şükela:  tümü | bugün
42 entry daha
  • birçok başarılı müzisyene kolayca "dahi" yaftası yapıştırılırken bu adam yaşadığı süre içerisinde, hem müzikal anlamda hem de genel yaşam alanında, tek başına "deha"nın tanımını yapmıştır. herşeyden önce davis modern jazzın gelişim aşamasının her basamağına imzasını atmıştır ki bu gerçek, tarih süresince her müzikal dehada rastlanan yaratıcı-öncülük özelliğine bir örnek oluşturmaktadır: bebop periyodunda en başarılı çalışmalarda yer almış, cool jazzın kuruluşunda en önemli rolü oynamış, fusion ve jazz-rock türlerinde ilk kurşunu atan insan olmuştur yine. ikinci olarak kendisi bir trompet virtüözü değildir belki; fakat unutulmasın tarihteki nice dahi sanatçı alanlarında en üst seviyede değildirler (bkz: picasso); bu insanları "dahi" diye anmamıza yol açan ortak özellikleri sanatlarında daha önce olmayan kanallar açmaları, ve bu yönde diğer genç sanatçılara ilham kaynağı olmalarıdır. miles davis hem bir ilham kaynağıdır, hem de ilham vereceği kişiyi bulan ve o kişiye deyimi yerindeyse "döve döve" müziği öğretendir. genç cazcıları, ki çoğu sonradan dev isimler olmuşlardır, evine alır, onları yedirir içirir, hem onlardan birşeyler öğrenir hem de onlara açık bir üniversite gibi hizmet verir. tüm bu eğitimi verirken tek amacı müzikte yeni yöntemler bulmak, zaten iyi yaptığı müzikle yetinmemektir. bütün bunları büyük bir alçakgönüllülükle, yeni şeyler öğrenmek haricinde parasal başka bir çıkar gözetmeksizin yapmaktadır ayrıca; mesela çoğu zaman başka yeni yetenekleri sahneye çıkartır ve konser parasını bu gençlerle paylaşır. bütün bu anlattıklarıma rağmen insanların onun konserlerde seyirciye sırtını dönmesini, kadınlara (özellikle beyaz olanlarına) sarkmasını, röportaj verirken garip davranmasını, vesaireyi onun şımarıklığına, kendini bişey sanmasına verdiğini görünce şunu belirtmek isterim ki miles davis herşeyden önce siyah derili bir insandır. hayatı boyunca derisinin rengi yüzünden yaşadığı tüm olumsuzlukları karşılamak için bu tür defans mekanizmaları geliştirmiştir kendine (ek olarak uyuşturucu kullanımını da alabiliriz bu mekanizmalar dahiline). çocukluğundan başlarsak, bir beyaz semtinde doğduğu için zaten hayata 1-0 yenik başlamıştır bir siyah olarak; hayatı boyunca da bu kimliği kendini bir cenderede hissetmesine neden olmuştur. sırf bu yüzden zaman zaman fiziksel saldırılara da uğramıştır (mesela kind of blues'u kaydettiği sene, ny birdland'de çalarken verdiği bir mola sırasında polisler gayet nedensiz bir şekilde dövmüşlerdir bu kişiyi, vurdukları kafanın değerini bilmeden). ama onu en çok acıtan şey bu tür açık saldırılar değil de gizliden yürütülen, kendisine inceden sezdirilse de ondan başkasının bunu kolaylıkla anlayamayacağı saldırılar olmuştur bence. son olarak, bütün yapılanlara rağmen, onun beyazlardan nefret ettiğini söylemek mümkün değildir: bu insan nice beyaz genci yetiştirmiş, onlarla ortak çalışmalarda bulunmuş, çoğu zaman kendi müzikal geleneğine ters gelen beyaz adam etkisini seve seve müziğine katmıştır; ve unutulmasın ki onu hem o yıllarda hem de günümüzde dinleyenler çoğunlukla beyazlardır.
152 entry daha