şükela:  tümü | bugün
30 entry daha
  • eudaimonia: kalıcı/mutlak mutluluğun öğretisi; bilgelik yoluyla kendini bilme, kendinden vazgeçme…

    eudaimonizm başlığının ilk entry’sinde yazar asfaltina güzel özetlemiş:
    “bir simgesel önceleme ve kendi kendisini yükseltmek. mutluluk öğretisi.”

    bu kelimeyi, kelimenin görünen ve görünmeyen anlamlarını hızla çözümlemek istiyordum. hem de bu gece. hemen… sözlükte ilgili bütün başlıkları ve altlarındaki entry’leri okudum. önümde bilumum sözlükler açık. kelimeyi, türkçe ve ingilizce kaynaklardan irdeliyorum. tabii sözlük kesmedi…

    aristoteles’ten, etikten, erdemlerden, mitolojiden, hatta freud’dan, herakleitos’tan, panta rhei’den (her şey akar), nirvana’dan ve birçok şeyden söz edildiğini gördüm.

    “iyi bir iç yapıya/ruha/yaratıcı güce/doğaya sahip olma hali” şeklinde bir tanıma rastladım, birkaç ingilizce kaynak karıştırdığımda…

    çoğu yerde bu kelimenin karşılığı olduğu yazılıp çizilen “mutluluk” ise yalnızca bir ruh hali, çok değişken, stabil değil, dolayısıyla hakiki de sayılmaz. malum, bir şey değişkense, bir gün öyle, bir gün böyleyse, hakiki olamaz. eudaimonia, mutluluktan çok daha aşkın, öte bir duruma, süreğen bir hale işaret ediyor.

    eudaimonia sözcüğünün içine girdiğimizde, orada, “yaşam boyu süren bir mutluluk öğretisi” görüyoruz. “mutluluk arayışı” demiyorum. isa “ara ki bulasın, iste, o sana verilecektir,” demiş. oysa buda, önce çok uzun süre boyunca aramış, tam da aramayı bıraktığında ulaşmış aydınlanmaya. bir şeyi aradığında, o şey hakkında az çok bir fikrin vardır. bir anlamda hedefe kilitlenmişsindir. oysa, aranan şey, hakiki olamaz. hakiki olan, zaten zihinsel değildir, mutlaktır, bir kelime ya da kavramın dar kapsamında tanımlanamaz kolay kolay. aramayı bıraktığında, yani bir anlamda egondan, kendinden vazgeçtiğinde bulursun hakikati. (çünkü gerçekte, bir arayan da yoktur. arayış vardır yalnızca…)

    herakleitos da, “beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın,” diyerek söylemek istediğim şeye yakışan güzel bir şey söylemiştir.

    delfi tapınağının alınlığında yazan “kendini bil” (gnothi seauton), budur aslında. yunus emre’nin “sen kendini bilmesen ya nice okumaktır” sözünü anımsarız bu noktada… hakiki “ben”in kim olduğunu bul, bu dünyadaki yalancı “ben”den (yani kişilikten, avatardan) vazgeç, kendinle özdeşleştirdiğin egodan, pseudo-kişilikten kop. “ölmeden ölmek” de budur. kişiliğinin parçalanmasıdır. yanıp kül olmak, küllerinden yeniden doğmak, daha doğrusu “ben” diye bir şeyin olmadığını hissetmek, onu yaşamaktır. (anlamak demiyorum, çünkü böylesi bir kavrayış, ancak yaşanarak, hissederek olur, zihinsel ya da entelektüel olarak oraya ulaşılamaz.)

    “eudaimonia’ya ulaşmak” diye bir şeyden söz edilemez. o zaman, o bir amaca, hedefe, insan ürünü bir niyete dönüşür, neredeyse bir kişilik kazanır. eudaimonia bir faaliyet de olamaz bu açıdan. zaten bir “yapan”, faaliyet gösteren de olamaz.

    eudaimonia’nın içindeki daimonia (daimon, daemon, demon) kelimesinin karşılığı olarak verilen “şeytan/iblis” kavramlarının, hristiyanlık sonrasında yakıştırılan ifadeler olduğu bilgisine ulaştım. gerçekte, hem tanrısal, hem insani özellikler taşıyan (tanrıdan aşağıda, insandan yukarıda), yarı-tanrı yapıda bir varlığa işaret ettiğini gördüm bu ifadenin. “koruyucu ruh” hatta melek olarak da geçtiği yerlere rastladım. sonunda buradaki anlam, bu entry’nin giriş cümlesinde kullandığım bir sözcükte yeniden doğdu: bilge.

    tabii ki, çok şey bilen, yani dünyevi bilgiyle, zihinsel safsatayla dolu kişi anlamına gelmiyor, bilge… bu bilgilere sahip olsun ya da olmasın; bilge, onların ötesinde olan, onları aşkın kişidir.

    eudaimonia, özünde bir yapma değil, bir olma biçimidir. varılacak bir hedeften, ya da nirvana gibi ulaşılacak bir şeyden çok, zaten orada (hiçlikte) var olan, ama insana perdeli olduğundan hemen görülemeyecek olan; ancak bilgelik bilinciyle, yani kendi yarı-tanrılığını fark edip, insanlık öyküsündeki rolünü tamamlayarak, üst realiteleri yaşayacak bir varlığa dönüşme süreci ve yoludur. bu da zaten, bizim yalnızca ondan ibaret olduğumuz, mutlak, sonsuz mutluluktan başka bir şey değildir. bir arayan yok, hatta bir arama eylemi de olamaz. zaten ondan ibaret olduğumuzu “fark ediş” vardır yalnızca.

    * * *
    (bkz: eudaimonizm)
    (bkz: eudaemonism)
    (bkz: eudaimonism)
    (bkz: eudemonism)
    (bkz: evdemonizm)
    (bkz: mutçuluk)
    (bkz: daimon)
    (bkz: daemon)
    (bkz: bilge)
    (bkz: bilgelik)

    not: bu entry’de yer alan bilgiler, önceden yazarın yazılı izni alınmaksızın ticari ya da başka amaçlarla kullanılamaz. bu yazının içeriği, fikri ve sınai mülkiyetin korunmasına ilişkin ve yazarına uygulanabilir mevzuat uyarınca korunmaktadır. yazının tamamı ya da bölümleri, yazarın izni alınmaksızın çoğaltılamaz ve yayılamaz.
    bu yazıdaki içeriğin kısmen ya da tamamının kopyalanması, yayımı, uyarlanması, çevirisinin yapılması, değiştirilmesi ya da başka medyalara aktarılması kesinlikle yasaktır.
    tüm eser sahibi hakları saklıdır.
17 entry daha