şükela:  tümü | bugün
131 entry daha
  • "türk kızları şöyle böyledir, donunuza kadar alırlar" anektodlarıyla ekşi sözlükte evlilik konusunu tartışmak, türkiye'de sağ popülizm ile siyaset yapmak gibi: illa ki kazanırsın ama insana pek bir şey katmayan, sıkıcı muhabbetlerdir.

    tek eğlenceli yanı şu: "erkeğin evlilikten çocuk dışında bir kazancı yoktur" veya "evlenen erkeğin gerizekalı olması bir hakaret değil, tartışılamaz bir durum tespitidir" gibi büyük alkış alan beyanlar. üslup, mantık, eleştiriye kapalılık ve kesssinlik bakımından, o nefret ettikleri feminazilerin beyanlarına epey benziyorlar. örnek: "evlilik köleliktir, patriyarkanın devamıdır, feminist evlenmez".

    (zengin olunca yapılacak ufak şımarıklıklar listesine ekliyorum: connor mcgregor, merly streep, bu arkadaşlar ve bir grup berkeley feministinden oluşan bir grubu ite kaka thunderdome'a kapatıp, 10 kilo çekirdek eşliğinde izlemek).

    bu muhabbetlere taraf olmak yerine, bir bekarsporlu olarak, türkiye sınırları dışında da geçerli olan bazı ilginç şeylerden bahsedeceğim:

    1) liberteryenizm ve evlilik müessesesi
    2) seçim paradoksu ve mutluluk
    3) optimal stopping veya bir başka adıyla "sekreter problemi".

    ***
    ***
    ***

    1) evlilik müessesesine karşıyım arkadaş. ama bir sor niye karşıyım. bunu anlatmak için önce evlilik fikri ile evlilik müessesesini ayırayım.

    evlilik: çiftler arasında uzun vade bir anlaşma. şartları kişilere kalmış. yazılı da olur, sözlü de.

    evlilik müessesesi: devletin bu anlaşmayı onaması ve o vatandaşlara ayrıcalıklı bir statü tanıması.

    devletin bu işlere burnunu sokmasının tarihsel bir mantığı var: bekarlar, özellikle de bekar erkekler, devlet açısından sorun. gidip ondan bundan çocuk yaparlarsa miras sorunu artıyor. yahut suça veya muhalefete daha meyilli oluyorlar. hiçbirini yapmasalar, bu sefer de çocuk büyütmedikleri için nüfus yaşlanıyor ve sosyal güvenlik sistemleri açık veriyor.

    (çin bu sebeplerden ötürü sıkıntıda mesela. yılların tek çocuk politikası sonucu, fazladan 33 milyonluk bir erkek nüfusu var).

    ***

    fakat devletin *bu derece* burnunu sokmasına karşıyım. evli çiftlere tanınan maddi kolaylıklar (az vergi, kredi imkanları), bekarların evlileri sübvanse etmesi demek. üstelik çocuk bakımı yardımı buna ek. bu makul mü? maddi bakımdan belki ama işin manevi kısmı epey kötü. çünkü devletlerin resmi evlilik tanımları, tarihsel nedenlerden ötürü, ahlaki/dini bir yargıyı da beraberinde getiriyor. ve bu kaçınılmaz olarak ayrımcılığa neden oluyor.

    gay evliliklerinin bu kadar gürültü koparması bunla alakalı. batıdaki devletler sözde liberaller, peki niye buna bir çırpıda izin vermediler? liberalizmin tüm temeli, reşit insanların özgürce kontrat yapabilmeleri değil mi? o devletler tarafsız ve laik bir notermiş gibi kendilerini pazarlıyorlar ama en önemli noterlik misyonunu bir din adamı gibi yapıyorlar. hem de aşırı tutarsız bir din adamı gibi...

    örneğin, kadın dövmekten sabıkası olan bir adam rahatça evlenebilir. günah olmasına rağmen defalarca kocasını aldatmış bir kadın evli kalabilir. ama sicilleri temiz iki erkek veya iki kadın bu payeyi edinemezler. devlet, kendi çıkarlarını gözeten rasyonel bir aktör olsaydı, daha düzenli bir toplum yaratmak için ikinci tip beraberlikleri teşvik ederdi.

    gayler nüfusun ufak bir kısmı ama bu etki herkes için geçerli: bekarların bir yaştan sonra dışlanmalarını düşünün. yahut dul kalan kadınların kısıtlarını. bunlara yolaçan "değerler", devletin mührüyle onaylanıyor, meşrulaştırılıyorlar. sonra da, evlilik öncesi bakireliğini kaybetti diye öldürülen kızın hesabını, bu devletin savcısının sormasını bekliyoruz.

    ***

    alternatif ne? devlet ile üçlü bir anlaşmaya girip, onun tekelindeki bir damgayla "bundan zarar gelmez" statüsü kazanmak yerine, değişik vakıflar kendi değerlerine göre kendi sertifikalarını verebilirler.

    bu sayede, hem illa beraberliklerini "resmileştirmek" isteyenler mutlu olur, hem de mevcut binary sistem yıkılır. yani "normal-anormal"e denk gelen evli-bekar sınıflandırması zayıflar. (elbette devlet işin içinden tamamen çıkamaz. mesela miras davalarında son merci olması lazım).

    bu fikirlerin daha ayrıntılı bir halini, geçen sene ekonomi nobeli kazanmış thaler'in nudge kitabında bulabilirsiniz. veya şu wiki sayfasında.

    ***
    ***
    ***

    2) seçim paradoksu ise "the paradox of choice - why more is less" kitabının ana konusu.

    özetle: klasik liberalizme göre, seçim özgürlüğü ve seçenek sayısı, refah ve mutlulukla doğru orantılıdır. ne kadar seçenek, o kadar iyi.

    konumuza uyarlarsak, evlenmeyip serbest kalmak iyidir. hele erkekler için. çünkü erkeğin "piyasa değeri" olan zenginlik ve statü zamanla yükselir. e zaten çocuğu da geç yapabilir. o yüzden zaman geçtikçe seçenek sayısı artacak.

    fakat davranışsal ekonomi diyor ki, seçenek ile mutluluk arasındaki ilişki bir çan eğrisine benzer. seçeneklerin fazlalığı bir noktadan sonra insanı paralize eder.

    mesela süpermarketlerde, bir ürünün 10'dan fazla çeşidi olursa, o ürünün toplam satışları düşüyor. raflarda tek bir çeşit çikolata olması çok kötü ama 15 çeşit çikolata olması da kötü. insanlar bazen daha en başta "ya en iyi seçimi yapamazsam" endişesine kapılıp, reyonu çabuk terkediyorlar. ya da bir seçim yaptıktan sonra buyers remorse etkisini yaşıyorlar ("kesin daha iyisi vardı, yanlış şeyi almışız").

    ***

    şimdi süpermarketlerdeki gibi 10-15 seçenekten değil, tinder'daki milyonlarca seçenekten bahsettiğimizi düşünün. kız arkadaşımı bugün bırakayım, en geç bir ay içinde daha güzel ve zeki birini bulacağıma eminim. fakat onu bulduktan sonra da aynı şeyi düşüneceğim. doyurulması imkansız bir açlık bu.

    dolayısıyla evlilik, alternatiflere erişimi yapay biçimde kısıtlayarak, bu endişeleri azaltma görevi görüyor. düğünlerin pahalı ve zahmetli olmalarına da bu açıdan bakılmalı. bir anlamda gemileri yakıyorsun, ben artık bu yola baş koydum diyorsun. ve kendini mutlu olduğuna ikna etme mekanizmalarını tetikliyorsun.

    (tam da bu sebeple, pahalı bir araba almış birinden, arabası hakkında objektif bir değerlendirme yapmasını beklemeyin. buyer's remorse etkisini azaltmak için zihinleri fazla mesai çalışacaktır).

    örneğin benim ananem 15 yaşında evlendirilmiş. şansına, dedem düzgün biri çıkmış. ananem 25'ine gelip hayatı yeterince tanıdığında, "eh, daha iyisi var ama bizimki de fena değilmiş" diyerek "fena olmayan" bir hayat sürmemiş, tersine adama aşık olmuş. ve tam 80 sene boyunca aşık kalmış. dedem de ölene kadar ona aşık kalmıştı. benim kadar seçenekleri olsaydı, bu kadar mutlu bir birliktelikleri olmazdı muhtemelen.

    "onlarınki daha iyi, eskiye dönelim" demiyorum. zira her aşk hikayesi başına kaç tane sefil birliktelik düşüyor, bilmiyoruz. o hikayeler pek paylaşılmaz. buradaki amacım, seçim paradoksundan kaynaklı bu tradeoffu herkesin farketmesi sadece.

    ***

    seçeneklerini kısıtlamanın tek sonucu "kendini mutluluğa inandırmak" değil. belki daha da önemlisi, uyum çaban artıyor. eminim ki dedem ve ananem birbirlerine baştan cuk diye uymadılar, çaba göstermek zorunda kaldılar. oysa ben "piyasadayken", kimseyle uyum göstermeye çalışmıyordum, fabrika ayarı bana uyumlu birilerini arıyordum. çünkü bu daha kolaydı.

    fakat bu sağlıksız bir durum bence. çünkü mükemmel uyumlu bir eş bulsan bile, insanlar puzzle parçaları gibi statik değiller. bir kere birbirine uydular mı sonsuza kadar öyle gitmiyorlar. hayat ve şartlar değiştikçe, puzzle da değişiyor. yani illa ki o uyum sağlama yeteneğini edinmek lazım bir şekilde. yoksa ilişkiler belli bir süreyi veya derinliği geçemiyor.

    ve bu "derinlik" hususu kilit nokta. sadece o tip ilişkilere has bazı tecrübeler var. illa mutlu tecrübeler değil bunlar. daha ziyade çocuk sahibi olmak gibiler: acıtsa da sevindirse de, bir dengi olmayan şeyler. ancak yeterince uyum çabası ve zaman yatırımıyla açılacak kapılar.

    (hatırlatayım: resmi nikah, birlikte yaşamak, açık ilişki, çocuk, vs, tüm bunlar opsiyonel. genel olarak, ilişkiniz herhangi bir resmiyet kazandıkça -mesela ailelere söylendiği zaman- commitment ve uyum çabası artıyor, seçim endişesi de azalıyor.)

    ***

    peki bunca zahmete değer mi, orası kişiden kişiye değişir. dan bilzerian gibi yaşamak da var, dalai lama gibi yaşamak da. hepsi ayrı tecrübe kümeleri bunların. mesela açık evlilik bana en uygun çözüm. hem biriyle beraber gelişmeyi ve yaşlanmayı tadıyorsun, hem de kendini hapsolmuş hissetmiyorsun. başkasının midesi kaldırmayabilir. gerçi mideyi çok bozacak bir şey de yok zaten, nedense "açık ilişki" deyince hemen her erkeğin aklına dört köşesinden zenci çükü fışkıran bir ev yaşantısı geliyor.

    her halükarda, bu mgtow, red pill ve alakalı görüşler epey sınırlılar. evlilik ve benzeri anlaşmaları,

    - kadınların biyolojik üreme stratejilerinin, erkeğinkilere karşı kültürel düzlemde galip gelmesine,
    - o kültür aracılığıyla beyni yıkanmış erkeğin yapmakta ısrar ettiği kötü bir ekonomik tercihe,

    indirgemek yanlış ve -daha kötüsü- sıkıcı.

    ***
    ***
    ***

    3) stopping problem

    diyelim bir ara uzun vade bağlanmak isteyenlerdensiniz. ilk geleni de seçecek haliniz yok. ne kadar bekleyeceksiniz?

    %37. doğru cevap bu.

    bu problem olasılık biliminde bir klasik. optimum strateji şu: yaşayabileceğiniz maksimum ilişki sayısını düşünün. atıyorum, 100 olsun. ilk 37'sine kadar kimseye bağlanmayın. burası keşif dönemi. 37'den sonra ise, o ana kadar gördüğünüz seçeneklerden daha iyi olan ilk seçeneğe atlayın.

    bu kusursuz bir plan değil. belki en iyi seçenek 20.'si idi, o zaman onu çoktan kaçırdınız. veya 40. seçenek, ilk 37'sinden iyi olduğu için seçilecek, ama 62.'si hepsinden iyi, onu da kaçıracaksınız, geçmiş olsun.

    yine de en iyi strateji bu. grup ne kadar büyük olursa olsun (10, 100 veya 100 milyon, farketmez) grup içindeki en uygun kişiyi seçme ihtimaliniz %37 (evet hem serbest keşif eşiği 37, hem de optimumu bulma şansı 37).

    ***

    tabii bunu yarı-ciddi yazıyorum, çünkü eş seçimi daha karmaşık bir senaryo. mesela pas geçtiklerinin bir kısmına geri dönebilirsin, bu bir avantaj ve %37 limitini arttırıyor.

    öte yandan, her pas geçişinin bir fırsat maliyeti var (opportunity cost). yani %90 uyumlu bir eşle bugün başlayacağın bir birliktelik, 5 sene sonra karşılacağın ve %95 uyumlu olacak bir eşten daha değerli ("derinlik" muhabbetine istinaden). bu da %37 limitini aşağıya çeken bir etki. yani çok da kafayı takmamak lazım olası en uygun eşi bulmaya.

    ***

    bunu ilişki sayısına değil de, ilişki süresine bağlı olarak da yapabilirsiniz. kadınlar için belki bu daha uygun olur, hamilelik sınırını düşününce. diyelim 35'ine kadar son kararını vermiş olmak istiyorsun, çünkü en geç 37'de doğum yapacaksın. görece dolu ilişkilere 20'sinde başlasan, 15 senen var. ilk 5 sene serbest takıl, keşfet. 25'inden sonraysa arama modu. o ana kadar tanıdığın erkeklerden daha iyisini bulduğun anda aramayı durdur.

    aslında bu da karışık bir durum. 20 yaşında takılacağın erkekler daha işini gücünü oturtamamış tipler olur, 30'undayken takılacaklarınsa farklı. ortalama kadın, erkekte istikrar ve statüye daha çok önem verdiğinden, kadın için uygun adayların büyük kısmı sonradan ortaya çıkacak. o yüzden keşif süresini 2-3 sene uzatmak mantıklı olacaktır.

    her halükarda, hayatı ve seçimlerimizi çok da ciddiye almamak lazım. kontrolünde olduğumuzu sandığımız çoğu şeyin kontrolünde değiliz.

    haydi rastgele.
20 entry daha