şükela:  tümü | bugün soru sor
149 entry daha
  • "i just wanted to be one of the strokes..."

    arctic monkeys'in am'in ardından tam beş yıl bekleyerek çıkarttığı altıncı stüdyo albümü.

    burada sürekli "öncesinden bahsetme" durumu ve "sadede gel" eleştiriliyor ancak bir sanat eserini değerlendirirken öncelikle yapılması gereken şey, eserin kendi türünde nerede durduğu ve icra eden kişilerin bu noktaya gelme sürecidir. sonuçta her güçlü üretim, kendinden öncekilere bir cevaptır ya da öncekilerin bir devamıdır nihayetinde. bu nedenle albümün öncesinden bahsetmekte fayda var.

    arctic monkeys, sheffield'lı dört ingiliz gencinin (alex turner, matt helders, jamie cook ve andy nicholson-evet, şimdiki basçı nick o'malley andy'nin yerini alarak sonradan katılıyor gruba) kurduğu bir grup bildiğiniz üzere. ilk önce "scummy" adını verdikleri, bizim sonradan "when the sun goes down" ismiyle tanıdığımız parçayla myspace aleminde ünlendiler. ki bu myspace olayı nedeniyle gereksiz bir şekilde "internet devrinin grubu" gibi saçma bir sıfatla anılır olmuşlardı. saçmaydı çünkü ilk albümleri "whatever people say, that's what i'm not" nerede, ne zaman olursa olsun muhteşem bir işti ve her devirde ilgi çekebilecek kıvamdaydı. zaten albüm de ilk haftasında "britanya'nın en hızlı satan albümü" oldu ve büyük başarı kazandı.

    when the sun goes down'ı ilk dinlediğim zamanı hatırlıyorum, liseye başlamak üzere olan bir bebeydim ve sabah dream tv'nin 4x4 programında arctic monkeys vardı, when the sun goes down çalıyordu. şarkı müthişti, hareketli gitar riff'leri, davul atakları, kızgın ama sevimli bir vokal... o zamana kadar tanık olmadığım bir enerji hissetmiştim, zirvedeki ergenliğim kendini temsil edebilecek bir kaynak bulmuş ve iştahla atlamıştı şarkının üzerine. kuzenimin bilgisayarına salça olup şarkıyı limewire'den indiriverdim ve külüstür mp3 çalarımda sayısız kez dinledim. bu nedenle de sanıyorum ki sun goes down, müzik zevkimin gelişmesindeki ilk ve en büyük adımdı, bence 90'lar ilk yarısında doğan çoğu kişi için de öyle olmuştur... işte monkeys'in ilk albümü böyle bir etki yaratmıştı bir kuşağın üzerinde.

    ikinci albümleri favourite worst nightmare, whatever'ın hemen bir yıl ardından çıkmış, hem onun üzerine bir şeyler koyan hem de aynı gazı devam ettiren ve ilk albüm sendromunu da zerre siklemeyen bir albümdü. 19-20 yaşındaki bu arkadaşlar yeni olmanın da verdiği açlıkla aşırı üretkendiler. 505, do me a favour, brainstorm, florescent adolescent gibi şarkılar buradan çıktı (hepsini aynı külüstür mp3 çalarımdan dinledim, mutluydum).

    üçüncü albümleri humbug'ta işler biraz değişmişti. grubun solisti alex turner, bir yıl önce arkadaşı miles kane'le bir yan grup kurmuş ve adını da the last shadow puppets koymuştu. my mistakes we made for you'nun klibini de dream tv'den izlemiş ve vurulmuştum, aynı onlar gibi ben de biraz büyümüş ve olan bitene bir tık daha sorgular gözle bakar olmuştum. duygu dünyamda certain romance'teki gümbür gümbür davul atağının yerini my mistakes'teki kemanlar almıştı gerçekten de. bu yüzden tlsp sound'unun arctic monkeys'in humbug'ına da taşınmış olması hiç sorun değildi. ki grup bu değişimi yine bir yandan kendilerini geliştirip bir yandan da yeni bir şeyler deneyerek gerçekleştiriyordu. the jeweller's hands'teki, dance little liar'daki esrarengiz gitarların hastasıydım.

    sanıyorum ilk kırılma dördüncü albümleri suck it and see'de yaşandı. arada ne olduğunu pek kestiremiyorum ama don't sit down cause i moved your chair bile eskilere nazaran bir perdenin altından geliyordu, sanki tüm cazgırlığına rağmen içime işlememişti. yine de albümün tümünü severek dinledim, she's thunderstorms'un burukluğu, reckless seranade'in bass'ları beni içine almıştı ancak albümün tümünü baştan sona dinleyemiyordum.

    beşinci albümleri am ise herkesin malumu olduğu üzere büyük bir geri dönüş albümüydü. maymunlar hem humbug-suck it and see zamanında kaybettiği eski dinleyicilerini geri kazanmakla kalmadı, dünya çapında yeni dinleyiciler de buldu, yozgat'ta bile arctic monkeys tişörtleri görülür oldu, cadde'de mini cooper'ıyla takılan pelinsu bile r u mine'ı es geçmez oldu. en azından ticari olarak ilk albümleri whatever'dan bile daha etkili oldu am. tabii bu sound, ilk albümün gülle gibi rock'ı yerine daha törpülenmiş ve optimize edilmiş bir sesörgüsüyle yapmıştı bunu ama yine de harika olduğu inkar edilemez. bu sefer üniversite zamanlarının sıkıntısı ve güzelliği do i wanna know'da birleşmiş, damarlarımıza akmıştı (ben hala mp3 çalar kullanıyordum, mutluydum). am sayesinde suck it and see'yi de yeni bir perspektifle görmeye başladım ve sever hale geldim. tam da albümün çıktığı günkü arctic monkeys konseri (bkz: rock'n coke 2013) ise uzun süredir takip ettiğim ve monkeys'in tüm sözlerini yazdığını bildiğim alex turner'ı yakından görmemi ve grubu kendi dünyası etrafında nasıl şekillendirdiğini daha iyi anlamamı sağlamıştı. alex ne derse, oydu. örneğin jamie cook özellikle sevdiğim, gruba karakteristik gitarlarını kazandıran eleman olmasına rağmen alex hepsini aşırı domine etmeye başlamıştı. onlar için sorun yoksa, benim için de yoktu.

    burada yeni albüme geliyoruz. son cümlelerden tranqulitiy'deki aşırı alex dominasyonunu eleştirdiğim ve bu nedenle de albümü sevmediğim gibi bir izlenim ortaya çıkmış olabilir ama öyle değil.

    evet, en başta dediğim gibi tam beş yıl aradan sonra çıktı tranquility. ki bu ara iki yıllık dev bir am dünya turnesi, alex'in tekrar miles kane ile yeni bir the last shadow puppets albümü yapması, davulcu matt helders'ın çocuk yapıp peşine iggy pop ve josh homme ile post pop depression albümü+turnesi, gitarist jamie cook'un 2014'teki evliliği ve ardından dünyaya gelen çocuğu gibi dev meselelerle dolu olduğu için bu denli uzun oldu. tabii ki epey kısa sürede gelen (2006-2013 arası beş albüm yaptı bu çocuklar, inanılmaz) üç tane birbirinden güzel albüm ve iki tane de küresel çapta şöhret olan albümün getirdiği büyük krediyle doğal olarak biraz inzivaya çekildiler.

    öncelikle şunu söyleyeyim, tranquility base hotel + casino bu büyük kredinin de etkisiyle, grubun (alex'in) tamamen kendi için yaptığı bir albüm. önceki çalışmalardan da epey uzakta bir yerde, bu nedenle grubun humbug'taki yön değiştirmesinden de daha sert bir değişim söz konusu. alışık olduğumuz muzip gitarlar, coştukça coşan davul atakları yerini synth'lere, klavyelere ve sakin piyanolara bırakmış ve sözler sürreal bir konseptte, birbiriyle bağlantılı uzun bir şarkı izlenimi veriyor albüm boyunca.

    alex turner bir milyoner olarak yaşadığı los angeles'taki evinde yazmış şarkıların tamamını. her zaman tüm sözler ona ait oluyordu ancak bu sefer sözlerin üzerine kayıtlarda kullanılan enstrümanların da önemli bir kısmını kendi çalmış (albüm kartonetini okuyunca müzikal anlamda biraz hayal kırıklığı yaşamadım değil bu yüzden. ben her zaman alex sözlerini jamie'nin gitarlarının, matt'in davullarının ve de nick'in baslarının vücuda getirip sevdiğimiz haline büründürmesini seviyordum. sorun değil, dediğim gibi dev bir kredileri var. )

    yine önceki albümlerden farklı bir şekilde, standart am kadrosuna ek olarak alex'in mini mansions'tan arkadaşları zach dawes ve tyler packford ile tame impala'dan cam avery konuk müzisyenler olarak dikkat çekiyor.

    "all the nights that never happened and the days that don't exist
    at the information-action ratio
    the only time that we stop laughing is to breathe or steal a kiss
    i can get you on the list for all the clubs
    i can lift you up another semitone" (four out of five)

    alex'in kendisinin de zikrettiği üzere söz yazımı ve vokallerde leonard cohen ve david bowie izleri var. bayağı etkilendiği bir başka müzisyen, richard hawley de vokal tekniği olarak oldukça etkilemiş. hawley de aynı alex gibi sheffield'lı bir singer-songwriter olmakla birlikte alex'in, tarzını epey örnek aldığı biri. (the ocean, don't stare at the sun gibi muhteşem parçaları vardır, dinleyiniz.)

    alex turner'ın söz yazımı, bilim kurgu motifleriyle örülü hafif bir orta yaş bunalımı ve şan şöhretten sıkılma dünyasını işaret ediyor. "i just wanted to be one of the strokes, now look at the mess you made me make" diye başlayan albüm, daha ilk saniyelerden bunun işaretini vermiş.

    albümün geri kalanı da tıpkı bir leonard cohen albümü gibi sözlerin hiçbir am albümünde olmadığı kadar ön plana çıktığı ve müzikal yapının bunun önüne geçmediği bir ses örgüsünde ilerliyor.

    "hitchhiking with a monogrammed suitcase
    miles away from any half-useful imaginary highway..." (star treatment)

    albümün çıkışından önceki ufak trailer'dan albüm sound'unun alex turner'ın submarine filmi için yaptığı soundtrack'e benzeyeceğini düşünmüştüm ama belli ki yanılmışım. tıpkı ilk last shadow albümünün havası, bir sonraki am albümü humbug'a nasıl sirayet ettiyse burada da ikinci last shadow albümünün izleri var. lo-fi denebilecek bir ses örgüsü, kemanlar, piyanolar, soyut şarkı sözleri ama asla fazla yükselmeyen parçalardan örülü bir albüm tranquility. alex turner, ikinci everything you've come to expect tanıtımları sırasında last shadow ile istediği daha çok şeyi yapabildiğini, arctic monkeys'le yaptıklarının dar bir alana sıkıştığını söylüyordu. anlaşılan o ki "indie rock grubu" mevzularından sıkılıp monkeys'e de benzer bir değişim yaşatmak istemiş.

    https://www.instagram.com/p/bipzehqhi8h/

    "this magical thinking feels as if it really might catch on
    mama wants some answers
    do you remember where it all went wrong?
    technological advances really bloody get me in the mood
    pull me in close on a crisp eve, baby
    kiss me underneath the moon's side boob" (tranquility base hotel & casino)

    bu noktada albümü dinlerken aklıma gelen şey ise, last shadow sound'u ve birbirinden ayrılamaz şarkılardan oluşan bu konsept albüm projesinin, grubun sound'unda bir genişlemeden çok bir "daralmaya" yol açmış gibi durduğu oldu. zira her ne kadar farklı enstrümanlar kullanılmış, ne kadar farklı bir sound yakalanmış ve birbirini ay hoteli konseptinde bütünleyen sözlerden meydana gelmiş olsa da ortaya çıkan ürün, çeşitlilik anlamında bundan sonra ne olacağına dair soru işaretleri oluşturmuyor değil. zira dediğim gibi sözlerin merkezde yer aldığı ve orkestrasyonun sadece "eşlikçi" olduğu bir hava hakim.

    "i want to stay with you, my love
    the way some science fiction does" (science fiction)

    mevzubahis müzikal yapı lo-fi ingiliz müziği, lounge ve biraz da shoegaze türlerinin birleşimi tadı veriyor. gruba karakteristik tatlarını veren davul ve gitarlar belli belirsiz noktalarda varlıklarını hissettiriyorlar (gitar çalmak için four out of five'ın sonunu bekleyen jamie cook çaresizliğini şuradan görebilirsiniz hehe).

    yukarılarda benzer değişim yaşayan gruplardan çokça bahsedilmiş. ben de başka bir örnek vereyim. monkeys'in bu hamlesini bruce springsteen'in tunnel of love dönemine benzetiyorum, patron da born in the usa ile 1984'te ticari olarak devasa bir başarı yakalamış ve dünya çapında şöhret olmuştu. stadyumlara terfi etmişti, her yerde born in the usa çalınıyordu, resmen abd idolü haline gelmişti... herkes ondan benzer bir albümle devam etmesini beklerken o üç buçuk yıl sonra bambaşka bir albüm olan tunnel of love ile çıkagelmiş ve herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. zira patron burada sakin sakin dağılmakta olan evliliğinden bahsetmişti albüm boyu.

    bu noktada sanatsal üretimlerin ne derece üretene ve ne derece tüketiciye hitap etmesi gerektiği gibi ince bir soru beliriyor. her eser az çok hitap ettiği kitlenin çözümleyebileceği kıvama getirilir ama bazen de bu örneklerde olduğu gibi sınırlar aşılabilir, beğeniler zorlanabilir.

    yani böyle şeyler oluyor ve sevdiğiniz sanatçıların değişimini albüm albüm gözlemlemek nihayetinde sizi de bir tünele sokan, olgunlaştırıcı bir şey. sanat dediğimiz nane, değişimden ve yenilikten bağımsız olamaz sonuçta. bu açıdan, dünyaca şöhret olmuş ve böyle de devam edebilecekken sanatsal kaygılarla tranquility gibi bir albüm çıkarmasını takdir ediyorum arctic monkeys'in. hatta kendilerinden bu denli cesur bir adımı beklemediğimi de söyleyeyim. bu hamleyle isimlerini en elit gruplar arasına yazdırdılar.

    cesaretlerinin ve albümün katmanlı ses örgüsünün hakkını teslim etmekle birlikte bundan sonra nereye gideceklerini merak etmiyor değilim. tranquility bir şımarıklık arası olarak mı kalacak yoksa eski punk/indie rock band havalarına kaldıkları yerden devam mı edecekler, göreceğiz. tek temennim bu kadar uzun bir ara vermemeleri.

    tabii tbh+c'nun ne kadar kalıcı olduğunu da zaman gösterecek, şu anda am denildiğinde elimin gideceği ilk albüm değil tranquility, humbug ya da whatever bunda başı çeker. sanırım yaş farkının da etkisiyle olgunlukta beni geçmiş durumdalar şimdilik.*

    edit: bazı eklemeler
26 entry daha