şükela:  tümü | bugün soru sor
5 entry daha
  • hû dost yâr

    cuma gecesiydi, hicran içinde savrulurken gezi parkı’nda bir bankta kalakalmıştım. oturduğum yerden devam ediyordum düşüşüme. pek olmadı ki iki genç insan yaklaşarak yanımdaki banka geçtiler. aramızda ağaç vardı. daha sonra birisi, ağacın arkasından belirip çakmak olup olmadığını sordu ingilizce. evet dedim, biraz daha yaklaştı. ceplerimi, çantamı karıştırıyordum, hemen çıkmadı çakmak. üzgün görünüyorsun neyin var diye sordu. ne diyeceğimi bilemedim, ağzımdan “seçimler yüzünden” sözcükleri döküldü. ne seçimleri dedi ki “bu pazar yapılacak türkiye genel seçimleri” cevabını çakmak ile uzattım. bir anda “her geleni hızır bilmeye ne oldu?” sesini duydum içimde. yüzüne baktığımda sigarasını yakmıştı gülümsüyordu. tanıdık bir güzelliği taşıyan yüz, sanki anne gibiydi, yâr gibiydi. dost gibiydi. ender rastlanacak şefkat eşliğinde “üzgün olma tamam mı?” demesiyle sıcaklık ve rahatlama her tarafıma yayıldı. ancak teşekkür edebildim, sessizce ağacın ötesindeki yerine ilerledi. içimde yüzü döndü, sözleri döndü, aktıkça aktı. sonra ben de aktım. birlikte akmaya başladık. ne kadar aktık bilemiyorum. kaç dakika kaç saat sürdü bu ılık akış. nihayetinde sanki dar bir ağızdan şişeye dolduk ve kahkaha olarak fışkırdık. yıllardır ağzımdan çıkmamış frekansta bir kahkaha ağaçlarda, lambalarda, zeminde yankılandı ve dokunduğu her yerden kulağıma geri dönüp beni ayağa fırlattı. bitmeyecek güçle dolmuştum, koşasım vardı. tam ilk adımımı attım, içimdeki ses “dost” diye inledi. geri aldım ilk adımı, onlarla aramızdaki ağaca döndüm, izzet ile eğilip elif selamı verdim ve ağacın arkasından “hû hû” çığlıkları yükseldi. geri çekilip koşar adım menzile koyuldum, meydanı geçerek inönü caddesi’ne vardım. ne yürüyor ne koşuyordum. süzülüyordum. akıyordum. beş yıl önce, son buluşmamızda yâr ile koşarak katettiğimiz güzergahtı bu, şehitler parkına inen, dolmabahçe’den beşiktaş iskelesi’ne bağlanan. birlikte aktığımız güzergah. güzergahı tamamladığımda deniz müzesi’nin arkasındaki havuzda dinlendim uzun uzun. havuz durağandı, ama içinde göze görünmeyen bir akıntı yerleşmiş. kuru yapraklar, döne döne dolanıyor içerisinde. katı yapraklar, durağan suda akıntıyı gösteriyor. önceden suya hiç bu kadar uzan baktım mı bilmiyorum. su olmak istedim, su ben olsun istedim. kavgalar koptu, fırtınılar esti iskelede. suyla bulaşan dinginliğim bozulmadı. fırtınalardan akarak barborus’un türbesinin duvarlarına dayandım. parmaklıklardan tutunarak şehitlerin, gazilerin sessiz taşlarını seyrettim. saat birde kalkacak son otobüse yetişmek için, yeniden taksim’e dönmek üzere kudret topladım. vardığımda bire on vardı. meydan durağında otobüsü beklerken telefonumu aldım elime. o genç insan hazreti peygamber miydi, hazreti pir miydi, bu huzurun sebebi ne düşünceleri ile telefon ekranını seyrederken yârin kullanım dışı kalmış numarasını açtığımı fark ettim. en son beş yıl önce sesini iletmişti bu numara. rakamlar dönmeye başladı. derken geldi otobüs. kalabalıktı. oturacak yer yoktu. orta alanda, biniş kapısına dönük bir yer edindim kendime, tutundum sarı, madenden boruya. tarlabaşı durağı’na vardık. kapılar açıldı. bir anda ritim değişti kalbimde. gözüm kapıya kaydı. öyle bir güzellik adım attı ki otobüse, otobüs cennet bağlarına dönüştü. güzellik süzüldü, aktı aktı, geldi tutunduğum boruya tutundu. boru boru değildi artık, gül dalıydı. yârdı gelen. beş yıl sonra gözlere nasip olmuştu yine görmek. bütün güç kudret çekildi bedenimden. o bağın toprağı olmak üzere zemine boşalmak yaşam amacım oluverdi. kırıldı dizlerim, eğildi başım. son akıl kırıntısı, rezil etme leyla’yı diye seslendi. kaldım. rüsva hâlimle kaldım. ilerlemesini istediler yârdan. yanımdan ayrılırken rezillik sözcüğü çıktı ağzından. rezilliğime rezillik kattı. ancak yâr da geldiyse şimdi, demek ki gelen, kesinkes dosttu. dost, yâr’e katıldı, yol boyunca aktık. yaşlar da bizimle aktı. dualar, niyazlar aktı. bu selin içinde ineceğim durak kalmadı. sade sel kaldı. sonunda yâr bağı terk ettiğinde, akıntı kapıdan çıktı beni de sürüklüyordu. kapıya vardığımda kendime geldim, inmekten sakındım. ama yürek durmadı. ilk durakta indi koşarak peşine düştü yârin. hiç görmediği, bilmediği, caddelerde sokaklarda koşturup durdu. sordu soruşturdu bulamadı. bir meydanlık yere varınca, tanıdı mekânı. eyüp sultan camii’ydi. kapılar kapalıydı. türbeye yakın pencereden, sütunçeleri öpüp niyaza başladı. ayrılırken karanfil gördü yerde. öptü karanfili, alnına koydu. gül kokuyordu karanfil.

    hû dost yâr