şükela:  tümü | bugün
4075 entry daha
  • yıl 2010, yer atatürk havalimanı.

    üniversite 4. sınıf öğrencisi şahsımın insan tacirliği isnadı ile 12 saat gözaltında tutulmasının öyküsü.

    o gün thy yer hizmetlerinde part-time yolcu hizmet memuru olarak arrival'da görevliyim. arrival şefi, stockholm uçağını karşılamamı istedi. kabin ekibi, yolcu hizmet memuru gelmeden yolcuları çıkarmaz uçaktan. arrival'ın olayı da budur. arrival'da 10 kişi görevliyse o esnada, 3-4 telsiz vardır. ben de genelde telsiz almam, neredesin nerede kaldın hala sorularından kaçmak için. her uçak karşılama görevine erkenden gider, ardından 20-25 dakika aylaklık ederim.

    yine bu tür motivasyonlarla telsiz almadan stockholm uçağını karşılamaya gittim. açığa yanaşacak dedi yetkili şef. ben de 408 numaralı kapıya yöneldim, bekleyen otobüse stockholm mü abi diye sordum, he kurban cevabını alınca bindim. yol almaya başladık, o da ne iç hat limanına doğru geldik. bizim stockholm uçağını iç hat körüğüne bağlamışlar. o an telsiz almayan tembel aklıma cima dolu küfürler yönelttim, çaresizce otobüsün şoförüne sordum ne yapacağız şimdi diye. o da şuradaki merdivenden yukarı çıkacaksın körüğe dedi. o sırada kafamda sorular uçuşuyor. açık dendi, neden koca alan dururken iç hat körüğe yanaştı? acaba yolda karar mı değiştirildi? acaba iç hattan dış hatta bir geçiş mi var? en sonunda kafamdaki düz adam sami baskın geldi ve dedi ki buraya yanaştırdılarsa uçağı vardır bir bildikleri samuel, oyna devam.

    körüğün merdivenlerinden yukarı, körüğe çıktım. apron kartım vasıtasıyla körüğün iç hat gidişe açılan kapısını açtım. döndüm uçağın kapısındaki camı tıkladım. güzel fizikli ama mü denilebilecek yüz güzelliğindeki hostes basınç ayarını ayarladıktan sonra uçağın kapısını açtı. yolcular körükte ilerlemeye başladı. ben ise körüğün iç hat gidişe açılan kapısının orada beklemeye ve izlemeye başladım çıkan yolcuları. iç hat körükleri dış hatlardaki gibi birbirinden uzak değildir arada 10 metre ya var ya yoktur. yandaki meslektaşlarım, yahu bunlar yabancıya benziyor diye heyecan ve şüpheyle geldiler yanıma. ben de büyük bir rahatlıkla evet stockholm, isveç uçağı dedim. ve o anda büyük bir hengamenin ilk uyanışı gerçekleşti. sayısını hatırlayamadığım insan bir ona bir bu yana koşuşturmaya başladı. diğer körüklerdeki her görevli stockholm yolcularını toplamaya çalıştılar. bir çok yolcu kendiliğinden körüğün kapısına geri dönüp yahu birader (süzme salak diyemiyorlar, iskandinav terbiyesi) pasaport kontrolü nerededir dedi. bir kaç dakikalık bu hengamenin ardından bir anda körüğün başında bekleyen şahsımın yanına iç hatlar polis komiseri, tav iç hatlar müdürü ve thy yer hizmetleri iç hatlar müdürü geldiler. o sırada üniformalı bir polis ben olayın şaşkınlığını yaşarken elimden apron kartımı aldı. bir anda köylüm bülent uygun'un, alkollü sivassporlu taraftarlarca bülent başkan tezahüratlarıyla a noktasından b noktasına götürülmesi gibi kendimi iç hatlar polis merkezinde buldum.

    nöbeti devretmesine yarım saat kalmış komiser bir hışımla fırçaladı beni ilkin, sen ne yaptığını sanıyorsun, kimin adına çalışıyorsun nidalarıyla. neyse ki ben meramımı anlatana kadar o panikle, nöbetini daha uysal bir komisere devretti. thy yer hizmetleri müdürü beni bir yandan teselli ediyor, ilgileniriz seninle sahip çıkarız sana gibi, bir yandan da isveç'te de çok pkk'lı var diyerek vesveseye sürüklüyordu. nöbeti yeni devralan pamuk komiser askerliğini sakarya'da yapmış. oradan sohbet muhabbet derken gelsin kekler, gitsin çaylar sanırsın millet kıraathanesi. hemen o odada bir kriz masası kuruldu. 180 kişilik yolcu listesi tek tek tespit edilmeye çalışıldı. 180 kişinin bir çoğunu ilk anda geri toplamıştık. aralarında bazı uyanıklar tarif etsen bulunamayacak yerde olan iç hat gidişten iç hat geliş katına inen merdiveni bulmuşlar. oradan ver elini hannover değil, istanbul sokakları. uçuş listesinin çoğunluğunu transfer yolcular oluşturuyordu. yani istanbul'da pasaport kontrolüne girmeden dış hatlarda başka bir uçuşa devam edeceklerdi. 180 yolcu tek tek itinayla tespit edilmeye çalışıldı. arada havalimanı personeli olmamın güven ilişkisine dayanarak kendi başıma yemeğe gitmeme, telefonla konuşmama izin verdiler. o sıradaki mevcut kız arkadaşıma durumu haber ettim lakin aileme haber vermedim evhamlanmasınlar diye, bildiğin gözaltındaydım.

    dış hat devam uçuşları olan yolcular, sonraki uçuşları için boarding kapısına geldikçe listeden düştüler. geliş katına yani istanbul sokaklarına inenler de tekrardan dış hatlar gidiş terminaline girmeye kalkınca ortalık karıştı. ülkeye giriş yapmadan ülkeden çıkış yapmaya çalışan yabancı herkesleri şaşırttı. saat gece 2'yi bulduğunda 2 kişi hariç liste tamamlandı. bu 2 kişiden biri kuveyt büyükelçisiydi. iç hat gidişten çıkmış tekrardan vip'den giriş yapmış. bir diğeri ise ülkeye giriş yasaklı bir türk. şans o ya, sanki onu ülkeye gizli kapaklı sokmak istemişçesine izmir'e devam uçuşu varmış. elimizle iç hat gidişe bıraktığımız için de olayın ne olduğu ortaya çıkana kadar izmir uçağına binmiş bile. o kişiyi de izmir'de uçaktan inince yakalayacaklardı en son.

    her şey hallolunca komiser, bakırköy nöbetçi savcısını aradı. ya sayın savcım, öğrencinin teki, bilememiş vs diye beni salak göstermeye olayı da yatıştırmaya çalıştı. bunun akabinde atatürk havaalanı emniyet müdürlüğüne nakledildim yazılı ifade vermek üzere. karşımda bilgisayar başında bir polis, sorular sordu yanıtladım. o sordukça ben yanıtladıkça klavyede ifade metnini doldurdu. yazıcıdan çıktısını alıp önüme imzalamam için koyunca ifade metnini, ilk şokumu yaşadım.

    sanık: samuel joao
    isnat edilen suç: ülkeye yasadışı yollardan insan sokmak

    yani amiyane tabirle insan tacirliği. gecenin 3'ünde ifademi imzaladıktan sonra thy yetkililerine ulaştım. beni eve bırakacak servisi beklerken gece çalışan arkadaşların alaycı bakışlarına şahit oldum.

    ertesi gün işe yani havalimanına geldiğimde herkesin suratında işte o salak bu gülümsemesi ile karşılaştım. reklamın iyisi kötüsü olmaz diyerek ben de kendimi kompleksizce gömdüm. thy benden savunma istedi, dedim kesin atacaklar işten. savunmamda hiç bir geri vites bulunmuyordu. bam bam bam isyan ettim, bana gerekli eğitim ve bilgilendirme yapılmadı diye. şaşırtıcı bir şekilde bir ceza ya da uyarı gibi bir hamlede bulunmadılar o yürek yemiş savunmanın üstüne. buna ek olarak devlet hava meydanları işletmesi, apron kartının usulsüz kullanıma ilişkin 120 lira ceza kesti.

    yıllar sonra askere gittim geri geldim. ben kıbrıs'ta askerdeyken babam, bu tarz önemli evrakları tuttuğum klasörü bulmuş ve ifade tutanağımı okumuş. askerden geldiğimde önüme çıkardı bu nedir diyerek. olayın üzerinden çok zaman geçmesinin ve olumsuz bir sonuç doğurmamasının rahatlığıyla olayı aynı bu şekilde izah ettim.

    yıllar geçse de unutulmayacak, görev yeri ve ayrıcalıkları sebebiyle herkesin kolay kolay bulaşamayacağı bir suç isnadına maruz kaldım. dost meclislerinde konu illegal olaylara geldiğinde gururla insan tacirliği günlerimi anlatır oldum.

    not: 2010 yılında atatürk havalimanında çalışmış kimse varsa olayı kesin duymuştur. yok aramızda duyan eden yoksa da ifade tutanağım hala duruyor bende.
53 entry daha