şükela:  tümü | bugün
439 entry daha
  • ülkemizde mimarlık dönemin dinamiklerine paralel olarak uzun zamandır içinde bulunduğumuz -halihazırda çoğu alanda tamamlanmış ve muhtelif alanlarda aktif olarak gerçekleşmekte olan- toplumsal buhran ve çöküş süreci içerisinde gün be gün daha kötü bir hal almaktadır. nicelik olarak artan lakin nitelik bakımından tekdüze olan, yozlaşmaya meyyal, gelişmeye kapalı ve kendini belli bir eksene oturtamamış, ekseriyetle içi boş, olgunlaşmış ve oturaklı bir düşünce çevresinde gelişmekten yoksun eğreti bir tasarım pratiği gözlemliyoruz.

    dünya çapında görülen nice denemelerin, stil arayışlarının ve farklı alanda verilen nitelikli/niteliksiz ürünlerin ardından oluşan bu emsal bolluğu arasında doğu ve batı ortasında sıkışıp kalmış, uzun yıllardır -ergenlik dönemini yaşayan mimarimiz- bu durumdan istifade ederek doğu-batı arasında kültür ve bilgi aktarımı noktasında bir köprü niteliğine gelebilecekken; nasibini gelişen fikirler kumpanyasında kimliksiz kalarak almıştır. suni ekonomik etkenler paravan olarak kullanılarak yapılar ve tasarımlar toplumu negatif yönde etkileyecek uzun soluklu bir yıpratma sürecinin aktörleri olarak kullanılıyor. meta baz alınarak, suni kavramlar soyutluk ile karıştırılıyor ve fikir aşamasında çürümüş, eksikleri olan ve düşünce bakımından –inşaat jargonuyla konuşarak gönderme yapmak gerekirse- maldan kaçırılmış, düzgün çalışmayan bu sistem tüm paydaşlara –ki buna toplumun tüm bireyleri dahildir- dayatılmaya çalışılıyor. tasarım disiplinlerini icra eden kişiler ise önceden gelen öğrenilmiş çaresizliğe sığınarak bu süreç içerisinde kabuğuna çekildi, pasif kaldı, sürece çanak tuttu, korkak davrandı, meyusiyete kapıldı ve asimile oldu. bu konuda, içinde bulunduğumuz bu patolojik dönemde öyle bir durumdayız ki çuvaldızı kime batırırsanız batırın boşa gitmeyecek, içine kaosun cüretkarlıkla serpiştirilmiş olduğu bir distopyanın içerisinde yer alıyoruz.

    tasarım disiplinleri açısından teoride dahi vizyonu dar ve çözümden noksan düşünce ve eylem dünyamızın sığlığı, çaresizliği ve yetersizliği dost/arkadaş toplanmalarında en yüksek tondan eleştirilere tutulmasına rağmen; meslektaş, sektör ve toplum meclislerinde dile getirilmeye çalışılınca her bireyde ivedilikle lal olma ve aniden kör, sağır ve aklından topalı oynama durumuna evriliyor. toplumsal ilerleme ve gelişim gayesiyle yola çıkmaktan ziyade –ki henüz bir sistem oturtamadıysanız bireyselliğe geçmeden önce kolektif düşünce için bir temel inşa edersiniz- eğitim, sanat, edebiyat, mimari ve literatür, keza hepsine tek tek değinmenin çok uzun süreceği nice alanlar ve bu disiplinlerin sosyal/siyasi ilişkileri arasında bir intihal yaratarak kriz zamanında yükselen şahıslar yaratılmıştır. tekelcilikle beraber standartlaştırma ve bayağılaştırma hareketleri bir süre sonra tasarım camiasını alt kalite ve görece inovatif yahut marjinal denemelere dahi tamah eder hale getirmiştir. bağlamdan uzak, insanı odağından çıkarmış bir toplumsal üretim safhası kümülatif birikimimiz içerisinde büyük gedikler açmakta ve tasarım uğraşını aşağıya çekmektedir. yaşantı, kullanıcı ve deneyimleri ölçüt alınarak pratikler özelinde konuşmak gerekirse bunları gözetmeden verilen herhangi bir ürün tesadüfi sonuçlar dışında başarısız olmaya mahkumdur. kültürden, özden, yerelden ve deneyimlerden gelen bilgi mirasını harmanlamadan oluşturulan bir yaratım süreci kendi bütünlüğüne uzak bir kültürsüzlük yaratır. insan ve mekan daima devinim halindedirler ve birbirlerini etkileyen bir reaksiyon döngüsü oluştururlar. biz denklemimizden bu değişkenleri çıkardığımız takdirde tasarım kuramını öznesiz ve dolayısıyla nüvesi çıkartılmış bir yığıntı haline getirmiş oluruz.

    bu yolun çıktığı yerin vahim sonuçlarını asgari düzeyde eleştirel tutum takınan bir kişinin görmemesi mümkün değildir. mimarlığın içinden sosyoloji, psikoloji, antropoloji ve estetik çıkartılıp yerine erken modernizm sonrası gelen fonksiyonelliğin aksak bir tezahürü konuluyor. batı’da ikinci dünya savaşı sonrasında denenmiş, talebi karşılama gayesiyle yapılmış pratiklerin –önümüzde başarısız binlerce örnek varken- tekrar edilişini ve kendi aydınlanma dönemimizde, elimizdeki meşaleyi bile bile, kasıtlı olarak suya batırışımızı izlemek ileriye olan umutların azalmasına ve toplumsal tarih sahnesinde elim sonuçları olacak, vasıfsız işler ifa edilmesine ön ayak olmaktadır.

    ------------------------------

    kent ve toplum ilişkisine dair bir değerlendirme.

    edebiyat ve mimarlık ekseninde kurgu üzerine bir deneme.

    zaman üzerine bir ahkam için buraya

    geçmiş/gelecek ilişkisi üzerine bir deneme içinse buraya

    ayrıca;

    kent, mekan ve sosyoloji üzerine benzer yazılarımı yayınladığım bir mecra olarak urbanisma
174 entry daha