şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • umarım artık huzura erecek olan.

    inadını kırıp gitti o doktora. anlattı da anlattı. korkularını, saçmalıklarını, hayattan alamadığı zevki. olmayan bir şeyi açıklamanın ne kadar zor olduğunu ilk orada kavradı. hayır, doktoru ona hiç intihar etmeyi düşünüp düşünmediğini sesi titreyerek sorduğunda şaşırmadı. orada o kadar umutsuzca sarf etmişti ki bazı cümleleri, bu soru kaçınılmazdı. düşünmemişti intiharı hiç de, zaten ölüydü ki. bir ölüyü bir kez daha nasıl öldürebilirdi ki? anlattıkça karşısındaki tatlı doktorun üzüldüğünü görüp kendine biraz daha üzüldü içten içe. doktorun söyleyeceği şeyleri az çok tahmin ediyordu, kendisini hazırlamıştı fakat doktoru, ondaki sorunun azımsanacak bir sorun olmadığını, ilaç tedavisinin şart olduğunu söylediğinde içi burkuldu biraz. pandora'nın kutusu bir kere açılmıştı hayatında daha önce, umut kalmıştı az da olsa içerde. normal olma ihtimali, herkes gibi olma düşüncesi ise gerçek bir umuttu. neyse ki, en kötüsüne hazırlandığı için derin bir nefesle o an kabullendi hastalığını ve bunun çözülmesi gerektiğini. korkusu dışında tabii ki. ilaç tedavisinin zaten melankoliye yatkın ruh halini daha kötü etmesinden korkuyordu. tatlı doktoru hemen yetişti o an, korkma dedi ona; düşük dozajla başlayacağız, kötü düşünme. biraz rahatladı fakat uyku ilacına ihtiyacı olmadığını söylemeden de edemedi. o kadar da değildi. yoksa öyle miydi? bilemedi yine o saniye karloff, o saniyedeki milyonuncu defa belki de. aldı reçetesini teşekkür ederek, zor da olsa gülümsemeyi başardı doktoruna, iyi bir başlangıçtı. iyi hissettirmişti sanki, olmayan sorununun bir başkası tarafından bilinmesi. tanımadığı birinin bilmesi iyi gelmişti içindekleri. normal karşılanması da öyle. hayatında hiç bu kadar objektif olmaya çabalamamıştı kendi ile ilgili meselelerde. ilk defa ağzından "gerçekten çok kötü hissediyorum ben." cümlesi dökülebilmişti. garip geliyordu tüm bunlar.

    hastaneden dışarı çıktığında bir kuş geçti üstünden. baktı bir saniye kadar. kaderin cilvesi diye düşündü karloff, kalkıp gitmek istedi o şehirden. çalmaya başladı kafasında şarkılar. ceplerini yokladı fakat hiçbir şey yoktu. tüm bunlar, o ceplerde artık bir şey olmadığını kabullenmek içindi bir bakıma. şarkılar çalmaya devam ediyordu. bu sefer farklıydı. daha anlamlıydı her şey, ne kadar saçmalarsa en az o kadar anlamlılardı. kurtulmalıydı artık bu tezatlardan karloff. ve garip bir şekilde, uzun süre önce kendine dünyanın en samimiyetsiz cümlesi olarak seçtiği o cümleyi söyledi birden: siktir et.

    belki o an edemedi ama etmeliydi karloff, ancak ettiği gün erecekti huzura. sonunda bağıra bağıra kansas söyleyebilecekti.
    kansas söyleyebilmek için yapacaktı tüm bunları, başka bir şey için değil. zor olacaktı lakin buna değerdi.

    değecekti. huzura erecekti tüm bunlar bitince, artık ağlamayacaktı karloff.