şükela:  tümü | bugün
188 entry daha
  • neresinden anlatacağımı bilemediğim bir hikaye daha yazıldı dün.. on yıl önce macca'lı, fowlie'li kadroyla bu aşka tutulmamdan mı, geçtiğimiz yıl bu zamanlar "final istanbul'da oynanacak" dendiğinde "liverpool gelsin" diye kendimi bile inandıramadığım cümleleri kurmamdan mı, yoksa her biri ayrı bir ömür olan juventus ve chelsea serilerindeki maçlardan mı?

    ya da dün maldini'nin golünden mi? nesta'nın voleyboluna itiraz ederken yediğimiz kontradan mı? kaka'nın şiir gibi pasına crespo'nun enfes kesmesinden hemen alt çaprazımda bulunan bazı liverpool taraftarlarının çıkışından mı? devre arasında "you'll never walk alone"un tam anlamını bulan söylenişinden mi? belki o anda hepsinin içinde ufacık bir umut vardı ama ondan çok daha baskın olan duygu, "önemli değil yensen de yenilsen de, biz seni kupaları topladığın için değil, başka şeylerden seviyoruz"du.

    rafa'nın nasıl bir deha olduğundan mı bahsetmek lazım? ilk yarıda sürklase olmuş takımda, hem de zorunlu bir değişiklik de yapmış olmasına karşın (kewell'ın sakatlığı ve smicer'in girişi belki de bir şans oldu, vladi büyük maçların adamıymış. yıl ortasında kontrat yenilemeyeceğini açıklamıştı bu adam, ne kadar güzel bir veda oldu onun için) elindeki oyuncuları satranç taşı gibi kullandı.

    düşünün, avrupa'da final oynayan 100 teknik direktörün 99'u ikinci 45 dakikada üç gol atmak için ikinci forvete başvurmaz mıydı hemen? bu adam yapmadı, hamann'ı aldı, hem de sağbek finnan'ı çıkartarak. carra, hyypia ve traore üçlüsünden bir geri üçlü yarattı. lütfen dikkat ediniz, liverpool gibi 4'lü savunmanın kitabını yazmış bir takıma bu sezon ilk defa üçlü defansı en önemli maçın en kritik noktasında oynattı bu adam, elindeki oyuncular da öyle sihirbaz falan değil, sadece bu oyunculara taktiklerini uygulayabilecekleri esnekliği kazandırmış sene boyunca. sadece dedik de, bu bir teknik direktörün en zor işi, sadece en usta olanların becerebileceği bir haslettir. söze dönelim, o üçlünün önüne xabi'yi sağa yakın, riise'yi solda ve hamann'ı ortada kullanmak üzere bir üçlü daha çekti. az önlerine de gerrard, smicer, luis garcia... önde de baros... sadece hamann yetti... xabi ve gerrard'ın rakiple daha az boğuşup daha yaratıcı oynayabilecekleri, harika bir ilk yarı çıkarmış kaka'nın (ve dolayısıyla tüm milan'ın) önünü tıkayabilecekleri bir düzenek oldu... aa, cisse oyuna girmeden, 6 dakikada üç gol atmış liverpool!

    tekniğin ötesinde bir de ruhani boyutu da var bu geri gelişin, bunu atlamak mümkün değil... sevenleri bilirler, liverpool, taraftarıyla, geçmişiyle yani kültürüyle sıradışıdır. devre arasında "belki geri geliriz" diyebilmiştir içinden insanlar... ama ilk golden sonra bunu hissetmemek gerçekten imkansızdı. milanlı taraftarlar giydikleri tişörtle dikey, salladıkları bayraklarla yatay olarak çok güzel bir gösteri sundular. çok organizeydiler ama istanbul'da yaşayıp şöyle bir dışarı çıkan herkesin bildiği gibi, italyanlar turist olarak gelmişti, bizimkiler ise kupayı almaya. ve aldık. gollerin hepsi uzak kaleyeydi, tesadüf mü! bence değil. #7433427'de belirtmiştim naçizane: "95. dakikada her destansı maçın olmazsa olmazı "allah yüzümüze baktı" pozisyonu geliyor. gudjohnsen hayatının en kötü anını yaşıyor belki o golü atamadığı için ama aslında üzülmesine gerek yok. 95. dakikada liverpool'u eleyecek golü kop'un önündeki kaleye atacak yürek yaşayan pek fazla futbolcuda yok." işte dün de dünyada yılın futbolcusu da yapamadı bunu. bu kop işte. bu liverpool işte. ben de aralarındaydım, ilk yarıda "aylardır beklediğim final bu mu olacaktı yahu?" diye sızlanırken maçın sonunda beni hıçkırtan olay bu işte. bu... aşk işte.

    bu duygusal entry'mi vedat okyar ekolüyle bitirmek isterim izninizle.

    steven gerrard, büyük kaptan. orta sahada bir önde bir arkada oynaman ayrı, rakibin değişikliğine göre hemen sağa çekilmenle orayı bitirmen ayrı. geçen yaz ingiliz takım kampında frank ve john seninle çok konuşmuşlar, "profesyonel düşün bak, çok büyük olacağız, forma aşkı yalan" deyip kanına girmek istemişlerdi. sen inancının da karşılığını aldın. biz sana inanmaktan zaten hiç vazgeçmemiştik.

    jamie carragher, dünle birlikte üst üste 5. avrupa maçında da tarih yazdın. chelsea, juve ve milan maçlarının tümünü izleyen bir adama gidip sorun, "bu adam dünyanın en iyi defans oyuncusu mu?" diye, "hayır, asla" diyemez. her topa ayağını uzatan, her atağı durduran adam. liverpool takımının yüreği. dün bir pankartta gördüm, 1'den 11'e kadar carra yazmışlar kadroya, altında da "we all dream" yazıyor. harika olurdu ama semtin çocuğu king carra'nın bir tanesi de yetiyor bize.

    luis garcia, koçum benim, acayip kıl oluyordum sene başında sana. ligde bir iyi iki kötü gidiyor, harry kewell kontenjanında ilerliyordun. ama avrupa'da şah oldun sen. anfield tarihinin en güzel avrupa golünü attın, sonra finale çıkartanı da... dahası, bir sene içinde savunmayı da hücum kadar düşünen, hem yüreğini, hem bileğini gösteren bir adam oldun çıktın. katalunya seninle gurur duyuyor.

    sami hyypia, artık kaptan değilsin ama abi'sin kralsın. her korner atışımızda heyecanlanmamın, rakibin her kornerini de rahat izlememin sebebisin. bırakana kadar kal.

    john arne riise, sezon boyunca istikrarı korudun. bekten açığa çekilmen şaşırtmıştı ama ortaların ve şutların ilaç oldu takıma.

    dietmar hamann, büyük adamsın sen de. didi, girişinle oyunun kaderini değiştirdin. kaya gibisin, sen olunca xabi ile stevie bir başka oynuyor.

    xabi alonso, bu takımın sana o kadar ihtiyacı var ki. gerrard yang'ini bulmuş yin gibi oldu. çok iyi tamamlıyorsunuz birbirinizi. kesin saha dışında da süper bir karaktersindir.

    jerzy dudek, bu sene az yumurtlamadın. sen kendine bizim sana güvendiğimizden de az güveniyordun belki. ama işte dün sen de hayatının fırsatının elinden gitmesine izin vermedin. çizgi üstündeki dansın unutulmazlar arasına girdi bile şimdiden. kalede atacak yer bırakmadın be, koçum benim!

    milan baros, rakip savunmanın arasında tek kalışınla, çoğu zaman top ezmek zorunda kalışın ve geri paslarınla bizim takımın hakan şükür'ü oldun gibi. ama stam ve nesta arasında itilip kakılmaktan yorulmaman, düşmekten usanmaman unutulmaz. koskoca gol kralısın sen be! sen çıkarken "milan" diye bağırmaktan bile çekinmedi koca taraftar.

    djibril cisse, daha bu senin yarın, biliyorum. tamamın geldiğinde anfield'da bir bayram havası.

    djimi traore, küçükken senin için gelecek vaadediyor derlerdi, yıllar geçti yalan oldu dedik. bu sene riise'yi öne, seni de arkaya alınca bu proje tuttu. chelsea maçının kahramanlarındandın, dünse çok heyecanlıydın, iki gol yedirdin takıma. ama takım oynamaya başlayınca sana da bir kan geldi biliyorum, çizgiden top çıkardın.

    igor biscan, bu sezona bakıp da seni görmemek ne mümkün. sen de kendini buldun rafa ile.

    steve finnan, sağda kafalar rahat oluyor sen varken. carra'yla kardeş gibisiniz zaten.

    vladimir smicer, olabilecek en güzel finali yaptın. gözün arkada kalmasın vladi.

    harry kewell, leeds'teki seni çok özlüyorum. ama biliyorum ki döneceksin.

    ve avrupa'da dakika oynamayan yıldızlar fernando morientes ile carra'nın inanılmaz formundan sonra biraz unutulan mauricio pellegrino, sezon başındaki sürpriz golcülerimiz neil mellor ve florent sinama pongolle, hasrete dayanamayıp fransa'dan dönen antony le tallec, sağdaki backup josemi, rafa'nın illa oyuna aldığı antonio nunez, genç scott carson, sakatlıktan çıksa süper olacak chris kirkland, leverkusen maçının sonunda giren darren potter, geleceğin riise'si stephen warnock, şu anda aklıma gelmeyen irili ufaklı parçaları bu destanın... kurban olurum hepinize, dünü bana yaşattınız ya, ölene kadar duacıyım size, duvarımdaki 2004-2005 posterindeki yüzlerinize her bakışım benim hayatımın en mutlu aylarını hatırlamama yetecek. ister liverpool'da olun, ister ayrılın.

    ve bir de, rafa... biliyorum şimdi ingiliz medyası "kral öldü yaşasın yeni kral" diyerek seni mourinho ile, fergie ile kıyaslamaya devam edecek. ve biliyorum ki sen aynı ağırbaşlılıkla davranmaya devam edeceksin. ama senin bir grup futbolcudan gerçek bir takım yaratmanın, arada irili ufaklı destanlar yazmanın değerini bilen bir grup var arkanda. o grup maçın ortasında sana şarkılar söyleyecek kadar seviyor seni. maçın ortasında yapacağın hamleyle bir şeyleri değiştirmeye muktedir olduğunu biliyorlar çünkü. maç içinde üç önemli hamleyle takımı nasıl satranç oynar gibi yönettiğin, menajerlik oyunları gibi anında sonuç veren oyuncu ve formasyon değişikliklerin bunun kanıtı oldu. iyi ki varsın.

    ne büyük bir rüyaydı bu! bir sezonun mutlu sonu bu. acı tatlı her şey unutuldu, bu kaldı. kupanın üzerinde 2005'in karşısında liverpool yazacak artık. 5. kez aldığımız için müzemize de gidecek bu. 3-0'dan gelip alınan final olarak anlatılacak. olasılıkla tüm dünya, avrupa kupaları, uefa, kupa galipleri, şampiyon kulüpler ve şampiyonlar ligi finallerinin en inanılmazı, en mucizevisi olarak dilden dile aktarılacak. ve sanırım bundan onbeş yirmi yıl sonra çocuğuma anlatabileceğim, "takım 20 yıl sonra ilk kez alıyordu kupayı, bizim kentteydi... ben de oradaydım..." diye...
73 entry daha