şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • 90'ların müziğini şekillendiren en önemli isimlerden biri olan multi-enstrümantalist trent reznor, ya da bizim bildiğimiz adıyla nine inch nails, yeni albümünün* keyfini çıkaradursun, biz 2004'ün son günlerinde yeniden basılan bu yeni baskısında bir de bonus dvd ihtiva eden nin klasiği "the downward spiral"ı bir kez daha inceleyelim.

    eğer günümüzde endüstriyel müzik hala varlığını sürdürebiliyorsa, bunu büyük oranda nine inch nails'a borçlu olmalı. bu türe kmfdm, laibach ve -kaçınılmaz olarak- marilyn manson gibi isimlerin de katkıları göz ardı edilemez, ancak adı geçen sanatçılardan hiçbiri nine inch nails'ın ulaştığı müzikal ve duygusal yetkinliğe ulaşabilmiş değildir. bir zamanlar en iyi dostu olan, büyütüp adam ettiği, ancak son yıllarda yaptığı hatalarla kendisini hayal kırıklığına uğratan marilyn manson'ın aksine reznor, müziğine rock star havalarından uzak, sorunlu, kırılgan ve hisli kişiliğini de katmış ve artık pek çok müzikseverin gözünde idol mertebesine erişmiş bir insandır, ancak kendisinin bundan pek hoşnut olmadığını tahmin etmek de güç olmasa gerek. dediğim gibi o, acılarını ve hayal kırıklıklarını yansıtıyor müziğine ve herhangi birimizden bir farkı olmadığını düşünüyor. ancak yaptığı müthiş yaratıcı müziklerden dolayı en azından samimi bir saygıyı hakediyor bu adam.

    1989'da pretty hate machine ile başlamıştı nin'in müzik kariyeri. aradan geçen 15 yıla rağmen tabiri caizse hala taş gibi duran bu ilkel albümde asla sahip olamayacağı şeyleri* istiyordu reznor. "pretty hate machine" bugünden bakıldığında hala kusursuz gözükmekte, ancak nin bundan sonra yaptığı her eser ile bu albümü aşmayı başardı. 1992 tarihli broken'da nin'in müziğindeki metal etkisi maksimuma ulaşmıştı; reznor şöyle diyordu: "şu kararmış gözlerime bak... binlerce yalan göreceksin!"*. ardından "the downward spiral" geldi ve nin tüm dünyanın tanıdığı bir grup haline geldi, bu albümle ilgili ayrıntıları birazdan okuyacaksınız. grubun bir sonraki stüdyo albümü the fragile ise öncekilere oranla daha ağır, daha akustik bir havadaydı, ancak reznor kendisini kurtarmaya çalışırken kendisi ondan kaçmaya devam ediyordu*.

    gelelim "the downward spiral"a: bu albüm kuşkusuz reznor'un en büyük kabuslarına tekabül ediyor. açılıştaki mr. self destruct'ın girişiyle sizi şöyle bir silkeliyor reznor ve acı duymanın ne demek olduğunı gösteriyor size. heresy bir korku filminden farksız; "senin tanrın ölmüş ve kimsenin umrunda değil bu / eğer cehennem diye bir yer varsa, seninle orada görüşeceğiz". march of the pigs özellikle chris vrenna'nın çaldığı davul partisiyle kendini belli ediyor; bu kadar endüstriyel olmasaydı bir punk şarkısı olabilirdi. albümün en ünlü ve en basit parçası closer tüm zamanların en iyi dans şarkılarından biri olarak gösterilmeyi hakediyor; buraya yazılamayacak kadar vahşi ve seksi olan sözleri günaha davetin ta kendisi. b-yüzü albümün en etkileyici bestelerini de beraberinde getiriyor; önce reptile ile adamı çarpıp, ardından "the downward spiral" ile paramparça ediyor. isim şarkısı gerçekten görülmüş en korkunç kabuslardan biri olmalı, reznor'un neredeyse delirmiş olan vokali parçaya tüyler ürpertici bir hava katıyor, ayrıca gitarların kullanımı da muhteşem. en sona geldiğimizdeyse hala en iyi nin şarkısı olarak nitelendirilebilecek hurt'e rastlıyoruz. "bugün canımı yaktım, bakayım hala hislerim yaşıyor mu diye / bugün acıya yoğunlaştım, gerçek olan tek şeye" gibisinden mazoşist sözleri ile en etkili nin manifestolarından biri bu. burada geçen acıdan hoşlanma ve hatta acıyı yüceltme olgusu fight club'ı çağrıştırıyor. ilginçtir, fight club kitabının yazarı da, filmin yönetmeni de nine inch nails hayranları. kitabın yazarı chuck palahniuk, fight club'ı yazarken en çok dinlediği iki albümün "pretty hate machine" ve "the downward spiral" olduğunu söylüyor. özellikle "hurt" ve onun az önce geçen ilk dizeleri fight club'ı yazmasına neden olan en büyük etken olmuş. filmin yönetmeni david fincher'sa bir röportajında, fight club'ın çekimleri sırasında en çok çaldığı albümün "the downward spiral" olduğunu belirtmişti.

    "the downward spiral"ı diğer nin albümlerinden ayıran en önemli nokta dinleyicisi ile birebir iletişim kurmasında yatıyor. bir dişçi gibi trent reznor burada, dinleyiciyi dişçi koltuğuna oturtuyor ve çürük dişlerinin hepsini çekiyor. anestezi yapmıyor olması bir kusur olarak görülebilir, ancak böylesi kuşkusuz daha gerçekçi oluyor. çektiği acıları sizin de çekmenizi sağlıyor ve işini bitirdiğinde garip bir biçimde hoşnut oluyorsunuz bundan. ah evet, dişçilerden hepimiz korkarız, ancak bu çürük dişleri çektirmediğimiz sürece daha büyük acılar bizi bekliyor olacak, bu yüzden reznor'un tedavisi hayati bir önem taşımakta. buradan yola çıkarak diyebilirim ki, "the downward spiral" gürültüyü kaldırabilen ve hayatın kötü yönlerine de rasgelmiş olan her müzikseverin arşivinde bulunması gereken bir klasik. hayatlarının hep mutluluk içinde geçeceğini sananlar ise bu albümden uzak durup küçük ve anlamsız hayatlarına devam edebilirler.
11 entry daha