şükela:  tümü | bugün
3931 entry daha
  • bu başlık vesilesiyle insanlarda aile ağacı kavramı yeniden ortaya çıkmış, kimi neden ailesinin 3 kuşak öncesini bilemediğini sorgulamaya başlamış, kimi "aaa biz buradan mı gelmişiz?" diye şaşırmış, türkler kürt, kürtler türk, ermeniler laz, göçmenim diyenler yozgatlı çıkmış. ancak pek az kişi farketmiş ki, tarihler en fazla 1800'lerin başına kadar gidiyor. iyi ama niye?

    merak edenler için biraz bu konuyu anlatmaya karar verdim. hazırsanız başlıyoruz.

    tarihler 20 temmuz 1785'i gösterdiğinde, 60 yaşındaki birinci abdülhamit ile zevcesi nakşidil valide sultan'ın bir erkek evlatları olur. bu el kadar yavruya mahmut adını verirler. mahmut diye bebek mi olur? neyse... birinci abdülhamit vicdanlı bir padişahtır. örneğin 1787 yılında ruslar'la yapılan savaşta kaybedilen özi kalesi ve katledilen onbinlerce asker ve sivil insan kendisini o denli üzer ki felç geçirir. bu olaydan kendisi hatt-ı hümayun'da şöyle bahsedecektir.

    "özi'nin düştüğü takriri âlimallah beni yeniden kederlendirdi; bu kadar müslüman erkek, kadın, küçük ve büyüğün kâfir elinde kalması beni mahzun eyledi. yarab! sen mâlik'ül mülksün. senden niyazım, ölmeden bu beldelerin tekrar müslümanların eline geçtiğini bana göster."

    ancak ne yazık ki göremez. 7 nisan 1789 tarihinde kalbi buruk şekilde vefat eder. küçük mahmutçuk (gerçekten sevimlileştiremiyorum ismi) bu sırada henüz 4 yaşındadır. bundan sonra osmanlı çalkantılı bir game of thrones dönemi geçirecektir. önce, babası üçüncü mustafa öldüğünde 13 yaşında olduğu için tahtı ölen padişah, amcası birinci abdülhamit'e kaptıran üçüncü selim tahta oturur. yeniçerilerin desteklediği kabakçı mustafa isyanı ile indirilir. ardından bu isyanı alttan alttan, hatta alenen destekleyen dördüncü mustafa yeniçerilerin yardımıyla tahta oturur. ancak onu da yine üçüncü selim yanlıları, yeniçerileri pek sevmeyen alemdar mustafa paşa'nın yardımıyla tahttan indirir ve yerine bizim mahmut tahta oturur. kendisine yardımcı olan alemdar mustafa paşa'yı da sadrazamı yapar. tüm bu olayların ortak noktası ise, evet bildiniz, yeniçeriler'dir.

    üçüncü selim'in kurduğu nizam-ı cedid ordusu ile sonlarının yaklaştığını anlayarak biti kanlanan yeniçerilerin giriştiği bu ayak oyunları, isyanlar, tanık olduğu katliamlar ikinci mahmut'un öyle psikolojisini bozmuştur ki; yeniçeriler kendisini öldürüp, tahttan indirilen dördüncü mustafa'yı tekrar tahta geçirmesin diye eski padişahı dahi boğdurur. yeniçeriler ile arası limonidir ve hep tetikte olması gerekmektedir. tam 18 senesi ölüm korkusuyla geçer. çocukluğu ve gençliği travmalarla doludur. hatta dördüncü mustafa, üçüncü selim ve kendisinin öldürülmesini istediğinde selim kurtulamamış, mahmut ise cariyelerin ve hizmetkarlarının yardımıyla sarayın çatısına sığınarak kurtulabilmiştir.

    ikinci mahmut tüm tanık olduklarının sonucu yeniçerilerin tehlikesini iyice farketmiş, bu sebeple yaşadıklarının etkisiyle kaçınılmaz şekilde reformist olmuş bir padişahtır. tüm işlerinde artık atı alıp üsküdar'ı geçmekle uğraşan batıyı örnek alır. yaptıkları saymakla bitmez ve o çalkantılı dönemde bunlarla uğraşabilmesi ve siyasi zorlukların üstüne bir de halkı karşısına almak pahasına yaptıkları inanılmazdır.

    yayınladığı kıyafet nizamnamesi ile sarık, kavuk ve biniş giyilmesini yasaklar; ceket, pantolon ve fes giyilmesi kuralını getirir. kendi de sakalını kısa keserek modern kıyafetler ile halkın içine çıkar. portrelerini yaptırarak devlet dairelerine astırır. devlet ve saray teşkilatında geniş ölçüde değişiklik yaparak tımar sistemi, enderun ve divan-ı hümayun'u lağvedip çeşitli bakanlıklar ve meclisler kurar. topkapı sarayı'nı terk eder, batılı tarzda döşenmiş beylerbeyi sarayı ve çırağan sarayı'nı yaptırır. belki de yaşadıkları sebebiyle topkapı sarayı'ndan nefret etmiştir. boğaz kıyısındaki saraylar ile hanedanın meşhur boğaz sefaları da başlar. ilk posta teşkilatını kurar ve osmanlı tarihinin ilk resmi türkçe gazetesi olan takvim-i vekayi onun döneminde yayımlanır. ölümünden sonra yayınlanan tanzimat fermanı'nda da katkısı vardır.

    fakat şüphesiz bir tanesi vardır ki hepsinin önüne geçer. vaka-i hayriye. yani hayırlı olay.

    avrupalı tarzda giyinen eşkinci ocağı 11 haziran 1826'da eğitime başladıktan yalnızca 3 gün sonra yeniçeri ocağı ayaklanır. düşünün, öyle bir kanserdirler. ikinci mahmut tarihte belki de o güne kadar emsali görülmemiş bir şey yapar. düşmana karşı bir sembol olan sancak-ı şerif'i çıkararak halkı kendi ordusuna karşı savaşmaya çağırır. bu görülmedik olay karşısında pabucun pahalı olduğunu anlayan biri hariç tüm ocaklar padişaha sadakatini bildirir. çıkıntılık yapan ocak ise bellidir: yeniçeri ocağı.

    ikinci mahmut'un 18 yıldır sabrettiği gün gelmiştir. bu olaydan yalnızca 1 gece sonra, yeniçeriler her zamanki kibir ve özgüvenleriyle kışlalarının içine çekilmişken kafalarına toplar yağmaya başlar. tüm çıkışlar tutulmuştur. tarihin bir döneminin efsane askerleri, yine o tarihin sahnesinden kanlı bir şekilde silinir. bu saldırıda 6000 yeniçeri ölür, 20000 isyancı ise tutuklanır. osmanlı'nın darbelerinin, entrikalarının arkasındaki vurucu güç, devlet içindeki derin devlet yok olmuştur. osmanlı bir nevi kanserinden kurtulur ama sonraki zamanlar gösterir ki bu süreçte önemli bir gücünü de kaybetmiştir. çoğunluğu yabancı milletlerden devşirme olan yeniçeriler'in acı sonu, dünyadaki akımların da etkisiyle osmanlı içindeki farklı milletlerin bağımsızlık hareketlerini de hızlandırmıştır.

    14 haziran 1826'da, o kanlı geceden 1 gün sonra ise yeni, batılı, modern ama müslüman bir ordunun kurulduğunu ilan eder padişah. asakir-i mansure-i muhammediye, yani "muhammed'in zafer kazanmış orduları".

    işte bizim o ilk dedeler devreye burada giriyor.

    ikinci mahmut yeni kurulan orduya asker, içi boşalmış hazineye de vergi toplamak için "benim tebaam kaç kişi ola ki?" der. 1831 yılında osmanlı'daki ilk nüfus sayımı gerçekleştirilir. bu sayımda sadece erkekler sayılmıştır.

    yani elindeki en eski tarih 1830'lardan daha sonra başlıyorsa muhtemelen büyük büyük anneannen yalnızca erkeklerin sayıldığı bu sayımda o evlerden birindedir ama gelin olduğu için sayıma dahil değildir, ya da büyük büyük baban askere elverişli değildir ve sayıma dahil edilmemiştir, ya da o tarihte bir göç veya mübadele sonucu nüfusu kesintiye uğramış ve sonrasında yeniden başlamıştır. bugün de bu sistem devam etmektedir esasen. evlendiğinde kadının soykütüğü erkeğin kütüğüne bağlanır, taşınır. yani baba, babanın babası vb. üzerinden çok rahatça ilerleyebilirken anneannenin kızlık soyadı, onun annesinin kızlık soyadı, onun annesinin kızlık soyadı hep farklı olduğundan arşivde taramak zorlaşır.

    avrupalılar kilisede vaftiz olur, bu tören esnasında da kişi kiliseye kaydedilir. filmlerden gördüğümüz kadarıyla pazar kiliseye gelmeyenlere "bu pazar seni kilisede göremedim john?" denir. bu yüzden çok yer değiştirmemiş bir hristiyan çok rahat şekilde 600-700 sene öncesine kadar ailesini tarayabilir.

    biz ise soylu değilsek, önemli bir memur değilsek, bir gayrimüslim locasına kayıtlı değil ya da kadı defterlerine girecek önemli bir suç işlememişsek ancak padişah ikinci mahmut'a asker lazım olduğu o güne kadar atalarımızın izimizi sürebiliriz. çünkü devlet seni dirin para ederse, ölünü ise cenk etmişse var sayar. hikayemiz de burada son bulur.

    nasıl kandırdım ama sizi? bir cümlelik bilgi için osmanlı'nın 40 senesini öğrendiniz köftehorlar, yine iyisiniz hadi.*
698 entry daha