şükela:  tümü | bugün soru sor
476 entry daha
  • belki de tüm bunların yani orgazm olamayan kadının, erken boşalan erkeğin ve bu eksende dönen didişmelerin kaynağında cinsellik değil de iletişimsizlik, karşıdakine açılamama ve onun sonucunda gelen gerginlik, kendini bir başkasına bırakmakta zorlanmanın etkileri gibi şeyler vardır. biriyle yatağa kadar gitmek ve giysileri çıkarmak gerginliği, kafamızın içindeki tantanayı ruhumuzdan söküp atmayı getirmez. hatta karşımızdaki kişiyle aramızda duvarlar varsa cinsellik yakınlaştırıcı olmak yerine tekinsiz bir hal bile alabilir. iki kişinin de her an şüphe içinde sevişmeye çalıştığı o anları deneyimleyen pek çok insan vardır: "acaba ne yapsam?" ," acaba ne yapacak?, "şimdi ne yapmalıyım?", " zevk alıyor mu?", "zevk veriyor muyum?".... sayısız soru işareti ve sonsuz şüphe. iki kişinin birbirine en yakın olduğu anlarda da soru işaretleri bitmiyor, bilinçdışında ne varsa konuşmayı sürdürüyor ve tabiri caizse keyfimizin içine ediyor. kafanın içerisinde soru işaretleri dönüp dururken ve bir yanda da tümüyle çıplakken, yani aslında ruhsal olarak da örtülerden arınmışken, sevişmek hiç de kolay bir şey değil. arada rahatlığı getiren bir bağ kurulamamışsa o seksler kaygıların altında ezile büzüle garabet bir hal alabilir. yatakta dört kişi olduğumuzu söyleyen psikanalistlere kulak verin: erkek, kadın, erkeğin bilinçdışı, kadının bilinçdışı. erkek ve kadın anlaşmaya çalışır ama bilinçdışlarında bu anlaşmaya direnen bir şeyler hemen hiç eksik olmaz. yataktaki küçük kazaların sebebi de tam olarak bilinçdışının aykırı, ayırıcı sesleridir. o seslerin kaynağını bulup da ne dediğini anlamadan belki de asla yanyana gelemeyecek cinsellik ve ilişki sözcükleri. işte bu yüzden cinsel ilişki deyip geçmemeliyiz çünkü çoğu zaman cinsellik ve ilişki apayrı yerlerde duruyorlar, birbirlerinden türlü biçimlerde ayrılmış haldeler ve bu iki sözcüğü yeniden birleştirebilmek için yatağın dışında çabalara ihtiyaç var. ruhumuza barış gelmeden bir başka bedenle birleşmemiz o kadar zordur ki, cinsellik baş belası bir şeye dönüşür bunun sonucunda.

    bence sorun yatağın ötesinde. olay yatağa kadar geldiyse ve kaygılar hala görünüyorsa iki tarafa da geçmiş olsun. iletişim kurmayı beceremeyen iki insan birbiriyle sevişmeyi nasıl becerebilsin ki? cinsellik de yakınlığın aşamalarından biri ama iletişimden çok daha sonraki bir aşama. ve şöyle bir özelliği de var bana göre, eğer cinselliğin öncesindeki iletişimlerde gerginlik ya da çatışma biriktiyse sevişirken de bir şekilde görünür hale gelir. aslında ruhsal örtülerimizi atıp da sevişeceğimiz kişiye kendimizi açık etmek istemediğimizden de, bunun kaygısını taşıdığımızdan da oluyor tüm bu cinsel ketlenmişlikler.

    türk insanı birbiriyle konuşmayan bir millet. erkeklerle kadınlar arasındaki iletişim sorunlarıysa bir felaket. ortada bu denli iletişimsizlik varken cinsellikte doyumun olması da pek de mümkün değil. cinsellik şu anlama geliyor bende: karşımdakine açılmak. birlikte olduğum kişiye kendimi bırakmak istiyor muyum? eğer bu noktada en ufak bir şüphe varsa, rahatlayamamışsam, doğal olarak karşımdakini de rahatlatamam. cinselliği ve orgazmı rahatlatıcı bir aktivite olarak düşünerek hataya düşüyoruz çünkü rahatlık cinselliğin öncesinde yer alır ve eğer sağlanabilmişse, cinsel ilişki de rahattır. kaldı ki orgazm kendini şiddetle dışa vuran bir kesinti anıdır ve oraya kadar tırmanabilmenin ön şartı rahatlıktır.

    kadının orgazm olamaması da hoşnutsuzluğunun bedensel göstergelerinden biri. bir şey onu rahatsız ediyor, rahatsızlığına yol açan neden kendini yatakta bile dışa vuruyor. bunun nedeni hemen her şey olabilir. aynı rahatsız edici neden erkekte ereksiyon kaybına ya da erken boşalmaya yol açan şey de. çözümüyse iletişim kurmakta. masada oturduğunuz kişiden, yatakta yüzüne baktığınız, dokunduğunuz kişiden bu sinyalleri alamayacak kadar kendinize dönükseniz zaten ortada sevişme falan değil sadece adı sevişmek olan ama içerik olarak tek kişilik hazzın ötesine geçememiş tuhaf bir durum vardır. ve yine, eğer biriyle anlaşabiliyorsanız kimin orgazm olduğu, ne kadar süre boyunca sevişildiği gibi niceliksel ayrıntılar da önemini yitirir. cinselliğin zevki de ayrıntıların önemini yitirdiği o rahatlık anlarında gelir zaten: keyfimize bakmaya başlarız. ilişki kurduğumuz kişiden o rahatlatıcı sinyalleri bir kez aldıysak ve onu içselleştirdiysek şüphelerin yerini kendini anın içine bırakma hali alır. cinsel ilişkiyi en güzel tanımlayan deyiş olabilir "keyfine bak". iki kişi arasında bu rahatlık oluştuysa birinin diğeri için bir şey yapmasına gerek kalmaz ve zaten sevişmek de birini orgazma ulaştırmak anlamına gelmez. esas olan keyfine bakmaktır, keyifli anlar yaşamaktır, bazen karşıdakini unutarak kendi zevkine dalmaktır ve tüm bunların sonunda çoğu zaman orgazm oluruz ki bu da ona anlamını verir: keyfin sınırı, bir sonraki ana kadar cinsel zevkin sona erişi.

    bir an orgazm olamadığınızı ve bu keyfin her an sürdüğünü hayal edin: köpek balıkları üç hafta boyunca aralıksız sevişiyorlarmış mesela. eğer orgazm olmasaydı keyif önce yorucu, sonra can sıkıcı, en sonundaysa bezdirici bir hal alırdı. orgazm olmak bu yüzden önemlidir, tadında bırakmak için. doksan dakika aralıksız sevişen erkekler belki de hiç zevk almıyorlar, tıpkı orgazm olamayan kadınlar gibi.
274 entry daha