıkla kendisi araştırabilir ama mesela şu an ilk aklıma gelen, silver brush markasının black velvet serisi çok beğenilen fırçalar. sentetik ve doğal kıl karışık sanırım bunlar. doğal fırçaların yapımında sincapların öldürülmediğini söylüyorlar ama kesin olarak bilemiyorum. fırça için kullanılan tüyün, cekettir, kürktür bu gibi şeylerde kullanıldığı gibi deriyle birlikte olması gerekmediğinden baya olası bir durum. sincapları yakalayıp, traş edip salıyorlardır herhalde diye umuyorum. ya da eceliyle ölenleri de topluyor olabilirler. bir de öküz kılı fırçalar var, kullanan hiç görmedim daha iyi midir, kötü müdür bilemiyorum. muhtemelen daha serttir. ayrıca keçi kılı suluboya fırçalarına da bazen denk gelebilirsiniz. ama suluboya fırçası denince benim bildiğim en üst mertebesi sincap tüyünden olanıdır.

    bunun dışında hem daha ekonomik hem daha kolay bulunabilir olan sentetik kıllı suluboya fırçaları da gayet başarılı ve iş görür. envayi çeşit marka seçenek var. bunlarda da öğrenci kalitesi, profesyonel kalite ayrılıyor çoğu zaman. örneğin (bkz: da vinci) marka fırçaların "maestro" serisi profesyonelken, "nova" sentetik serisi daha çok hobi-öğrenci kalitesidir. bunlar güzel fırçalardır. türkiye'de kolay bulunabilen en güzel sentetik fırçalar, fransız (bkz: pebeo) marka fırçalardır. dayanıklı, yeterli kalitede iyi fırçalardır. pebeo sentetik 123 serisi idealdir. sakın o okul zamanı aldırdıkları dandik samur marka fırçalardan almayın. bu fırçaları çocuğunuza okul için bile almayın bence. yani ben olsam almazdım. küçükken de çok severdim ben suluboya yapmayı, ama o rezil samur fırçaların bir türlü üzerinde duramayan, sürekli dökülen ve asla düzgün durmayan iğrenç kılları şahane (sandığım) pelikan boyalarımın üstüne yapışırdı, kağıda yapışırdı sinir olurdum. büyüklerden birisi de çıkıp gel çocuum sana adam gibi fırçalar alalım demedi ben de çocuğum tabii daha iyi bir seçeneğim olabileceği aklıma gelmedi hiç, fırça budur böyle olur sanıyordum. bu da böyle bir anımdır. :p

    son olarak (bkz: suluboya) birleşik yazılır diye biliyorum.
11 entry daha