şükela:  tümü | bugün
23 entry daha
  • ya arkadaş sana giren çıkan yoksa, yazmazsın böyle şeyler buralara. yok başkasını aşağı çekmek değilmiş amacı bilmemne, vırt zırt.

    5 senedir yapıyorum bu işi, 6. seneme gireceğim, almanca mezunuyum, yurtdışında da kaldım, ingilizcem de akıcı, iki senelik bir bölüm daha okudum, zamanım olursa da, tezsiz bir yüksek lisans yapasım var, sırf ego tatmini için. oldu mu?

    bu 5 senelik zaman diliminde de, vücudum o kadar yıprandı ki, özellikle de son 3-4 aydır sabahları 8-9 sularında kalkmak zoruma gidiyor, garipsemeye başladım resmen. uçuş varken de, misal gecenin 3’ünde ise, bazen uyumadan gidiyorum, ikindi gibi 3-4 sularında mesai bittiği zaman ise eve gelip bayılıyorsun, bir bakmışsın 23.00 gibi ayaktasın. sonra sabaha karşı 4-5 gibi zombigillerden bir demet tadında uyumaya çalış.

    arada bir gün, iki gün iznin olduğu zaman da, dinlenmekle uğraşıyorsun zaten. gün kavramın kalmıyor, şu an içimizden 100 kişiye “bugün günlerden ne?” diye sorsan emin ol 30-40 kişi 5-10 saniye düşünür, eminim 10 kişi yanlış gün söyler, çünkü aylık programlar neticesinde ayın kaçında, nereye gideceğimizi takip ediyoruz biz.

    bu arada, ölüm kalım, düğün, doğumgünü olaylarına istediğiniz şekilde katılabiliyor musunuz bilmiyorum, fakat bizde o işler öyle olmuyor. çok yakının, misal dayım öldü, ben ebesinin nikahında bir afrika ülkesinde, “ulan inşallah sıtma olmam amk.” diye hiçbir yere çıkmadan, klimayı 20 dereceye sabitleyip dışarısı 30 santigrat içerisi buzhane modunda ülkene dönmeyi bekliyorsun. ölene de allah rahmet eylesin.

    en basitinden, beş gün önce sabah 05.00 sularında kalktım, eve döndüğümde saat 23.00 sularıydı. 4 bacak denen bir nane var, 4 ayrı uçuş gerçekleştiriyorsun, 150 kişiden 600 kişi muhatabın. ikinci bacaktan sonra tam ayağımın altındaki nasır azmaya başlıyor, bir yolcu maraza çıkarmasın diye gözünün içine bakıyorum. uçuş da öyle bitmiyor, arkasından birisi bir şey yazar mı, yeri geldi mi kaptanıyla ayrı, amiriyle ayrı, ekip arkadaşıyla ayrı, yolcusuyla apayrı uğraşıyorsun. herkesi memnun edeyim derken, kendini unutuyorsun. arada bir yaptığın amerikalarda, kendine aldığın bir tişörtle avunuyorsun. bunu avam ya da lümpen şekilde, “ay götüm derdini sevsinler, senin o tişörte verdiğin paraya insanlar bir hafta pazarlığını düzüyorlar.” dersen de, bunun sorumlusu ben değilim arkadaşım. böyle bir yol seçtim, zorluklarına katlanmaya çalışıyorum. tabiri caizse eşek gibi çalışıp, hakkımı alıyorum.

    gidenler elbette ki vardır, amerika’lara uzakdoğulara. şu an amerika ile aramız 8 saat olması lazım, son new york uçuşumda buranın saatiyle sabah 07.00 gibi kalktık, oraya varıp otele geçtiğimizde amerika saati ile saat 14.00 civarıydı. ertesi gün yine amerika saati ile, türkiye’ye dönmek üzere saat 09.00 sularında araca bindik. gidiş 10 küsür saat desen dönüş de 9 küsür, nereden baksan 20 saat uçmuşum, hani saat farkı, hani jetlag, hani dinlenme, hani uyku..

    bu arada iş sadece uçuş ile de bitmiyor. bir yerde de ofis işi gibi, takip etmen gereken onlarca duyuru, döküman, ürün bilgisi, mail falan filan var. online eğitimler var filan.

    ama şunu diyeyim, başlık açmış olmak için başlık açma, al karşına 5-10 tane kabin memuru, git konuş. illaki sana 5-10 dakikasını ayıracak olanları vardır. nereden bulacam lan dersen, atatürk havalimanı giriş çıkışında karınca gibiyiz, hiç bulamadın otoparkta 5 dakikada 5 tanesi garanti. ya da kıskandığın ya da trollediğin kokuşmuş başlığındaki leş fikirlerin için, kabin memuru dediğin adamı ya da kadını bundan sorumlu tutma.
110 entry daha