şükela:  tümü | bugün
99 entry daha
  • steven spielberg'ün filmografisine bakıldığında tarihi dramalarından sonra en çok bilimkurgu türünde filmlere rastlanır. hatta blockbusterlarının ezici çoğunluğu bilimkurgu türündedir.

    close encounters of the third kind
    e.t. the extra-terrestrial
    jurassic park
    the lost world jurassic park
    ai: artificial intelligence
    minority report
    war of the worlds

    bir de fantastik öğelerle bezeli serinin önceki üç filminin aksine bu kez bilimkurgu soslu bir macera olan ama yine de türün dışında kabul edilen indiana jones and the kingdom of the crystal skull var.

    ready player one yönetmenin a.i. artificial intelligence ve minority report filmlerinde olduğu gibi geleceğin dünyasında geçen bir hikaye. üçü de fütüristik / distopik bilimkurgular olsalar da farklı temalarda filmler.bu yapım sanal gerçeklik üzerine. aynı zamanda da türünün ütopik bir örneği.

    ama onu diğerlerinden asıl ayıran tamamen olmasa bile çoğunlukla bir bilgisayar animasyonu oluşu. bu animasyon kısmı da motion capture tekniği kullanılarak yapılmış/çekilmiş.

    tıpkı baştan sona bilgisayar animasyonu olan yönetmenin the adventures of tintin‘i gibi. ready player one da live action sahneler de var.

    daha çok küçük yaştaki izleyicilere hitap eden fantastik türdeki the bfg‘de hareket yakalama tekniğinin kullanıldığı hem de live action olan bir başka spielberg filmiydi.

    sinema dehalarından olan steven spielberg ile ilgili en hayranlık uyandıran hususlardan biri yakın zamanlı olarak ya da aynı yıl içinde iki farklı kulvarda filmle izleyici karşısına çıkıp ikisiyle de beğeni toplaması.

    2017’nin sonunda ülkesi abd’de,2018’in başında da türkiye’de dahil pek çok ülkede vizyona giren, 6 dalda altın küre, 2 dalda da oscar adaylığı bulunan biyografik dönem draması, gerçek bir hikayeye dayanan gazetecilik filmi; yani ciddi işlerinden biri the post‘u izledik önce.

    şimdi de-the post’tan daha önce çekilmesine rağmen-ticari ve eğlencelik/popcorn filmi, bir franchise olan ready player one vizyonda.

    o, gerçeklikten kaçış filmleri de yapabiliyor sanatsal kaygıları ön planda olan ciddi filmlerde.

    ciddi filmlerinden kasıt tarihi-dönem hikayeleri, biyografik filmler / based on a true story olan dramlar, savaş filmleri gibi.amerikan sinema ödüllerinde ana dallarda yarışmaya odaklanan yapımlar.

    ustanın diğer bir takdir edilesi yönü hiç şüphesiz filmlerinde yarattığı zengin görsel dili ve gelişen teknolojiyi filmlerinde çok iyi kullanabilmesi. bu son filmi de beklenildiği gibi yine görsel açıdan çok başarılı, fazlasıyla göz doyurucu.büyüleyici bir atmosfere sahip.

    stanley kubrick‘e saygı duruşu mahiyetindeki the shining sekansı muazzam.ki bu sekanstan hiçbir kareyi fragmanlara koymayarak izleyiciye yapılan sürpriz övülesi.

    daha çok 80'lerden olmak üzere video oyun, sinema ile çizgi-roman dünyasına ait çok sayıda öğe, ikon, sembol, karakter ve figürle dolu-80'lerin popüler kimi şarkıları da buna dahil-kesinlikle hoş bir nostalji yaşatan, pop-kültür göndermeleri bakımından bugüne dek yapılmış en zengin film. çok uzun bir süre de öyle kalacağa benziyor.

    haliyle film izleyici için adeta çılgın bir pop-kültür avına dönüşüyor. öyle ki her izleyişinizde daha önce fark edemediğiniz, gözünüzden kaçan bir popüler kültür figürünü görmek mümkün. bu yüzden tekrar tekrar izlemesi ayrı bir keyif. aslında her spielberg filmi gibi.

    elbette bu cümbüşün içinde star wars‘ün eksikliği yoğun olarak hissediliyor ama yönetmen spielberg çok istemesine rağmen tüm lisanslarının sahibi olan disney‘i ikna edememiş.

    70’lerindeki bir yönetmen hem çocukluğu-gençliği 80’li yıllara denk gelen izleyiciyi hem de milenyumun genç kuşağını yakalayan bir filme imza atıyor. bu gerçekten takdir edilesi.ki kendisi jaws ve saving private ryan'dan sonra en zorlandığı filmin ready player one olduğunu söylemekte.

    kendi adıma aynı filmin içinde mechagodzilla, iron giant, king kong kadar t-rex‘i de görmek çılgıncaydı. çünkü 89 doğumlu benim için yine spielberg’ün 93 yapımı jurassic park‘ı sinemada izlenen ilk filmdi, sinemanın büyüsüyle böyle tanıştım. zaten başlangıçtaki delorean’lı, t-rex’li, king kong’lu araç yarışı sekansı harkulade olunca heycan duymamak elde değil.

    işte hem bu yüzden hem de gerek 70’lerde, gerek 80’lerde, gerekse 90’larda sinemaya harika filmler kazandırdığı için şahsımda steven spielberg’ün kredisi epey yüksektir. keza 2000’lerdeki değişim sinyali veren sinemasını da belki eski işleri kadar olmasa da seviyorum. ne de olsa beni hala etkilemeyi başarıyor.

    spielberg’ün daimi oyuncusu haline gelen mark rylance (bridge of spies, the bfg) bu filmde james donovan halliday‘e hayat veriyor. filmin kötü adamı olarak izlediğimiz ben mendelsohn'ın ise kimilerine göre biraz cılız kaldığı, yeterince sert bir karaktere dönüşemediği söylense de benim açımdan
    bir kusur yoktu.

    başroldeki genç oyuncu tye sheridan ise fiziksel olarak adeta genç spielberg’e benziyor ki oldukça başarılı da.

    hikaye 2045’te geçmesine rağmen misal uçan arabalar görmeyi beklemiyoruz ama en azından minority report’daki gibi daha fütüristik araçlar olabilirdi. silahlar da günümüzdekiyle aynı duruyor.dünya'nın bir enerji krizinde olduğu vurgulanıyor ama yine de bu filmin de en az minority report ya da blade runner filmleri gibi siberpunk bir bilimkurgu olması gerekirdi. misal bu yüzden reel/gerçek dünya sahnelerinin filmin animasyon/dijital olan kısmına (yani oasis evreninde geçen sahnelerine) kıyasla zaman zaman biraz daha sönük kaldığına dair de eleştiriler var. ama muhtemeldir ki bu bilinçli yapılmış bir tercih.filmde droneların hem mobese kameralar olarak hem de yemek siparişleri ve lojistikte kullanıldığını görüyoruz.ki bu çok doğru, yerinde bir öngörü.

    sonuç olarak rpo 2 saat 20 dakikalık keyifli ve eğlenceli bir seyirlik. dijital sinemanın kayda değer yapımlarından biri. bilhassa imax ve 3d oluşu nedeniyle de sinemada görülmesi elzem olan bir film. en çok da bilgisayar ve video oyun tutkunları bu filmi görmeli.

    ernest cline'ın filme esin kaynağı olan 2011 tarihli aynı adlı, çok satan romanını okuyamadığım için kitap ile film arasında bir kıyaslamada bulunamıyorum.

    4/5 (çok beğendim, severek izledim)

    edit: imla

    edit 2: 2018'in en iyileri sıralamalarında, seçkilerinde ısrarla görmezden gelinen filmdir.
266 entry daha