şükela:  tümü | bugün
21655 entry daha
  • tarih, ölüm konusunda istisnalarla doludur. insanların çoğu onu sınırları kesinlikle belirli, netliğinden kuşku duyulmayan acabası olmayan bir durum olarak düşünür, ki bu durum kesinlikle yanlıştır. ölümün kendisinde bir belirsizlik yoktur ama her ölüm olayını saptamak, işin sorun yaratabilecek yanı işte budur. hiçbir uygarlık ölümü kesin olarak tanımlayamamıştır. bir insanı hangi durumda ölmüş kabul edeceğiz? kalbi durunca mı?beynindeki her türlü elektriksel etkinlik sona erdiğinde mi? bu belirtilerin herhangi birini gözlemlediğimizde, ölümün gerçekleşmiş olduğu kesin değildir. bu belirtilerin hepsi tek bir insanda görüldüğü halde o insanın ölmediğine defalarca tanık olunmuştur.

    dünyanın her yerindeki doktorlar, benzer olaylara rastladıklarını düzenli olarak bildiriyor, yani ölüm belirtilerinin görünürde var olduğunu ama hastanın aslında ölmediğini. 1960’lı yılların sonunda sheffield’ de ingiliz doktorlar, taşınabilir bir kardiyografi cihazını denemek amacıyla morga indiler ve orada aşırı dozda aldığı uyuşturucudan öldüğü varsayılan bir kadının kalbinin atmakta olduğunu gösteren belirtilerin varlığını şaşkınlıkla saptadılar. müdahale etmeselerdi kadın diri diri gömülecekti.
    bir ingiliz doktor 1905’te konu üzerinde bir araştırma yaptı ve insanların görünürdeki belirtilere göre ölü kabul edildiği ama henüz diri oldukları için son anda gömülmekten kurtulduğu tam 109 vakaya rastladı. bu durumun farkına varılmadan gömülen insanların sayısını saptamaya olanak yok. bir yüzyıldan bu yana her şey gelişti elbette, en azından bilim dünyasında. ama ölüm ve ölüme ait gizler karanlıkta kalmayı sürdürüyor. ve tıp alanında bu örneklere bugün hala sıkça rastlanıyor, bunu kesin olarak kabul etmemiz gerek.

    sağlık personeli bir hastanın öldüğünü saptamak için üç anahtar öğeyi temel alır. yani, daha çok genel olarak iki öğeyi, çünkü göz bebeği hareketlerinin ölümden sonra uzun süre devam edebileceği bilinmektedir. geriye solunum ve kalbin atması kalır.
    kimi zaman solunum o kadar zayıftır ki fark edilemez, hatta kimi zaman bir süre kesilir, sonra yeniden başlar. öte yandan çok uç vakalarda tansiyonun ölçülemeyecek kadar düşmesine sık rastlanır. kimi zaman talihsiz bir kalp damar olayı bir insanı derin bir narkoz durumuna sokabilir ve bu durum görünürde ölüm belirtilerinin hepsiyle çakışabilir ve hasta diri diri gömülebilir.

    bugün bir hastanın öldüğüne emin olmanın güvenilir tek yolu, beyin ve kalp etkinliğini ölçmektir; bu gereç ve zaman, dolayısıyla para gerektirmesinin dışında %100 güvenilirlikten yoksundur, çok az da olsa yanılma payı vardır çok az ama gerçek bir yanılma payı.

    tetrodotoksin, son derece güçlü bir nörotoksindir. günümüzden yaklaşık beş bin yıl önceden beri biliniyor, dünyanın ilaç yapımıyla ilgili çin kökenli en eski kitabı olan pentsao chin’de adı geçiyor. ayrıca tarihte her zaman örneğin eski mısır’da hiyerogliflerde ve mezarların üzerinde pulsuz balık yemenin yasaklandığından söz ediliyor. bu yasak, kızıldeniz’de bulunan kirpibalığı yüzünden getirilmiş. çünkü tetrodotoksin balıklarda bulunur. tetrodon ya da balonbalığı adı verilen cinslerde bulunur, zehrin adı da buradan gelir.

    tetrodotoksin, kokainden yüz altmış bin kez daha güçlüdür ve etkisini pişirilmekle ya da dondurulmakla kaybetmez. dolayısıyla balığı hazırlayabilmek için çok iyi bilgi sahibi olmak gerekir. bu sanat, balığı, içindeki toksinin tamamen atılmayıp yoğunluğunun öldürücü olmayacak düzeye düşürülerek hazırlanmasıdır; bunun amacı da duyguları uyararak insan üzerinde önemli bir fizyolojik etki yapmasını sağlamaktadır.
    japon doktorlar her yıl yedikleri balık yüzünden tetrodotoksin zehirlenmesine uğrayan hastaların bir bölümünün nasıl öldüğünü, ilk başta öldüğü sanılan bir bölümünün de sonradan nasıl yaşama döndüğünü anlatıyor. bu yüzden bugün japonya’da balonbalığından zehirlenme vakalarında ölüm meydana geldiğinde, cesedin üç gün bekletilmesi gerekiyor.

    tetrodotoksinin en temel etkisi, kurbanının solunumunu bloke edip kalp ritmini ölçülemeyecek dereceye düşürerek felç etmektir. hasta bu aşamada klinik olarak genellikle ölmüş kabul edilir, kurban gerçekten de ölümün eşiğindedir. kimi hastalar gerçekten kısa bir süre sonra ölür ama hepsi değil. tanıklara göre zehirlenme kurbanlarının bir kaç saat hatta birkaç gün sonra kendine geldiği olur. organizmaları tıbbi bir müdahale olmaksızın, kendiliğinden yeniden harekete geçer ve kalp ritmi, solunumla birlikte normale döner. oysa kış uykusunu andıran bu durumda insanlar, soğuk bölmelerde, örneğin kadavraların korunduğu +4° sıcaklıktaki bölmelerde birkaç saat kaldıktan sonra bile normal yaşama geri dönebilirler.

    ( maléfices, maxime chattam s. 244. éditions michel lafon, 2004)
800 entry daha