şükela:  tümü | bugün soru sor
10 entry daha
  • bu partinin 90li yillarda elde ettigi basariyi anlayabilmek icin onu doguran kosullari ve onun sonradan varolan kosullara, yani dis cevreye uyumunu iyi analiz etmek gerekir. nasil olmustur da seksen öncesi ve seksenlerin sonuna kadar oy orani tek haneli rakamlarda dolanan siyasi kenar süsü bir parti 1995 yilinda yüzde 21 gibi bir oy oraniyla birinci parti olarak iktidara gelebilmistir?

    bu partinin savundugu siyasi ve toplumsal düzlemin halkin marjinal bir kesiminin savunusu olmaktan cikip genis kitlelere yayilmasini saglayan ilk katalizatör pentagon'un yesil kusak stratejisi olmustur. 70lerin sonunda soguk savas yillarinin domino teorisiyle kafayi bozmus olan pentagon stratejistleri sscb'den darbe yiyerek yikilacagi düsünülen mümin dominolarin arasina bir payanda yerlestirmeyi planlamislar ve sscb'ye komsu müslüman ülkelerde islami yasam biciminin genis kitlelere yayilmasini kara kitaplarinin ilk babina almislardir. bu strateji afganistan'da taliban'i, pakistan'da taliban'in kökeni olan medreseleri, iran'da islam devrimini, türkiye'de ise türk islam sentezini yaratmistir. kanimca "anarsi ve kardes kavgasi"ni önlemekten daha cok türkiye'nin iktisadi evriminde bir dönüm noktasi teskil eden 24 ocak kararlarinin toplumsal muhalefetin sesini kisarak uygulanabilmesi icin düzenlenmis 12 eylül darbesi ile 61 anayasasindan kök salan bir dereceye kadar liberal devlet yönetim tarzi yerini türk islam sentezine birakir: 1982 anayasasiyla orta dereceli okullarda din dersleri secmeli olmaktan cikarak zorunlu hale gelir (bu satirlarin yazari da o dönemde ilkokul okumak bahtsizligina nail olarak ömrünün daha sonraki kesimlerinde hic kullanmadigi bir cok hayat bilgisi malumatinin yani sira, bir gün olup da hidayete ererse hic zorluk cekmeden kendi tarikatini kurabilecek kadar cok arapca dua ögrenmistir), ders kitaplari milli kültüre uygun bir bicimde yeniden düzenlenir, kurulduklari yil olan 1957'den 1984'e degin 86.898 mezun vermis olan imam hatipler tesvik edilerek 1984'den 1992'ye degin 304.866 mezun vermesi ve turgut özal ile bu mezunlarin eskiden oldugu gibi sadece ilahiyat fakültelerine degil üniversitede istedikleri bölüme girmesi saglanir. 1984 senesinde sayilari 3000 civarinda olan kuran kurslarina büyük devlet adamimiz özal, sadece iki yil icerisinde 5000 tane daha ekler. 80lerle birlikte her nahiye, kaza, bucak ve mahalleye cami yaptiralim kampanyasi basdöndürücü boyutlara vararak 1986'da bir yil zarfinda 2000 cami rekoruyla tarihe gecerek 1995 yilinda ülke sinirlari dahilindeki okul sayisini (68.690) sollayarak 69.523'e ulasir. isin bir de tarikatlar kismi vardir ki, yalniz fethullah gülen'in 1998 senesinde sadece türkiye'de sahip oldugu okul sayisi 89, dersane adedi 373, ögrenci yurdu niceligi de 500'dür. (tüm bunlarin askeriyenin bilgisi dahilinde olmadan yapildigini düsünecek kadar saf degiliz degil mi?)

    fazla uzatmaya gerek yok, kisaca hakim devlet ideolojisi siyasi islama al da at dercesine bir pas vermistir. ama futbolseverler bilirler ki, bazen yüzde yüz gol pozisyonu dahi kacar. refah'in devamda irdeleyecegimiz basarisi, bu pozisyonu kacirmamasi ve topu aglarla bulusturmasi olmustur. dilerseniz bu nefis sutu bir de agir cekimde izleyelim; oynat ugurcugum:

    1980lerin ortasina kadar ortada un, yag ve seker olmasina karsin bir türlü hamurlu tatli yapamayan islami hareket 1985'de izmir akevler kooperatifinde toplanip, düsünüp tasinarak daha sonra dillere pelesenk olacak bir siyasi strateji gelistirirler: adil düzen.
    adil düzencilere göre var olan siyasi sistem köle nizamina ve hile rejimine dönüsmekteymis. adil düzende ise hakiki hak anlayisi ve karsilikli itimat hakim olacak ve ekonomik yapinin bütünü de adil bir iktisadi düzen teskil edecekmis. bu adil iktisadi düzen agir sanayiyi gelistirecek, ihracatla ülke kalkinacak, geri kalmis yörelere devletin bizzat kendisi giderek o yöreleri bulundugu bölgenin paris'i yapacakmis. ayni zamanda devlet, klasik altyapi hizmetlerinin yani sira, fiyatlari dengeleyecek ve kar amaci gütmeksizin temel besin maddeleri dagitacagi marketler kurarak yoksullugun önüne gececekmis. böylelikle serbest piyasa ekonomisi ortadan kaldirilmadan müslümanlar arasi bir harmoni saglanarak ortalik güllük gülistanlik olacakmis.
    bu eklektik ekonomi anlayisi zamanin ruhuna damardan girer. ilkin basittir, sokaktaki adamin anlayacagi dilde yazilmistir, üstelik sokagi birakarak bir türlü evine gidemeyen o kahramanimizi iki yerinden vurur. söyle ki, türk islam sentezi sadece yesil kusak projesinin bir parcasi degil, 24 ocak kararlari ve devamindaki anap liberalizmiyle büyük maddi kayiplara ugramis calisan siniflara maddi kayiplarina karsi verilmis bir cesit manevi haptir. bu dünyanin yalan oldugu, temelinin azap ve elemle atildigini, devr-i saadetin öteki tarafda bizleri bekledigini arabesk yoluyla da iyice icsellestiren türk insani karsisinda yepyeni bir proje görür. bu proje demektedir ki: "evet bu dünya gerci yalan mümin kardesim, ama o kadar yoksullasmana da ne gerek var, gel bizimle hem bu dünyada, hem de öteki dünyada sefa sür!" özellikle büyük kentlerdeki varoslarda yasayan ve seksen sonrasi yasanan liberallesmeden payina sadece yoksulluk düsen kitlelere de adil düzen adeta bir kimlik karti gibi gelmis, liberallesmenin disladigi, sadece tvlerde izleyip icten ice dis biledigi yeni yetme zenginlere karsi gardini alacagi bir bilinc hamlesine dönüsmüstür. onun arabasi varsa, benim de imanim var...

    ancak refah'in 90larin ortasindaki basarisini sadece adil düzen projesinin albenisi aciklamaz. refah ayni zamanda bir pazarlama mucizesi yaratmistir. genel merkezden baslayip, mahallelere kadar inen tespih modeli dedikleri örgütlenme hem hiyerarsik, hem de teskilatin bulundugu yörenin sorunlarina hitab eden propaganda yapabilme özgürlügü sebebiyle yeterince özerktir. diyarbakir'daki refah teskilati adil düzenin kürt sorununu cözecegini vaad ederken, rize'deki teskilat adil düzenin cay üreticisini ihya edecegini ballandira ballandira anlatmistir. özellikle refah'in hanim komisyonlari büyük bir siyasi pazar boslugunu kesfederek, cay ziyaretleri ve mevlütler ile tam da varos kadinlarinin lisaniyla onlara gidip hem varos kadinina daha önce hic sahip olmadigi bir önemsenme, hem de kendine deger verme duygusu aktarmis, bunun hediyesi de 1995 secimlerinde oy olarak refah'a geri dönmüstür. entariyi daha fazla uzatmamak icin refah'in az ya da cok maddi kolu olan ve yerel secimlerde dagitilan besin ve yakacak maddelerinin parasinin kökeni olan müsiad'a ve yurt disindaki milli görüs örgütlenmesine fazla girmiyor, refah'in kurulus ve yükselme dönemini kapatarak, duraklama ve cöküs devrine giriyorum: 1994'de büyük türk iktisatcisi ciller basbakanliginda yasanan büyük mali kriz henüz 2001'de yasanacak olanin boyutlari bilinmediginden bardagi tasiran son damla olur. 1994'de önce yerel yönetimlerle tanisan refah,
    1995'de birinci parti olarak meclise girse de, yeterli cogunluga sahip olmadigindan ve basarisinin kemalist kesimlerde yarattigi tepkiyi dindirmek maksadiyla önce geri planda kalir, ancak 28 haziran 1996'da anap'in azinlik kabinesinin düsürülmesiyle dyp ile koalisyon kurarak erbakan basbakanliginda iktidara gelir. iktidara gelis ayni zamanda refah'in ayaginin kaymasinin baslangicidir. neyse cok uzatmayalim, isin özü: refah, sistem alternatifi görüsler savunmasina karsin sistem icinde yasayan bir partinin iktidara gelmesi halinde esyanin tabiatina uygun olarak vuku bulacaklari yasamis, ne papaza, ne imama yaranabilmis, arada kaldim arada olmus ve de 28 subat postmodern darbesiyle bertaraf edilmistir. refah'i yaratan sistem, onun kendi icin tehdit olusturmaya basladigini kavrayinca defterden silmistir. 80lerin basinda türk toplumunu islamilestiren anlayis, simdi de laiklestirmeye ugrasmaktadir. senin is de zor be ugurcugum, öyle bir ileri, bir geri oynatip duruyorsun...

    dipnot: bu entarinin dokunmasinda judith hofmann'in "aufstieg und wandel des politischen islam in der türkei" (türkiye'de siyasi islamin yükselis ve dönüsümü) adli kumasindan da yararlanilmistir.
38 entry daha