şükela:  tümü | bugün
67 entry daha
  • kaldığımız yerden (bkz: çingeneler/#7929536) devam ediyoruz...

    3. kimdir nedir bu çingeneler? nereden gelmekte, nereye gitmektedirler?

    her ne kadar ingilizce’de çingene (gypsy) sözcüğü kökenbilimsel anlamı itibariyle mısır’a (egypt) göndermede bulunmakta (zira orta avrupa’ya ilk gelen çingeneler kendilerini mısırlı ve “firavun’un halkı” olarak takdim etmiştir) ve çingenelerin kökleri ve kökeni ihtilaf arz eden bir konu olsa da yaygın kanaat bu halkın “hindistan’ın unutulmuş çocukları” olduğu yönündedir. (1) en eski kuramlardan biri çingenelerin ‘çıkış’ının* iskender’in hindistan’ı kuşatmasının akabinde olmuş olacağını savlamaktadır. yarı-destansı bir başka açıklama firdevsî’nin ‘şehname’sinde yer alır. buna göre sasani hükümdarı behram gur, kuzey hindistan’ın kralı shankhala’dan kendisine büyük bir müzisyen topluluğu göndermesini rica eder. gelen müzisyenlerin icrasından ziyadesiyle mesut ve bahtiyar olunca da der ki bunlara “siz hiç gitmeyin, kalın benimle”. müzisyenler için hava hoştur. fakat ne yaparlar efendim, müzisyen bunlar sonuçta, tarla ekemez, ekin biçemez, koyunu kuzuyu otlatamazlar- tek bildikleri yemektir, içmektir; vur patlasın, çal oynasındır; bu ne gam, ne kederdir. e tabi bizim esas oğlan bu işe çok bozulur, “defolun uleaygn!” der ve kovar bunları memleketinden; çingeneler de avrupa’ya göçer. şimdi bu hikayeyi bir tarafa bırakalım da ciddi bir sava bakalım isterim. balkanlar’da çingene varlığına ilişkin en güvenilir kanıtlar bizans imparatorluğu zamanına işaret etmektedir. pek meşhur bir dilbilimci olan franz miklosich amca’ya göre çingeneler bizans’ta ilk defa 1054 senesine tarihlenen “athos’lu aziz george’un hayatı” adlı kitapta belirgin olarak zikredilmiştir. burada yazmaktaymış ki, samaria şehrinden istanbul’a pek çok “atsingani” gelmiş (bizim ‘çingene’ sözcüğü de bu ‘atsingani’ sözcüğünden geliyor sanırım). bu atsingana’ların, yani çingenelerin doğru düzgün bir meslekleri yokmuş, oradan oraya gezip dururlarmış ve nam saldıkları uğraşları olan büyücülük, gaipten haber verme gibi işlerle tanınırlarmış. gel zaman git zaman imparator’un canım bahçelerine vahşi hayvanlar dadanır olmuş. imparator da bakmış başka çare yok, “çağırın gelsin şu büyücü müdür, atsinaa mıdır nedir onları, bu işi halletsinler” buyurmuş. bizim atsinganiler de kralın yüzünü kara çıkarmamış, bu vahşi yaratıkları zehirli et yedirme suretiyle öldürmüşler. kral çok şaşırmış. öyle bir gaza gelip “benim köpeğime de yapın bu büyüyü de görelim bakalım” demiş (valla hikayenin burasını ben de anlamadım; çocuk musun sen kardeşim, kralsın, ne uğraşıyorsun köpekle, çingeneyle allallaaa). neyse efendim, hikayenin tam burasında kahramanımız çıkıyor, yani bu athos’lu aziz george ve zehirli etin üzerinde haç çıkarıyor, köpeği kurtarıyor, atsinganiler’in de saray macerası böylece sonlanıyor. efendim bu “atsingani” sözcüğünün kökenbilimine ilişkin de bazı muhtelif kuramlar bulunmakta ama ben en önemli olduğunu düşündüğüm tek bir tanesini söyleyeyim: bu sözcüğün “tsigani” diye bir sözcükten türetildiği düşünülmekte ki bu tsigani sözcüğü manichean diye bir dine inanan yada bunun gibi gaipten haber veren, el falına bakan, şeytan çıkaran, karından konuşan falan sapkın* bir topluluğun insanlarına gönderme yapmakta. bunun neden önemli olduğunu kapitalist dünya-ekonomisi’yle çingeneler arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalışırken değineceğiz. son olarak da şunu vurgulayalım.. bu çingenelerin muhtemel üç göç yolunu kullanarak avrupa’ya vardıkları düşünülüyor: birincisi, önce suriye’ye ve filistin’e gitmiş olabilirlermiş, ki oradan da mısır ve kuzey afrika’ya geçmişler. ikincisi, ermenistan ve gürcistan üzerinden kuzey yolu denilen yolu seyrederek romanya’ya hatta muhtemel ki balkanlar’a varmışlar. ve son olarak, asıl büyük olan topluluk orta ve batı arupa’ya geçmeden evvel küçük asya balkanları ziyaret etmiş. çingeneler hayatlarını çoğunlukla bakırcılık, kazancılık, demircilik, nalbantlık, tenekecilik, sepetçilik yaparak, ayı oynatarak at ticareti yaparak kazanırlardı. bunu yanında çerçi olanlar, fal bakarak gelecekten haber verenler falan da vardır. ama hepsinin ötesinde, dünyaca meşhur oldukları ve tanrı vergisi bir yetenekleri ve ilgileri olduğu düşünülen müzisyenlik başlıca uğraşları idi.

    umarım kimdir nedir bu çingeneler sorusuna yanıt verebilmişimdir. şimdi daha mühim meselelere geçiyoruz: önce, osmanlı’ya bakalım.

    (1) lal, c., "gipsies: forgotten children of india", 1971.

    --------------------------------------------------
    yakında: osmanlı imparatorluğu'nda çingeneler
252 entry daha