şükela:  tümü | bugün
13 entry daha
  • tsk içindeki pozisyonu bir türlü netleştirilemeyen subay grubudur.

    sözleşmeli subaylık projesinin kökenleri neydi?

    1. kimsenin şu anda hatırlamak bile istemediği bir projenin personel temini kolundaki yansımasıydı. bu projede aslında tüm tsk'nın personel alımından rütbe terfisine, sicil sisteminden ceza/ödül sistemine bütün personel işlerinin baştan aşağıya değiştirilmesi amaçlanmaktaydı. bu kapsamda tsk'nın yetiştiremediği veya sayısal anlamda yetersiz olarak yetiştirebildiği (diş tabibi, uzman tabip, bazı muharip sınıflar) personel sınıflarındaki eksikliğinin sözleşmeli subaylar yoluyla kapatılması amaçlanmıştı. normalde tsk'nın bu açıkları kapatması için çok fazla yatırım yapması gerekiyordu. ancak doğrudan üniversite mezunu alımıyla neredeyse hiç masraf edilmeden gayet yetkin personele kavuşuldu.

    2. tüm terfi sistemi değişeceğinden ve dolayısıyla herkes albay olamayacağından bir parça amerikanvari bir ordu yapısına geçilecek ve mezun olunan okula, girilen statüye göre değil de görevdeki performansa göre rütbeler alınacaktı. sözleşmeli subayların burunlarının ucuna sallanan motivasyon havucu da "kadro almak" idi. değiştirilen terfi sistemiyle birlikte sözleşmelilerin sisteme katılmasıyla harp okulu mezunlarının pozitif yönde motive edilmesi de düşünülmüştü. yani sözleşmeli subaylar bir noktada harp okullular için "tavşan atlet" olacaktı. fakat bu amaç farklı bir şekilde geri tepti. biraz aşağıda bunu anlatacağım.

    3. sözleşmeli subaylık biraz da doğrudan muvazzaf alınan ve hem askeri hem de mesleki performanslarından memnun kalınmayan ama sistemden de çıkarılamayan "dış kaynaklı subayların" sorunun çözümü olarak düşünülmüştü. performanslarından memnun kalınmayan sözleşmeliler, imzaladıkları anlaşma gereği (ki toplamda 2 sayfalık bir sözleşmedir, kitapçık filan değil yani) "komutanlığın uygun görmesi" durumunda belirli bazı şartlar dahilinde kolayca ordudan çıkartılabiliyordu ama eski usul alınan muvazzaf dış kaynaklılarda bu olay çok daha zor yasal prosedürlere bağlıydı. işte bu "kolayca dehleyebilme" opsiyonu sözleşmeliler açısından hem negatif bir motivasyon aracı oldu hem de kimi zaman amirleri tarafından sıklıkla kullanılan bir silaha dönüştü.

    4. sözleşmeliler, tabi oldukları kanun gereği yüzbaşı rütbesinden yukarıya çıkamadıklarından mevcut kum saati şeklindeki personel yapısında (kum saatinin altında teğmenler, üsteğmenler ve giderek azalan eğimde yüzbaşı ve binbaşılar ama bundan sonra artan bir oranda yarbay-albay seviyesi) üst kısımları zorlayamayacaklar ve kum saatinin alt boğumunda kalacaklardı. bu sayede eldeki albay çoğunluğa yeni üyeler katılamayacak ancak altta kalan "yaşı geçkin yüzbaşılar" (sözleşmeli subaylar maksimum 21 yıl çalışabilir ve 9. yılından sonra yüzbaşı olan bir sözleşmeli subay 12 sene daha yüzbaşı kalabilir) istenilen yerde kullanılabilecekti.

    sözleşmeli subaylığın tercih edilmesi için bu 4 unsuru asli neden sayabiliriz.

    sözleşmeli subaylığın tsk personel yapısı içindeki yerini daha net anlamak için kısa kısa bilgiler vermek gerekiyor.

    tsk içindeki subaylar birkaç farklı kaynaktan gelir. bunlar:
    - harp okulu-gata (muvazzaf)
    - dış kaynaklı (üniversite mezunu-muvazzaf)
    - fyo (fakülte yüksekokullar komutanlığı kaynaklı -muvazzaf)
    - astsubaylıktan geçme (muvazzaf)
    - sözleşmeli subaylar

    dikkat ederseniz 5 kaynağın 4 tanesi muvazzaftır. yani bunun anlamı adamlar çok ciddi bir iş yapmadıkça ve çok sıkıntılı biri olmadıkça ordudan atılamaz demektir. fazla dik olmamak, selamını düzgün vermek, her lafın sonuna "emredersiniz komutanım"ı sıkıştırmak, çok ters bir durum yoksa üstlerinin her dediğine "emredersiniz" demek ya da @anglachelm'in #59014473 numaralı entrysinde birazcık anlattığı usulleri uygulamak tsk içindeki bir subayın %99 bir sorun yaşamadan albaylığa kadar gelmesine, fena sayılmayan bir emeklilik primi ve maaşıyla hayatının geri kalanını güzel bir sitede park yerine yamuk parkedenlere laf söyleyerek geçirmesine yolaçar.

    bununla birlikte sistemin ilerletilmesine ve pozitif yönde katkı yapilmasina da ihtiyaç vardır çünkü arada bir çıkan idealistler veya sistemi bir şekilde kendi terfileri için zorlayan komutanlar böyle uygulamalar yapmayı, sisteme pozitif katkı vermeyi çok ister. ayrıca gelişen dünyaya ayak uydurmak, mümkün olduğunca sistemi güncel tutmak da gerekir. ancak rahat rahat takılan ve bir noktadan sonra sistem açıklarını iyice belleyip "mayınlı bölgelere" takılmadan aradan sıyrılan çoğunluk nedeniyle muvazzaflık statüsü yıllar içerisinde"genelde" çok rahat bir pozisyon olarak evrilmiştir.

    bu noktada karşımıza tsk'nın büyük bir sorununu oluşturan "üst rütbeli subay" mevzusu çıkar. tsk içindeki pratik kadroların yani işleri fiilen götüren subay kadrolarının büyük kısmının teğmen-binbaşı rütbeleri arasında olmasi gerekirken üst rütbeli yani yarbay-albay kısmı neredeyse bu kesime denk sayıdadır ve bu sıkıntı yaratır. ayrıca bazı rütbelere duyulan ihtiyaç çok fazladır. özellikle yüzbaşı rütbesi nereye koyarsan koy gidecek, iş yapacak (ya da iş yapması mecburi mi demeliydim?) seviyede bir rütbedir. çünkü tsk'nın kurallarına göre bir birliğin içindeki kadroları belirleyen "tmk-teşkilat malzeme kadro" belgesine göre kadro-görev yerinde yazan rütbenin 1 alt rütbesi o kadroya atanabilir. yani binbaşı rütbesine yüzbaşı atayabilirsiniz. üsteğmen kadrolu yerde yüzbaşı zaten çalışır, adam üsteğmen veya teğmen gelmiştir oraya ve yüzbaşı olsa bile orada durabilir. dolayısıyla yüzbaşı çok joker bir rütbedir ve atama subaylarının en çok sevdiği rütbedir.

    bu noktada yüzbaşılıktan yukarıya çıkamayan sözleşmeli subaylar için ortaya çıkabilecek muhtemel atama sorunları ve "benim rütbem burası için uygun değil" diyerek dilekçe verme olasılıkları çok azalır. işte bu anlamda sözleşmeli subaylar sürekli ilerleyen ve binbaşılıktan sonra sistemin kendilerine bir makam bulmakta zorlandığı yarbay-albay grubunun yanında neredeyse problemsiz bir topluluk haline gelir. böylece üst rütbeli sorunu bu şekilde bir parça da olsa çözülmüş olur.

    sözleşmeli subayların alımında sistemi zorlayan en büyük etkenlerden biri de fyo, yani fakülte ve yüksekokullar komutanlığı'nın kapatılması olmuştur bir noktada. peki bu fyo neydi? neden kapatıldı?

    fyo'ları genelde 2004-2005'ten sonra üniversiteye girenler hiç görmemiştir. çünkü buralar şu anda hatırlayamadığım ama 2005-1010 arası bir tarihte kapatıldı. fyo'lar askeriye adına üniversitelerde belli bölümlerde okutulan öğrencilerdi (askeri liselerden üniversite sınavını kazananlar veya fakülteye sivil başlayıp daha sonra açılan sınavları kazanıp fyo olanlar burasının asıl öğrenci kaynağıydı) ve okullarını bitirdiklerinde muvazzaf subay olarak kıtaya çıkıyorlardı. genelde mühendislik ağırlıklı olsalar da farklı sınırlarda ve branşlarda fyo okuyanlar oldu. burasının kapatılmasındaki asıl motivasyon ise az önce yukarıda bahsettiğim personel performansları ve sistem dışına çıkarmada görülen güçlükler oldu.

    (bu noktada hemen belirteyim benden spesifik bir tanım beklemeyin. yani burada ve entry'nin geri kalanında 'fyo'cuların askerliği çok kötüymüş, selamı sol elle veriyorlarmış, harp okullular şöyleymiş, sözleşmeliler böyleymiş' vs. vs. "sınıfsal ayrımcılık" yapmayacağım. kişisel olarak askeriyede bu tip ayrımcılığa çok maruz kaldığımdan ve bu laflardan tiksindiğimden genel ifadeler yazıyorum çünkü her subay kaynak grubunun iyisi olduğu kadar kötüsü de vardır ve kimse başkasının yaptığı hata nedeniyle genellemeye maruz kalmamalıdır!)

    tsk içinde bence en rahat eden subay grubu ise tsk tarafından yetiştirilemeyen ve yalnızca dışarıdan alınabilen çok spesifik birkaç sınıftır. mesela diş tabipleri böyledir. ne gatalılar ne harbiyeliler ne astsubaylıktan geçenler ne de dış kaynaklı muvazzaflar bunlara bulaşmaz çünkü ortada bulaşılacak bir durumları yoktur.

    sözleşmeliler gelmeden önce sözleşmelilerin maruz kaldığı laflara maruz kalan asıl grup astsubaydan subay olanlardır. astsubaydan subaylık sistemi teorik anlamda avantajlı gibi dursa da pratik anlamda tsk içinde tartışmalara ve sancılara neden olmuştur. şimdi tek tek bunları yazmayacağım ama sözleşmeli subayların sisteme girmesine sanırım en çok astsubaydan subay olanlar sevindi çünkü onların yöneltilen çoğu tepkiyi bir süre sonra sözleşmeliler göğüslemek zorunda kaldı.

    peki bu kadar anlattım. sözleşmelilerin bakış açısıyla olay neydi, nereye gitti şimdi bunları anlatayım.

    sisteme giren sözleşmeli subayların çoğunluğu (bu tanım fetö'nün hain amaçları doğrultusunda sisteme sokulan artniyetlileri kastetmemektedir.) tamamen vatanını, milletini seven, üniforma giymeye ve memleketin her noktasında görev almaya hazır, gayet iyi okullardan mezun ve mesleklerinde yetkin kişilerdi. aralarında odtü, boğaziçi, itü gibi kalburüstü okullardan mezun onlarca kişi vardı. bunun dışındaki okullar da genelde 3 büyük kentte bulunan orta-orta üst seviye okullardı ve hemen hemen herkes, en azından başlangıçta, sanki belli bir süre değil de ömrünün sonuna kadar subay kalacakmış gibi davrandı.

    gelgelelim sistem içerisinde sistemin tapusunun kendine ait olduğunu düşünen bir grubun etkisiyle sözleşmeli subayları "dışarıda iş bulamayıp kendilerini askeriyeye yamayan" asalak bir grup olarak görme eğilimi doğdu. halbuki yukarıda da yazdığım gibi sözleşmeli subayların arasında çok iyi okullarda okuyup dışarıda çok rahat subaylık maaşından kat be kat fazlasına iş bulabilecek yığınla insan vardı ve bu anlayış ancak sözleşmelilerin kıtaya çıkması ve mesleki performanslarının görülmesiyle ancak bir nebze kırılabildi (gelgelelim bu düşünce zaman içinde alınan sözleşmeli personeldeki performans kalitesinin azalması ile yeniden yükselme eğilimine girdi.)

    sözleşmeliler konusunda sistemin neden bu kadar tepki verdiğini, yukarıdaki bazı entrylere bile konu olan olumsuz kanılara yol açtığını kısaca anlatayım. sözleşmeli subaylık sistemi en başta söylediğim gibi büyük bir çalışmanın bir parçasıydı ve o çalışma zaman içinde geride kalıp en sonunda iptal edildiğinde sözleşmeli tarafı çok ortada, ayrı ve kadük bir durumda kaldı. ikincisi sözleşmeli subayların performans kriterleri mesleki hayatlarını sürdürmek için çok önemliyken düşük performansı olan ve tsk'ya uyum sağlayamayan bazı sözleşmelilerin yasal olarak bir sorun olmamasına rağmen farklı farklı nedenlerden ötürü bir türlü sistem dışına çıkarılamaması, genelleme yapmayı çok seven bir kısım personelin tüm sözleşmelileri sürekli eleştirmesine ve insanların sözleşmeliler için olumsuz fikirler geliştirmesine neden oldu.

    bununla birlikte özellikle fetö'ye mensup hain kripto subayların, sözleşmeli subaylar üzerinde oynadıkları manipülatif oyunlar da çoğu yetenekli sözleşmeli subayın harcanmasına ve bu kişilerin sistem dışına itilmesine neden oldu. mesela sözleşmeli subayların kadroya geçmesinin yani muvazzaf olmasının nasıl olacağı sistemin ilk kuruluş aşamasında kanuni olarak belirlenmemişti ve çok yuvarlak bir ifade ile inisiyatifi kuvvet komutanlıklarına bırakmıştı. gelgelelim fetö mensupları güçlendikçe ve personel temin ve terfi inisiyatifini ellerine aldıkça kanunda yeri olmamasına ve mantıksal olarak da ters olmasına rağmen sözleşmeli subayların muvazzaf olması için 3 aşamalı bir sınav sistemi getirdiler. buna göre genel kültür+mesleki bilgi testi, ardından yapılan bir fiziki yeterlilik testi ve en sonunda girilen bir mülakat komisyonu aşamaları ile fetö istediği adamları muvazzaf yapmaya istemediklerini de komik gerekçelerle (veya uygunsuz/kanunsuz yollarla) elemeye başladı.

    çok kısa yazacağım çünkü o karanlık zamanları hatırlamak bile beni boğuyor. yazılı sınavda subaylar kendi sınıfları ile ilgili olmayan abuk sabuk sorulara cevap vermek zorunda kaldı (sınav notuna itiraz etmek bile büyük sorunlara gebeydi). fiziki yeterlilik testi yapmak zaten saçmaydı çünkü zaten personel sicil almak için zaten her sene belirli bir fiziki yeterlilik sınavına giriyordu. mülakat zaten başlı başına bir komediydi. mesela aynı mülakat komisyonu yüksek lisans yapan ama kadroya almak istemediği bir adama "sen görevini savsaklamışsın, mesaiden kaçmak için yüksek lisans yapmışsın" derken öbür yanda yüksek lisans yapmayan ve yine kadroya geçirilmesi "uygun görülmeyen" diğer adaya da "mesainin yoğunluğunu bahane ediyorsun ama aslında kendini geliştirmek için çaba sarfetmemişsin!" diye yorum yapabiliyordu!... mülakat komisyonu oyunları ve sınav sistemi saçmalıkları ile ilgili emekli korgeneral mehmet şanver'in şu programda anlattıklarını dinlemeniz bu konunun nerelere vardığının göstergesidir. ben daha fazla yazmak istemiyorum zira eski hatıralar beni çok üzüyor.

    sözleşmeli subayların bir kısmının da kendisini sistem içinde net olarak oturtamaması büyük bir sorundur. özellikle teknik branşlarda bu çok görülür. tsk anlayışına göre bir emir verildiği takdirde sorgulanmadan bir şekilde yapılmalıdır ama sözleşmeli subay o emri biraz da eleştirel bir bakışla en az maliyetle, en etkin ve ekonomik şekilde çözmeyi amaçlayabilir. bu durumda da hem altıyla hem üstüyle ciddi fikir ayrılıkları yaşayabilir. bunun onlarca nedeni ve yüzlerce oluş şekli vardır ancak tsk içindeki bazı alışkanlıkları kırmak elması kırmaktan daha zor olduğun sözleşmeli subay bir süre sonra sistemin çarkları içinde kendini ezilmiş hisseder.

    gelelim kavun karpuz meselesine. sözleşmeli subayların harbiye mezunları ile bir sıkıntısı yoktu ve olmadı da. harbiye mezunları o taktıkları rütbeleri 4-8 yıl arası okuyarak aldılar ve ne sözleşmeli personelin ne de başka hiç kimsenin dibine kadar hakedilerek alınan o rütbelere söylediği bir şey olmadı, olamazdı da. gelgelelim harbiyeliler sözleşmeli subaylara "6 ayda kavun karpuz yetişmiyor, sizden hiç subay olur mu" diye çok söyledi. bunu neden söylediklerini sorulduğunda da genellikle "yaz kamplarında çekilen çileler, sert alay ve bölük komutanlarının yaptırdığı yıpratıcı bedensel eğitimler, ailelerinden ayrı geçirdikleri yıllar, onlar elde tüfek dağlarda eğitim yaparlarken sözleşmeli subayların üniversitede kızlarla günlerini gün etmeleri! vb durumlar" bahane edildi.

    halbuki sözleşmeli subayların içinde de liseden beri ailesinden ayrı parasız yatılı kalanlar, üniversiteyi ailelerinden uzakta ve kıtkanaat yaşayarak, yurtlarda kalarak, bırakın kız arkadaş gruplarını para harcamamak için erkek arkadaşları ile kafeye gidip eğlenemeyenler bile çok fazla sayıdaydı. bu açıdan bakıldığında harbiye mezunlarında başkalarına karşı oluşan öfke maalesef sözleşmeli subaylara karşı bir önyargıya dönüştü.

    bu noktada kişisel kanaatim şudur ki harbiyeliler arasında sözleşmelilere karşı duyulan tepkinin güçlü bir nedeni de sözleşmelileri kendilerine entelektüel anlamda potansiyel rakip olarak görme eğilimidir. yani astsubaydan subay olanlar ne olursa olsun eğitim anlamında bir harbiye görmemişti. halbuki sözleşmeli subayların içinde yukarıda saydığım kalburüstü okullardan çok gelen vardı ve kültürel anlamda harbiye mezunları ile denktiler. mesleki anlamda harbiyelilerin elbette askeri konularda bir tık daha üstün durumu vardı ancak kurmaylık karakteri açısından baktığımızda gerekli fırsatın ve mesleki eğitimlerin verilmesi halinde kurmay olabilecek kadar akıllı ve yetenekli insanlar da sözleşmeliler arasında mevcuttu.

    bu konunun derinliği çok fazla ve girdik mi harbiye kültürünün doğuşu ve gelişmesinden başlamak lazım. o nedenle burada kısa kesiyorum.

    son tahlilde sözleşmeli subaylık sistem tarafından net olarak konumlandırılamadı. sistem, sözleşmeli subayları "eleştirel bakışları ve akademik birikimleri ile sisteme pozitif katkı yapabilecek" bir konuma yerleştirmektense klasik birer kıta subayı olduklarını düşündü ve mensup oldukları sınıfın görev tanımında yazanları uygulaması yeterli "muvazzafvari" personeller olarak görmeyi tercih etti. bu noktada benim çok nadir de olsa sözleşmeli subayları farklı bir bakış açısı kaynağı olarak kullanmayı düşünen tek tük kurmayları ve komutanları tenzih etmem gerekir. ben, kişisel olarak bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda böyle insan gördüm onlar da zaten kendileri idealist kişiler olduklarından sistemde sürekli olamadılar ve ayrılmak durumunda kaldılar.

    sözleşmeli subaylık iyiniyetle düşünülen ama istenilen başarının sağlanamadığı bir sistem olarak gelişti ve şu anda benim tahminim yalnızca belli bir süreliğine çalıştırılmak üzere alınacak personeller için kullanılan sıradan bir temin yolu olarak hizmet veriyor, bundan daha ötesi değil. yakın-orta dönem içinde de bu sistemden tamamen vazgeçileceğini düşünmekteyim.

    ekleme: aklınıza dış kaynaklı muvazzaf subayların bu kadar tepki görüp görmediği gelebilir. hayır onlar bu kadar sert tepki görmediler. bunun en büyük nedeni dış kaynaktan muvazzaf alınanların büyük çoğunluğunun tabip, mühendis vb sınıflara mensup olmaları ve muharip sınıflar içinde çok fazla sayıda olmamalarıdır. halbuki sözleşmeli subayların büyük bir kısmı doğrudan muharip sınıflara (harp okulu kaynaklı sınıflar, piyade, istihkam, bakım vb) alınmıştır ve harbiyeli subaylar ile yanyana çalışmaları planlanmıştır. bu durumda da bazı sorunlar çıkması kaçınılmazdı.

    ekleme-2: buradaki bazı ifadeler harbiyelilerin genellemek için yazılmadı. harbiyelilerin içinde sözleşmelilere okuldan devresi/alt-üst sınıfı gibi bakan ve davranan çok kişi de var ve onları tenzih ederim. ancak mevcut bazı sorunları da inkar edemem.
3 entry daha